Gılgamış İştar'ı reddedince: Bir tanrıçanın öfkesi ve eski sevgililerin listesi
Bir tanrıçanın evlenme teklifini reddetmek mi? Mezopotamya'da bu, akıl almaz bir cesaret ya da akıl almaz bir aptallık sayılırdı. Gılgamış Destanı'nın altıncı tabletinde, kahramanımız tam olarak bunu yapıyor. Uruk'un tanrıçası İştar, Gılgamış'ın güzelliğini görüyor ve ona "Gel Gılgamış, benim kocam ol" diyor. Gılgamış'ın cevabı ise dünya edebiyatının en sert retlerinden biri. Bu sahne, İştar'ı anlamak için bence en iyi başlangıç noktası.
İnanna'dan İştar'a
Daha önce İnanna'nın yeraltına inişini anlatmıştım. İştar, İnanna'nın Akkadca adı. Ama bu ikisi tam olarak aynı tanrıça değil. Akkadca konuşan Sami halklar, kendi tanrıçaları İştar'ı Sümer'in İnanna'sıyla birleştirdiler. Bu birleşme Akkad İmparatorluğu döneminde, MÖ 24. yüzyılda hızlandı. Sargon'un kızı Enheduanna'nın İnanna ilahileri, bu birleşmeyi hızlandıran metinlerdi.
İştar adının kökeni Batı Sami dünyasındaki Astarte ve Güney Arabistan'daki Attar ile aynı. Bu tanrılar ailesi Doğu Akdeniz'den Arabistan'a kadar uzanıyordu. Ugarit'te Athtart, Kenan'da Aştoret, Fenike'de Astarte. Yunan dünyasında da Afrodit'in bazı özelliklerinin bu doğulu tanrıçadan geldiği düşünülüyor.
Teklif
Altıncı tablete dönelim. Gılgamış ve Enkidu, Sedir Ormanı'ndan döndükten sonra Gılgamış yıkanıyor, saçlarını tarıyor, temiz giysiler giyiyor. İştar onu görüyor ve teklif ediyor: "Gel, benim kocam ol. Bana meyveni ver. Sen benim kocam ol, ben senin karın olayım." Ve hediyeler vaat ediyor: lapis lazuli ve altından bir savaş arabası, sedir kokulu bir ev, krallar ve prensler önünde diz çökecek, keçilerin üçüz, koyunların ikiz doğuracak.
Bu vaatler çok cömert. Ama Gılgamış'ın cevabı çok farklı.
Ret
Gılgamış önce İştar'a hangi hediyeyi verebileceğini soruyor, sonra onu bir dizi aşağılayıcı benzetmeyle tarif ediyor: "Sen soğukta sönen bir mangalsın, rüzgârı içeri alan bir arka kapısın, savaşçıları ezen bir saraysın, taşıyanı lekeleyen ziftsin, sahibinin ayağını sıkan bir ayakkabısın."
Sonra eski sevgililerini sayıyor. Ve bu liste, destanın en çarpıcı bölümlerinden biri:
Gençliğinin sevgilisi Dumuzi için her yıl ağıt yakılmasını sağladın. Renkli çoban kuşunu sevdin, sonra kanadını kırdın; şimdi ormanda durmadan "kanadım" diye ağlıyor. Aslanı sevdin, ona yedi ve yedi tuzak kazdın. Atı sevdin, ona kamçı, mahmuz ve kırbaç verdin. Çobanı sevdin, onu kurda çevirdin; şimdi kendi köpekleri onu kovalıyor. Babanın bahçıvanı İşullanu'yu sevdin, o seni reddetti, sen de onu kurbağaya çevirdin.
"Beni de sevdiğinde, onlar gibi bana da öyle davranacaksın," diyor Gılgamış.
Bu liste ne anlatıyor?
Akademisyenler bu listenin, İştar hakkında var olan farklı mitlerin bir özeti olduğunu düşünüyor. Dumuzi'nin hikâyesini biliyoruz. Ama diğer sevgililerin hikâyelerinin çoğu bize ulaşmadı. Çoban kuşu, aslan, at, çoban, bahçıvan. Her biri, bir zamanlar anlatılan ama bugün kaybolmuş bir mitin izi. Liste, bu kayıp mitlerin bir tür dizini.
Bu çok heyecan verici bir fikir. Gılgamış'ın tek bir konuşmasında, belki de beş ya da altı ayrı mitin hafızası saklı. Mezopotamya edebiyatının büyüklüğünü bize hatırlatan bir an.
Bir başka okuma ise, bu sahnenin kutsal evlilik törenine bir eleştiri olduğu. Daha önce Dumuzi yazısında anlattığım gibi, krallar İnanna ile simgesel bir evlilik yapıyordu. Gılgamış'ın İştar'ı reddetmesi, bu törenin reddedilmesi olarak da okunabilir. Bir kral, tanrıçanın kocası olmayı reddediyor. Bu, kralın kendi ölümlülüğünü kabul etmesi mi, yoksa tanrılara karşı bir başkaldırı mı?
Göğün Boğası
İştar, bu reddi kabul edemiyor. Ağlayarak göğe çıkıyor, babası Anu'ya ve annesi Antu'ya şikâyet ediyor. Anu ona, "Sen Gılgamış'ı kışkırtmadın mı?" diye soruyor. Ama İştar ısrar ediyor ve Anu'dan Göğün Boğası'nı istiyor. Tehdidi tanıdık: "Eğer bana boğayı vermezsen, yeraltının kapılarını kıracağım, ölüleri yukarı çıkaracağım, ölüler yaşayanlardan çok olacak."
Bu tehdit, daha önce Ereşkigal yazısında ve İştar'ın inişinde gördüğümüz tehdidin aynısı. Mezopotamya'da ölülerin yukarı çıkması, düzenin en büyük ihlaliydi. Anu sonunda boğayı veriyor.
Göğün Boğası Uruk'a iniyor. Her böğürüşünde yerde bir çukur açılıyor ve yüzlerce adam içine düşüyor. Enkidu boğanın boynuzlarını yakalıyor, Gılgamış kılıcını boğanın ensesine saplıyor. Boğa ölüyor. Enkidu, boğanın arka bacağını koparıp İştar'ın yüzüne fırlatıyor.
Bu hareket, destanın dönüm noktası. Tanrılar meclisi toplanıyor ve Huvava ile Göğün Boğası'nı öldürdükleri için birinin ölmesi gerektiğine karar veriyor. Seçilen Enkidu. Ve Enkidu'nun ölümü, Gılgamış'ı ölümsüzlük arayışına sürüklüyor.
İştar'ın yıldızı
İştar'ın gökteki karşılığı Venüs gezegeniydi. Babil'de Venüs'ün hareketleri çok dikkatli izleniyordu. Bu gözlemlerin en ünlü örneği, "Ammi-saduqa'nın Venüs Tableti". Bu tablet, Babil kralı Ammi-saduqa döneminde, yaklaşık MÖ 17. yüzyılda yapılan Venüs gözlemlerini kaydediyor: Venüs'ün ne zaman doğuda kaybolduğu, kaç gün görünmediği, ne zaman batıda göründüğü.
Bu tablet, sadece astronomi tarihi için değil, Mezopotamya kronolojisi için de çok önemli. Akademisyenler bu gözlemleri bugünkü astronomik hesaplarla karşılaştırarak Babil'in Birinci Hanedanı'nın tarihlerini belirlemeye çalışıyor. Ama Venüs'ün döngüsü tekrar ettiği için, birden fazla olası tarih çıkıyor. "Yüksek kronoloji", "orta kronoloji", "düşük kronoloji" tartışmaları bu tablete dayanıyor.
İştar'ın sembolü, sekiz köşeli bir yıldız. Kudurru taşlarında, silindir mühürlerde ve kabartmalarda bu yıldız İştar'ı temsil ediyor. Güneş diski Şamaş'ı, hilal Sin'i, sekiz köşeli yıldız İştar'ı. Bu üçlü, Mezopotamya sanatının en sık rastlanan sembol grubu.
Savaşın dansı
İştar'ın savaş yönünü anlatan Akkadca metinlerde çok tuhaf bir ifade var: Savaş, İştar'ın "dansı" ya da "oyunu". Savaş meydanı, tanrıçanın oyun alanı. Bu ifade bize bugün ürkütücü geliyor, ama Mezopotamyalılar için İştar'ın coşkusu hem aşkta hem savaşta aynı enerjinin ifadesiydi. Kontrol edilemeyen, tutkulu, yıkıcı ve yaratıcı bir güç.
Asur'un İştar'ları
Asur'da İştar, birden fazla kentte farklı biçimlerde tapınılıyordu. Ninova'nın İştar'ı ve Arbela'nın, bugünkü Erbil'in, İştar'ı ayrı tanrıçalar gibi görülüyordu. Asarhaddon ve Asurbanipal dönemindeki kehanet metinlerinde, Arbela'nın İştar'ı krala doğrudan konuşuyor: "Korkma Asarhaddon. Ben Arbela'nın İştar'ıyım. Düşmanlarını ayaklarının altına sereceğim."
Bu kehanetler, genelde kadın kâhinler aracılığıyla iletiliyordu. Kâhinlerin adları da kayıtlarda var. Asur'da bir tanrıçanın sözlerini bir kadının ağzından duymak, oldukça yaygın bir uygulamaydı. Bu bana, İştar'ın sadece bir aşk tanrıçası değil, aynı zamanda imparatorluğun koruyucusu olduğunu hatırlatıyor.
Anadolu'da İştar
İştar'ın izleri Anadolu'da da var. Hurri tanrıçası Şauşka, İştar ile özdeşleştirildi. Yazılıkaya'daki Hitit kaya kabartmalarında, erkek tanrıların sırasında, kanatlı bir figür olarak Şauşka görülüyor. Onun erkek tanrılar arasında yer alması, İştar'ın ikili, hem dişil hem eril özelliklere sahip doğasıyla açıklanıyor.
Hitit kralı III. Hattuşili, Şauşka'yı kendi koruyucu tanrıçası olarak görüyordu ve "Apologia" olarak bilinen otobiyografik metninde, onun kendisini çocukluğundan beri koruduğunu anlatıyor. Yani İştar, Çorum'un tepelerinde de bir kralın kişisel koruyucusuydu.
Sitchin'in İştar'ı
Sitchin'in kitaplarında İştar ya da İnanna, Anunnaki'nin en hırslı ve en maceracı kadın üyesi. Bir pilot. Sitchin, bazı Mezopotamya tasvirlerinde İnanna'nın başındaki başlığı ve göğsündeki kayışları, bir pilotun kaskı ve emniyet kemerleri olarak yorumluyor. Özellikle bir heykel parçası, gözlüklü bir pilot olarak sık sık paylaşılıyor.
Bu yorumun en büyük sorunu, söz konusu nesnelerin Mezopotamya'da başka bağlamlarda da kullanılması. Boynuzlu başlık, bütün tanrıların ortak işareti. Göğüsteki çapraz kayışlar, İnanna'nın silah taşıyıcı olarak tasvir edildiği savaşçı yönünün bir parçası; silah kılıflarını taşıyan kayışlar. Gözlük denilen şey ise, büyük, iri gözlü ve kakma taşlarla süslenmiş gözlerin, zamanla kaybolan kakmaların bıraktığı boşluklar.
Forumlarda İştar
Türkçe forumlarda İştar adı en çok Paskalya ile ilgili bir iddia nedeniyle tartışılıyor. İngilizcede "Easter" kelimesinin İştar'dan geldiği iddiası, her yıl bahar aylarında sosyal medyada dolaşıyor. Bu iddia dilbilimsel olarak desteklenmiyor; Easter kelimesi, Anglo-Sakson bir bahar tanrıçası olan Eostre'den geliyor olabilir, ama İştar'la bir bağlantısı yok. Ayrıca Paskalya'nın birçok dildeki adı, Pesah, yani Yahudi Hamursuz Bayramı'ndan türüyor.
İngilizce forumlarda ise İştar'ın Gılgamış'la olan sahnesi, sık sık "Gılgamış haklı mıydı?" tartışmasına dönüşüyor. Bir kesim, Gılgamış'ın tanrıçaya karşı küstahlık ettiğini düşünüyor; bir kesim ise listenin İştar'ın tehlikeli doğasını doğru bir şekilde ortaya koyduğunu. Bir yorumcu ise şunu yazmıştı: "İkisi de haklıydı, ama Enkidu bunun bedelini ödedi." Bu cümle bana çok yerinde geldi.
Benim sorum
İştar'ı düşündüğümde, onun aşkın ve öfkenin aynı kaynaktan geldiğini gösteren bir tanrıça olduğunu düşünüyorum. Seven, terk edilen, öfkelenen, intikam alan. Bunlar tanrısal değil, son derece insani duygular.
Siz Gılgamış'ın yerinde olsaydınız, İştar'ın teklifini kabul eder miydiniz? Hediyeler çok cömert, ama liste çok korkutucu. Ben sanırım kaçardım. Ama kaçmanın da bir bedeli olduğunu Enkidu'dan biliyoruz.
Giriş yap