Giriş yap
🏺 Anunnaki

İnanna yeraltına inerken: Yedi kapı, yedi giysi ve geri dönüşün bedeli

Bazı hikâyeleri ilk kez okuduğunuz anı unutmazsınız. Benim için "İnanna'nın Yeraltına İnişi" böyle bir metin. Üniversitede bir arkadaşım fotokopisini elime tutuşturmuştu, kenarlarına kurşun kalemle notlar almıştı. O notların çoğu soru işaretiydi. Yıllar sonra ben de aynı soruları soruyorum: İnanna neden aşağı iniyor? Neden her kapıda bir şey bırakıyor? Ve neden geri döndüğünde yerine birini bırakmak zorunda?

İnanna'yı tanımak

İnanna, Sümer panteonunun belki de en karmaşık figürü. Aşkın, cinselliğin, savaşın ve siyasi gücün tanrıçası. Uruk kentinin koruyucusu; kentteki Eanna tapınağı onun eviydi. Akkadcada İştar adıyla anılıyor ve sonraki yüzyıllarda bu iki ad neredeyse tamamen birleşiyor. Gökte Venüs gezegeniyle özdeşleştiriliyor; sabah yıldızı ve akşam yıldızı olarak iki ayrı yüzü var.

Ailesi kaynaklara göre değişiyor. Çoğu metinde babası ay tanrısı Nanna, annesi Ningal, ikiz kardeşi güneş tanrısı Utu. Bazı metinlerde ise An'ın kızı ya da eşi olarak geçiyor. Ablası, yeraltının kraliçesi Ereşkigal. Bu kardeşlik ilişkisi, iniş hikâyesinin tam merkezinde duruyor.

Metin ve tabletler

Şiirin Sümerce aslı yaklaşık dört yüz satır. Büyük kısmı Nippur'dan çıkan Eski Babil dönemi tabletlerinden biliniyor; parçalar Ur'dan da geliyor. Tabletlerin önemli bir kısmı Philadelphia'daki Penn Museum'da ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde. Bu ikinci bilgi beni her seferinde heyecanlandırıyor: Sümer edebiyatının önemli parçalarından bazıları, benim yürüyerek gidebileceğim bir müzede duruyor.

Metni ilk kez bütünlüklü biçimde bir araya getirenlerden biri Samuel Noah Kramer'di. Kramer, İstanbul'daki tabletleri inceleyerek Philadelphia'dakilerle eşleştirdi. Bu birleştirme çalışması onlarca yıl sürdü. Bugün ETCSL'de metnin İngilizce çevirisi okunabiliyor, Türkçede ise Muazzez İlmiye Çığ'ın çalışmalarında bu hikâyenin Türkçe anlatımları ve yorumları yer alıyor.

Daha sonra Akkadcada daha kısa bir versiyon da yazıldı: "İştar'ın Yeraltına İnişi". Bu versiyon Ninova'daki Asurbanipal kütüphanesinden çıkan tabletlerden biliniyor. İki metin arasında önemli farklar var, sonunda değineceğim.

Neden iniyor?

Şiir, İnanna'nın "kulağını büyük yukarıdan büyük aşağıya çevirmesiyle" açılıyor. Sümercede kulak, aynı zamanda akıl ve dikkat anlamına geliyordu. Yani İnanna dikkatini yeraltına yöneltiyor. Neden? Metin doğrudan söylemiyor. İnanna, kapıda bekçiye ablası Ereşkigal'in kocası Gugalanna'nın cenazesine katılmak için geldiğini söylüyor. Gugalanna "Göğün Büyük Boğası" demek.

Bu gerekçe birçok okuyucuya inandırıcı gelmiyor. Akademik yorumların bir kısmı, İnanna'nın asıl amacının kendi gücünü yeraltına da yaymak olduğunu düşünüyor. Gökte ve yerde zaten hüküm süren bir tanrıça, şimdi ölülerin dünyasında da söz sahibi olmak istiyor. Başka bir yorum ise bunu bir ölüm ve yeniden doğuş ritüelinin mitolojik anlatımı olarak görüyor.

Hazırlık

İnanna yola çıkmadan önce yedi kentteki tapınaklarını terk ediyor. Sonra kendini süslüyor: başına şugurra tacını takıyor, boynuna lapis lazuli boncuklar, göğsüne çift yumurta biçimli taşlar, bedenine pala giysisini giyiyor. Gözlerine "gel, gel" adlı bir sürme çekiyor, göğsüne "gel adam, gel" adlı bir göğüslük takıyor. Eline altın bir yüzük ve lapis lazuli bir ölçü çubuğuyla ip alıyor.

Bu nesnelerin her biri onun gücünün bir parçası. Sümer düşüncesinde "me" denilen ilahi güçler vardı; uygarlığın, krallığın, sanatın ve kurumların özü. İnanna'nın taşıdığı nesneler bu me'lerin somut hali gibi okunabiliyor. Başka bir şiirde, İnanna'nın Enki'den me'leri sarhoşken aldığını okuyoruz. Bu iki hikâye birbirini tamamlıyor.

Ninşubur'a verilen talimat

Yola çıkmadan İnanna sadık veziri Ninşubur'a talimat bırakıyor: Üç gün içinde dönmezsem, tapınaklarda benim için yas tut, davul çal, yüzünü tırmala. Sonra Nippur'a Enlil'e, Ur'a Nanna'ya, olmazsa Eridu'ya Enki'ye git ve yardım iste.

Bu sahne bana hikâyenin en insani yerlerinden biri gibi geliyor. İnanna geri dönememe ihtimalini biliyor. Bir B planı var. Güçlü bir tanrıça bile güvendiği birine ihtiyaç duyuyor. Ninşubur da bu güvenin karşılığını veriyor; hikâyenin sonunda İnanna onu ödüllendiriyor.

Yedi kapı

Yeraltının kapı bekçisi Neti, İnanna'nın geldiğini Ereşkigal'e haber veriyor. Ereşkigal öfkeleniyor ve yedi kapının sürgülerinin çekilmesini, ama her kapıda İnanna'nın bir parçasının alınmasını emrediyor. İlk kapıda tacı, ikincide boncukları, üçüncüde çift taşları, böyle devam ederek son kapıda giysisi alınıyor. Her seferinde İnanna "bu ne?" diye soruyor ve aynı cevabı alıyor: "Sus İnanna, yeraltının kuralları kusursuzdur. Yeraltının kurallarına karşı ağzını açma."

Yedi kapıdan çıplak ve eğilerek geçiyor. Ereşkigal'in tahtına ulaştığında onu tahtından kaldırıp yerine oturuyor. İşte o an, yeraltının yedi yargıcı Anunnaki ona bakıyor. Ölüm bakışını yöneltiyorlar, ona suçluluk sözünü söylüyorlar. İnanna bir cesede dönüşüyor ve cesedi bir çiviye asılıyor.

Anunnaki burada ne yapıyor?

Bu satır benim için çok önemli, çünkü sitemizin bu kategorisinin adı da buradan geliyor. Bu şiirde Anunnaki, yeraltının yargıçları olarak geçiyor. Gökten inen astronotlar değil, ölüler dünyasında hüküm veren tanrılar. Akademik literatürde Anunnaki teriminin anlamı dönemlere göre değişiyor: Bazen An'ın tüm çocukları, bazen büyük tanrılar meclisi, bazen de yeraltı tanrıları.

Sitchin'in okumasında ise Anunnaki, Nibiru gezegeninden gelen varlıklar. Bu okumada İnanna'nın inişi bazen bir uzay üssüne iniş, bazen de bir güç mücadelesi olarak yorumlanıyor. Ama Sitchin'in bu şiirdeki "yedi yargıç" ifadesini nasıl açıkladığını kendi kitaplarında net bulamadım. Bu boşluğu forumlarda birçok kişi de dile getiriyor.

Kurtuluş

Üç gün üç gece geçiyor. Ninşubur talimatları uyguluyor. Enlil yardım etmiyor, Nanna da etmiyor. İkisi de aynı şeyi söylüyor: İnanna büyük yukarıyı istedi, büyük aşağıyı da istedi; yeraltının kurallarına dokunan geri dönmez. Ama Enki farklı davranıyor. Tırnaklarının altındaki kirden iki varlık yaratıyor: kurgarra ve galatur. Onlara yaşam bitkisi ve yaşam suyu veriyor.

Bu iki varlık sinek gibi yeraltına süzülüyor. Ereşkigal orada doğum sancısı çeker gibi inliyor. Varlıklar onun acısına eşlik ediyor; o "içim" diye inledikçe onlar da "için" diye karşılık veriyor. Ereşkigal bu empatiden etkileniyor ve onlara bir hediye teklif ediyor. Onlar da çivideki cesedi istiyor. Cesede yaşam bitkisi ve suyu serpilince İnanna ayağa kalkıyor.

Bedel: Dumuzi

Ama yeraltından kimse karşılıksız çıkamıyor. İnanna'nın yanına galla adlı şeytanlar katılıyor; onun yerine birini götürmeleri gerekiyor. İnanna önce Ninşubur'u, sonra oğullarını görüyor; hepsi yas tutuyor, onları vermiyor. Sonra Kulaba'ya geliyor ve kocası Dumuzi'yi görüyor. Dumuzi yas tutmuyor; güzel giysiler giymiş, tahtta oturuyor. İnanna ona ölüm bakışını yöneltiyor: "Götürün onu."

Dumuzi kaçıyor, kız kardeşi Geştinanna onu saklamaya çalışıyor. Sonunda yakalanıyor. Hikâyenin sonunda bir uzlaşma var: Dumuzi yılın yarısını yeraltında geçirecek, diğer yarısını da Geştinanna. Bu da birçok araştırmacıya göre mevsim döngüsünün, kuraklık ve bereket dönemlerinin mitolojik açıklaması.

İştar versiyonundaki farklar

Akkadca versiyonda İştar kapıya geldiğinde çok daha saldırgan. "Kapıyı açmazsan kırarım, ölüleri yukarı çıkarırım, yaşayanları yerler" diye tehdit ediyor. Kurtarıcı Enki'nin yerine Ea, ve tek bir varlık var: Asuşunamir. Bu versiyon daha kısa ve sonu daha belirsiz; Dumuzi'nin, Akkadca adıyla Tammuz'un yası ile bitiyor.

Bu farklar bana mitlerin donmuş metinler olmadığını, her dönemin kendi vurgularını eklediğini hatırlatıyor. Asur'da bu metin belki de bir ritüel bağlamında okunuyordu.

Forumlarda ne konuşuluyor?

Reddit'teki mitoloji başlıklarında en çok tartışılan konu, İnanna'nın Dumuzi'yi neden seçtiği. Bir grup kullanıcı bunu ihanet olarak görüyor, bir grup ise Dumuzi'nin yas tutmamasının, tanrıçaya karşı bir saygısızlık olduğunu hatırlatıyor. Türkçe forumlarda ise daha çok Tevrat'taki Tammuz yası ile bağlantı soruluyor. Hezekiel kitabında Kudüs'te Tammuz için ağlayan kadınlardan söz ediliyor; bu bağlantı gerçekten de akademik kaynaklarda kabul gören bir bağlantı.

Bir de bu hikâyeyi psikolojik bir yolculuk olarak okuyanlar var. Jungçu yorumcular, özellikle Sylvia Brinton Perera'nın "Descent to the Goddess" kitabı, İnanna'nın inişini insanın kendi karanlığıyla yüzleşmesi olarak yorumluyor. Akademik olmayan ama okuyuculara çok şey söyleyen bir okuma.

Sanatta İnanna

Burney Kabartması, ya da bugünkü adıyla "Gecenin Kraliçesi", British Museum'daki pişmiş toprak bir pano. Kanatlı, kuş ayaklı, iki aslanın üzerinde duran çıplak bir kadın figürü. Kimi araştırmacılar onu İştar, kimi Ereşkigal, kimi de Lilitu olarak tanımlıyor. Kesin bir cevap yok. Figürün elinde, İnanna'nın iniş öncesi aldığı ölçü çubuğu ve ipe benzeyen bir nesne olması dikkat çekici. Ben her bakışımda kendi cevabımı değiştiriyorum.

Benim takıldığım yer

Bu hikâyede beni en çok etkileyen sahne, Ereşkigal'in yalnızlığı. Herkes İnanna'ya odaklanıyor ama Ereşkigal yeraltında yalnız, kocasını kaybetmiş, doğum sancısı çeker gibi inliyor. Onu yumuşatan şey güç değil, empati. Enki'nin yarattığı küçük varlıklar onu yenmiyor, onunla birlikte ağlıyor. Bence bu, dört bin yıllık bir metnin bugün hâlâ söyleyebileceği en güçlü şeylerden biri.

Siz bu hikâyede kimin tarafındasınız? İnanna'nın mı, Ereşkigal'in mi, yoksa yerine götürülen Dumuzi'nin mi? Bir sonraki yazıda yeraltının kraliçesine biraz daha yakından bakacağım.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap