Enlil'in şehrinde kavga: Nippur kazısının kırk yılı
Bir kazı alanı da tanrılar meclisi gibi kavgalı olabilir. Nippur'un modern hikayesini okurken bunu düşündüm. Enlil'in şehri, binlerce yıl boyunca tanrıların toplandığı, kralların onay aradığı yerdi. On dokuzuncu yüzyılın sonunda ise orada toplanan arkeologlar, kimin neyi bulduğu konusunda birbirine düştü.
Enlil'i daha önce Ekur'un yıkımı ve tanrılar meclisindeki rolüyle anlatmıştım. Bu kez onun şehrinin toprağından çıkan tabletlerin ve o tabletleri çıkaranların hikayesini anlatmak istiyorum.
Pennsylvania'dan Irak'a
1889'da Pennsylvania Üniversitesi, Nippur'a bir kazı ekibi gönderdi. Bu, Amerika'nın Mezopotamya'daki ilk büyük kazısıydı. Ekibin başında John Punnett Peters vardı. Sonraki yıllarda John Henry Haynes alanda uzun süre kaldı ve kazıyı fiilen yönetti. Hermann Hilprecht ise ekibin bilimsel yorumcusu olarak öne çıktı.
İlk sezonlar zor geçti. Alan sıcaktı, hastalık yaygındı, yerel gruplarla çatışmalar yaşandı. Peters'in ilk sezonunun sonunda kamp ateşe verildi. Ama ekip geri döndü ve kazılar 1900'e kadar dört sezon boyunca sürdü.
Haynes, aynı zamanda bir fotoğrafçıydı. Çektiği fotoğraflar, hem kazı alanını hem de çevredeki yaşamı belgeliyor. Bugün bu fotoğraflar, on dokuzuncu yüzyıl sonu Irak'ının en değerli görsel kayıtları arasında sayılıyor.
Tablet Tepesi
Kazıcılar, Nippur'da bir tepeye Tablet Tepesi adını verdi. Bu tepeden binlerce kil tablet çıktı. Tabletlerin büyük kısmı Eski Babil dönemine ait ve okul ortamında kopyalanmış Sümer edebi metinleri içeriyor.
Bu buluntu, Sümer edebiyatının bugün bildiğimiz büyük kısmının kaynağı. İlahiler, mitler, ağıtlar, atasözleri, okul metinleri. İnanna'nın yeraltına inişi, Enlil ve Ninlil, Lugal-e, Sümer kral listesinin kopyaları. Hepsinin önemli nüshaları Nippur'dan geliyor.
Bu metinleri yazanlar, katiplik öğrenen öğrencilerdi. Hataları, tekrarları, öğretmenlerinin düzeltmeleri hâlâ tabletlerin üzerinde. Enlil'in şehri, bir okullar şehriydi. Tanrıların hikayeleri, bir sınıfın içinde yaşamaya devam ediyordu.
Hilprecht tartışması
1903'te Hilprecht, Nippur'da büyük bir tapınak kütüphanesi bulunduğunu açıkladı. Ona göre bu kütüphane, Ekur'a bağlıydı ve Babil'in düşüşünden önce bir arada tutulmuştu. Açıklaması büyük ilgi gördü.
Ama kısa süre sonra Peters ve diğerleri itiraz etti. Onlara göre Hilprecht, farklı yerlerden çıkan tabletleri tek bir kütüphane gibi göstermişti. Hatta bazı tabletlerin Nippur'dan değil, başka yerlerden satın alındığı iddia edildi. 1905'ten 1908'e kadar süren bu tartışma, akademik dünyada bir skandala dönüştü. Pennsylvania Üniversitesi bir soruşturma komitesi kurdu.
Komite Hilprecht'i resmi olarak suçlamadı. Ama tartışma onun itibarını derinden sarstı. Sonunda Hilprecht üniversiteden ayrıldı ve Almanya'ya döndü. Tartışma, Nippur buluntularının hangi bağlamdan geldiği konusunda kalıcı bir belirsizlik bıraktı.
Jena'daki harita
Hilprecht ayrıldığında, Nippur buluntularının bir kısmı onun kişisel koleksiyonunda kaldı. Bu koleksiyon bugün Almanya'da, Jena Üniversitesi'nde bulunuyor. Hilprecht Koleksiyonu adıyla bilinen bu grup, Nippur'dan gelen önemli tabletleri içeriyor.
Bu koleksiyondaki en ünlü parçalardan biri, Nippur şehrinin bir planı. Kil bir tablet üzerine çizilmiş bu harita, şehrin duvarlarını, kapılarını, kanallarını ve Ekur'u gösteriyor. Dünyanın en eski şehir planlarından biri olarak anılıyor. Bazı araştırmacılar, haritanın modern kazı planlarıyla karşılaştırıldığında şaşırtıcı derecede isabetli olduğunu belirtiyor.
Bu haritanın bir tartışmanın içinden çıkıp Almanya'da bir üniversitede durması bana biraz ironik geliyor. Enlil'in şehrinin planı, kendi şehrinden binlerce kilometre uzakta. Ama yine de korunmuş ve okunabilir.
Chicago'nun dönüşü
Pennsylvania'nın kazıları 1900'de bitti. Nippur, yaklaşık yarım yüzyıl boyunca büyük ölçüde sessiz kaldı. 1948'de Chicago Üniversitesi'nin Doğu Enstitüsü, Pennsylvania ile birlikte kazılara yeniden başladı.
Bu yeni dönem, farklı bir yaklaşımla yürütüldü. Katmanlar daha dikkatli kaydedildi. Tabletlerin hangi evden, hangi odadan çıktığı belgelendi. Böylece Hilprecht tartışmasının bıraktığı belirsizliğin bir kısmı, yeni buluntularla telafi edildi.
Sonraki onyıllarda McGuire Gibson, Nippur kazılarının uzun süreli yöneticisi oldu. Gibson'ın çalışmaları, şehrin farklı dönemlerdeki yerleşim düzenini anlamaya yöneldi. Kazılar 1990'ların başına kadar aralıklarla sürdü.
Nippur'daki İnanna tapınağı
Chicago kazılarının en önemli buluntularından biri, Nippur'daki İnanna tapınağı oldu. 1950'lerde Donald Hansen ve Richard Haines'in çalıştığı bu alan, tapınağın birçok yapı evresini ortaya çıkardı. En eski evreler Uruk dönemine, sonrakiler Part dönemine kadar uzanıyor.
Bu, bana çok ilginç geliyor. Enlil'in şehrinde, İnanna'nın da bir evi vardı. Ve bu ev, binlerce yıl boyunca aynı yerde, tekrar tekrar yeniden inşa edildi. Tapınağın içinden heykeller, adak eşyaları, yazıtlar çıktı.
Tanrılar meclisinin başkenti, sadece Enlil'in değildi. Meclisin diğer üyeleri de orada temsil ediliyordu. Ninurta'nın, Ninlil'in, İnanna'nın tapınakları. Nippur, bir tanrılar mahallesi gibiydi.
Sözlük projesi
Nippur'dan çıkan metinlerin bugünkü kullanımına dair bir hikaye daha var. Pennsylvania Üniversitesi, yirminci yüzyılın son çeyreğinde Pennsylvania Sümerce Sözlüğü projesini başlattı. Bu proje, Sümercenin kapsamlı bir sözlüğünü oluşturmayı hedefliyordu.
Projenin ana kaynaklarından biri, Nippur'dan gelen tabletlerdi. Bir zamanlar tartışmaların konusu olan buluntular, bugün Sümerceyi anlamamızı sağlayan bir sözlüğün parçası. Bu projenin bir kısmı daha sonra çevrimiçi bir veritabanına dönüştü ve bugün herkesin erişimine açık.
Ekur'un kalıntıları
Peki Ekur'un kendisi? Pennsylvania kazıcıları, Enlil'in tapınağının bulunduğu alanda çalıştı. Ziggurat ve çevresindeki yapılar ortaya çıkarıldı. Ur-Nammu'nun yazıtlı tuğlaları, Ekur'un Ur III döneminde yeniden inşa edildiğini gösteriyor.
Ama Ekur'un kendi tablet arşivi, beklendiği kadar zengin değildi. Belki de tapınağın kayıtları başka bir yerde tutuluyordu. Belki de yüzyıllar boyunca kayboldu. Enlil'in evi, ironik bir şekilde, en az belgelenen tapınaklardan biri olarak kaldı.
Haynes'in yalnızlığı
Nippur hikayesinde en çok aklımda kalan kişi Haynes oldu. Peters ve Hilprecht sezonlar arasında Amerika'ya dönerken, Haynes aylarca alanda kaldı. Bazı sezonlarda yanında neredeyse hiç Avrupalı ya da Amerikalı meslektaş yoktu. Karısı Cassandria da bir dönem onunla birlikte kampta yaşadı.
Haynes'in mektupları, yalnızlığı, hastalığı ve yorgunluğu anlatıyor. Kazının günlük yükünü o taşıyordu, ama buluntuların yorumlanması ve şöhret başkalarına gidiyordu. Kazıdan döndükten sonra sağlığı bozuldu ve hayatının son yıllarını zor koşullarda geçirdi.
Bu hikaye bana Atrahasis'teki küçük tanrıları hatırlatıyor. Kanalları kazan, toprağı taşıyan, ama meclisin kararlarında sesi duyulmayan tanrılar. Haynes de Nippur'un kazma sallayan küçük tanrısıydı belki. Bu benzetmeyi abartmak istemiyorum, ama Enlil'in şehrinde emeğin görünmezliği eski bir tema.
Tabletlerin yolculuğu
Nippur'dan çıkan tabletler bugün birçok şehre dağılmış durumda. Bir kısmı Philadelphia'da, Pennsylvania Üniversitesi Müzesi'nde. Bir kısmı İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde, çünkü kazılar Osmanlı döneminde yapıldı ve buluntular paylaşıldı. Bir kısmı da Jena'da.
İstanbul'daki Nippur tabletlerini düşününce içimde bir şey kıpırdıyor. Enlil'in şehrinden çıkan Sümer edebiyatının bir parçası, benim yaşadığım ülkenin bir müzesinde duruyor. Bu tabletlerin önemli bir bölümü, Muazzez İlmiye Çığ ve Hatice Kızılyay'ın kataloglama çalışmaları sayesinde bilim dünyasına tanıtıldı. Bir Sümer ilahisini okurken, bazen onun bir İstanbul deposunda yıllarca beklediğini hatırlamak gerekiyor.
Sitchin ve Nippur
Sitchin, Nippur'u Anunnaki'nin görev kontrol merkezi olarak yorumluyor. Ona göre Ekur, Enlil'in Dünya'daki operasyonları yönettiği yerdi. "Duranki", yani gök ile yerin bağı, bir iletişim merkezinin adıydı.
Akademik yaklaşım ise Duranki'yi Mezopotamya kozmolojisinin bir kavramı olarak görüyor. Nippur, kozmik düzenin merkezi kabul ediliyordu, bu yüzden bu ad veriliyordu. Bir teknolojik merkez değil, bir dini ve siyasi merkez.
Nippur kazısının tarihini okuyunca, bir şey dikkatimi çekiyor. Sitchin'in kullandığı Sümer metinlerinin çoğu, Nippur'dan gelen tabletlere dayanıyor. Yani hem akademik hem de alternatif yorumlar, aynı toprağın içinden çıkan aynı kil parçalarını okuyor.
Forumlarda Nippur
Türkçe forumlarda Nippur genellikle Enlil'in şehri olarak anılıyor. Hilprecht tartışması ise pek bilinmiyor. İngilizce bir forumda ise biri, Hilprecht tartışmasını Sümerolojinin ilk büyük skandalı olarak tanımlamıştı. Bir başkası, bu tartışmanın aslında Amerikan ve Alman akademik gelenekleri arasındaki bir rekabetin parçası olduğunu öne sürmüştü.
Bir başka başlıkta ise Nippur haritasının doğruluğu tartışılıyordu. Bir kullanıcı haritanın ölçekli olduğunu iddia etmiş, bir başkası haritanın ölçeğin yaklaşık olduğunu ve bazı yapıların sembolik olarak gösterildiğini belirtmişti.
SohbeX teorisi: Kavgalı meclisler
Bu kısım spekülasyon. Enlil'in şehrinde arkeologların kavga etmesi, belki de bir tesadüften fazlası. Nippur, binlerce yıl boyunca tartışmaların, kararların, anlaşmazlıkların merkeziydi. Modern kazıcılar da bu geleneği farkında olmadan sürdürmüş olabilir. Bu bir benzetmeden öte bir şey değil ve hiçbir metin bunu desteklemiyor.
Okura soru
Enlil'in şehrini düşündüğümde, artık sadece tanrıların toplandığı Ekur'u değil, aynı toprakta kavga eden, fotoğraf çeken, kaybolan tabletlerin peşine düşen insanları da görüyorum.
Siz bir keşfin kime ait olduğu tartışmasının, keşfin kendisinden daha önemli hale gelebileceğine inanıyor musunuz? Ve sizce Hilprecht haklı mıydı, yoksa haksız mı?
Giriş yap