İki tapınak, bir tanrıça: Mari'nin ve Ninova'nın İştar'ı
Fırat kıyısında bir tepede, 1933 kışında bir bedevi mezar taşı arıyordu. Toprağı kazarken bir heykelle karşılaştı. Bu rastlantı, Mari'nin keşfinin başlangıcı oldu. Birkaç yıl sonra aynı kentte, İştar'ın tapınağından ellerini kavuşturmuş, gözleri iri, tebessüm eden heykeller çıkmaya başladı.
İnanna'yı ve onun Akadca adıyla İştar'ı birçok kez yazdım: yeraltına inişi, Gılgamış'ı reddedişi, Ebih Dağı'na karşı savaşı, Agušaya ilahisi. Bu kez onu iki tapınağın toprağında aramak istiyorum. Biri Fırat'ın orta kesiminde, Mari'de. Diğeri Dicle'nin kıyısında, Ninova'da.
Parrot ve Mari
Bedevinin bulduğu heykelden sonra, Fransız arkeolog André Parrot 1933'te Tell Hariri'de kazılara başladı. Kısa süre içinde buranın, Mezopotamya kaynaklarında adı geçen Mari olduğu anlaşıldı. Parrot, uzun bir kariyer boyunca bu kentte çalıştı. Kazılar, onun ardından Jean-Claude Margueron yönetiminde sürdü.
Mari'de en ünlü buluntular, büyük saray ve onun arşivi. Zimri-Lim'in sarayından çıkan binlerce tablet, MÖ on sekizinci yüzyılın siyasetini, diplomasisini, gündelik hayatını anlatıyor. Ama Parrot'nun ilk sezonlarında açılan yapılardan biri, İştar'ın tapınağıydı. Bu tapınak, Erken Hanedan dönemine, yani MÖ üçüncü binyılın ortalarına ait.
Ebih-Il'in tebessümü
İştar tapınağından çıkan heykellerin en ünlüsü, bir adamın oturan heykeli. Kaymak taşından yapılmış, yünlü bir eteğin içinde oturuyor, ellerini göğsünde kavuşturmuş. Gözleri lacivert taş ve kabukla kakılmış. Sırtındaki yazıt, onun Ebih-Il adlı bir görevli olduğunu ve heykeli İştar'a adadığını söylüyor.
Ebih-Il'in heykeli bugün Louvre'da. Ünvanı genellikle "nu-banda", yani bir tür yönetici ya da kahya olarak okunuyor. Heykelin yüzündeki hafif tebessüm, onu Mezopotamya sanatının en canlı eserlerinden biri yapıyor. Müzede onun karşısında durduğumu hayal ettiğimde, bir tanrıçanın önünde sonsuza kadar oturmaya razı olmuş bir adam görüyorum.
Bu tür adak heykelleri, sahiplerinin yerine tanrıya dua etmek için tapınağa konuyordu. İnsan evine dönüyor, heykeli ise tanrının önünde kalıyordu. Ebih-Il, dört bin beş yüz yıldır İştar'ın karşısında oturuyor; artık tapınakta değil, bir müze salonunda.
Ur-Nanše'nin şarkısı
Mari'den çıkan bir başka heykel, Ur-Nanše'ye ait. Bu kişi, yazıtında büyük şarkıcı olarak anılıyor. Heykel, bağdaş kurmuş ya da yere oturmuş bir figürü gösteriyor. Uzun saçlı, ince yüzlü. Araştırmacılar uzun süre bu figürün bir kadın mı yoksa erkek mi olduğunu tartıştı. Bazıları onu bir hadım şarkıcı ya da cinsiyet sınırlarını aşan bir kült görevlisi olarak yorumladı.
Bu tartışma bana İnanna'nın kendi kült dünyasını hatırlatıyor. İnanna'nın tapınaklarında, gala ve assinnu gibi, cinsiyet rolleri bakımından alışılmadık görevliler vardı. Bu kişiler ağıtlar okuyor, ritüellerde yer alıyordu. Ur-Nanše'nin heykeli, bu dünyanın bir yüzünü taşıyor olabilir. Ama bu yorum kesin değil ve ben burada temkinli kalmak istiyorum.
Ur-Nanše heykeli bugün Şam Ulusal Müzesi'nde. Suriye'deki savaş yıllarında müzenin eserleri korunmak için saklandı. Bir şarkıcının heykeli, bir savaştan daha sağ çıktı.
Mari'nin İştar'ları
Mari'de birden fazla İştar vardı. Metinlerde İştar, Annunitum, Ištar-ša-ekallim yani "sarayın İştar'ı" ve başka adlar geçiyor. Annunitum, savaşçı yanıyla öne çıkan bir İştar biçimiydi. Mari mektuplarında, Annunitum tapınağında kehanette bulunan bir kadın, krala uyarılar iletiyor.
Bu çeşitlilik, İştar'ın tek bir tanrıça mı yoksa bir tanrıçalar ailesi mi olduğu sorusunu doğuruyor. Akademik okuma, yerel biçimlerin zamanla tek bir büyük tanrıça etrafında birleştiğini ama kendi kimliklerini de koruduğunu söylüyor. Bir isim, birçok tapınak, birçok yüz.
Ninova'nın İştar'ı
Dicle'nin kıyısında, bugünkü Musul'un karşısında, Ninova'nın kalıntıları uzanıyor. Ninova, Asur İmparatorluğu'nun son büyük başkenti olarak bilinir. Ama kentin kalbi, imparatorluktan çok daha eskiydi. Kuyuncuk höyüğünün üzerinde, İştar'ın tapınağı duruyordu.
Ninova'nın İştar'ı, Mezopotamya'nın en eski ve en saygın İştar'larından biriydi. Hurri dünyasında Şauşka ile özdeşleştirildi. Mitanni kralı Tušratta, bir mektubunda, Ninova'nın İştar'ının heykelini Mısır'a gönderdiğini anlatıyor. Bu mektup Amarna arşivinden çıktı. Tanrıçanın heykeli, hasta firavunu iyileştirmek için uzun bir yolculuğa çıkmıştı.
1920'lerin sonu ve 1930'ların başında Reginald Campbell Thompson, British Museum adına Ninova'da, İştar tapınağının bulunduğu alanda kazılar yaptı. Kazılar, tapınağın farklı dönemlere ait evrelerini ortaya çıkardı. Max Mallowan da bu kazılarda çalıştı ve höyüğün derin katmanlarına inen bir sondaj açtı.
Bronz baş
1931'de, İştar tapınağının yakınında, bakır alaşımlı bir baş bulundu. Sakallı bir erkek başı. Saçları topuz yapılmış, sakalı ince bukleler hâlinde örülmüş. Gözleri bir zamanlar kakmaymış, ama kakmalar sonradan oyulmuş. Bir kulağı ve burnu kasıtlı olarak kesilmiş gibi görünüyor.
Bu baş, genellikle Akad dönemine tarihleniyor ve Sargon ya da torunu Naram-Sin'i temsil ettiği düşünülüyor. Kesin olarak kim olduğu bilinmiyor. Bugün Irak Ulusal Müzesi'nde. 2003'teki yağma sırasında kaybolduğu korkusu yaşandı, ama baş müzenin kasasında korunmuştu.
Başın gözlerinin oyulmuş, kulağının kesilmiş olması, bir zamanlar bilinçli bir şekilde tahrip edildiğini düşündürüyor. Belki Ninova'nın düşüşü sırasında, MÖ 612'de, kente giren Med ve Babil askerleri tarafından. Bir kralın görüntüsü, bir imparatorluğun sonunda cezalandırılmıştı. Ve bu ceza, İştar'ın tapınağının gölgesinde verilmişti.
İki tapınak arasında
Mari ile Ninova arasında yüzlerce kilometre var. Ama iki kentte de İştar'ın tapınağı, şehrin en eski kutsal alanlarından biri. Mari'de İştar, Erken Hanedan döneminin adak heykelleriyle çevrili. Ninova'da ise İştar, Akad kralının bronz başıyla ve Asur imparatorlarının yeniden inşa yazıtlarıyla anılıyor.
Bu iki tapınak, bana İştar'ın iki yüzünü gösteriyor gibi. Mari'de, dua eden insanların sessiz tanrıçası. Ninova'da, kralların ve imparatorlukların tanrıçası. Ama bu ayrım fazla düzgün. İki tapınakta da hem dua eden insanlar hem de güçlü krallar vardı.
Asur krallarının onarımları
Ninova'nın İştar tapınağı, Asur kralları tarafından defalarca onarıldı. Şamši-Adad I, MÖ on sekizinci yüzyılda tapınağı yeniden inşa ettiğini yazıtlarında anlatıyor. Sonraki yüzyıllarda Salmanassar I, Aššurnasirpal II ve Sanherib de bu tapınakla ilgilendi. Her kral, kendinden öncekilerin kuruluş yazıtlarını bulduğunu ve yerine koyduğunu söylüyordu.
Bu onarım zinciri, tanrıçanın evinin bir imparatorluğun ömründen daha uzun yaşadığını gösteriyor. Asur kralları geliyor, gidiyor; İştar'ın tepesi kalıyor. Tapınağın kalıntıları, ne yazık ki 2010'ların ortasında IŞİD'in Musul'u işgali sırasında bölgede yapılan tahribatlardan da etkilendi. Nebi Yunus höyüğündeki tahribat ve ardından açılan tüneller, bölgedeki kültürel mirasın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi.
Kehanet eden kadınlar
Ninova ile Mari arasında bir bağ daha var: kehanet. Mari mektuplarında İştar ve Annunitum tapınaklarında kendinden geçen kadınlar ve erkekler krala mesajlar iletiyor. Bin yıl sonra, Asarhaddon döneminde, İştar kültüne bağlı kadın kahinlerin sözleri tabletlere yazıldı. Simo Parpola bu Asur kehanetlerini derleyip yayımladı. İki dönem, iki kent, aynı tanrıçanın sesi.
Bu kehanetlerin dili çoğu zaman bir anneninki gibi: "Korkma, Asarhaddon, seni ben büyüttüm." Savaşçı tanrıça, kralına bir sütanne gibi sesleniyor. İştar'ın sertliği ile şefkati, aynı tabletin üzerinde yan yana duruyor.
Sitchin ve İştar
Sitchin'in anlatısında İnanna/İştar, Anunnaki'nin en hırslı üyelerinden biri. Ona göre İştar, gökyüzünde uçan bir pilot, uçağıyla şehirden şehre giden bir tanrıça. Bazı heykellerdeki ve kabartmalardaki giysi ve takılar, onun okurları tarafından uçuş donanımı olarak yorumlanıyor.
Akademik okuma ise İştar'ın tasvirlerindeki unsurları, savaş tanrıçasının silahları, yıldız simgesi ve tapınak giysileri olarak açıklıyor. Mari'den çıkan, kask gibi bir başlık takmış ve elinde bir kap tutan tanrıça heykeli, Sitchin okurlarının sevdiği bir görüntü. Ama bu heykel, aslında su akıtan bir çeşme heykeli; içinden bir boru geçiyor ve kaptan su akıyordu.
Forumlarda Mari
Türkçe forumlarda Mari genellikle Suriye'deki savaş ve yağma haberleriyle birlikte anılıyor. Bir başlıkta, Mari'nin yasadışı kazılarla ne kadar zarar gördüğü tartışılıyordu. Uydu görüntüleri, kentte yüzlerce kaçak kazı çukurunu gösteriyor.
İngilizce bir forumda ise Ebih-Il'in tebessümü üzerine bir başlık vardı. Bir kullanıcı, Mezopotamya heykellerinin genellikle ifadesiz olduğunu, ama Ebih-Il'in yüzünde bir sevinç gördüğünü yazmıştı. Bir başkası, bu tebessümün dindarlığın bir ifadesi olabileceğini önermişti.
SohbeX teorisi: Bekleyen heykeller
Bu kısım spekülasyon. İştar tapınaklarındaki adak heykelleri, belki de bir tanrıçanın dikkatini sürekli üzerinde tutma çabasıydı. İştar, değişken, hareketli, bir yerden bir yere giden bir tanrıça. Ona adanan heykeller, onun hiç gitmeyen müşterileri gibi. Bu yorumu doğrudan destekleyen bir metin yok.
Okura soru
İştar'ı düşündüğümde, artık sadece mitlerdeki hırslı tanrıçayı değil, Mari'de tebessüm eden bir kahyanın ve Ninova'da gözleri oyulmuş bir kralın arasında duran bir tanrıçayı görüyorum.
Siz bir heykelinizi bir tapınağa bırakıp dönebilir miydiniz? Ve sizce yerinize dua eden bir taş, sizin duanızı taşır mı?
Giriş yap