İnanna yeraltına iniyor: Yedi kapı, yedi yargıç
Bazı hikâyeler vardır, ilk okuduğunuzda tüyleriniz diken diken olur. Benim için "İnanna'nın Yeraltına İnişi" tam olarak öyle. Bir tanrıça, hiçbir zorunluluğu yokken, kimsenin geri dönmediği bir yere gitmeye karar veriyor. Neden? Metin bunu tam olarak söylemiyor. Ve bence hikâyeyi bu kadar güçlü yapan da bu sessizlik.
İnanna kimdir?
İnanna, Sümer'in en çok yüzü olan tanrıçası. Aşk, arzu, savaş, Venüs yıldızı, Uruk kenti... Akadlar ona İştar dedi. Kimi metinde kıskanç bir sevgili, kimi metinde korkusuz bir savaşçı, kimi metinde de kurnazca Enki'den uygarlığın kurallarını alıp götüren biri. Tek bir kalıba sokmak zor. Belki de zaten amaç buydu.
Kapak görselinde gördüğünüz, British Museum'daki ünlü kabartma "Gecenin Kraliçesi" diye anılıyor. Kanatlı, ayakları pençeli, iki yanında baykuşlar olan bir figür. Kimi araştırmacılar onu İnanna/İştar, kimisi Ereşkigal, kimisi bir başka tanrıça olarak yorumluyor. Tartışma hâlâ açık. Ben bu belirsizliği seviyorum; hikâyemize de yakışıyor.
İniş
Hikâye, İnanna'nın "büyük yukarıdan büyük aşağıya kulağını çevirdiği" bir anla başlıyor. Tapınaklarını bırakıyor, en güzel giysilerini giyiyor, mücevherlerini takıyor, asasını alıyor. Yardımcısı Ninşubur'a da bir talimat bırakıyor: "Dönmezsem tanrılara git, yardım iste."
Yeraltının hükümdarı kız kardeşi Ereşkigal. Kapıcı İnanna'yı görünce durumu Ereşkigal'e bildiriyor ve emir geliyor: Yedi kapıyı da açın ama her kapıda bir şey alın.
Ve İnanna her kapıda bir eşyasını bırakıyor. Tacı, gerdanlığı, boncukları, göğüs süsü, altın yüzüğü, ölçü çubuğu ve en sonunda giysisi. Her seferinde "bu ne?" diye soruyor, her seferinde aynı cevap geliyor: Sus İnanna, yeraltının kuralları böyle, karışma.
Bu kısmı yüksek sesle okuduğunuzda bir ritüel gibi tınlıyor. Tekrar, tekrar, tekrar. Ve her tekrarda biraz daha soyuluyor.
Anunna yargıçlar
Sonunda İnanna çıplak ve eğilmiş halde Ereşkigal'in huzuruna geliyor. Burada Anunna devreye giriyor: Yedi yargıç onun önünde karar veriyor. ORACC'ın tanrılar sözlüğü de bu metni Anunna'nın yeraltıyla ilişkilendirildiği erken örneklerden biri olarak anıyor. Yargıçlar İnanna'ya "ölüm bakışı" ile bakıyor ve İnanna bir cesede dönüşüyor, bir çivi üzerine asılıyor.
Burada şunu belirtmek istiyorum: Antik uzaylı anlatılarında Anunnaki genelde bir uzay ekibi olarak düşünülür. Ama bu metinde onlar, ölüler diyarında hüküm veren, korkutucu, sessiz bir mahkeme. Bu iki imge arasındaki mesafe beni hep şaşırtıyor.
Geri dönüş ve bedel
Üç gün üç gece geçiyor. Ninşubur ağıtlar yakarak tanrılara koşuyor. Enlil reddediyor, Nanna reddediyor. Enki ise, yine Enki, bir çözüm buluyor: Tırnaklarının altındaki kirden iki küçük varlık yaratıyor ve onları yeraltına gönderiyor. Bu varlıklar Ereşkigal'in acısına ortak oluyor, onunla birlikte inliyor ve karşılığında İnanna'nın bedenini istiyorlar. İnanna diriliyor.
Ama yeraltından kimse bedelsiz çıkamaz. İnanna yerine birini bırakmak zorunda. Yanında yeraltı cinleriyle yukarı çıkıyor, kimi vereceğine bakıyor. Yas tutan yardımcılarını vermiyor. Sonra kocası Dumuzi'yi görüyor: Tahtında oturmuş, keyfi yerinde, yas tutmuyor. Ve İnanna onu işaret ediyor.
Hikâyenin bu kısmı farklı metinlerde farklı devam ediyor. Bilinen yorumlardan biri, Dumuzi'nin yılın bir yarısı yeraltında, diğer yarısında kız kardeşi Geştinanna'nın onun yerine gitmesiyle ilgili. Bunu mevsimlerin döngüsüyle ilişkilendiren akademik yorumlar var, ama bu da kesin bir yargı değil.
Metnin parçaları nereden geliyor?
İnanna'nın yeraltına inişini anlatan Sümerce şiir, çoğunlukla Nippur'da bulunan Eski Babil dönemi tabletlerinden birleştirilmiş durumda. Samuel Noah Kramer, yirminci yüzyılın ortalarında bu parçaları bir araya getiren isimlerden biriydi. Daha sonra Akadca, daha kısa bir versiyon da bulundu: "İştar'ın İnişi". Bu versiyon Ninova'dan ve Asur kentinden çıkan kopyalarla biliniyor. İki metin arasında farklar var; Akadca olanı daha kısa ve sonu farklı bir ritüel bağlamına bağlanıyor.
Oxford'un yürüttüğü Sümer Edebiyatı Elektronik Metin Külliyatı, yani ETCSL, Sümerce versiyonun tam çevirisini internette ücretsiz yayımlıyor. Merak eden herkes oturup okuyabilir. Ben ilk okuduğumda en çok şaşırdığım şey, metnin ne kadar tekrarlarla dolu olduğuydu. Her kapıda aynı diyalog, sadece çıkarılan eşya değişiyor. Bu tekrarlar, metnin yüksek sesle okunmak ya da söylenmek için yazıldığını düşündürüyor.
Ereşkigal ve kız kardeşlik
Yeraltının kraliçesi Ereşkigal, İnanna'nın ablası. İnanna'nın iniş bahanesi, Ereşkigal'in kocası Gugalanna'nın cenaze törenine katılmak. Ama metin bunun gerçek sebep olup olmadığını pek söylemiyor. Pek çok yorumcu İnanna'nın yeraltını da yönetmek istediğini, yani hırsının onu oraya götürdüğünü düşünüyor.
Ereşkigal'in tepkisi çok insani. Kız kardeşinin süslenmiş hâlde geldiğini duyunca öfkeleniyor, kapı bekçisi Neti'ye kapıları tek tek açıp her kapıda bir şey almasını söylüyor. İnanna en sonunda çıplak ve güçsüz biçimde tahtın önüne varıyor. Anunna'nın yedi yargıcı ona "ölüm bakışı" atıyor ve İnanna bir et parçasına dönüşüp bir çiviye asılıyor.
Bu sahneyi her okuduğumda tüylerim diken diken oluyor. Hem çok vahşi, hem de çok sakin anlatılmış.
Popüler yorumlar ve akademik okuma
Forumlarda yedi kapı genelde yedi çakra, yedi boyut ya da yedi enerji katmanı olarak yorumlanıyor. İnanna'nın her kapıda bir eşyasını bırakması, ruhun bedenden sıyrılması ya da bilinç seviyelerinin aşılması gibi anlatılıyor. Bazı Instagram sayfalarında bu şiir neredeyse bir meditasyon rehberi gibi paylaşılıyor.
Akademik tarafta ise yorumlar daha somut. Bazı araştırmacılar şiiri mevsimlerin döngüsüyle, bazıları ölüm sonrası inançlarla, bazıları da tapınak ritüelleriyle ilişkilendiriyor. İnanna'nın yerine Dumuzi'nin yeraltına gönderilmesi ve onun kız kardeşi Geştinanna'nın yılın yarısını onun yerine geçirmesi, tarım takvimine bağlanan bir anlatı olarak görülüyor.
Ben bu ikisinin arasında kalıyorum. Yedi sayısının Mezopotamya'da güçlü bir sembolik anlamı olduğu kesin. Ama çakra sistemi Hint kökenli ve çok sonraki bir dönemin düşüncesi. İkisini aynı tabloya koymak, bence iki farklı müziği aynı anda çalmaya benziyor; ilginç ama karışık.
Anunna yargıçlarının yeri
Şiirdeki Anunna, Anunnaki kelimesinin Sümerce formuna yakın. Burada yargıç rolündeler. Bu ayrıntı popüler anlatılarda pek öne çıkmıyor, çünkü Anunnaki genelde gökle, uzay gemileriyle ilişkilendiriliyor. Oysa bu metinde yerin altında oturuyorlar. Bu da kelimenin tek bir mekâna bağlı olmadığını gösteren güzel örneklerden biri.
İnanna'nın kurtuluşu da ayrı bir hikâye. Veziri Ninşubur, üç gün bekledikten sonra yas tutarak tanrıları tek tek dolaşıyor. Enlil yardım etmiyor, Nanna yardım etmiyor. Sadece Enki harekete geçiyor ve tırnaklarının altındaki kirden iki küçük varlık yaratıyor: kurgarra ve galatur. Bu iki varlık sinek gibi kapılardan sızıp Ereşkigal'in yanına varıyor, onun acısına eşlik ederek gönlünü kazanıyor ve İnanna'nın cesedini geri alıyor. Bu sahnede bir tanrıçanın acısına ortak olmanın, güçten daha etkili olduğunu görmek bana hep dokunmuştur. Merak ediyorum, sizce Ereşkigal'i yumuşatan şey ne oldu?
Bu şiiri okuduktan sonra Ereşkigal'e bakışım da değişti. Kötü kraliçe gibi anlatılan biri, aslında yalnız ve yaslı bir kadın. Metin onun inlemelerini, doğum sancısı çeker gibi kıvrandığını anlatıyor. Ona eşlik eden iki küçük varlık, sadece onun acısını tekrar ederek bir kapı açıyor.
Şiirin bir başka güzel yanı, Ninşubur'un sadakati. Bir vezirin, efendisinin yokluğunda davul çalıp yas tutarak tanrıların kapısını tek tek çalması, metinde uzun uzun anlatılıyor. Bazı okurlar Ninşubur'u hikâyenin gerçek kahramanı olarak görüyor. Akademik çalışmalarda da Ninşubur'un cinsiyeti ve rolü üzerine ayrı tartışmalar var; bazı metinlerde kadın, bazılarında erkek olarak anılıyor. Bu da Sümer tanrılarının bizim kategorilerimize her zaman uymadığını gösteren güzel bir örnek.
Bir de Dumuzi meselesi var. İnanna geri döndüğünde, yerine birinin yeraltına inmesi gerekiyor. Yolda karşılaştığı herkes yas tutarken, kocası Dumuzi tahtında rahatça oturuyor. İnanna öfkeyle onu gösteriyor ve galla iblisleri onu alıp götürüyor. Bu sahne, aşk ile ihanetin ne kadar iç içe olduğunu anlatan en eski metinlerden biri gibi duruyor.
"Boyut kapıları" mı?
İnternette bu hikâyenin "yedi kapının yedi boyutu, yedi çakrayı ya da yedi frekans katmanını temsil ettiği" yorumlarına sıkça rastlıyorum. Bu yorumlar New Age düşüncesinden geliyor. Sümer metninde çakra kavramı yok; yedi sayısı ise Mezopotamya'da kutsal ve sık kullanılan bir sayı. Yedi bilge, yedi kötü cin, yedi yargıç... Bir teoriye göre bu kapılar bir bilinç yolculuğunu anlatıyor; bu kişisel bir okuma olarak ilham verici olabilir, ama metnin kendi iddiası değil.
Ben hikâyeyi daha yeryüzüne yakın okuyorum. Bir insan sahip olduğu her şeyden, unvanından, süsünden, gücünden soyulduğunda geriye ne kalıyor? Bu soru dört bin yıl sonra bile bana bir şey söylüyor.
Sizce İnanna neden aşağı indi? Kız kardeşinin yasına ortak olmak için mi, gücünü genişletmek için mi, yoksa sadece merak ettiği için mi? Yorumlarda kendi okumanızı yazarsanız çok sevinirim.
Giriş yap