Giriş yap
🏺 Anunnaki

İnanna ve meclis: Gök babasının uyarısını dinlemeyen kız

"Gitme" denildiğinde gitmek. Çoğumuzun hayatında böyle bir an vardır. Büyüklerimizden biri bizi uyarır, mantıklı gerekçeler sayar, sonunda kararı bize bırakır. Biz de kapıyı çarpıp çıkarız. Bazen pişman oluruz, bazen haklı çıkarız.

İnanna, Sümer mitolojisinde bu anı en iyi temsil eden tanrıça. Onun yeraltına inişini bu seride uzun uzun anlatmıştım. Bu kez onu tanrılar meclisinin karşısında, özellikle de An'ın karşısında okumak istiyorum. Çünkü İnanna, meclisin kurallarını ve büyüklerinin uyarılarını en sık çiğneyen tanrıça. Ve buna rağmen, belki de bu yüzden, Mezopotamya'nın en çok sevilen tanrılarından biri oldu.

Ebih dağına karşı

İnanna ve Ebih adlı Sümer metni, Akad kralı Sargon'un kızı Enheduanna'ya atfediliyor. Metinde İnanna, Ebih adlı bir dağın kendisine saygı göstermediğinden şikayet ediyor. Dağ, ona eğilmiyor, burnunu toprağa sürtmüyor. İnanna, bu dağı yok etmeye karar veriyor.

Ama önce An'a gidiyor. Gök babasına, dağa saldırmak istediğini anlatıyor. An'ın cevabı çok dikkat çekici. Ebih dağını tarif ediyor: Ormanları korkutucu, ağaçları dev, aslanları gölgelerinde dolaşıyor. Oraya gidemezsin, diyor. Dağın korkunçluğu karşısında onu caydırmaya çalışıyor.

İnanna dinlemiyor. Tapınağın kapısını hiddetle açıyor, silahlarını kuşanıyor ve dağa saldırıyor. Ebih'i yeniyor, ağaçlarını yakıyor, yamaçlarını yarıyor. Sonra dağın yerine kendi tapınağını kuruyor.

Bu sahnede meclis düzeninin bir yanı çok açık görünüyor: Bir tanrı, büyük bir eyleme girişmeden önce An'a danışıyor. An tavsiye veriyor. Ama An'ın tavsiyesi bağlayıcı değil. İnanna onu çiğneyip başarıya ulaşabiliyor. Bu, An'ın otoritesinin sınırı hakkında çok şey söylüyor.

Ebih dağının, bugünkü Cebel Hamrin sıradağlarıyla ilişkilendirildiğini de ekleyeyim. Yani metin, Mezopotamya'nın kuzeydoğusundaki gerçek bir coğrafyayı anlatıyor. Tarihçiler bu metinde Akad'ın kuzeye yönelik seferlerinin bir yankısını görüyor.

Enheduanna'nın sürgünü

İnanna'nın meclisle ilişkisini en kişisel biçimde anlatan metin, Enheduanna'nın Nin-me-şara adlı ilahisi, yani "Bütün me'lerin hanımı". Bu ilahi, sıra dışı bir durumdan bahsediyor. Enheduanna, Ur'da ay tanrısı Nanna'nın baş rahibesiydi. Lugal-ane adlı bir isyancı, onu görevinden atıyor ve kentten sürüyor.

Enheduanna, İnanna'ya yakarıyor. Nanna'dan, kendi tanrısından, yardım göremediğini söylüyor; Nanna onu umursamıyor. Bunun üzerine İnanna'ya dönüyor ve onun An'dan bile daha güçlü olduğunu ilan ediyor. Ondan, adaletin yerine getirilmesini istiyor.

Bu metin, insan dünyasının bir krizinin tanrılar meclisine nasıl taşındığını gösteriyor. Bir rahibe, kendi tanrısının pasifliğinden şikayet ediyor ve başka bir tanrıya başvuruyor. Meclis içindeki güç ilişkileri, insanlar tarafından yeniden çiziliyor. İnanna, An'ın yetkilerini almış biri olarak övülüyor.

Enheduanna, tarihte adı bilinen ilk yazar olarak sıklıkla anılıyor. Onun kendi hayatının bir krizini tanrılara anlatması, edebiyatın en erken kişisel seslerinden biri. Siz bir şairin, kendi tanrısına sitem edip başka bir tanrıya sığınmasını nasıl okuyorsunuz? Bir iman bunalımı olarak mı, yoksa bir siyasi hamle olarak mı?

Şukaletuda davası

İnanna'nın meclise başvurduğu bir başka hikaye, İnanna ve Şukaletuda. Bu metinde bir bahçıvan, Şukaletuda, uyuyan İnanna'ya saldırıyor. İnanna uyanınca öfkeleniyor ve suçluyu bulmak için ülkeye cezalar gönderiyor. Kuyuları kana çeviriyor, kara rüzgarlar gönderiyor.

Şukaletuda saklanıyor ve babasının tavsiyesiyle kentlerin arasına karışıyor. İnanna onu bulamayınca Eridu'ya gidiyor ve Enki'den yardım istiyor. Enki ona izin veriyor ve İnanna sonunda suçluyu buluyor. Onu cezalandırıyor ama adını yaşatacağını da söylüyor: Onun adı şarkılarda anılacak.

Bu hikaye, İnanna'nın kendi adaletini aramak için meclisin bir başka üyesine, Enki'ye başvurduğunu gösteriyor. An'a değil, Enki'ye. Bu ayrıntı, meclis içinde farklı tanrıların farklı yetkilere sahip olduğunu düşündürüyor. Bazı meselelerde An'a, bazılarında Enlil'e, bazılarında Enki'ye gidiliyor.

Yeraltından dönüş ve meclisin kuralı

İnanna'nın yeraltına inişi, meclisin kurallarıyla en sert çatışması. İnanna yeraltı dünyasına iniyor, orada ölüyor ve vezir Ninşubur yardım almak için tanrılara başvuruyor. Önce Enlil'e gidiyor, sonra Nanna'ya. İkisi de reddediyor. Gerekçeleri aynı: İnanna büyük göğü istedi, büyük yeri de istedi. Yeraltının me'leri dokunulmaz.

Yani meclisin iki büyük üyesi, İnanna'nın kendi açgözlülüğünün bedelini ödediğini düşünüyor. Sadece Enki yardım ediyor. Tırnağının altındaki kirden iki varlık yaratıyor ve onları yaşam yiyeceği ve yaşam suyuyla yeraltına gönderiyor.

Ama burada da meclisin kuralı bitmiyor. Yeraltından çıkan biri, yerine birini bırakmak zorunda. Bu kural, Anunnaki'nin kuralı olarak sunuluyor. Metinde yeraltı dünyasının yedi yargıcı da Anunnaki olarak anılıyor. İnanna bile bu kuralı çiğneyemiyor ve sonunda eşi Dumuzi'yi yerine veriyor. Dumuzi yazısında bu kararı anlatmıştım.

Bence bu, İnanna'nın hikayesinin en ilginç yanı. Gök babasının uyarısını dinlemeyen, dağları yakan, adaletini kendi arayan tanrıça, yeraltı meclisinin kuralı karşısında boyun eğiyor. Her otoriteye kafa tutmak mümkün, ama ölümün kuralına değil.

Me'leri Uruk'a taşıyan

İnanna'nın meclisle ilişkisinde bir de me'ler meselesi var. İnanna ve Enki metninde İnanna, Eridu'dan uygarlığın me'lerini alıp Uruk'a götürüyor. Enki sarhoşken bu me'leri ona hediye ediyor, ayılınca geri istiyor, ama İnanna kayığını Uruk'a ulaştırıyor. Enki yazısında bu sahneyi meclisin görev dağılımı açısından anmıştım.

İnanna açısından baktığımızda başka bir şey görünüyor. Dünya Düzeni metninde, görevler dağıtılırken kendine yeterince pay ayrılmadığından şikayet eden tanrıça, burada kendi payını kendisi alıyor. Meclisin dağıtımına razı olmayan biri, dağıtımı kendi eliyle değiştiriyor. Bu iki metni yan yana okuyunca İnanna'nın karakteri tutarlı görünüyor: Ona verilenle yetinmiyor, istediğini almaya gidiyor.

Uruk'a vardığında kentte büyük bir şenlik yapılıyor. Me'ler tek tek indiriliyor, halk kutlama yapıyor. Bu sahne, bir tanrıçanın meclise kafa tutmasının bir kente nasıl bir zenginlik getirdiğini anlatıyor. Uruklu bir dinleyici için İnanna'nın itaatsizliği, kentin gururunun kaynağıydı.

Gılgamış'ın reddi ve Gök Boğası

İştar ile Gılgamış'ı anlatan yazıda değindiğim bir sahne de burada anılmayı hak ediyor. Gılgamış Destanı'nın 6. tabletinde İştar, Gılgamış tarafından reddedilince göğe çıkıyor ve babası Anu'ya ağlıyor. Ondan Gök Boğası'nı istiyor. Anu önce itiraz ediyor: Sen Gılgamış'ı kışkırttın, diyor. İştar ise ölüleri yeraltından çıkarıp yaşayanları yedirmekle tehdit ediyor. Anu sonunda boyun eğiyor.

Bu, Ebih sahnesinin tersine dönmüş hali. Orada An uyarıyor ve İnanna yine de gidiyordu. Burada Anu itiraz ediyor ama sonunda istediğini veriyor. Her iki sahnede de gök babası kızını durduramıyor.

Sitchin'in İnanna'sı

Sitchin'in anlatısında İnanna, Nanna'nın kızı, Enlil'in torunu ve hırslı genç bir Anunnaki. Uzay araçlarını kullanan, gökte uçan, siyasi entrikalara karışan bir tanrıça. Sitchin, İnanna'nın Akad'ın yükselişinde belirleyici bir yeri olduğunu, Sargon'un İnanna'nın himayesinde kral olduğunu anlatıyor.

Bu kısım, aslında metinlerin söylediklerine kısmen yakın. Sargon'un yazıtları, İnanna'yı, yani İştar'ı, kendi hamisi olarak anıyor. Enheduanna'nın İnanna ilahileri de Akad hanedanı ile İnanna arasındaki bağı güçlendiriyor. Fark, Sitchin'in bu bağı bir uzaylı ile bir insan kral arasındaki işbirliği olarak okumasında.

Akademik yorum ise bunu kraliyet ideolojisinin bir parçası olarak görüyor. Akad hanedanı, yeni bir imparatorluk kurarken yeni bir dini dengeye ihtiyaç duyuyordu. Sargon, kızını Ur'a baş rahibe olarak atayarak Sümer'in dini merkezlerine bağlanıyordu. İnanna'nın yüceltilmesi, bu dengenin bir parçasıydı.

Forumlarda İnanna'nın itaatsizliği

Türkçe forumlarda İnanna, genellikle "Anunnaki'nin en güçlü kadını" olarak anılıyor. Bir mitoloji forumunda biri, İnanna'nın Ebih dağına saldırısını, bir uzay savaşının, hatta bir nükleer saldırının tarifi olarak okumuştu. Bir başka katılımcı, metnin şiirsel dilini hatırlatarak, ormanların yanmasının ve yamaçların yarılmasının bir savaş betimlemesi için oldukça olağan olduğunu yazmıştı.

Bir Reddit başlığında ise Enheduanna'nın ilahileri tartışılıyordu. Bir kullanıcı, Enheduanna'nın İnanna'yı An'dan büyük ilan etmesinin, tarihin ilk dini devrimlerinden biri olduğunu öne sürmüştü. Bir başkası, bu cümlelerin ilahi dilinde abartının bir parçası olduğunu, her tanrıçanın ilahisinde onun en büyük olduğunun söylendiğini hatırlatmıştı. Bu karşı görüş bana önemli geldi. İlahi dili, teolojik bir belge gibi okunmamalı.

SohbeX teorisi: İtaatsizliğin meşruiyeti

Bu kısım spekülasyon. Belki İnanna'nın meclis kurallarını sürekli çiğnemesi, Mezopotamya'nın krallarına bir model sunuyordu. Krallar da bazen meclisin, yani rahiplerin ve yaşlıların uyarılarını dinlemeden savaşa giriyordu. İnanna'nın başarısı, bu tür kararlara bir tür kutsal meşruiyet veriyor olabilir: Tanrıça bile uyarılara rağmen kazandı. Bu, metinlerden doğrudan çıkmıyor; sadece savaş tanrıçasının hikayeleri ile kral yazıtlarını yan yana koyunca akla gelen bir okuma.

Size soru

Ebih dağının önünde duran İnanna'yı düşünüyorum. Arkasında An'ın uyarısı, önünde korkunç bir dağ. Ve içinde dinmeyen bir öfke.

Siz bu sahnede İnanna'nın tarafında mısınız? Yoksa An'ın haklı olduğunu, ama kızının onu dinlemeyeceğini bildiği için sustuğunu mu düşünüyorsunuz? Belki de her uyarının içinde, uyarıyı yapanın kendi pişmanlıkları saklıdır.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap