Giriş yap
🏺 Anunnaki

İştar ve meclis: Tanrılar ondan korkunca ne yaptı?

Bir toplantı odası hayal edin. İçeride herkes huzursuz. Konu, odada olmayan biri: kimsenin kontrol edemediği, öfkesi dinmeyen, kimseyi dinlemeyen bir meslektaş. Biri diyor ki: "Onunla kimse başa çıkamıyor." Bir başkası: "O zaman ona bir rakip yaratalım."

Bu sahne, Eski Babil döneminden kalan bir şiirde neredeyse aynen geçiyor. Şiirin modern adı Agušaya İlahisi ya da Agušaya Şarkısı. Konusu İştar. Daha doğrusu, İştar'ın öfkesinden korkan tanrıların, ona karşı bir ayna yaratması. İştar'ı Gılgamış'ı reddeden tanrıça olarak anlatmıştım. Burada ise tanrıların onu nasıl gördüğünü konuşmak istiyorum.

Az okunan bir şiir

Agušaya, Mezopotamya edebiyatının en az bilinen ama en ilginç metinlerinden biri. İki tablet halinde korunmuş, ama tabletlerin bazı kısımları kırık. Dili Eski Babil Akkadcası ve oldukça zor; bazı kelimelerin anlamı hâlâ tartışmalı.

Şiirin sonunda Hammurabi'nin adı geçiyor. Bu yüzden metin, büyük ihtimalle Hammurabi döneminde, yani MÖ on sekizinci yüzyılda yazılmış ya da en azından o dönemde kopyalanmış.

Agušaya adı, İştar'ın bir lakabı. Anlamı kesin değil; bazı araştırmacılar onu dönen dansla ilişkilendiriyor. Şiirin sonunda kurulan festival de bu dansla ilgili. Ama sırayla gidelim.

İştar'ın öfkesi

Şiir, İştar'ın gücünü ve öfkesini öven uzun bir girişle başlıyor. İştar savaşta coşuyor, düşmanları eziyor, kimse ona karşı koyamıyor. Bu kısım, bir övgü şiiri gibi.

Ama övgünün tonu, yavaş yavaş başka bir şeye dönüşüyor. İştar'ın gücü o kadar büyük ki, tanrılar bile ondan rahatsız. Onun gürültüsü, coşkusu, öfkesi bütün evreni sarsıyor. Bir noktada, tanrıların bu duruma bir çare aradığını anlıyoruz.

Bu kısım bana Atrahasis'teki insanların gürültüsünü hatırlatıyor. Orada Enlil, insanların gürültüsünden uyuyamıyor ve onlara karşı önlemler alıyordu. Agušaya'da ise gürültü yapan bir tanrıça, ve önlem alan Ea.

Ea'nın çaresi

Ea, burada Ninşiku adıyla anılıyor. Bu, Ea'nın bilgelik yönünü vurgulayan bir lakap. Ea, İştar'ın öfkesine karşı bir rakip yaratmaya karar veriyor.

Bunun için tırnaklarının altındaki kiri alıyor. Bu ayrıntı, İnanna'nın Yeraltına İnişi'nde Enki'nin tırnaklarının kirinden iki yaratık yarattığı sahneyi hatırlatıyor. Ea'nın yaratma yöntemi tutarlı: Tırnakların altındaki küçük bir parça topraktan güçlü bir varlık çıkarıyor.

Yarattığı varlığın adı Saltu. Akkadçada "çekişme" ya da "kavga" demek. Saltu, İştar'ın bir aynası olarak tasarlanmış. Aynı güç, aynı öfke, aynı coşku. Ea'nın planı açık: İştar kendi aynasını görünce, kendi öfkesinin ne kadar yıkıcı olduğunu anlayacak.

Bu çok zekice bir çözüm. Bir tanrıyı zorla durdurmak yerine, ona kendisini gösteriyor. Ea, her zamanki gibi, kuvvet yerine akıl kullanıyor.

İki öfkenin karşılaşması

İştar, Saltu'nun varlığını öğreniyor. Şiirde, İştar'ın veziri Ninşubur'un Saltu'yu gördüğü ve İştar'a anlattığı bir sahne var. Ninşubur, Saltu'nun görünüşünü ve davranışlarını tarif ediyor. İştar, bu tarifi duyunca öfkeleniyor.

Şiirin bu kısmı kırık, bu yüzden tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz. Ama sonunda İştar, Ea'ya gidiyor ve Saltu'nun ortadan kaldırılmasını istiyor. Kendi aynasıyla yüzleşmek, İştar'ı rahatsız etmiş.

Ea kabul ediyor. Saltu geri çekiliyor. Ama Ea bir şey daha yapıyor: İştar'ın coşkusu için bir yer, bir zaman açıyor.

Festivalin kuruluşu

Ea, her yıl kutlanacak bir festival kuruyor. Bu festivalde insanlar sokaklarda dans edecek, dönen bir dans yapacak, İştar'ın coşkusunu kutlayacak. Bu dans, şiirde guştu gibi bir kelimeyle anılıyor; anlamı tam belli değil, ama dönmeyle ilişkili olduğu düşünülüyor.

Bu çözüm bana çok derin geliyor. Ea, İştar'ın öfkesini yok etmiyor. Onu düzene sokuyor. Bir festival, bir ritüel, belirli bir zaman. İştar'ın enerjisi, yılın belirli günlerinde, belirli bir biçimde serbest bırakılacak. Geri kalan zamanlarda ise evren sakin kalacak.

Bu, Mezopotamya'nın düzen anlayışının çok güzel bir örneği. Kaos tamamen yok edilmiyor; ona bir yer veriliyor. Tıpkı Enuma Eliş'te Tiamat'ın bedeninden evrenin yaratılması gibi. Kaos, düzenin içinde bir yere oturtuluyor.

Hammurabi'nin imzası

Şiirin sonunda Hammurabi'nin anılması bence küçümsenmemeli. Bir kralın adının bir tanrıça şiirinin kapanışında geçmesi, şiirin kraliyet çevresinde okunduğunu ya da en azından kralın onayını aldığını gösteriyor.

Hammurabi, kendi yasalarının girişinde de birçok tanrının adını sayıyor ve her birine bir hizmet sunduğunu söylüyor. Agušaya'daki anma, bu geniş dini politikanın bir parçası olabilir. Kral, İştar'ın festivalini koruyarak hem tanrıçayı hem de onu kutlayan halkı memnun ediyordu.

Bir kral için öfkeli bir tanrıçanın sakinleştirilmesi hikayesi, bir mesaj da taşıyor olabilir. Düzen, en vahşi güçleri bile yerine oturtabilir. Ve o düzeni koruyan, tanrıların bilgesi Ea ile yeryüzündeki temsilcisi kraldır. Bu son yorum, şiirin kendisinden çok onun okunduğu bağlamdan çıkıyor, bunu da belirtmeliyim.

Meclis nerede?

Bu şiirde tanrılar meclisi açıkça toplanıyor mu? Kırık kısımlar yüzünden kesin bir şey söylemek zor. Ama tanrıların topluca İştar'dan rahatsız olduğu ve Ea'nın bu rahatsızlığa bir cevap verdiği anlaşılıyor. Ea, burada meclisin çözüm üreten üyesi gibi davranıyor.

Bu, Ea'nın diğer metinlerdeki rolüyle tutarlı. Atrahasis'te Ea, Enlil'in kararlarına karşı insanları koruyor. Enuma Eliş'te Ea, Apsu'yu yeniyor ve Marduk'u babası olarak yetiştiriyor. Agušaya'da ise Ea, İştar'ın öfkesini yumuşatıyor. Her durumda Ea, meclisin krizlerini yöneten bilge.

İştar'ın bu şiirdeki konumu da ilginç. O, meclisin bir üyesi, ama meclisin kurallarına uymuyor. Tıpkı Ebih Dağı'na meclise rağmen saldıran İnanna gibi. İnanna yazısında bu bağımsızlığı anlatmıştım. Agušaya, aynı bağımsızlığın meclis tarafından nasıl yönetilmeye çalışıldığını gösteriyor.

Kendi aynanla yüzleşmek

Bu şiirde beni en çok etkileyen fikir, aynalama. Ea, İştar'ı cezalandırmıyor, onu bir aynayla karşılaştırıyor. Ve İştar, aynasından hoşlanmıyor.

Bu bana gündelik hayattan çok tanıdık geliyor. Kendi kusurlarımızı başkasında gördüğümüzde, genellikle en çok o kişiye kızarız. Aslında kızdığımız şey, kendimizin bir yansıması. Agušaya şairi, bunu dört bin yıl önce fark etmiş.

Siz hiç birinin size ne kadar benzediğini görünce rahatsız oldunuz mu? Ben oldum. Ve bu şiiri okuduğumda, İştar'ın Ea'ya koşup "bunu kaldır" demesini çok iyi anladım.

Sitchin'in İştar'ı

Sitchin, İştar'ı Anunnaki'nin en hırslı bireylerinden biri olarak tanımlıyor. Ona göre İştar, Nanna'nın kızı, Utu'nun ikiz kız kardeşi ve kendi gücünü artırmak için sürekli hamle yapan bir tanrıça. Sitchin, İştar'ın uçan bir araçla gezdiğini ve pilot kıyafeti giydiğini öne sürüyor; bu yorumu bazı tasvirlerdeki başlık ve kayışlara dayandırıyor.

Agušaya şiiri, Sitchin'in hırslı İştar portresine bir açıdan uyuyor. Burada da İştar, kontrol edilemeyen ve tanrıları rahatsız eden bir figür. Ama şiirin çözümü, Sitchin'in çerçevesine pek uymuyor. Ea, İştar'a karşı bir silah ya da bir teknoloji kullanmıyor. Bir ayna yaratıyor ve bir festival kuruyor. Bu, siyasi bir manevradan çok, psikolojik ve ritüel bir çözüm.

Akademik yorum, Agušaya'yı İştar kültünün bir festivalinin köken hikayesi olarak okuyor. Şiir, sokaklarda yapılan dönen dansın neden yapıldığını açıklıyor. Bu tür köken hikayeleri, Mezopotamya'da birçok ritüel için anlatılıyordu.

Forumlarda Agušaya

Türkçe forumlarda Agušaya şiirinden bahseden bir başlık bulamadım. İngilizce forumlarda da nadiren konuşuluyor. Bir antik dinler forumunda biri, Saltu'nun İştar'ın "gölge benliği" olarak okunabileceğini, Jung'un gölge kavramına çok uyduğunu yazmıştı.

Bir başka kullanıcı, bu yorumun modern psikolojiyi antik metne fazla yüklediğini, ama şiirin gerçekten de bir yansıma teması taşıdığını kabul etmişti. Bence ikisi de haklı. Jung'u bilmeyen bir Babil şairi, yine de insanın kendi yansımasından rahatsız olmasını gözlemleyebilirdi.

Başka bir kullanıcı ise dönen dansın, sonraki yüzyıllarda Anadolu'da ortaya çıkan sema ile bir bağı olup olmadığını sormuştu. Cevaplar, iki pratik arasında binlerce yıl ve çok farklı dini bağlamlar olduğunu, doğrudan bir bağ kurmanın mümkün olmadığını söylüyordu.

SohbeX teorisi: Festival bir emniyet supabıdır

Bu kısım spekülasyon. Belki Agušaya şiiri, Babil toplumunun kendi içindeki gerilimleri yönetme biçimini yansıtıyordu. Yılın belirli günlerinde düzenin askıya alındığı, insanların sokaklarda coşkuyla dans ettiği festivaller, toplumun biriken enerjisini boşaltmanın bir yolu olabilir. İştar'ın öfkesini festivalle yöneten Ea, belki de bir şehir yöneticisinin dini bir modelidir. Bu yorumun doğrudan bir metinsel kanıtı yok; şiirin yapısından çıkardığım bir benzetme.

Okura soru

İştar'ı düşündüğümde, artık sadece öfkeli bir savaş tanrıçası değil, kendi aynasıyla yüzleşmeye dayanamayan bir figür görüyorum.

Sizce bir toplum, öfkesini yönetmek için festivallere mi ihtiyaç duyar? Ve siz kendi aynanızla karşılaştığınızda, İştar gibi onu ortadan kaldırmak mı istersiniz, yoksa ona bakmaya devam mı edersiniz?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap