Giriş yap
🏺 Anunnaki

Gula ve meclis: Dört tanrıça, tek sandalye

Bir masada dört sandalye düşünün. Yıllar geçtikçe sandalyelerden biri kaldırılıyor, sonra bir diğeri. Sonunda masada tek bir sandalye kalıyor. Ama o sandalyede oturan kişi, eskiden dört ayrı kişinin taşıdığı unvanları, şehirleri, kocaları ve hikayeleri taşıyor.

Mezopotamya'nın şifa tanrıçalarının hikayesi böyle bir şey. Ninisina, Nintinugga, Ninkarrak, Bau ve Gula. Başlangıçta ayrı kentlerin ayrı tanrıçaları. Zamanla birbirlerine karıştılar ve sonunda Gula adı altında birleştiler. Gula'yı Isin'in köpekleri üzerinden anlatmıştım. Bu kez onun mecliste nasıl tek bir sandalyeye dönüştüğünü konuşmak istiyorum.

Her kentin kendi şifacısı

Erken Hanedan döneminde, yani MÖ üçüncü binyılın ortalarında, Sümer'in her büyük kentinin kendi tanrı aileleri vardı. Şifa ile ilişkili tanrıçalar da kente göre değişiyordu.

Isin'de Ninisina vardı. Adı "Isin'in Hanımı" demek. Lagaş'ta Bau vardı, Ningirsu'nun eşi. Nippur'da Nintinugga anılıyordu. Ninkarrak adı ise daha çok Akkadça metinlerde ve kuzeyde görülüyor. Gula ise başlangıçta adı en az bilinenlerden biriydi.

Bu tanrıçaların hepsinin şifa ile ilgisi var, ama her birinin kendine ait bir kimliği de vardı. Bau, Lagaş'ın bereket ve koruma tanrıçasıydı; Uruinimgina reformlarında tapınağı büyük bir ekonomik birim olarak görünüyor. Ninisina, Isin'in şehir tanrıçası ve kralların koruyucusuydu.

Peki bu ayrı tanrıçalar nasıl birleşti? Ve bu birleşme, tanrılar meclisinin yapısı hakkında ne söylüyor?

Isin hanedanının yükselişi

Birleşmenin en önemli adımı, siyasi. Ur'un Üçüncü Hanedanı yıkıldıktan sonra, MÖ yirminci yüzyılın başında, Isin kenti güney Mezopotamya'nın en güçlü merkezlerinden biri haline geldi. Isin kralları, Ur'un mirasçısı olarak kendilerini tanıttı ve Nippur'u kontrol etmeye çalıştı.

Bu dönemde Isin'in tanrıçası Ninisina'nın önemi arttı. Bir kentin siyasi gücü yükseldiğinde, o kentin tanrısı da tanrılar meclisinde yükseliyordu. Ninisina, diğer şifa tanrıçalarının özelliklerini emmeye başladı.

Sümerce bir şiir bu yükselişi çok güzel gösteriyor: Ninisina'nın Nippur'a Yolculuğu. Bu metinde Ninisina, Nippur'a gidiyor, Enlil'in huzuruna çıkıyor ve oradan kutsanmış olarak dönüyor. Enki'nin Nippur'a Yolculuğu metnini Abzu yazısında anlatmıştım; bu metin aynı türün bir başka örneği. Bir tanrı, Enlil'in meclisine gidiyor ve onaylanıyor.

Bu yolculuk metinleri bence çok değerli. Çünkü bir kentin tanrısının büyük mecliste nasıl yer edindiğini somut bir hikaye olarak anlatıyorlar. Tanrı, şehrinin hediyelerini Nippur'a taşıyor, Enlil'e sunuyor ve Enlil onun statüsünü onaylıyor.

Tanrı listelerinde birleşme

Birleşmenin bir başka göstergesi, tanrı listeleri. Eski Babil döneminin sonlarına doğru ve özellikle Kassit döneminde derlenen An = Anum listesinde, şifa tanrıçaları art arda sıralanıyor ve birbirine eşitleniyor.

Bu listelerin yapısı ilginç. Bir tanrının adı yazılıyor, sonra onun diğer adları sıralanıyor. Bazen bir tanrıçanın onlarca adı var. Bu adların bir kısmı, eskiden ayrı tanrıçalara ait.

Bu sistemde, Gula yavaş yavaş ana ad haline geldi. Ninisina, Nintinugga, Ninkarrak ve Bau, Gula'nın başka adları ya da onun farklı görünümleri olarak düşünülmeye başlandı. Masada dört sandalye vardı; şimdi tek sandalye, dört isim.

Kocaların değişmesi

Bu birleşmenin en tuhaf sonuçlarından biri, kocalarla ilgili. Her tanrıçanın kendi eşi vardı. Bau'nun eşi Ningirsu'ydu. Ninisina'nın eşi Pabilsag'dı. Gula'nın eşi ise metinlere göre değişiyordu: bazen Abu, bazen Ninurta.

Tanrıçalar birleştiğinde, kocalar da birleşmek zorunda kaldı. Ningirsu zaten Ninurta ile eşitleniyordu. Pabilsag da sonunda Ninurta'nın bir görünümü olarak görülmeye başlandı. Böylece Gula'nın kocası Ninurta oldu.

Bu durum, iki birleşme sürecinin birbirini nasıl desteklediğini gösteriyor. Savaşçı tanrılar Ninurta'da toplanırken, şifa tanrıçaları Gula'da toplanıyordu. Ve bu iki büyük figür birbiriyle evli olarak sunuluyordu.

Bu bana bir şirket birleşmesini hatırlatıyor. İki firma birleştiğinde, iki ayrı yönetim kurulu tek bir kurula dönüşüyor. Eski başkanların bazıları unvanlarını koruyor, bazıları yeni yapıda kayboluyor.

Isin kralları ve Ninisina

Isin hanedanının kralları, Ninisina'ya özel ilahiler yazdırdı. Bu ilahilerin bazılarında kral, tanrıçanın sevgili oğlu ya da koruduğu kişi olarak anılıyor. Işme-Dagan ve Lipit-Eştar gibi krallar, Isin'in tanrıçasını Nippur'un tanrılarıyla aynı cümlelerde anarak onun meclisteki yerini güçlendirdi.

Lipit-Eştar, adını taşıyan yasa derlemesiyle tanınıyor. Hammurabi'den yaklaşık iki yüzyıl önce yazılmış bu yasalar, Isin'in o dönemdeki prestijini gösteriyor. Bir kentin yasaları, ilahileri ve tanrıçası birlikte yükseliyordu.

Siyasi güç, bu yükselişi kalıcı kılmaya yetmedi. Isin, sonunda Larsa'ya ve ardından Babil'e yenik düştü. Ama tanrıçası, Gula olarak yaşamaya devam etti. Kentler yıkıldı, sandalyeler kaldı. Bir kentin siyasi ömrü, tanrısının ömründen çoğu zaman çok daha kısa sürüyordu.

Kaybolan sesler

Birleşmenin bir bedeli de var. Ayrı tanrıçaların ayrı hikayeleri vardı. Bau'nun Lagaş'taki yeni yıl festivali, Ningirsu ile kutsal evliliği, Gudea'nın silindirlerindeki yeri. Ninisina'nın Isin'deki tapınağı, Isin krallarıyla ilişkisi. Bu hikayelerin bazıları, Gula adı altında birleşince kayboldu ya da sulandı.

Bir tarihçi olarak bu kayıpları düşünmek beni biraz üzüyor. Lagaş'ın Bau'su, kendine özgü bir tanrıçaydı. Lagaş'ın ekonomisini, festivallerini, kraliyet ailesini şekillendiren bir figür. Gula'nın gölgesinde bu özgünlük azaldı.

Ama aynı zamanda, bu birleşme sayesinde bazı inançlar daha geniş bir alana yayıldı. Isin'in köpek kültü, Gula aracılığıyla Babil'e, Asur'a, Nippur'a taşındı. Lagaş'ın Bau'suna ait şifa unvanları, Gula'nın kişiliğinde yeni kuşaklara ulaştı.

Meclis açısından ne anlama geliyor?

Tanrılar meclisi, Mezopotamya düşüncesinde sabit bir yapı değildi. Siyasi değişimlerle birlikte meclisin üyeleri de değişiyordu. Bir kentin gücü arttığında, o kentin tanrısı daha çok söz sahibi oluyordu. Bir kent önemini kaybettiğinde, tanrısı ya başka bir tanrıyla birleşiyor ya da daha arka sıralara çekiliyordu.

Şifa tanrıçalarının birleşmesi, bu sürecin bir örneği. Meclisteki birden fazla benzer sandalye, tek bir sandalyede toplandı. Ve bu sandalye, Gula'ya verildi.

Bu süreci anlamak, Mezopotamya mitolojisini okurken çok işe yarıyor. Aynı tanrının farklı metinlerde farklı eşlerle, farklı çocuklarla, farklı kentlerle anılmasının bir nedeni bu. Bir metin Ninisina'nın eşi Pabilsag derken, başka bir metin Gula'nın eşi Ninurta diyor. İkisi de doğru, ama farklı dönemlerin doğrusu.

Sitchin ve şifa tanrıçaları

Sitchin'in Anunnaki listesinde şifa tanrıçalarının ayrı bir yeri pek yok. Onun anlatısında şifa ve tıp, daha çok Ninhursağ ve Ningişzida gibi figürlerle, genetik mühendislik bağlamında ele alınıyor. Gula ve öncülleri, bu büyük anlatının kenarında kalıyor.

Sitchin'in yaklaşımında tanrılar sabit kişiler. Her tanrı, belirli bir Anunnaki bireyi. Bu yaklaşım, tanrıların zaman içinde birleştiğini, ayrıldığını, ad değiştirdiğini açıklamakta zorlanıyor. Eğer Ninisina ve Gula aynı Anunnaki bireyiyse, neden farklı kentlerde farklı adlarla ve farklı eşlerle anılıyorlardı? Eğer farklı bireylerse, neden sonradan birleştirildiler?

Akademik yorum, bu tür birleşmeleri senkretizm olarak açıklıyor. Benzer işlevlere sahip yerel tanrıların, siyasi ve kültürel birleşme süreçleri içinde tek bir figürde toplanması. Bu açıklama, tanrıların sabit bireyler değil, toplumların değişen ihtiyaçlarına göre şekillenen kavramlar olduğunu varsayıyor.

Forumlarda senkretizm

Türkçe forumlarda tanrıların birleşmesi konusu genellikle Yunan ve Roma tanrıları üzerinden tartışılıyor. Zeus ile Jüpiter, Afrodit ile Venüs. Mezopotamya'daki benzer süreçler daha az biliniyor.

Bir mitoloji forumunda biri, Mezopotamya tanrılarının neden bu kadar çok adı olduğunu sormuştu. Bir cevap, bunun yazıcıların karmaşık sistemler kurma merakından kaynaklandığını söylüyordu. Bir başka cevap, siyasi birleşmelerin dini birleşmelere yol açtığını, Hammurabi'nin Babil'i güçlendirmesiyle Marduk'un yükselmesinin buna örnek olduğunu yazmıştı. Ben ikinci cevabın daha isabetli olduğunu düşünüyorum.

İngilizce bir forumda ise Gula ile Bau'nun aynı tanrıça olup olmadığı tartışılıyordu. Bir kullanıcı, kesin bir cevap olmadığını, dönemine göre hem ayrı hem aynı olduklarını yazmıştı. Bu cevap bana çok doğru geldi.

SohbeX teorisi: Hasta yatağındaki pragmatizm

Bu kısım spekülasyon. Belki şifa tanrıçalarının diğer tanrılardan daha kolay birleşmesinin bir nedeni, hastaların pragmatizmiydi. Hasta bir insan, hangi tanrıçanın onu iyileştireceğini pek umursamaz. Ninisina'ya mı, Gula'ya mı, Bau'ya mı dua edileceği önemli değil; önemli olan iyileşmek. Bu pragmatik yaklaşım, halk arasında tanrıçaların zaten birbirine karıştırılmasına yol açmış ve teologlar sonradan bu karışıklığı resmileştirmiş olabilir. Bu fikri destekleyecek doğrudan bir belge bilmiyorum.

Size bir soru

Gula'yı düşündüğümde, artık tek bir tanrıça değil, bir araya getirilmiş birçok ses duyuyorum. Lagaş'tan, Isin'den, Nippur'dan gelen sesler.

Sizce bir tanrının adı değiştiğinde, o tanrı ölmüş mü olur, yoksa sadece yeni bir kıyafet mi giyer? Ve Bau'nun Lagaş'taki özgün kişiliği Gula'nın içinde kaybolduğunda, Lagaş halkı bunu bir kayıp olarak mı hissetti, yoksa hiç fark etmedi mi?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap