Geştinanna: Kardeşinin rüyasını yorumlayan kız
Bir sabah bir genç adam uyanıyor ve korkuyla ablasını çağırıyor. "Bir rüya gördüm," diyor. "Sazlar etrafımda yükseliyordu. Tek bir saz başını bana sallıyordu. İkiz sazlardan biri benden ayrıldı. Ormanın yüksek ağaçları üzerime kalktı. Kutsal ocağıma su döküldü. Kutsal yayık kazığım söküldü. Kutsal kabım askısından düştü. Çoban sopam kayboldu."
Ablası dinliyor ve sessizce cevap veriyor: "Kardeşim, rüyanı bana anlatma." Ama sonra anlatıyor. Ve her sembolün ne anlama geldiğini söylüyor. Hepsi aynı şeyi işaret ediyor: Kardeşi ölecek.
Bu sahne, "Dumuzi'nin Rüyası" adlı Sümer metninden. Rüyayı gören Dumuzi, yorumlayan ise ablası Geştinanna. Dumuzi yazısında çobanın yeraltına çekilişini anlatmıştım. Bugün hikayenin öbür kahramanına, kardeşi için her şeyini veren kadına bakmak istiyorum.
Şarabın asması
Önce adından başlayalım. Geştinanna, Sümercede "göğün asması" ya da "göğün üzüm asması" gibi bir anlama geliyor. Geştin, Sümercede asma ve şarap için kullanılan kelime. Yani Geştinanna, bir şarap tanrıçası olarak düşünülebilir. Ama metinlerde şarapla ilgili rolü çok belirgin değil.
Daha belirgin olan, rüya yorumcusu ve katip olarak rolü. Bir Sümer metninde Geştinanna, "tableti bilen katip" olarak anılıyor. "Rüyaları yorumlamayı bilen kadın" olarak da. Bu iki özellik, onu Mezopotamya'nın bilgelik ve yazı dünyasıyla ilişkilendiriyor.
Kardeşi Dumuzi bir çoban, annesi ise Duttur adlı bir koyun tanrıçası. Bir çoban ailesinin kızı, katip ve rüya yorumcusu. Bu kombinasyon bana çok ilginç geliyor. Belki de Geştinanna, ailesinin bilge olanı.
Rüyanın sembolleri
Dumuzi'nin Rüyası'nın en etkileyici kısmı, Geştinanna'nın yorumları. Metin, rüyadaki her imgeyi tek tek açıklıyor. Bu yorumlar, Mezopotamya'nın rüya yorumu geleneğinin bir örneği.
Etrafında yükselen sazlar, Geştinanna'ya göre Dumuzi'ye saldıracak haydutlar. Tek başını sallayan saz, annesi, yas tutarak başını sallıyor. İkiz sazlardan biri, Geştinanna'nın kendisi; kardeşinden ayrılacak. Ormanın yükselen ağaçları, Dumuzi'yi yakalayacak olan galla cinleri. Ocağa dökülen su, evinin sessiz kalacağı anlamına geliyor. Düşen kap, Dumuzi'nin annesinin kucağından düşmesi. Kaybolan çoban sopası, galla cinlerinin onu yakalaması.
Bu yorumlar beni çok etkiliyor, çünkü çok somut. Rüya yorumu burada kaba bir kehanet değil, imgelerin birebir çevirisi. Her sembolün bir karşılığı var. Ve hepsi tek bir anlatıya dönüşüyor: ölüm.
Mezopotamya'da rüya
Mezopotamya'da rüyalar, tanrılardan gelen mesajlar olarak görülüyordu. Bunun için özel bir uzmanlık vardı. Akkadcada rüya yorumcusuna šā'ilu deniyordu, yani "soran". Ayrıca bir rüya kitabı vardı: Ziqiqu adlı Asur derlemesi. Bu kitapta, rüyada görülen şeylerin listesi ve anlamları vardı. Örneğin, rüyada bir şehre gitmek, rüyada su içmek, rüyada uçmak.
Gılgamış Destanı'nda da rüyalar çok önemli. Gılgamış, Enkidu'nun gelişini rüyasında görüyor ve annesi Ninsun bu rüyaları yorumluyor. Ninsun yazısında bu sahneleri anlatmıştım. Geştinanna ve Ninsun, iki rüya yorumcusu kadın. Bu bir tesadüf mü, yoksa Mezopotamya'da rüya yorumunun kadınlarla ilişkilendirildiğini mi gösteriyor? Bazı araştırmacılar ikincisini düşünüyor.
Kaçış ve sadakat
Dumuzi'nin Rüyası'nın devamında, Dumuzi kaçmaya çalışıyor. Galla cinleri onu arıyor. Dumuzi, ablasından kendisini saklamasını istiyor. Geştinanna onu saklıyor. Cinler geliyor ve Geştinanna'ya soruyor: Kardeşin nerede?
Geştinanna söylemiyor. Cinler ona işkence ediyor; metin, onun cezalandırıldığını ama ağzını açmadığını anlatıyor. Bu sahne, Mezopotamya edebiyatının en güçlü sadakat anlarından biri.
Ama Dumuzi'nin bir arkadaşı onu ele veriyor. Metinde bu arkadaşın adı geçmiyor; sadece "arkadaşı" diye anılıyor. Dumuzi yakalanıyor, kaçıyor, tekrar yakalanıyor. Bu kaçış sahneleri metinde birkaç kez tekrarlanıyor. Dumuzi, Utu'ya yalvarıyor ve Utu onun ellerini ceylan ayaklarına çeviriyor. Ama sonunda cinler onu ablasının ağılında yakalıyor.
Bu kısmı her okuduğumda içim burkuluyor. Abla susuyor, işkenceye dayanıyor. Arkadaş konuşuyor, kolayca ele veriyor. Bu karşıtlık bilerek kurulmuş gibi duruyor. Siz hayatınızda kimin Geştinanna, kimin ihanet eden arkadaş olduğunu bildiniz mi?
Yılın yarısı
Geştinanna'nın en büyük fedakarlığı, İnanna'nın Yeraltına İnişi metninin sonunda anlatılıyor. İnanna yazısında bu hikayeyi anlatmıştım. İnanna yeraltından dönebilmek için yerine birini bırakmak zorunda ve Dumuzi'yi seçiyor. Dumuzi yeraltına çekiliyor.
Metnin son satırlarında, Geştinanna kardeşi için yas tutuyor ve onun yerine geçmeyi teklif ediyor. Sonunda bir karar veriliyor: Dumuzi yılın yarısını yeraltında, yarısını yeryüzünde geçirecek. Geştinanna da öbür yarısını yeraltında geçirecek. Böylece iki kardeş hiçbir zaman aynı anda yeryüzünde olmayacak.
Bu çözüm bana çok ağır geliyor. Geştinanna kardeşini kurtarıyor, ama bedeli onu bir daha hiç görmemek. Biri yukarıdayken öbürü aşağıda. Mevsimlerin dönüşü, iki kardeşin sonsuz ayrılığı.
Bazı araştırmacılar bu hikayeyi mevsimlerle ilişkilendiriyor. Dumuzi bir otlak ve süt tanrısı; ilkbaharda gelip yazın kuruyan otların. Geştinanna ise asma tanrıçası; sonbaharda olgunlaşan üzümlerin. Biri gidince öbürü geliyor. Bu yorum güzel, ama metinde açıkça söylenmiyor.
Yeraltının katibi
Geştinanna'nın yeraltındaki yarı yılında ne yaptığı da bazı metinlerde anlatılıyor. Bir Sümer metninde, yeraltında Ereşkigal'in katibi olarak çalışıyor. Ölülerin listesini tutuyor, kimlerin geldiğini kaydediyor. Akkadca metinlerde bu rol, Belet-şeri, yani "bozkırın hanımı" adlı bir tanrıçaya veriliyor. Belet-şeri bazen Geştinanna ile özdeşleştiriliyor.
Bu görev bana çok anlamlı geliyor. Rüyaları okuyan, tabletleri bilen kadın, yeraltında ölülerin kaydını tutuyor. Ereşkigal yazısında anlattığım karanlık sarayda, bir masada, bir katip oturuyor. Belki de kardeşinin adını her yıl yeniden yazıyor.
Lagaş'taki tapınağı
Geştinanna sadece mitlerde değil, gerçek kültte de vardı. Lagaş devletinde, özellikle Girsu'da, onun için sunular yapılıyordu. Lagaş hükümdarı Gudea'nın yazıtlarında Geştinanna, Gudea'nın kişisel tanrısı Ningişzida'nın eşi olarak anılıyor. Ningişzida yazısında anlattığım sarmal yılanlı tanrının eşi, yani.
Bu bağlantı bence çok anlamlı. Ningişzida da yeraltıyla ilişkili bir tanrı, Adapa mitinde göğün kapısında Dumuzi'yle birlikte bekliyor. Geştinanna'nın eşi ve kardeşi, ikisi de hem yeryüzüne hem yeraltına ait tanrılar. Onun ailesi, iki dünya arasında gidip gelen bir aile. Gudea, kendi koruyucusunun eşine sunu yaparken, belki de bu iki dünya arasındaki geçişin güvenli olmasını diliyordu.
Sitchin ve Geştinanna
Sitchin'in anlatısında Geştinanna çok küçük bir yer tutuyor. Dumuzi'nin ölümünü, Sitchin Enki ve Enlil soyları arasındaki bir çatışmanın parçası olarak yorumluyor. Ona göre Dumuzi, Marduk'un rakibi olarak görülüyordu ve ölümü siyasi bir suikastti. Geştinanna ise bu anlatıda kardeşini koruyan ama başaramayan bir figür.
Bazı Sitchin okurları, Geştinanna'nın rüya yorumunu bir tür "istihbarat analizi" olarak görüyor. Rüya, aslında Dumuzi'nin gördüğü bir uyarı mesajıydı ve Geştinanna bu mesajın kodlarını çözüyordu. Bu yorum, metnin şiirsel yapısını bir şifre olarak okuyor.
Akademik okuma ise rüyayı, Mezopotamya rüya yorumu geleneğinin edebi bir örneği olarak görüyor. Semboller, o dönemin çoban yaşamından geliyor: sazlar, ocak, yayık, kap, sopa. Bunlar bir çobanın evindeki gündelik nesneler. Rüya, bir çobanın dünyasının parçalanışını anlatıyor. Siyasi bir suikast teorisi, metinde hiçbir dayanağı olmayan bir ekleme.
Forumlarda Geştinanna
Türkçe forumlarda Geştinanna, genellikle Persephone ile karşılaştırılıyor. Yunan mitolojisinde Persephone, yılın bir kısmını yeraltında Hades'in yanında, bir kısmını yeryüzünde annesi Demeter'in yanında geçiriyor. Bir mitoloji forumunda biri, bu benzerliğin bir etki olup olmadığını sormuştu. Cevaplardan biri, iki hikayenin yapısının benzer olduğunu ama karakterlerin ilişkilerinin farklı olduğunu, Persephone'nin bir kız ve anne hikayesi, Geştinanna'nın ise bir abla ve kardeş hikayesi olduğunu yazmıştı.
Bir Reddit başlığında, Dumuzi'nin Rüyası'nın tam metni paylaşılmıştı. Yorumlarda birçok kişi, Geştinanna'nın işkenceye rağmen susmasından etkilendiğini yazmıştı. Bir kullanıcı, bu sahneyi Antigone ile karşılaştırmıştı: kardeşi için bedel ödeyen bir başka kız kardeş. Bence çok güzel bir karşılaştırma.
Bir başka başlıkta ise, Ziqiqu rüya kitabından örnekler paylaşılmıştı. Bir katılımcı, bugün bile kullanılan rüya tabiri kitaplarının, bu antik geleneğin uzak bir devamı olduğunu yazmıştı. Rüyada su görmek, rüyada uçmak, rüyada diş düşmesi. Bunların anlamları değişmiş olabilir, ama rüyaları bir sembol sözlüğüyle okuma fikri binlerce yıldır sürüyor.
SohbeX teorisi: Yazıya geçen yas
Spekülasyon olduğunu belirteyim. Belki Geştinanna'nın katip olarak anılması, yas ile yazı arasındaki eski bir bağı yansıtıyor. Mezopotamya'da ağıtlar yazılıyor, ölülerin adları kaydediliyor, mezarlara yazıtlar konuyordu. Bir yası yazıya geçirmek, onu kalıcı yapmak demekti. Geştinanna, kardeşini kaybeden ve onun yasını yazıya geçiren ilk kişi olarak düşünülmüş olabilir. Bunu doğrudan söyleyen bir metin bilmiyorum; sadece onun iki rolünü, katip ve yaslı abla rolünü, bir arada düşündüğümde aklıma gelen bir fikir.
Size bırakılan
Geştinanna'yı okurken hep kendime soruyorum: Bir kardeş için yılın yarısını verebilir miydim? Onu bir daha hiç görmemek pahasına?
Siz kardeşlerinizle, ya da kardeş gibi sevdiğiniz biriyle, nasıl bir bağ kurdunuz? Birinin rüyasını dinleyip "bana anlatma" dediğiniz, ama yine de dinlediğiniz bir an oldu mu? Belki de Geştinanna'nın hikayesi, sevmenin bazen dinlemeye razı olmak olduğunu anlatıyor.
Giriş yap