Erra'nın uykusu: Nergal, veba ve bir kapı üstüne asılan muska
Salgın günlerinde insanların kapılarına bir şeyler astığını hatırlıyor musunuz? Bir dua, bir işaret, bir uyarı. Asur'da ve Babil'de de böyle bir gelenek vardı. Bazı evlerin duvarına, kapı üstüne ya da bir köşeye, muska biçiminde küçük kil tabletler asılıyordu. Üzerlerinde uzun bir şiirin birkaç satırı yazıyordu: "Erra Destanı"ndan bir alıntı. Bu satırlar, veba tanrısının o eve girmemesi için yazılmıştı. Şimdi o tanrıya bakalım: Nergal, ya da öfkeli yüzüyle Erra.
Ereşkigal yazısında Nergal'in yeraltı kraliçesiyle olan tuhaf ilişkisini anlatmıştım. Burada ise onun başka bir yüzüne, yeryüzüne yıkım getiren tanrı yüzüne bakmak istiyorum.
Kutha'nın tanrısı
Nergal'in en önemli kült merkezi Kutha kentiydi; bugün Irak'ta, Babil'in kuzeydoğusunda Tell İbrahim adıyla bilinen höyük. Kutha'daki tapınağın adı E-meslam'dı ve Nergal'in eski Sümerce adlarından biri de Meslamtaea, yani "Meslam'dan çıkan". Ninlil yazısında, Enlil ile Ninlil'in yeraltı yolculuğunda doğan çocuklardan birinin de Meslamtaea olduğunu söylemiştim.
Kutha, Mezopotamya düşüncesinde yeraltıyla özel bir bağı olan bir kentti. Bazı metinlerde yeraltının kendisi için "Kutha" adı kullanılıyor. Ölülerin diyarına "Kutha'nın büyük kenti" deniyordu. Bu, kentin mezarlıklarının ya da ölü kültünün bölgede çok önemli olduğunu düşündürüyor.
Tevrat'ta, İkinci Krallar kitabında, Asurluların Samiriye'ye yerleştirdiği halklardan söz edilirken "Kuta halkı Nergal'i yaptı" deniyor. Yani Kutha'dan sürgün edilen insanlar, yeni yurtlarına tanrılarını da götürmüştü. Yeremya kitabında ise Babil komutanları arasında "Nergal-şarezer" adlı biri geçiyor; bu ad Akkadca Nergal-şarra-usur, yani "Nergal, kralı koru." Bu adın Babil'deki belgelerde de geçtiği tespit edildi.
Nergal ve Mars
Babil astronomisinde Nergal'in gezegeni Mars'tı. Kırmızı rengi nedeniyle Mars, kan, ateş ve savaşla ilişkilendiriliyordu. Mars'ın gökyüzündeki hareketleri, özellikle parlaklığının artması, kehanet metinlerinde genelde kötü bir işaret olarak yorumlanıyordu: salgın, savaş, hayvan ölümleri.
Bu bağlantı ilginç bir şekilde Roma'da da devam etti: Roma'nın savaş tanrısı Mars, aynı gezegene adını verdi. İki kültürün bağımsız olarak aynı kırmızı gezegeni savaşla ilişkilendirmesi mi, yoksa bir aktarım mı? Yunan astronomisi Babil'den çok şey öğrendi, bu yüzden bir aktarım olasılığı var. Ama kırmızı bir ışığın kanla ilişkilendirilmesi o kadar doğal ki, bağımsız bir gelişme de olabilir.
Erra Destanı
Şimdi asıl konuya geliyorum. Erra Destanı, Akkadca yazılmış, beş tabletten oluşan ve yaklaşık yedi yüz elli satırlık bir şiir. Muhtemelen MÖ 8. yüzyılda, Babil'in kargaşa içinde olduğu bir dönemde yazıldı. Metnin sonunda yazarı kendini tanıtıyor: Kabti-ilani-Marduk. Ve bu şiiri bir rüyada gördüğünü, uyandığında tek bir satır bile eklemeden ya da çıkarmadan yazdığını söylüyor.
Bu çok nadir bir şey. Mezopotamya edebiyatında yazarların adını bildiğimiz metinler çok az. Enheduanna, Sin-leqi-unnini, ve Kabti-ilani-Marduk. Üstelik bu yazar, şiirini ilahi bir esin olarak sunuyor. Bu ifade, sonraki çağlardaki vahiy anlayışlarını hatırlatıyor.
Hikâye
Destan, Erra'nın uykusuyla başlıyor. Erra yatağında yatıyor, karısı Mami ile birlikte. Silahları, Sibitti denilen yedi savaşçı, onu uyandırmaya çalışıyor. "Kalk, savaş! İnsanlar bizi unuttu, bize saygı göstermiyorlar. Yaşlı adamlar gibi kentte oturup duruyoruz." Erra'nın veziri İşum ise onu sakinleştirmeye çalışıyor.
Sonunda Erra uyanıyor ve Babil'e gidiyor. Orada Marduk'la karşılaşıyor. Marduk'un heykelinin eskidiğini, süslerinin solduğunu görüyor ve ona yenilenmesi için tahtını bir süre bırakmasını öneriyor. Marduk bu öneriyi kabul ediyor ve tahtından iniyor. Bu, Babil için korkunç bir hata.
Marduk tahtında olmayınca dünya düzeni bozuluyor. Erra serbest kalıyor. Babil'e, Sippar'a, Uruk'a, Der'e saldırıyor. İnsanlar birbirini öldürüyor; oğul babayı, komşu komşuyu. Salgın, kıtlık, iç savaş. Şiir bu yıkımı çok güçlü, çok rahatsız edici bir dille anlatıyor.
Sibitti: Yedi savaşçı
Erra'nın yanındaki yedi savaşçı, Sibitti, Mezopotamya düşüncesinde çok eski bir figür grubu. Destanda Anu'nun onları yarattığı ve her birine bir görev verdiği anlatılıyor: biri aslan gibi yırtacak, biri sel gibi yıkacak, biri yangın gibi yakacak. Sonra hepsini Erra'nın emrine veriyor. Asur sanatında yedi küçük nokta ya da yıldız olarak gösterilen bir sembol var; bu sembolün Ülker yıldız kümesi, yani Pleiades olduğu ve Sibitti'yi temsil ettiği düşünülüyor. Asur kralları bu sembolü sık sık stellerine koyuyordu. Göğün bir köşesindeki küçük bir yıldız kümesi, yeryüzünde yıkım getiren yedi savaşçının işaretiydi.
İşum'un yatıştırması
Destanın sonunda İşum, Erra'yı yatıştırmayı başarıyor. Erra yıkımın yeterli olduğunu kabul ediyor ve yaptıklarını bir ölçüde pişmanlıkla anlatıyor: "Ben öfkelendiğimde dünyayı yok etmek istedim. Bir kurt gibi davrandım." İşum'un sözleriyle öfkesi diniyor ve Babil'in yeniden kurulacağı, düşmanlarının yenileceği müjdeleniyor.
Bu son bana çok şey söylüyor. Yıkımın tanrısı bile yatıştırılabilir. Ve onu yatıştıran, onun en yakınındaki yardımcısı. Bazı araştırmacılar İşum'u, öfkeli bir kralın yanındaki akıllı bir danışmanın edebi bir yansıması olarak görüyor.
Neden yazıldı?
Erra Destanı'nın neden yazıldığı, akademisyenler arasında tartışmalı. Bir görüşe göre, MÖ 8. veya 9. yüzyılda Babil'in yaşadığı iç karışıklıklar, Sutû gibi göçebe grupların saldırıları ve ekonomik çöküş bu şiirde yansıyor. Yazar, ülkesinin yaşadığı felaketleri bir tanrının öfkesiyle açıklıyor ve bir umut mesajı veriyor.
Bu destanda en çarpıcı olan şey, kötülüğün kaynağının bir düşman değil, bir tanrının öfkesi ve Marduk'un ihmali olması. Babil'in yıkımı dışarıdan gelen bir saldırı değil, içeriden gelen bir düzensizlik. Bu, Mezopotamya düşüncesinde çok ilginç bir öz eleştiri.
Muska tabletleri
Şimdi baştaki muskalara dönelim. Erra Destanı'nın son tabletinde şöyle bir vaat var: "Bu şarkının bulunduğu eve, Erra öfkelense de, Sibitti saldırsa da, ölüm kılıcı yaklaşmayacak. Güvende olacak." Yani destanın kendisi bir koruma büyüsü olarak kullanılabiliyordu.
Arkeologlar, Asur'da ve Babil'de, destandan seçilmiş satırların yazıldığı küçük, delikli tabletler buldular. Bunlar duvara asılmak üzere yapılmıştı. Assur ve Ninova'nın yanı sıra, bugün Türkiye sınırları içindeki Sultantepe'de de bu tür bir muska bulundu. Bazı muskalar Delos adasında bile bulunmuş; bu tabletlerin Akdeniz'e kadar uzandığını gösteriyor.
Bu bana çok dokunaklı geliyor. Bir salgın döneminde, insanlar bir şiiri kapılarının üstüne asıyordu. Bir şiirin, bir ölümü durdurabileceğine inanıyorlardı. Bugün bu inanca gülümseyebiliriz, ama sözcüklerin insanlara güven verme gücü hâlâ yerinde.
Aslan başlı topuz
Nergal'in sanattaki simgesi, aslan başlı bir topuz ya da çift aslan başlı bir asa. Bazı mühürlerde ve kabartmalarda, Nergal bir ayağını bir dağın ya da bir düşmanın üzerine koymuş, elinde bu asayı tutarken görülüyor. Aslan, Mezopotamya'da hem kraliyetin hem de vahşi, kontrol edilemez gücün simgesiydi.
Daha geç dönemlerde, özellikle Roma döneminde, Nergal Herakles ile özdeşleştirildi. Irak'taki Hatra kentinde, MS 2. yüzyıla ait bir Nergal-Herakles heykeli bulundu. Hatra'daki bu heykel, 2015'te IŞİD'in kenti tahrip ettiği sırada zarar gördü. Tanrıların bile savaştan kaçamadığını hatırlatan acı bir ayrıntı.
Sitchin'in Nergal'i
Sitchin'in anlatısında Nergal, Enki'nin oğlu ve Afrika'nın güney kısmının yöneticisi. Ama Sitchin için asıl önemli olan, Nergal'in "Erra" olarak yaptığı şey. Sitchin, Erra Destanı'nı Anunnaki'nin MÖ 2024 civarında Sina Yarımadası'ndaki uzay limanını ve Sodom ile Gomora'yı nükleer silahlarla yok ettiği bir olayın kaydı olarak yorumluyor. Bu yorum, daha önce Nanna yazısında söz ettiğim "kötü rüzgâr" yorumuyla da birleşiyor.
Bu iddia çok ciddi bir tarihleme sorunu taşıyor. Erra Destanı, MÖ 8. yüzyılda yazılmış bir metin. Sitchin'in iddia ettiği olaydan yaklaşık bin üç yüz yıl sonra. Destanda Sina, Sodom ya da Gomora adları geçmiyor; saldırıya uğrayan kentler Babil, Sippar, Uruk ve Der gibi Mezopotamya kentleri. Ayrıca Sibitti'nin "yedi silah" olarak yorumlanması da metnin söylediğiyle örtüşmüyor; Sibitti, metinde konuşan, kişiliği olan savaşçı tanrılar.
Forumlarda Nergal
Nergal adı son yıllarda forumlarda en çok iki şekilde geçiyor. Birincisi, metal müzik çevrelerinde. Polonyalı bir metal grubunun adı Behemoth, solistinin sahne adı Nergal. Bu yüzden birçok kişi adı ilk kez orada duymuş. Bir Reddit başlığında biri, "solistin adının bir Mezopotamya tanrısından geldiğini yeni öğrendim" diye yazmıştı.
İkincisi ise salgın dönemlerinde. 2020'de birçok mitoloji forumunda Erra Destanı ve veba muskaları üzerine başlıklar açıldı. İnsanlar eski toplumların salgınlarla nasıl başa çıktığını merak ediyordu. Bir kullanıcı, Erra muskasının bir kopyasını yapıp kapısına astığını paylaşmıştı; yarı şaka yarı ciddi.
Son düşünce
Erra Destanı'nı okurken bana en çok dokunan şey, yazarın kendisi. Kabti-ilani-Marduk, ülkesinin yıkımını görmüş biri. Ve bu yıkımı anlatmak için bir şiir yazmış, şiirin sonuna da bir umut koymuş: Bu şiiri okuyan, bu şiiri saklayan güvende olacak.
Siz bir felaketten sonra ne yazardınız? Bir öfke şiiri mi, bir ağıt mı, bir umut mu? Ben Kabti-ilani-Marduk'un üçünü birden yazdığını düşünüyorum. Ve belki de bu yüzden, iki bin yedi yüz yıl sonra hâlâ okunuyor.
Giriş yap