Ennugi ve meclis: Tanrıların sırrına kim yemin etti?
Bir toplantıdan çıkarken birinin "bu konuştuklarımız aramızda kalsın" dediğini hatırlıyor musunuz? O an bir şey değişir. Artık bir sırrın parçasısınız. Ve o sırrı taşımanın ağırlığını hissedersiniz.
Gılgamış Destanı'nın on birinci tabletinde, tufan hikayesi tam olarak böyle bir sırla başlıyor. Utnapiştim, Gılgamış'a dönüp şöyle diyor: Sana gizli bir şey açacağım, tanrıların bir sırrını sana söyleyeceğim. Ve hikaye, tufan kararını gizli tutmak için yemin eden tanrıların listesiyle devam ediyor. Bu listede, Mezopotamya'nın en sessiz tanrılarından biri var: Ennugi, tanrıların kanal müfettişi. Ennugi'yi kanallar ve Hammurabi'nin set kanunları üzerinden daha önce anlatmıştım. Bu kez onu bir yemin edenler grubunun üyesi olarak düşünmek, ve Mezopotamya'da gizli bilginin nasıl korunduğunu konuşmak istiyorum.
Yemin eden dört tanrı
Gılgamış Destanı'nın on birinci tabletinde, tufan kararını alan tanrılar sayılıyor. Babaları Anu, danışmanları Enlil, mabeyincileri Ninurta, kanal müfettişleri Ennugi. Ve Ea da onlarla birlikte oturuyor, onlarla birlikte yemin etmiş.
Bu liste bana çok ilginç geliyor. Tufan gibi büyük bir kararı alan meclis, burada sadece dört beş tanrıdan oluşuyor. Bir iç kabine gibi. Ve bu kabinenin üyeleri, kararı insanlardan gizli tutacaklarına yemin ediyor.
Ennugi'nin bu kabinede olması dikkatimi çekiyor. O, büyük tanrılardan biri değil. Ama bir tufan, her şeyden önce bir su meselesi. Kanalların, setlerin, nehirlerin müfettişi, bu kararın uygulanmasında kritik bir rol oynayacak. Belki de bu yüzden, iç kabineye alınmış.
Ea'nın yemin boşluğu
Ea da yemin etmiş. Ama Ea, yeminini bozmadan sırrı ifşa etmenin bir yolunu buluyor. Utnapiştim'in evinin sazlık duvarına konuşuyor. Ey sazlık duvar, dinle; ey duvar, dikkat et. Ve tufan haberini duvara anlatıyor.
Bu sahneyi Ea yazısında ayrıntılı anlatmıştım. Burada sadece bir şeyi vurgulamak istiyorum: Ea'nın hilesi, yeminin harfine sadık kalıp ruhunu çiğniyor. Bir insana söylemeyeceğine yemin etmiş; bir duvara söylüyor. Bu, Mezopotamya hukukunda yeminlerin harfi harfine yorumlandığını gösteriyor olabilir.
Tufandan sonra Enlil, bir insanın hayatta kaldığını görünce öfkeleniyor. Ninurta, bunu Ea'dan başka kimin tasarlayabileceğini soruyor. Ve Ea, kendini savunuyor: Ben büyük tanrıların sırrını ifşa etmedim. Atrahasis'e bir rüya gösterdim, o da sırrı anladı.
Ea'nın savunması bir hukuk tartışması gibi. Sırrı ifşa etmek ile bir rüya göstermek arasında bir fark var mı? Ea'ya göre var. Enlil, sonunda bu savunmayı kabul ediyor gibi görünüyor.
Tanrıların sırrı
Akkadçada "tanrıların sırrı" ifadesi, nişirti ilani ya da piriştu ilani gibi kalıplarla geçiyor. Bu ifadeler, sadece tufan hikayesinde değil, Mezopotamya'nın bilgi kültüründe çok önemli bir yer tutuyor.
Mezopotamya'da bazı bilgiler gizli sayılıyordu. Özellikle kehanet, büyü, astroloji ve bazı ritüel metinler. Bu bilgiler, tanrılar tarafından insanlara açıklanmış, ama herkese değil. Sadece seçilmiş bir grup uzman, bu bilgileri bilmeye ve aktarmaya yetkiliydi.
Bu gizlilik, tabletlerin sonuna eklenen notlarda, yani kolofonlarda açıkça görülüyor. Bazı tabletlerin sonunda şöyle bir uyarı var: Bilen, bilene gösterebilir. Bilmeyen görmemeli. Bu, büyük tanrıların bir yasağıdır.
Bu uyarı bana çok çarpıcı geliyor. Bir tablet, sadece belirli kişilerin okuması için yazılmış. Bilgi, bir kapalı devre içinde dolaşıyor. Ve bu kapalı devreyi koruyan, tanrıların kendisi.
Tabletin sonundaki yasak
Bu tür gizlilik notları, özellikle Birinci binyılın tabletlerinde sık görülüyor. Asurbanipal'in Ninova'daki kütüphanesinden, Uruk'taki Seleukos dönemi rahip ailelerinin arşivlerinden gelen tabletlerde benzer ifadeler var.
Uruk'ta bu tabletleri kopyalayanlar, çoğunlukla aynı birkaç aileden geliyordu. Ağıt rahipleri ve büyü uzmanları, kuşaklar boyunca aynı metinleri kopyalayıp öğrencilerine aktarıyordu. Gizlilik notu, bu aile çevresinin sınırlarını çiziyordu.
İlginç bir ayrıntı daha var. Bazı gizli metinler, şifreli işaretlerle yazılmış. Bir işaretin olağan okunuşu yerine nadir bir okunuşu tercih ediliyor, böylece metni ancak eğitimli bir göz çözebiliyor. Yazının kendisi, bir kilit gibi kullanılıyor.
Enmeduranki'nin yemini
Gizli bilginin aktarılmasını anlatan en önemli metinlerden biri, Enmeduranki efsanesi. Enmeduranki, tufandan önceki Sippar'ın kralı olarak Sümer Kral Listesi'nde geçiyor. Efsaneye göre Şamaş ve Adad, Enmeduranki'yi tanrılar meclisine çağırıyor ve ona kehanet sanatını öğretiyor.
Yağ ile su üzerinde fal, karaciğer falı, sedir ağacının değnekleri. Bu bilgileri alan Enmeduranki, onları Nippur'un, Sippar'ın ve Babil'in seçilmiş insanlarına öğretiyor.
Metnin sonunda, bu bilginin nasıl aktarılacağı anlatılıyor. Bilgili uzman, tanrıların sırlarını koruyan kişi, sevdiği oğlunu Şamaş ve Adad'ın önünde bir yeminle bağlayacak ve ona öğretecek. Yani gizli bilgi, babadan oğula, yeminle aktarılıyor.
Bu sahne, Gılgamış'taki yemin sahnesinin insanlar arasındaki bir yansıması gibi. Tanrılar, tufan kararını gizli tutmak için yemin ediyor. İnsanlar, tanrıların öğrettiği bilgiyi gizli tutmak için yemin ediyor. Gizlilik, hem göğün hem yerin bir kuralı.
Neden gizlilik?
Bu gizliliğin nedeni ne olabilir? Birkaç açıklama var. İlki, mesleki bir tekel. Kehanet ve büyü uzmanları, bilgilerini gizli tutarak kendi mesleklerinin değerini koruyordu. Bilgi herkese açık olsaydı, onlara ihtiyaç kalmazdı.
İkincisi, bilginin tehlikeli olduğu düşüncesi. Yanlış kişilerin elinde, büyü ve kehanet bilgisi zarar verebilirdi. Bir cadı, bu bilgiyi kötüye kullanabilirdi. Gizlilik, bir güvenlik önlemiydi.
Üçüncüsü, bilginin kutsallığı. Tanrılardan gelen bilgi, sıradan bilgi değildi. Onu herkesle paylaşmak, kutsal olanı bayağılaştırmak demekti.
Alan Lenzi gibi araştırmacılar, Mezopotamya'daki gizlilik kavramını ayrıntılı olarak inceledi. Lenzi'nin çalışmasına göre, gizli bilgi kavramı, uzmanların kendilerini tanrılar meclisinin bir uzantısı olarak görmesiyle bağlantılı. Uzmanlar, tanrıların meclisinde alınan kararları ve paylaşılan sırları, yeryüzünde temsil ediyordu.
Ennugi'nin sessizliği
Peki Ennugi bütün bunların neresinde? Ennugi, tufan sırrına yemin eden tanrılardan biri. Ama metinlerde onun bir şey söylediği, bir şey yaptığı anlatılmıyor. Sadece listede adı var.
Bu sessizlik bana anlamlı geliyor. Ennugi, sırrını tutan tanrı. Ea gibi bir yol bulup sırrı ifşa etmiyor. Ninurta gibi tufandan sonra konuşup suçlamıyor. Sadece yeminini tutuyor ve susuyor.
Belki de Ennugi, bir kanal müfettişi olarak, gizliliğin önemini iyi biliyordu. Bir setin zayıf noktası, bir kanalın tıkandığı yer, bir nehrin taşacağı zaman. Bu bilgiler, yanlış ellerde bir felakete yol açabilirdi. Kanal müfettişi, sır tutmayı mesleğinin bir parçası olarak öğrenmişti. Bu tabii ki benim bir tahminim.
Sitchin ve gizli bilgi
Sitchin'in anlatısında tanrıların sırrı, Anunnaki'nin insanlardan sakladığı teknolojik ve kozmik bilgi. Ona göre tufan, Nibiru'nun yaklaşmasıyla Antarktika'daki buz tabakasının kayması sonucu oluşan dev bir dalga. Anunnaki bunu önceden biliyordu ve insanlardan sakladı. Enki ise Ziusudra'yı uyararak bu sırrı ifşa etti.
Sitchin'in yorumu, gizliliği bir güç meselesi olarak görüyor. Anunnaki, insanları kontrol etmek için bilgiyi saklıyordu. Bu yorumun Mezopotamya metinlerindeki gizlilik kavramıyla bir ölçüde örtüştüğünü kabul etmek gerek. Metinlerde de bilgi, güçle bağlantılı.
Ama akademik yorum, gizliliği bir dış güç tarafından dayatılan bir kontrol olarak değil, uzmanların kendi mesleki ve dini kimliklerini kurma biçimi olarak görüyor. Gizli bilgi, uzmanların kendilerini tanrılarla ilişkilendirmesinin bir yoluydu.
Forumlarda tanrıların sırrı
Türkçe forumlarda tanrıların sırrı konusu genellikle Sitchin ve gizli bilgi teorileri üzerinden konuşuluyor. Bir başlıkta biri, Mezopotamya'nın gizli bilgisinin Masonlar ve benzeri gizli örgütler aracılığıyla bugüne taşındığını öne sürmüştü. Bir başkası, bu iddianın hiçbir kanıtı olmadığını, Mezopotamya'nın gizli bilgisinin aslında bugün müzelerde ve kitaplarda herkesin okuyabileceği şekilde yayımlandığını hatırlatmıştı. Bu ironi bana çok hoş geliyor.
İngilizce bir forumda ise "bilen bilene gösterebilir" ifadesi tartışılıyordu. Bir kullanıcı, bu ifadenin modern bilimsel çevrelerdeki uzmanlık jargonuna benzediğini yazmıştı. Uzmanlar, kendi aralarında bir dil konuşuyor ve dışarıdakiler anlamıyor. Bir başkası, farkın bugün bilginin en azından ilkesel olarak herkese açık olması olduğunu belirtmişti.
SohbeX teorisi: Okunabilen sır
Bu kısım spekülasyon. Mezopotamya'nın gizli bilgisinin bugün herkesin okuyabileceği şekilde yayımlanması, belki de bu bilginin asıl kaderini gösteriyor. Sırlar, tabletlere yazıldığı anda, bir gün okunacakları ihtimalini de taşıyordu. Belki de "bilen bilene gösterebilir" uyarısı, bir sırrı korumaktan çok, onun değerini vurgulamak için yazılmıştı. Bu yorumu doğrudan destekleyen bir metin yok; sadece bir ironi üzerine düşünce.
Okura soru
Ennugi'yi düşündüğümde, artık sadece bir kanal müfettişini değil, tanrıların en büyük sırrına yemin eden ve o yemini sessizce tutan bir tanığı görüyorum.
Siz bir sırrı tutmak için verdiğiniz bir sözü, başkasının hayatını kurtarmak için bozar mıydınız? Ve sizce Ea'nın sazlık duvara konuşması, bir hile miydi, yoksa bir vicdan mı?
Giriş yap