Giriş yap
🏺 Anunnaki

Ereşkigal ve meclis: Ziyafete gelemeyen kraliçenin payı

Bir düğüne davet edildiğinizi ama gidemediğinizi düşünün. Belki uzaktasınız, belki işiniz var, belki bir yasınız var. Ev sahibi size bir tabak yemek gönderiyor. Bu jest, sizi masanın bir parçası sayıyor; yokluğunuzu bir kopuş olarak değil, uzaktan katılım olarak kabul ediyor.

Ereşkigal'ın tanrılar meclisindeki yeri, böyle bir tabakla başlıyor. Ereşkigal ile Nergal'in aşk hikayesini bu seride anlatmıştım. Bu kez yeraltının kraliçesinin, yukarıdaki meclisle ve aşağıdaki kendi meclisiyle ilişkisini düşünmek istiyorum. Ölülerin dünyasında da bir meclis var mıydı ve bu iki meclis birbirini nasıl görüyordu?

Ziyafet ve vezir Namtar

Nergal ve Ereşkigal metninin Akkadça versiyonları, El-Amarna'da bulunan daha kısa bir anlatım ve Sultantepe ile Uruk'tan gelen daha uzun bir anlatım olarak bize ulaştı. Her iki versiyon da aynı sahneyle açılıyor: Tanrılar gökte bir ziyafet düzenliyor.

Ereşkigal yeraltından çıkamıyor. Yeraltının kraliçesi, kendi dünyasını terk edemez. Bu yüzden tanrılar ona bir haberci gönderiyor ve şunu söylüyorlar: Sen bize gelemezsin, biz de sana inemeyiz. Vezirini gönder, payını alsın. Ereşkigal, veziri Namtar'ı göğe yolluyor.

Namtar ziyafet salonuna girdiğinde, bütün tanrılar ona saygı için ayağa kalkıyor. Ama biri kalkmıyor: Nergal. Bu küçük ama büyük saygısızlık, hikayenin bütün olaylarını başlatıyor. Ereşkigal, Nergal'in yeraltına gönderilmesini istiyor.

Bu sahnede meclisin protokolü çok açık görünüyor. Bir tanrının veziri, o tanrıyı temsil ediyor. Vezire saygı göstermemek, efendisine saygı göstermemek demek. Nuska ve İsimud yazılarında vezirlerin bu temsil gücünü anlatmıştım. Namtar da bu zincirin bir halkası. Ve Nergal'in oturmaya devam etmesi, yeraltının yukarıdaki meclis tarafından küçümsenmesi anlamına geliyor.

Kraliçenin tehdidi

Akkadca versiyonun uzun anlatımında, Nergal yeraltından kaçtıktan sonra Ereşkigal çok sert bir mesaj gönderiyor. Eğer Nergal'i bana geri göndermezseniz, diyor, ölüleri yukarı çıkaracağım ve yaşayanları yiyecekler, ölüler yaşayanlardan çok olacak.

Bu tehdit, İştar'ın yeraltına inişinin Akkadca versiyonunda ve Gılgamış Destanı'nda da benzer sözlerle geçiyor. İştar da Gök Boğası'nı almak için Anu'yu aynı şekilde tehdit ediyor. Bu tekrar, Mezopotamya edebiyatında hazır kalıpların nasıl kullanıldığını gösteriyor.

Ama Ereşkigal'ın ağzında bu tehdit farklı bir ağırlık taşıyor. Çünkü o gerçekten ölülerin kraliçesi. İştar bu tehdidi bir pazarlık aracı olarak kullanırken, Ereşkigal kendi yetki alanından konuşuyor. Ve meclis, tehdidi ciddiye alıyor; Nergal geri gönderiliyor.

Bu sahne bana çok ilginç geliyor. Ziyafete katılamayan, kendi payını bir vezirle aldırmak zorunda kalan kraliçe, sonunda meclisin kararını kendi lehine çevirebiliyor. Uzaktaki tanrı, yakındakilerin karşısında yetkisini kanıtlıyor. Siz hiç masadan uzak olduğu için küçümsenen ama sonunda sözünü dinleten birini tanıdınız mı?

Aşağıdaki meclis: Yedi yargıç

İnanna'nın yeraltına inişinde, İnanna Ereşkigal'ın tahtına oturduğunda, yeraltının yedi yargıcı, yani Anunnaki, ona ölüm bakışıyla bakıyor. Ve İnanna bir cesede dönüşüyor. Bu sahne, yeraltı dünyasının da bir meclisi olduğunu gösteriyor.

İlginç olan şu: "Anunnaki" adı, bazı metinlerde gökteki büyük tanrılar için kullanılırken, bazı metinlerde özellikle yeraltı tanrıları için kullanılıyor. Babil döneminde bu ayrım daha da belirginleşiyor: İgigi gökteki tanrılar, Anunnaki ise yeraltının tanrıları olarak anılmaya başlanıyor. Enuma Eliş'te Marduk, Anunnaki'yi yukarıda ve aşağıda ikiye bölüyor.

Bu kayma, bu serinin ana konusu açısından çok önemli. Anunnaki dendiğinde, her zaman aynı grubu kastetmiyoruz. Bir dönemde göğün yüce tanrıları, başka bir dönemde ölülerin yargıçları. Sitchin'in tek ve tutarlı bir "Anunnaki" grubu kurması, bu kaymayı görmezden geliyor.

Ur-Nammu'nun hediyeleri

Yeraltı meclisinin nasıl işlediğini en somut gösteren metin, Ur-Nammu'nun Ölümü. Ur'un üçüncü hanedanının kurucusu Ur-Nammu, savaşta ölüyor ve yeraltına iniyor. Metin, onun yeraltı tanrılarına sunduğu hediyeleri teker teker sayıyor.

Nergal'e bir topuz, büyük bir yay ve sadak sunuyor. Gılgamış'a, yani yeraltında yargıç olarak hizmet eden kahramana, bir mızrak ve bir deri çanta. Ereşkigal'a bir kap. Namtar'a ise bir araba. Ningişzida, Dimpimekug ve başka tanrılara da hediyeler veriyor. Ningişzida yazısında bu tanrının yeraltındaki yerini anlatmıştım.

Bu liste, yeraltı meclisinin bir hiyerarşisi olduğunu gösteriyor. Her tanrının kendi rütbesi, kendi hediyesi var. Ur-Nammu, yeraltında bir kral olarak karşılanmak için bu hiyerarşiye uygun davranmak zorunda. Hediyelerin ardından ona yeraltında bir yer veriliyor ve ölülerin yargıçlarından biri oluyor.

Bu metin bana çok dokunaklı geliyor. Bir kral, ölümünden sonra bile bir saray protokolünü yerine getiriyor. Ama metinde ağıtlar da var: Ur-Nammu, yarım kalan işlerini, karısını, çocuklarını, kentinin duvarlarını düşünüp ağlıyor. Ölüm, en güçlü kralı bile bir dilekçe sahibine dönüştürüyor.

Ereşkigal'ın yalnızlığı

İnanna'nın inişinde Ereşkigal'ın çok insani bir anı var. Enki'nin gönderdiği iki varlık, kurgarra ve galatur, yeraltına sızıyor. Ereşkigal'ı doğum sancısı çeken bir kadın gibi yerde yatarken buluyorlar. Ereşkigal "Ah, içim!" diye inliyor; onlar da "Ah, için!" diye tekrarlıyor. Ereşkigal "Ah, dışım!" diye inliyor; onlar da tekrarlıyor.

Bu yankı, Ereşkigal'ı o kadar etkiliyor ki onlara bir hediye vermek istiyor. Ve onlar İnanna'nın cesedini istiyor. Meclisin kararını bozan şey, bir yeraltı kraliçesinin acısının ilk kez başka biri tarafından duyulması.

Bu sahnede Ereşkigal'ın meclisteki yalnızlığı çok derin hissediliyor. Yukarıdaki ziyafete gidemeyen, aşağıda kimsenin acısını paylaşmadığı bir kraliçe. Sadece onun acısını yankılayan iki küçük varlık, onun kalbini yumuşatıyor.

Kapıcı Neti ve yedi kapı

Yeraltı meclisinin bir de kapı düzeni var. İnanna'nın inişinde yeraltının baş kapıcısı Neti, İnanna'yı kapıda karşılıyor ve Ereşkigal'a haber veriyor. Ereşkigal ona yedi kapının sürgülerini tek tek açmasını, ama her kapıda İnanna'dan bir giysisini ya da takısını almasını emrediyor. Taç, boncuk dizisi, göğüs süsü, altın yüzük, ölçü değneği ve ipi, en sonunda elbisesi.

Bu düzen, yeraltının da yukarıdaki saray gibi işlediğini gösteriyor. Bir kapıcı, bir vezir, bir kraliçe ve bir yargıçlar kurulu. Yukarıdan gelen ziyaretçi, ne kadar yüce olursa olsun, bu protokole uymak zorunda. İnanna her kapıda itiraz ediyor ve her seferinde aynı cevabı alıyor: Sessiz ol İnanna, yeraltının me'leri kusursuzdur, onlara karşı çıkma. Bu tekrar, okurken insanı da yavaş yavaş soyuyor gibi.

Sitchin'in Ereşkigal'ı

Sitchin'in anlatısında Ereşkigal, Enlil'in torunu ve Güney Afrika'daki bir bilim istasyonunun yöneticisi. Sitchin, "yeraltı dünyası" anlamına gelen Sümerce kelimelerin aslında Dünya'nın güney yarımküresini, özellikle Afrika'daki maden bölgesini kastettiğini öne sürüyor. Bu yüzden Ereşkigal'ın krallığı ona göre ölülerin dünyası değil, uzak bir coğrafi bölge.

Bu okuma, Sümerce kur ve Akkadca ersetu kelimelerinin çok anlamlılığına dayanıyor. Kur hem "dağ" hem "yabancı ülke" hem de "yeraltı" anlamına gelebiliyor. Sitchin bu çok anlamlılığı kendi lehine kullanıyor. Ama metinlerin bağlamı açık: İnanna'nın inişinde yedi kapı, ölüm bakışı, ceset, bir kancaya asılan beden ve yaşam suyu var. Bunlar bir coğrafi yolculuğun değil, ölümün ve dirilişin imgeleri.

Akademik yorum, Ereşkigal'ı Mezopotamya'nın ölüm ve ölümden sonrası hakkındaki düşüncelerinin bir kişileştirmesi olarak görüyor. Yeraltı, tozun ve karanlığın yeri; ölülerin balçık yediği, tüylerle giyindiği bir dünya. Ereşkigal, bu dünyanın kederli kraliçesi.

Forumlarda yeraltının kraliçesi

Türkçe forumlarda Ereşkigal, genellikle İnanna'nın kıskanç ablası olarak anılıyor. Bir mitoloji forumunda biri, Ereşkigal'ın İnanna'yı öldürmesinin, kardeşler arasındaki bir kıskançlık savaşı olduğunu yazmıştı. Bir başka katılımcı ise metinlerde İnanna'nın ziyaretinin gerekçesinin, Ereşkigal'ın eşi Gugalanna'nın cenaze töreni olarak verildiğini hatırlatmıştı. Bu bağlamda Ereşkigal'ın öfkesi, yas tutan bir dulun kendi evine izinsiz girilmesine verdiği tepki olarak da okunabilir.

İngilizce bir forumda ise "ziyafet payı" sahnesi üzerine bir tartışma vardı. Bir kullanıcı, Mezopotamya'da ölülere sunulan kispu, yani ölü sunuları ile bu sahne arasında bir paralellik kurmuştu: Yaşayanlar ölülere yemek gönderir, gökteki tanrılar da yeraltı kraliçesine yemek gönderir. Bu yorum bana çok yerinde geldi.

SohbeX teorisi: İki meclis, bir köprü

Bu kısım tamamen spekülasyon. Belki Mezopotamya düşüncesinde gökteki meclis ile yeraltındaki meclis, sürekli birbirine bağlı kalmak zorundaydı. Vezirler, hediyeler ve ziyafet payları, bu iki dünya arasında bir köprü kuruyordu. Bu köprü kopunca, ölüler yaşayanların dünyasına taşabilirdi. Ereşkigal'ın tehdidi, bu köprünün kopmasının ne anlama geleceğini anlatıyor olabilir. Bunun doğrudan bir metin kanıtı yok; sadece ziyafet ve tehdit sahnelerini yan yana okuyunca akla gelen bir düşünce.

Kapanırken

Ereşkigal'ı düşündüğümde, ziyafete gidemeyen ve tabağını bir haberciyle aldıran o yalnız kraliçeyi görüyorum. Sonra da meclisin kararını tek bir cümleyle değiştirebilen güçlü bir hükümdar.

Sizce yeraltının kraliçesi meclisin bir parçası mıydı, yoksa meclisin hep dikkatle uzak tuttuğu bir güç mü? Ve uzakta durmak, bazen en güçlü konum olabilir mi?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap