Giriş yap
🏺 Anunnaki

Kayıp bir kent ve fatih bir rahip: Nisaba'nın Ereš'i nerede?

Haritada yeri tam olarak gösterilemeyen bir kentin tanrıçasını anlatmak, biraz karanlıkta yürümek gibi. Nisaba'nın kült merkezi Ereš, Sümer metinlerinde defalarca geçiyor. İlahilerde övülüyor, kral yazıtlarında anılıyor, tapınak listelerinde yerini alıyor. Ama bugün hangi höyüğün Ereš olduğunu kesin olarak bilmiyoruz. Yazının tanrıçasının kenti, kendi adını yazacak bir yazıtla henüz kazıcıların karşısına çıkmadı.

Nisaba'yı daha önce binlerce tabletin son satırına düşülen övgüyle ve tanrılar meclisinin tutanaklarını kimin yazdığı sorusuyla anlatmıştım. Bu kez onun evine gitmeye çalışacağım. Bir de o eve bağlı olduğunu söyleyen, Sümer'in en hırslı krallarından birine.

Ereš hangi höyük?

Ereš'in yeri konusunda birkaç öneri var. Bunlardan en çok tartışılanı, Nippur ile Şuruppak arasında kalan Abu Salabikh höyüğü. Abu Salabikh'te 1960'larda ve sonra 1970'ler ile 80'lerde yapılan kazılarda, erken hanedanlar dönemine ait çok önemli bir tablet grubu bulundu. Bu tabletler arasında Sümer edebiyatının bilinen en eski kopyaları var: Şuruppak'ın Öğütleri'nin erken bir versiyonu, bir tapınak ilahileri derlemesi, sözcük listeleri.

Bir yazı tanrıçasının kentinde bu kadar erken edebi metnin bulunması, çekici bir tesadüf olurdu. Ama Abu Salabikh'in antik adını açıkça veren bir yazıt bulunmadı. Bu yüzden bazı araştırmacılar Ereş önerisini makul bulurken, başkaları başka höyükleri işaret ediyor. Şu an için en dürüst cevap: Bilmiyoruz, ama Abu Salabikh ihtimali güçlü bir aday olarak tartışılıyor.

Tapınak ilahilerinde Ereš

Sümer tapınak ilahileri derlemesi, Akad kralı Sargon'un kızı Enheduanna'ya atfedilen bir eser. Bu derlemede kırk iki tapınak sırayla övülüyor ve her birinin sonunda tapınağın sahibi olan tanrı anılıyor. Ereš'teki Nisaba tapınağına ayrılan ilahi, derlemenin son ilahisi. Ve bu son ilahinin ardından gelen satırda derlemeyi "bir araya getiren" kişi olarak Enheduanna anılıyor.

Bu sıralama bana çok anlamlı geliyor. Tapınakları övmeye başlayan bir yazar, sonunu yazının tanrıçasının evine bağlıyor. Sonra da kendi adını yazıyor. Yazının tanrıçası, yazarın imzasından hemen önce duruyor. Bu, bir tür "teşekkür bölümü" gibi.

İlahide Nisaba, bilgeliğin, ölçünün, hesap tahtasının ve yıldız tabletlerinin hanımı olarak övülüyor. Yani sadece yazı değil, matematik ve gökyüzü gözlemi de onun alanına giriyor.

Lugalzagesi: Nisaba'nın rahibi

Erken hanedanlar döneminin sonunda Umma'nın hükümdarı Lugalzagesi, Lagaş'ı yendi, Uruk'u ele geçirdi ve kendini "ülkenin kralı" ilan etti. Sargon tarafından yenilmeden önce, Sümer'in büyük kısmını bir süreliğine tek bir yönetim altında topladı.

Lugalzagesi'nin Nippur'da bulunan uzun yazıtında kendisi için kullandığı unvanlar dikkat çekici. Kendisini An'ın rahibi, Nisaba'nın lumah rahibi, Umma hükümdarı U-U'nun oğlu ve Nisaba'nın sevgilisi gibi ifadelerle tanıtıyor. Yani Umma'dan çıkan bu fatih, Nisaba ile özel bir bağ kurduğunu ilan ediyordu.

Bu, Nisaba'nın Umma bölgesinde de güçlü bir kültü olduğunu gösteriyor. Belki de Ereš, Umma'nın etki alanında ya da ona yakın bir yerdeydi. Ya da Nisaba'nın kültü, kendi kentinin sınırlarını aşmış, bölgesel bir tanrıçaya dönüşmüştü.

Fatihin yazıtı nerede duruyordu?

Lugalzagesi'nin uzun yazıtı, Nippur'da Enlil'e adanmış taş vazoların üzerine yazılmıştı. Bu vazolar parçalar halinde bulundu ve Hilprecht dönemi Pennsylvania kazılarında gün yüzüne çıktı. Yazıt sonradan bu parçalardan birleştirildi. Metin, Enlil'in Lugalzagesi'ye "ülkenin krallığını" verdiğini, ona aşağı denizden yukarı denize kadar bütün yolları açtığını söylüyor.

Burada dikkatimi çeken bir şey var. Lugalzagesi, krallığını Enlil'den aldığını söylüyor, ama kendini Nisaba'ya bağlı bir rahip olarak tanıtıyor. Yani siyasi meşruiyet Nippur'dan, kişisel kimlik ise Nisaba'dan geliyor. Bir fatih, iki tanrı arasında kendi yerini böyle tarif ediyor.

Yazıtın sonunda Lugalzagesi, Enlil'den ülkesi için huzur ve bolluk diliyor. Halkın "çayır otları gibi" çoğalmasını, ülkenin güvenli bir otlak olmasını istiyor. Bu dil, bir savaşçıdan çok bir çiftçinin dili gibi. Tahıl tanrıçası Nisaba'nın rahibinin ağzından çıkması da çok yerinde.

Ama tarih bu duaya pek kulak vermedi. Lugalzagesi'nin krallığı uzun sürmedi. Akadlı Sargon onu yendi ve bir yazıtına göre boynuna bir boyunduruk takılmış halde Nippur'daki Enlil kapısına götürdü. Enlil'den krallık isteyen adam, Enlil'in kapısında rezil edildi. Nisaba'nın rahibi, yazının yeni efendilerine yenildi; ve ilginç bir dönüşle, Nisaba'nın evini öven ilahiyi derleyen kişi Sargon'un kendi kızı Enheduanna olacaktı. Yazının tanrıçası, yenen ailenin kalemine geçmişti. Bir kraliyet ailesi, yendiği adamın tanrıçasını sahiplenmekte hiç tereddüt etmedi; tersine, onu kendi edebi mirasının son sayfasına yerleştirdi.

Tanrılar arasındaki ilişki

Nisaba'nın ailesi ilginç. Enlil ile Sud'un evlenmesini anlatan metinde Nisaba, Sud'un annesi olarak karşımıza çıkıyor. Enlil, Ereš'e gelerek Nisaba'nın kızını istiyor. Sud, evlendikten sonra Ninlil adını alıyor. Yani Nisaba, Enlil'in kayınvalidesi.

Bu bağlantı, Ereš ile Nippur arasında bir ilişki olduğunu düşündürüyor. Belki de bu mit, iki kentin dini ittifakını bir evlilik hikâyesi olarak anlatıyor. Nisaba'nın eşi Haya, daha az tanınan bir tanrı; depolar ve kayıtlarla ilişkilendiriliyor.

Sonraki dönemlerde Nisaba'nın yazı tanrıçası olarak yeri, yavaş yavaş Nabu'ya geçti. Birinci binyılda Nabu, yazıcıların başlıca koruyucusuydu. Ama Nisaba bütünüyle kaybolmadı; tabletlerin sonundaki övgü formülü uzun süre devam etti.

Akademik okuma

Nisaba üzerine çalışan araştırmacılar, onun aslında bir tahıl tanrıçası olarak başladığını, sonra tahılın sayılması ve kaydedilmesiyle birlikte yazı ve hesapla ilişkilendirildiğini öne sürüyor. Bu mantıklı bir dönüşüm. Mezopotamya'da yazının ilk kullanımı, tahıl ve hayvan kayıtlarıydı. Tahıl tanrıçası, tahılı sayan işaretlerin de tanrıçası oldu.

Nisaba'nın sembollerinden biri olan başak ve kamış, bu ikili kimliği yansıtıyor. Kamış hem bir bitki hem de yazının aracı. Tahıl ile kamış, Nisaba'nın iki eli gibi.

Abu Salabikh'teki erken edebi metinler üzerine çalışan Robert Biggs, bu tabletleri yayımlayarak Sümer edebiyatının ne kadar erken bir dönemde yazıya geçirildiğini gösterdi. Bu tabletlerin bir yazı tanrıçasının kentinde bulunmuş olabileceği fikri, akademik literatürde bir ihtimal olarak tartışılıyor ama kesin bir yargı gibi sunulmuyor.

Sitchin ve Nisaba

Sitchin'in kitaplarında Nisaba neredeyse hiç geçmiyor. Bu da şaşırtıcı değil. Onun anlatısı tanrıları uzay yolcuları, mühendisler, savaşçılar ve yöneticiler olarak görüyor. Bir yazı ve tahıl tanrıçası bu şemaya kolay girmiyor.

Sitchin'in takipçileri arasında ise Nisaba bazen "Anunnaki'nin kayıt tutucusu" ya da "bilgi bankasının koruyucusu" olarak anılıyor. Bu yorumlarda, yazının insanlara Anunnaki tarafından verilen bir teknoloji olduğu, Nisaba'nın da bu teknolojinin sorumlusu olduğu öne sürülüyor.

Akademik okuma ise yazının Uruk döneminde muhasebe ihtiyacından yavaş yavaş geliştiğini, ilk tabletlerin kaba sayım işaretleri ve resim işaretlerinden oluştuğunu gösteriyor. Bu tablo, yazının dışarıdan hazır olarak verildiği fikriyle pek uyuşmuyor.

Forumlarda Nisaba

Forumlarda Nisaba en çok "yazının tanrıçası" ve "ilk kadın yazar" başlıkları altında anılıyor. Enheduanna ile birlikte, kadınların erken yazı kültüründeki rolüne dair tartışmalarda sık sık karşımıza çıkıyor.

Bir tarih forumunda biri, Abu Salabikh'in gerçekten Ereš olup olmadığını sordu. Cevap veren bir kullanıcı, bunun bir öneri olduğunu, ama yazıtla doğrulanmadığını açıkladı. Bir başkası, Irak'taki birçok höyüğün antik adının hâlâ bilinmediğini, bunun Mezopotamya arkeolojisinde çok yaygın bir durum olduğunu hatırlattı.

Türkçe forumlarda Nisaba daha az biliniyor. Ama yazı tarihi üzerine açılan başlıklarda, "Sümerlerin yazı tanrıçası" olarak birkaç kez anılıyor. Orada genellikle Nabu ile karıştırılıyor ya da ikisinin aynı tanrı olduğu sanılıyor. Aslında biri ötekinin yerini zamanla almış iki ayrı figür söz konusu.

SohbeX teorisi: İmzasız kent

Bu bölüm spekülasyondur.

Yazının tanrıçasının kentinin, adını yazan bir yazıtla bulunamamış olması bana ironik geliyor. Belki de bu bir tesadüf değil. Belki de Ereš, kendi adını yazmaya ihtiyaç duymayacak kadar yazıyla iç içe bir yerdi. Bir yazı okulunun duvarlarında kendi adını yazmazsınız; herkes zaten nerede olduğunu bilir.

Bir de şu ihtimal var: Ereš belki tek bir höyük değil, birbirine yakın birkaç yerleşimden oluşan bir kutsal bölgeydi. Bu yüzden tek bir kazı onun bütününü ortaya çıkaramıyor. Abu Salabikh, bu bölgenin bir parçası olabilir.

Lugalzagesi'nin Nisaba'nın rahibi olması da başka bir şey düşündürüyor. Belki de büyük fatihler, yazının tanrıçasına bağlılık göstermeyi önemsiyordu. Çünkü bir krallığı yönetmek, onu kaydetmek demekti. Kayıt tutamayan bir kral, ülkesini de tutamazdı.

Siz ne dersiniz?

Bir kentin yerini bilmeden onun tanrıçasını anlamaya çalışmak sizce eksik mi kalır? Yoksa bazen bir tanrının nerede oturduğundan çok, kimlerin onun adını taşıdığı mı önemlidir? Ben Ereš'in bir gün bulunacağına inanmak istiyorum. Ama bulunduğunda, belki de bizi en çok şaşırtacak şey, orada yazılmış en eski satırların ne kadar gündelik olduğu olacak.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap