Giriş yap
🏺 Anunnaki

Gula'nın köpekleri: Isin'deki şifa tapınağı ve toprağa gömülen dostlar

Bir arkeolog, bir tapınağın avlusunda kazı yaparken bir köpek kalıntısı bulursa ne düşünür? Muhtemelen önemsiz bir buluntu, sonradan oraya gömülmüş bir sokak köpeği. Ama Irak'taki Isin kentinde, şifa tanrıçası Gula'nın tapınağının çevresinde bulunan köpek gömüleri sayıca o kadar fazlaydı ki, bunun tesadüf olmadığı anlaşıldı. Otuzdan fazla köpek, özenle gömülmüştü. Bazıları yavruydu. Bu köpekler, tanrıçanın kutsal hayvanlarıydı. Ve bu buluntu, Mezopotamya'nın tıp dünyasına açılan en ilginç kapılardan biri.

Şifanın tanrıçaları

Mezopotamya'da şifa ile ilişkili birkaç tanrıça vardı: Ninisina, yani "Isin'in Hanımı"; Nintinugga; Ninkarrak; Bau; ve Gula. Zamanla bu tanrıçalar birbirleriyle özdeşleştirildi ve Babil döneminde Gula adı altında birleşti. Gula, Akkadcada "büyük" anlamına geliyor. Yani "Büyük Olan".

Bu birleşme süreci bana Mezopotamya panteonunun nasıl çalıştığını çok iyi gösteriyor. Farklı kentlerin farklı şifa tanrıçaları vardı. Kentler siyasi olarak birleştikçe, tanrıçalar da birleşiyordu. Isin'in Ninisina'sı, Lagaş'ın Bau'su, Nippur'un Nintinugga'sı, hepsi Gula'nın farklı yüzleri olarak görülmeye başlandı.

Gula'nın eşi, bazı geleneklerde Ninurta, bazılarında Pabilsag. Ninurta yazısında, savaşçı bir tanrının şifacı bir tanrıçayla evli olmasının ne kadar anlamlı olduğunu söylemiştim. Gula'nın oğlu Damu da bir şifa tanrısı.

Isin kazıları

Isin, bugünkü Işan Bahriyat, Irak'ın güneyinde, Nippur'un güneyinde bir höyük. 1970'lerden itibaren Münih Üniversitesi'nden Alman arkeologlar burada kazı yaptı. Gula'nın tapınağı, E-gal-mah, yani "Yüce Saray", kazının önemli bulgularından biriydi.

Tapınağın çevresinde ve ona çıkan rampanın yakınında otuz üçten fazla köpek gömüsü bulundu. Köpeklerin bazıları yaşlıydı, bazıları yavru. Bazıları hastalık izleri taşıyordu. Bu, tapınakta köpeklerin beslendiğini ve öldüklerinde kutsal alana gömüldüğünü düşündürüyor. Ayrıca kazılarda pişmiş topraktan yapılmış çok sayıda küçük köpek figürini bulundu. Bazılarının üzerinde yazıtlar vardı: Biri, Gula'ya bir dilek için adanmış bir köpek figürini. "Hayatı için Gula'ya adadı" gibi ifadeler.

Bu figürinlerin bazıları elde tutulacak kadar küçük, bazıları ise daha büyük ve özenli işlenmiş. Bu figürinler bana bugün bazı türbelere, kiliselere ya da dilek ağaçlarına bırakılan adak nesnelerini hatırlatıyor. Hastası olan biri, iyileşmesi için tanrıçaya küçük bir köpek figürini sunuyordu. Belki de iyileştikten sonra teşekkür olarak.

Neden köpek?

Köpeklerin şifa ile ilişkisi konusunda birkaç açıklama var. Birincisi, köpeklerin yaralarını yalaması ve bu yaraların iyileşmesi. Köpek salyasının iyileştirici olduğu inancı birçok kültürde var. Mezopotamya'da da bu gözlemin, köpeği şifa ile ilişkilendirdiği düşünülüyor.

İkincisi, köpeklerin koruyucu rolü. Köpekler evleri, sürüleri ve insanları koruyordu. Hastalık, Mezopotamya düşüncesinde çoğu zaman bir iblis ya da kötü bir ruhun saldırısı olarak görülüyordu. Köpek, bu kötü güçlere karşı bir bekçi gibi düşünülebiliyordu. Asur saraylarının zeminine gömülen beş renkli köpek figürinleri, üzerlerinde "Kötülüğü yakala!" ya da "Durma, havla!" gibi adlar taşıyordu. Bunlar bugün British Museum'da.

Üçüncüsü ise daha karanlık bir açıklama: Köpekler ölüleri de yiyordu. Bu, onları ölüm ve yeraltıyla da ilişkilendiriyordu. Şifa tanrıçasının ölümün eşiğindeki bir hayvanla ilişkilendirilmesi, şifanın da yaşam ile ölüm arasında bir mücadele olduğunu gösteriyor.

Asû ve âşipu: İki tür şifacı

Mezopotamya'da iki tür şifacı vardı. Asû, bitkiler, merhemler, sargılar ve ilaçlarla tedavi eden kişiydi. Bugünkü anlamda bir hekime ya da eczacıya daha yakın. Âşipu ise büyü, dua ve ritüellerle tedavi eden kişiydi. Hastalığın hangi iblis ya da tanrıdan kaynaklandığını teşhis ediyor ve uygun ritüeli yapıyordu.

Bu iki şifacı genelde birlikte çalışıyordu. Bir hasta hem bitkisel ilaç alıyor hem de bir ritüelle iyileştiriliyordu. Bugün bu ayrımı tıp ve din olarak yapıyoruz, ama Mezopotamyalılar için ikisi de aynı bütünün parçasıydı. Gula, her iki şifacının da tanrıçasıydı. Hekimler onun adıyla yemin ediyordu.

Mezopotamya'dan çok sayıda tıp metni kaldı. En önemlisi, "Teşhis El Kitabı" olarak bilinen kırk tabletlik bir dizi. MÖ 11. yüzyılda Esagil-kin-apli adlı bir bilgin tarafından düzenlendi. Bu dizi, hastanın belirtilerine göre teşhis koymayı öğretiyor: "Eğer hastanın alnı sıcaksa ve sağ eli titriyorsa..." Belirtiler başından ayağına kadar sırayla sayılıyor. Bu sistematik yaklaşım, tıp tarihinde çok önemli bir adım.

Hekimin ücreti

Hammurabi Kanunları'nda hekimlerle ilgili maddeler var ve bunlar şaşırtıcı derecede ayrıntılı. Bir hekim, bir adamın ağır bir yarasını bronz bıçakla tedavi edip onu iyileştirirse on şekel gümüş alıyor. Hasta bir köleyse iki şekel. Ama hekim tedavi sırasında hastanın ölümüne neden olursa, eli kesiliyor. Bu maddeler bugün bize çok sert geliyor, ama hekimlik mesleğinin bir sorumluluk olarak görüldüğünü ve tanrıça Gula'nın himayesindeki bu işin yasalarla da düzenlendiğini gösteriyor.

Ücretlerin hastanın toplumsal sınıfına göre değişmesi de ilginç. Mezopotamya'da şifa, herkes için eşit fiyatlı değildi. Gula'nın tapınağı ise belki de ücret ödeyemeyenlerin başvurduğu yerdi. Bazı araştırmacılar, Isin'deki tapınağın bir tür hastane ya da şifa merkezi olarak işlev görmüş olabileceğini öne sürüyor. Ama bunu kesin olarak söylemek için elimizde yeterli kanıt yok.

Lamaştu'ya karşı

Gula'nın şifacıları en çok bir iblisle mücadele ediyordu: Lamaştu. Lamaştu, aslan başlı, eşek dişli, kuş pençeli bir dişi iblisti ve hamile kadınlara, yeni doğan bebeklere saldırıyordu. Ona karşı bronz ya da taş muskalar takılıyordu. Bu muskaların birçoğu müzelerde duruyor. Doğum ve bebek ölümleri Mezopotamya'nın en büyük korkularından biriydi ve Gula'nın şifacıları bu korkuyla her gün yüz yüzeydi.

Gula ilahisi

Gula için yazılmış en uzun metinlerden biri, Bulluṭsa-rabi adlı bir yazarın ilahisi. Bu ad, "İyileştir, büyük olsun" gibi bir anlam taşıyor ve muhtemelen bir takma ad. İlahide Gula kendini birinci tekil şahısla anlatıyor: "Ben hekimim, iyileştirebilirim. Bütün bitkileri taşıyorum, hastalığı kovuyorum. İlaç kesesini kuşanıyorum, iyileştiren büyüleri getiriyorum."

İlahinin her bölümünde Gula, farklı bir yüzünü anlatıyor ve her bölümün sonunda kocası Ninurta'yı övüyor. Bu yapı, bir evliliğin iki tarafını da kutlayan bir şiir gibi. Bu ilahi, Mezopotamya'da şifa tanrıçasının ne kadar saygı gördüğünü gösteriyor.

Kudurru taşlarındaki köpek

Babil dönemi kudurru taşlarında, yani toprak bağışlarını kaydeden ve tanrı sembolleriyle süslenen sınır taşlarında, Gula'nın sembolü oturan bir köpek. Bazen köpeğin yanında Gula da oturuyor. Bu sembolü bir kez tanıdıktan sonra, müzelerdeki kudurru taşlarında hep onu aramaya başlıyorsunuz. Louvre'daki ve British Museum'daki birçok kudurruda Gula'nın köpeği diğer tanrıların sembolleri arasında sessizce oturuyor.

Kudurru taşları, toprak bağışını korumak için tanrıları tanık gösteriyordu. Bu bağışı bozan kişiye tanrılar lanet edecekti. Gula'nın laneti özellikle korkunçtu: "Gula, onun bedenine iyileşmeyen bir yara koysun, kan ve irin gibi yıkansın." Şifa tanrıçası, iyileştirdiği gibi hastalık da verebiliyordu.

Sitchin'de Gula

Sitchin'in anlatısında Gula pek yer almıyor. Şifa ve tıp konusunda Sitchin daha çok Ninhursag ve Enki'ye odaklanıyor; onları insanı yaratan genetik bilim insanları olarak görüyor. Gula gibi gündelik hastalıklarla ilgilenen, köpeklerle anılan bir tanrıça, onun büyük kozmik anlatısına pek uymuyor.

Bu bana ilginç geliyor, çünkü Mezopotamya'nın sıradan insanları için Gula, Enki'den ya da Ninhursag'dan çok daha yakın bir tanrıçaydı. Bir çocuk hastalandığında, bir yara iyileşmediğinde, bir kadın doğum yaparken, dua edilen tanrıça Gula'ydı. Popüler Anunnaki anlatıları, bu gündelik inanç dünyasını büyük ölçüde görmezden geliyor.

Forumlarda Gula

Gula, forumlarda daha çok köpek sahiplerinin ilgisini çekiyor. Bir hayvan severler forumunda, "Köpeklerin kutsal sayıldığı eski kültürler" başlığında Isin buluntuları paylaşılmıştı. Bir kullanıcı, kendi köpeğinin adını Gula koyduğunu yazmıştı. Bir başkası, eski Mısır'daki Anubis ile karşılaştırma yapmıştı.

Tıp tarihiyle ilgilenen forumlarda ise Mezopotamya tıbbının ne kadar "bilimsel" olduğu tartışılıyor. Bir kesim, büyü ve dua içerdiği için bunu bilim öncesi sayıyor; bir kesim ise sistematik gözlem ve teşhis yöntemleri nedeniyle bunu tıbbın başlangıcı olarak görüyor. Ben ikinci görüşe daha yakınım, ama birincinin de haklı olduğu noktalar var.

Kendi köpeğim için

Ben bu yazıyı yazarken, Isin'deki o köpek gömülerini düşündüm. Biri onları özenle toprağa koymuş. Belki tapınağın rahipleri, belki köpekleri bakan biri. O köpeklerin bir adı var mıydı? Kim onları sevdi?

Sizin bir hayvanınız var mı? Hastalandığında ona nasıl baktınız? Dört bin yıl önce Isin'de de birileri hasta bir köpeğin başında oturup Gula'ya dua etti. Bazı şeyler gerçekten hiç değişmiyor.

Bu akşam köpeğinizi yürüyüşe çıkardığınızda, belki bir an Isin'i düşünürsünüz. Toprağın altında, tanrıçanın kapısının önünde uyuyan o otuz üç dostu.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap