Giriş yap
🏺 Anunnaki

Güneşin güneydeki evi: Larsa'nın Ebabbar'ı

Güneş tanrısının iki evi vardı ve ikisinin de adı aynıydı: Ebabbar, "parlayan ev". Biri kuzeyde, Sippar'da. Diğeri güneyde, Larsa'da. Sippar'ı Şamaş'ın küçük mahkemesi üzerinden anlatmıştım. Bu kez güneye, Utu'nun Sümer topraklarındaki asıl evine gitmek istiyorum.

Larsa, bugün Tell Senkereh adıyla bilinen bir höyük. Uruk'un yaklaşık yirmi beş kilometre güneydoğusunda. Çöl kumunun ortasında, alçak tepeler ve dağınık tuğla yığınlarından oluşan bir alan. Ama MÖ ikinci binyılın başlarında burası, Güney Mezopotamya'nın en güçlü krallıklarından birinin başkentiydi.

İlk kazıcılar

Larsa'yı ilk ziyaret eden Avrupalılardan biri William Kennett Loftus'tu. 1850'lerde güney Mezopotamya'yı dolaşırken Senkereh'te kısa bir çalışma yaptı ve yazıtlı tuğlalardan kentin Larsa olduğunu tespit etti. Tuğlaların üzerinde Utu'nun tapınağına dair ifadeler vardı.

Sonra uzun bir sessizlik. 1933'te André Parrot, Mari kazısına başlamadan hemen önce, Larsa'da kısa bir sezon geçirdi. Parrot 1967'de bir kez daha geri döndü. Ama sistematik kazılar 1976'da, Jean-Louis Huot yönetiminde bir Fransız ekibiyle başladı. Bu kazılar 1990'ların başına kadar sürdü. Körfez Savaşı ve ambargo yıllarıyla kesildi. 2019'da Régis Vallet yönetiminde Fransız ekibi Larsa'ya geri döndü.

Bu arada, kesinti yıllarında, Larsa da güney Irak'ın diğer höyükleri gibi yasadışı kazılardan nasibini aldı. Uydu görüntüleri, höyüğün yüzeyinde binlerce kazı çukuru gösteriyor. Utu'nun evi, bir kez daha delik deşik edilmişti.

Ebabbar ve ziggurat

Larsa'nın Ebabbar'ı, bir tapınak kompleksi ve bir zigguratı içeriyordu. Kazılar, kompleksin büyük avlularını, odalarını, tapınak alanını ortaya çıkardı. Ziggurat ise bugün aşınmış bir yükselti olarak duruyor.

Ebabbar'ın tarihi, Erken Hanedan dönemine kadar uzanıyor gibi görünüyor. Ama en çok inşa ve onarım yazıtı, MÖ ikinci binyılın başlarından geliyor. Larsa'nın kendi hanedanı, tapınağı genişletti, süsledi, onardı. Her kral, Utu'ya hizmet ettiğini yazıtlarına geçirdi.

Bu dönem, Mezopotamya'da Isin-Larsa dönemi olarak biliniyor. Ur III imparatorluğunun çöküşünden sonra, Güney Mezopotamya iki büyük güç arasında bölündü: Isin ve Larsa. Bir yüzyıldan fazla süren bu rekabet, sonunda Larsa'nın üstünlüğüyle sonuçlandı.

Gungunum'dan Rim-Sin'e

Larsa hanedanının kralları arasında Gungunum, Sumu-El, Warad-Sin ve Rim-Sin öne çıkıyor. Gungunum, Larsa'yı bağımsız bir güç hâline getiren kral olarak anılıyor. Ur kentini ele geçirdi ve bu, Larsa'ya büyük bir prestij kazandırdı.

Daha sonra, Elam kökenli olduğu düşünülen Kudur-Mabuk adlı bir figür, oğullarını Larsa tahtına geçirdi. Önce Warad-Sin, ardından onun kardeşi Rim-Sin. Kudur-Mabuk, kendisini "Amurru'nun babası" olarak tanıtıyordu. Larsa'nın tahtı, bir ailenin içinde dolaşıyordu.

Rim-Sin, Mezopotamya tarihinin en uzun hüküm süren krallarından biri. Yaklaşık altmış yıl boyunca Larsa'yı yönetti. Isin'i fethetti ve bu zaferi yıl adlarında uzun süre kutladı. Bir dönem yıllar, Isin'in fethinden sonraki birinci yıl, ikinci yıl, üçüncü yıl diye sayıldı. Bu sayım, otuz yıla yakın sürdü.

Hammurabi'nin gelişi

Rim-Sin'in uzun saltanatı, Babil'in yükselişiyle sona erdi. Hammurabi, saltanatının otuzuncu yılı civarında Larsa'yı fethetti. Rim-Sin'in sonu kesin olarak bilinmiyor. Larsa, Babil krallığının güney eyaleti oldu.

Hammurabi, Larsa'nın Ebabbar'ına da ilgi gösterdi. Yazıtlarında Utu'nun tapınağını onardığını kaydetti. Bir fatih, yendiği krallığın tanrısının evini yeniden inşa ediyordu. Bu, Mezopotamya'da sık rastlanan bir davranış. Kenti fethetmek yetmiyordu, kentin tanrısının onayını da almak gerekiyordu.

Ve Utu, adalet tanrısıydı. Hammurabi'nin ünlü kanun steli, tepesinde Şamaş'ın önünde duran kralı gösteriyor. Bu stel Sippar'da dikilmiş olabilir, ama aynı tanrının güneydeki evi de Hammurabi'nin yeni egemenliğinin bir parçasıydı. Güneş, kuzeyden güneye bütün ülkenin üzerinde parlıyordu.

Nabonidus'un kazısı

Bin yıldan fazla sonra, MÖ altıncı yüzyılda, Babil'in son kralı Nabonidus da Larsa'nın Ebabbar'ıyla ilgilendi. Nabonidus, eski tapınakların kuruluş yazıtlarını arayan, eski kralların izlerini süren bir kral olarak biliniyor. Bazı araştırmacılar onu, yarı şaka yarı ciddi, ilk arkeolog olarak anıyor.

Nabonidus'un yazıtlarına göre, Larsa'da tapınağın eski kuruluşunu aradı. Bir rüzgar kumları kaldırdı ve eski tapınağın planı ortaya çıktı. Kazdığında, Hammurabi'nin kuruluş yazıtını buldu. Bu yazıt, tapınağın Hammurabi döneminde yeniden inşa edildiğini gösteriyordu. Nabonidus, bu yazıtın üzerine kendi tapınağını yaptırdı.

Bu hikaye bana çok etkileyici geliyor. Bir kral, bin yıl önceki bir kralın izini sürüyor. Onun yazıtını buluyor, okuyor, saygı gösteriyor ve aynı yere kendi taşını koyuyor. Tapınak, sadece bir tanrının evi değil, kralların birbirine yazdığı mektuplarla dolu bir arşiv.

Plimpton 322

Larsa'dan geldiği düşünülen bir tablet, matematik tarihinin en ünlü belgelerinden biri. Plimpton 322, Columbia Üniversitesi'nin koleksiyonunda bulunuyor. Eski Babil dönemine ait bu tablet, Pisagor üçlüleri olarak bilinen sayı dizilerini içeren bir tablo.

Tablet, antika piyasasından geldi ve kesin buluntu yeri belgelenmemiş. Ama yazı stili ve antika satıcısının bilgileri, onun Larsa'dan çıktığını düşündürüyor. Tabletin amacı tartışmalı. Bazı araştırmacılar bir öğretmenin hazırladığı bir alıştırma listesi olduğunu düşünüyor, bazıları trigonometrik bir tablo olarak yorumluyor. Eleanor Robson, bu tablet üzerine yazdığı makalelerde, onu Eski Babil okul geleneği içinde okumayı önerdi.

Utu'nun şehrinden, bir matematik tableti. Güneş tanrısının kenti, sadece adaletin değil, sayıların da evi olmuştu. Bu bağlantıyı abartmak istemem, ama Utu'nun "her şeyi gören" tanrı olarak tanınması, bir ölçüm ve hesap kültürüyle iyi örtüşüyor.

Utu'nun ailesi

Larsa'da Utu yalnız değildi. Eşi Şerida, Akadca adıyla Aya, onunla birlikte tapınılıyordu. Aya, şafakla ilişkilendirilen bir tanrıça. Güneş doğmadan önceki ışık. Larsa'nın tapınağında onun da bir yeri vardı.

Utu'nun ayrıca vezirleri ve hizmetkarları vardı. Bunene, güneş tanrısının arabacısı olarak anılıyor. Her sabah güneşin arabasını doğudan batıya süren o. Utu'nun yolculuğu, bir arabacının işiydi. Güneşin kendisi bile, gökte bir hizmetkarın yardımına ihtiyaç duyuyordu.

Larsa'nın evleri ve tüccarları

Fransız kazıları sadece tapınağa bakmadı. Kentin konut alanlarında da çalışıldı. Eski Babil dönemine ait büyük evler, avlular, odalar ve bu evlerden çıkan özel arşivler bulundu. Bu arşivler, tüccarların, toprak sahiplerinin, kredi verenlerin gündelik işlerini kaydediyordu.

Bu belgelerde Utu'nun adı sık sık geçiyor. Bir borç sözleşmesinde, tanıklar listesinden önce, bir yemin formülü olarak. Bir satış senedinde, anlaşmanın bozulmaması için. Güneş tanrısı, adaletin ve doğru sözün tanığıydı. Ticaret yapan herkes, onun bakışının altında imza atıyordu. Tapınağın gölgesinde yaşayan bir kentte, her sözleşme biraz da Utu'yla yapılmış bir sözleşmeydi.

Rim-Sin döneminin ekonomik düzenlemeleri de bu arşivlerde iz bırakmış. Kral, belirli yıllarda borçları silen fermanlar çıkardı. Akadca mīšarum denen bu fermanlar, adaletin yeniden kurulması anlamına geliyordu. Ve adalet, Utu'nun alanıydı. Bir borç silme fermanı, güneş tanrısının adına yapılan bir düzeltmeydi.

Kumların altındaki kent

Larsa'nın bugünkü görünümü, sık sık kum fırtınalarıyla değişiyor. Nabonidus'un yazıtında rüzgarın kumu kaldırıp eski tapınağın planını açığa çıkarması, belki de abartılı bir anlatım değil. Kazı ekiplerinin raporları da rüzgarın höyüğün yüzeyini her yıl değiştirdiğini anlatıyor. Güneşin kenti, rüzgarla örtülüp rüzgarla açılıyor.

Sitchin ve Utu

Sitchin'in anlatısında Utu/Şamaş, Anunnaki'nin uzay limanından sorumlu bir komutan. Sippar, onun için bir uzay üssünün kontrol merkezi. Larsa ise bu düzenin güneydeki bir parçası. Utu'nun parlayan evi, bir aydınlatma sistemi ya da bir iniş pisti olarak yorumlanıyor.

Akademik okuma ise Ebabbar adını güneş tanrısının parıltısıyla, onun her şeyi gören gözüyle ilişkilendiriyor. Parlayan ev, tanrının kendi ışığını yansıtan bir yer. Sitchin'in yorumunu destekleyen bir kazı buluntusu bulunmuyor; Larsa'da çıkan şeyler, tuğlalar, tabletler, mühürler ve günlük hayatın kalıntıları.

Forumlarda Larsa

Türkçe forumlarda Larsa nadiren konuşuluyor. Bir başlıkta, Plimpton 322'nin Pisagor'dan bin yıl önce yazıldığı vurgulanıyordu. Biri, bunun Yunan matematiğinin Mezopotamya'dan etkilendiğinin kanıtı olduğunu iddia etmişti. Cevaplar, iki gelenek arasında doğrudan bir aktarımın belgelenmesinin zor olduğunu belirtmişti.

İngilizce bir forumda ise Rim-Sin'in altmış yıllık saltanatı tartışılıyordu. Bir kullanıcı, bu kadar uzun bir saltanatın nasıl mümkün olduğunu sormuştu. Cevaplar, Rim-Sin'in genç yaşta tahta çıkmış olabileceğini hatırlatmıştı.

SohbeX teorisi: İki güneş

Bu kısım spekülasyon. Utu'nun iki evi, Sippar ve Larsa, belki de Mezopotamya'nın kuzey ve güneyinin iki ayrı güneş anlayışını temsil ediyordu. Kuzeyde mahkemelerin, yeminlerin, ticaretin güneşi. Güneyde kralların, savaşların ve sayıların güneşi. Bu yorumu doğrudan destekleyen bir metin yok.

Okura soru

Utu'yu düşündüğümde, artık sadece testere bıçaklı güneş tanrısını değil, Larsa'nın kumlarının altında, bir kralın bin yıl önceki bir kralın yazıtını bulduğu bir tapınağı da görüyorum.

Siz bin yıl sonra birinin sizin yazdığınız bir şeyi bulmasını ister miydiniz? Ve sizce hangi izinizi geride bırakmak isterdiniz?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap