Enlil ve meclis: Toplantıyı yöneten, aynı toplantıda yargılanırsa
Hiç kendi kurduğunuz bir kuralın sizi bağladığını hissettiniz mi? Bir ekip için koyduğunuz bir disiplin kuralı, bir gün sizin hatanız yüzünden size uygulanıyor. Ya kuralı esnetirsiniz, ya da boyun eğersiniz. Sümer'in en güçlü tanrısı Enlil, bir mitte tam olarak bu durumda kalıyor ve boyun eğiyor.
Şimdi Enlil'i meclisin içinden okumak istiyorum. Daha önce "Enlil kötü adam mı" diye sormuştum, Ninlil yazısında da iki farklı evlilik hikayesini anlatmıştım. Bu kez soru şu: Tanrılar meclisini fiilen yöneten Enlil, o meclisin karşısında ne kadar özgürdü?
Kiur'daki tutuklama
Enlil ve Ninlil adlı Sümer metninde Enlil, genç Ninlil'i nehir kıyısında görüyor ve onunla zorla birlikte oluyor. Metnin sonraki satırları çok çarpıcı. Enlil, Nippur'daki tapınak alanı Kiur'da yürürken, elli büyük tanrı ve kaderi belirleyen yedi tanrı onu yakalıyor. Ve bir hüküm veriyorlar: Enlil, kentten sürgün edilecek.
Bunu bir daha düşünün. Tanrıların kralı, kendi kentinde, kendi tapınağının avlusunda, kendi başkanlık ettiği meclis tarafından yargılanıyor. Metin Enlil'i "ritüel olarak saf olmayan" biri olarak tanımlıyor. Ve Enlil bu hükme itiraz etmiyor. Kenti terk ediyor ve yeraltı dünyasına doğru yola çıkıyor.
Bu sahne, Mezopotamya'nın tanrı anlayışı hakkında çok şey söylüyor. Tanrılar her şeye kadir değil; bir düzenin içinde yaşıyorlar ve o düzenin kuralları en güçlüyü bile bağlıyor. Meclis, sadece tanrıların insanlar hakkında karar verdiği bir yer değil, tanrıların birbirleri hakkında da karar verdiği bir yer.
Nippur'un kalbi: Ekur
Enlil'in tapınağı Ekur, yani "dağ evi", Nippur'daydı. Sümer'in en kutsal yapılarından biriydi. Krallar burada meşruiyet buluyor, yazıtlarını buraya bırakıyor, bağışlarını buraya gönderiyordu. Meclisin toplandığı Ubşu-ukkinna avlusu da bu bölgedeydi.
Enlil'in meclisteki gücü, Ekur'un gücüyle iç içeydi. Bir kentin tanrısı olmak, o kentin siyasi ağırlığıyla bağlantılıydı. Ama Nippur farklıydı: Siyasi olarak hiçbir zaman büyük bir imparatorluk merkezi olmadı. Gücü tamamen dini ve sembolikti. Belki de bu yüzden meclisin evi olabildi; hiçbir kralın sarayı değildi, herkesin ortak tapınağıydı.
Agade'nin laneti
Enlil ile meclis arasındaki ilişkiyi gösteren en dramatik metin, Agade'nin Laneti. Bu metin, Akkad kralı Naram-Sin'in Ekur'a saldırdığını anlatıyor. Metne göre Naram-Sin, tapınağı yıkmak için kötü bir alamet almış ama yine de tapınağa saldırmış, duvarlarını yıkmış, kutsal eşyaları yağmalamış.
Sonra Enlil'in öfkesi geliyor. Enlil, dağlardan Gutileri getiriyor ve Akkad ülkesini yıkıma uğratıyor. Ama hikaye burada bitmiyor. Sekiz büyük tanrı, Enlil'in öfkesini yatıştırmak için Agade kentini lanetliyor. Metinde bu tanrıların adları teker teker sayılıyor: Sin, Enki, İnanna, Ninurta, İşkur, Utu, Nuska ve Nisaba. Her biri Agade'ye bir lanet okuyor.
Bu sahne çok ilginç. Meclisin diğer üyeleri, Enlil'in öfkesini dindirmek için ortak bir eylemde bulunuyor. Yani meclis sadece Enlil'i yargılayabilen bir organ değil, onun duygusal durumunu yönetmek zorunda kalan bir topluluk da. Enlil öfkelendiğinde, herkes bu öfkenin bedelini paylaşıyor.
Tarihçiler bu metnin, gerçek olaylardan çok daha sonra yazıldığını ve Akkad'ın çöküşünü dini bir hikayeye dönüştürdüğünü düşünüyor. Naram-Sin'in Ekur'u yıktığına dair kendi döneminden bir kanıt yok; aksine onun Ekur'da inşaat yaptırdığına dair yazıtlar var. Agade'nin Laneti, bir siyasi felaketin, sonradan kurulan ahlaki açıklaması.
Tufan kararı ve Ea'nın sitemi
Enlil'in meclisteki en ünlü kararı, tufan. Atrahasis'te ve Gılgamış Destanı'nın 11. tabletinde, Enlil insanların gürültüsünden rahatsız oluyor ve sonunda tufana karar veriyor. Meclis bu kararı onaylıyor ve bütün tanrılar sır tutmaya yemin ediyor.
Ama tufandan sonra çok güçlü bir sahne var. Gılgamış Destanı'nda Ea, Enlil'e şöyle sesleniyor: Sen tanrıların bilgesi, sen yiğit, nasıl düşünmeden tufanı getirdin? Ea, suçluyu cezalandır, günahkarı cezalandır, ama hepsini yok etme diyor. Tufan yerine aslan gelseydi, kurt gelseydi, kıtlık gelseydi diyor.
Bu bir meclis üyesinin, başkanı açıkça eleştirmesi. Ve bu eleştiri metinde kalıyor, cezasız kalıyor. Hatta Enlil bunun ardından Utnapiştim'e ve eşine ölümsüzlük veriyor. Sanki Ea'nın sitemi işe yaramış.
Bana göre bu, Mezopotamya'nın siyasi kültürünün en değerli yanlarından biri. En güçlü olan bile eleştirilebiliyor, en güçlü olan bile kararını yumuşatabiliyor. Siz bu sahneyi okurken Enlil'e mi kızıyorsunuz, yoksa onun geri adım atmasına mı şaşırıyorsunuz?
Kader tableti kimin elinde?
Enlil'in meclisteki otoritesinin sembolü, kader tableti. Ninurta yazısında ve Kingu yazısında bu tableti farklı mitler üzerinden anlatmıştım. Anzu mitinde, Anzu kuşu bu tableti Enlil banyo yaparken çalıyor. Tablet kaybolunca Enlil'in otoritesi de askıya alınıyor. Tanrılar meclisi, tableti geri getirecek bir kahraman arıyor.
Bu hikaye, Enlil'in gücünün kişisel değil, nesnel olduğunu gösteriyor. Güç, tabletin kendisinde. Tableti kim tutarsa, kaderleri o belirliyor. Enlil, tablet olmadan sıradan bir tanrı. Bu da meclisin neden bu kadar önemli olduğunu açıklıyor: Tableti kimin taşıyacağına, son kertede meclis karar veriyor.
Enuma Eliş'te de aynı mantık var. Marduk, Kingu'dan kader tabletini alıyor ve Anu'ya sunuyor. Meclis ona kralı olarak tabletin yetkisini veriyor. Babil teolojisi, Enlil'in otoritesini Marduk'a devretmek için bu tablet motifini kullanıyor. Yani Enlil'in gücü, bir nesne olduğu için, başka bir tanrıya aktarılabiliyor.
Enlil'e yazılan ilahiler
Meclisteki bu karmaşık tabloyu dengelemek için Enlil'e yazılmış ilahilere de bakmak gerekiyor. Enlil ve Ekur ilahisi olarak bilinen Sümer metni, Enlil'i bambaşka bir tonla anlatıyor. Orada Enlil, sözü yüce, emri değişmez, Nippur'u bir bolluk kenti yapan bir efendi. İlahiye göre Enlil olmasaydı kentler kurulmaz, ahırlar yapılmaz, nehirler taşkınlarını getirmez, denizde balık yumurtlamazdı.
Bu ilahideki Enlil ile mahkemede yargılanan Enlil aynı tanrı. Bir metin onu evrenin düzeninin kaynağı olarak övüyor, bir başkası onu o düzenin kuralları karşısında hesap veren biri olarak gösteriyor. Bence bu iki görüntü çelişmiyor, birbirini tamamlıyor. Düzeni kuran, düzene uymakla da yükümlü. İlahiyi okuyup mahkeme sahnesine dönünce, Sümerlilerin güç hakkında ne kadar dengeli düşündüğünü daha iyi anlıyorum.
Sitchin'in Enlil'i
Sitchin'in anlatısında Enlil, Anunnaki'nin Dünya'daki komutanı. Anu'nun meşru varisi, katı kurallara bağlı, insanlara mesafeli bir yönetici. Sitchin, Enlil'in Ninlil'e karşı suçundan dolayı yargılanmasını da anlatıyor ve bunu Anunnaki'nin kendi aralarındaki hukuk düzeninin kanıtı olarak sunuyor.
Bu noktada akademik okuma ile Sitchin'in okuması aslında birbirine yakın bir yere varıyor: Her ikisi de Enlil'in yargılanmasını, tanrıların bir kurallar sistemine tabi olduğunun kanıtı olarak görüyor. Fark, bu kurallar sisteminin ne olduğunda. Akademik okumaya göre bu, Sümer toplumunun kendi hukuk ve ahlak anlayışının tanrılar dünyasına yansıtılması. Sitchin'e göre ise gerçek bir uzaylı topluluğun gerçek hukuk sistemi.
Bir başka fark da kronolojide. Sitchin, Enlil'in yargılanmasını ve Agade'nin Laneti'ni aynı tarihsel anlatının parçaları gibi ele alıyor. Oysa bu metinler farklı dönemlerden, farklı amaçlarla yazılmış eserler. Birini diğerinin devamı olarak okumak, metinlerin kendi bağlamlarını göz ardı ediyor.
Forumlarda Enlil'in yargılanması
Türkçe forumlarda Enlil'in Ninlil yüzünden sürgün edilmesi, genellikle şaşkınlıkla karşılanıyor. Bir gizem forumunda biri şöyle yazmıştı: Tanrıların kralı mahkemeye çıkarılıyorsa, o zaman daha üstte bir güç var demektir. Bir başkası, bu üst gücün meclisin kendisi olduğunu, yani tanrıların kolektif iradesinin herhangi bir tanrının bireysel iradesinden daha yüksek tutulduğunu yazmıştı.
İngilizce bir tarih forumunda ise farklı bir tartışma vardı. Bir kullanıcı, Enlil'in sürgününün ceza değil, Nanna'nın doğumu için gereken bir yolculuk olduğunu, çünkü hikayenin sonunda yeraltından ay tanrısının çıkışının anlatıldığını hatırlatmıştı. Nanna yazısında bu hikayenin bu yanını kısaca anmıştım. Bu yorum, cezanın aynı zamanda yaratıcı bir süreç olduğunu gösteriyor.
SohbeX teorisi: Başkanın ritüel saflığı
Bu kısım spekülasyon. Enlil'in yargılanma gerekçesi metinde ritüel saflıkla ilgili. Belki bu, Nippur rahiplerinin, kendi tanrılarının bile kurallara uymak zorunda olduğunu vurgulama biçimiydi. Bir rahibin ritüel saflığını kaybettiğinde tapınaktan uzaklaştırılması gibi, Enlil de kendi tapınağından uzaklaştırılıyor. Yani mit, rahiplerin kendi meslek kurallarını tanrıya da uyguladığı bir öğretici metin olabilir. Bunun doğrudan kanıtı yok; sadece Nippur'un rahip kenti olduğu düşünülünce akla gelen bir okuma.
Kapanırken
Enlil'i ilk okuduğumda, onu katı, öfkeli, uzak bir tanrı olarak görmüştüm. Meclisin içinden okuyunca daha karmaşık biri çıkıyor ortaya. Yargılanan, eleştirilen, öfkesi başkaları tarafından yatıştırılan ve bazen geri adım atan bir başkan.
Sizce Enlil'in boyun eğmesi zayıflık mı, yoksa gerçek bir liderin işareti mi? Kendi kuralına uyan bir yöneticiye daha mı çok güvenirsiniz, daha mı az?
Giriş yap