Enkimdu ve meclis: Yaz ile Kış davası ve tanrıların çiftçisi
Bir köyde iki kardeş düşünün. Biri sıcak aylarda çalışıyor, öbürü soğuk aylarda. İkisi de kendi emeğinin daha değerli olduğunu düşünüyor. Sonunda babalarının kapısına gidiyorlar, ellerinde hediyelerle, ve "hangimiz daha önemliyiz" diye soruyorlar.
Sümerce bir şiir, bu sahneyi neredeyse aynen anlatıyor. Kardeşler Yaz ve Kış. Baba Enlil. Ve kararın sonunda Enlil, kardeşlerden birine çok özel bir unvan veriyor: tanrıların çiftçisi. Enkimdu'yu, Dumuzi'yle tartışan çiftçi tanrı olarak daha önce anlatmıştım. Bu kez çiftçiliğin tanrılar meclisinde nasıl bir unvana dönüştüğünü, Yaz ile Kış'ın davası üzerinden konuşmak istiyorum. Çünkü Enkimdu'nun koruduğu emek, bu şiirde Enlil'in kararıyla taçlanıyor.
Bir dağdan doğan ikizler
Şiirin modern adı Yaz ve Kış ya da Sümerce adlarıyla Emeş ve Enten. Emeş yaz, Enten kış demek. Şiir, Eski Babil döneminin katip okullarında okutulan tartışma şiirlerinden biri.
Şiirin başı, bir yaratılış sahnesi. Enlil, bir dağla birleşiyor ve dağ, iki kardeş doğuruyor: Emeş ve Enten. Bu dağ imgesi bana çok güzel geliyor. Mevsimler, gökle yerin, tanrıyla dağın birleşmesinden doğuyor.
Enlil, iki kardeşe görev veriyor. Enten'e koyunların, keçilerin yavrulamasını, ineklerin süt vermesini, tarlaların sulanmasını, kanalların dolmasını sağlama görevi veriyor. Emeş'e ise ağaçların meyve vermesini, tarlaların hasada hazırlanmasını, ambarların dolmasını, evlerin kurulmasını.
Bu görev dağılımı, Mezopotamya'nın tarım yılını çok iyi yansıtıyor. Güney Mezopotamya'da kış, sulama ve büyüme mevsimi. Fırat ve Dicle'nin suları yükseliyor, tarlalar ekiliyor, hayvanlar doğuruyor. Yaz ise hasat ve kuruluk mevsimi. Ambarlar doluyor, ama tarlalar kavruluyor.
Ekur'a giden yol
İki kardeş, görevlerini yaptıktan sonra Enlil'e hediyeler götürmeye karar veriyor. Her biri kendi mevsiminin ürünlerini topluyor.
Emeş, yani yaz, yaban hayvanları, kuşlar, otlar, ağaçlar topluyor. Enten, yani kış, değerli metaller, değerli taşlar, ağaçlar ve balıklar topluyor. İkisi de Nippur'a, Enlil'in tapınağı Ekur'a doğru yola çıkıyor.
Ekur'un kapısında kavga başlıyor. Emeş, Enten'i küçümsüyor. Enten, Emeş'i küçümsüyor. Her biri kendi emeğinin daha değerli olduğunu, diğerinin işinin boş olduğunu söylüyor.
Bu kavganın Ekur'un kapısında başlaması bence çok anlamlı. Ekur, Enlil'in evi ve tanrılar meclisinin toplandığı yer. Kardeşler, meclisin kapısında kendi davalarını açıyor. Ve dava, içeriye, Enlil'in huzuruna taşınıyor.
Yaz'ın iddiası
Emeş, kendisinin ne kadar önemli olduğunu uzun uzun anlatıyor. Yazın sıcağında hasat yapılıyor, ambarlar doluyor. Kralın sarayı, yazın ürünleriyle besleniyor. Bayramlar, yazın bereketi sayesinde kutlanıyor.
Emeş ayrıca, Enten'in soğuğunu ve karanlığını alaya alıyor. Kışın insanlar evlerine kapanıyor, ateş başında titriyor. Kış, bir sıkıntı mevsimi. Yaz ise bir sevinç.
Bu iddiaları okurken bir şeyi fark ediyorum: Emeş'in övdüğü şeylerin çoğu, sonucun kendisi. Dolu ambarlar, şenlikler, sofralar. Emeş, emeğin meyvesini övüyor.
Kış'ın cevabı
Enten ise farklı bir şeyi vurguluyor. Kendisinin suyu getirdiğini söylüyor. Kanallar onun zamanında doluyor. Tarlalar onun zamanında ekiliyor. Hayvanlar onun zamanında doğuruyor. Yazın hasat ettiği her şey, kışın ektiği tohumdan geliyor.
Enten, Emeş'in övündüğü bereketin aslında kendisine ait olduğunu söylüyor. Yaz, sadece kışın emeğini topluyor. Asıl iş, görünmeyen aylarda yapılıyor.
Bu argüman bana tanıdık geliyor. Kazma ile Saban tartışmasında kazma da benzer bir şey söylüyordu: Saban gösterişli, ama asıl sürekli iş kazmanın. Bu tartışma şiirlerinde, görünmeyen emeğin değeri tekrar tekrar savunuluyor.
Enlil'in hükmü
Sonunda Enlil konuşuyor. Ve kararı açık: Enten haklı. Enlil, Enten'i tanrıların sadık çiftçisi olarak ilan ediyor. Bütün tarlaların suyu onun elinde, bütün bereketin başlangıcı o.
Emeş, bu kararı kabul ediyor. Enten'in önünde diz çöküyor, ona hediyeler sunuyor. İki kardeş barışıyor. Şiir, Enlil'e övgüyle bitiyor.
Bu karar bana çok anlamlı geliyor. Enlil, gösterişli sonucu değil, sessiz başlangıcı ödüllendiriyor. Ve ödül olarak verdiği unvan, "tanrıların çiftçisi", çiftçiliğin tanrılar meclisindeki saygınlığını gösteriyor.
Enlil'in çiftçiliği seçmesi tesadüf değil. Enlil, Mezopotamya'da tarımın ve kazmanın tanrısıydı. Kazmanın Övgüsü'nde toprağı kazmasıyla yarıp insanları çıkaran oydu. Yaz ile Kış'taki kararı, onun kendi değerlerini yansıtıyor.
Enkimdu nerede?
Peki bu şiirde Enkimdu var mı? Hayır, doğrudan anılmıyor. Ama Enten'e verilen unvan, Enkimdu'nun alanına çok yakın. Enkimdu, Sümerce metinlerde kanalların ve hendeklerin efendisi, çiftçilerin koruyucusu. Enki ve Dünya Düzeni şiirinde, Enki onu bu göreve atıyor.
Enkimdu'nun Dumuzi'yle olan tartışmasını hatırlayalım. Orada İnanna, önce çiftçiyi, Enkimdu'yu tercih ediyordu, ama sonra Dumuzi'yi seçti. Çiftçi kaybetti. Yaz ile Kış'ta ise çiftçilik kazanıyor. Enlil, tarımın sessiz emeğini onurlandırıyor.
Bu iki şiiri yan yana okuyunca, Mezopotamya'nın çiftçilik hakkındaki duygularının karmaşıklığını görüyorum. Bir şiirde çiftçi, aşkı kaybediyor. Bir başkasında, onur kazanıyor. Belki Enkimdu, kaybettiği aşkın tesellisini, Enten'in kazandığı unvanda buldu. Bu tabii ki benim bir hayalim.
Hediyelerin dili
Şiirde iki kardeşin Enlil'e götürdüğü hediyeler, aslında onların argümanlarının bir parçası. Her biri, kendi mevsiminin ürünlerini sergiliyor. Bu, bir mahkemede delil sunmaya benziyor.
Mezopotamya'da tanrılara hediye götürmek, hem bir saygı ifadesi hem de bir talep biçimiydi. Ninisina'nın Nippur'a yolculuğu ya da Enki'nin Nippur'a yolculuğu metinlerinde de, tanrılar Enlil'e kendi şehirlerinin ürünlerini götürüyordu. Hediye, tanrının meclisteki yerini onaylatmanın bir yoluydu.
Yaz ile Kış'ta ise hediyeler bir yarışmanın parçası. Hangi hediye daha değerli? Yazın yaban hayvanları mı, kışın metalleri ve balıkları mı? Enlil, hediyelere bakarak değil, emeğin doğasına bakarak karar veriyor. Bu bence şiirin en olgun yanı. Gösterişli bir hediye, kararı belirlemiyor.
Emeş'in sonunda Enten'e hediye sunması da anlamlı. Kaybeden, kazananı onurlandırıyor. Dava, bir barış töreniyle kapanıyor ve iki kardeş yeniden aynı yılın içinde yan yana çalışmaya dönüyor.
Katip okullarının dersi
Tartışma şiirleri, Eski Babil döneminde Nippur ve Ur'daki katip okullarında, yani edubba'larda, çok okunuyordu. Öğrenciler bu şiirleri kopyalıyor, ezberliyor, belki de rol yaparak okuyordu.
Bu şiirlerin eğitimdeki işlevi ilginç. Öğrenciler, iki tarafın da güçlü argümanlarını öğreniyordu. Bir şeyi savunmayı, sonra karşı tarafı savunmayı. Ve sonunda bir hakemin kararını kabul etmeyi.
Bu bana bugünkü münazara derslerini hatırlatıyor. Bir öğrenci, bir konunun iki tarafını da savunabilmeli. Mezopotamya'nın katip okulları, dört bin yıl önce bu beceriyi öğretiyordu.
Ve hakem her zaman bir tanrı. Enlil, Enki, ya da başka biri. Bu, öğrencilere bir şey daha öğretiyordu: Her tartışmanın sonunda bir otorite vardır ve bu otoritenin kararı kabul edilir.
Sitchin ve mevsimler
Sitchin'in anlatısında mevsimler ve tarım, Anunnaki'nin insanlara öğrettiği bilgiler arasında yer alıyor. Sitchin'e göre tarım, Anunnaki'nin tufandan sonra insanlara verdiği bir armağan. Enlil ve Ninurta, bu bilgiyi insanlara aktaranlar.
Yaz ile Kış şiiri, bu yorum için ilginç bir veri. Enlil burada tarımın düzenleyicisi ve mevsimlerin babası. Sitchin'in Enlil'in tarımla bağlantısı hakkındaki iddiası, metinlerle bir ölçüde örtüşüyor. Ama şiirin kendisi, bir teknoloji aktarımından çok, mevsimlerin ve emeğin değerini tartışan bir edebi metin.
Akademik yorum, tartışma şiirlerini Mezopotamya'nın sınıflandırma ve değerlendirme alışkanlığının bir ürünü olarak görüyor. Her şey bir karşıtıyla birlikte düşünülüyor: Yaz ve kış, koyun ve tahıl, kazma ve saban. Ve her karşıtlık, bir hakemin kararıyla bir düzene oturtuluyor.
Forumlarda mevsimler
Türkçe forumlarda Yaz ile Kış şiirinden bahseden bir başlık bulamadım. Ama mevsimlerin kişileştirilmesi konusu, halk edebiyatı forumlarında sık sık konuşuluyor. Biri, Anadolu'daki "Yaz ile Kış Münazarası" halk oyununu paylaşmıştı. Bu oyunda da Yaz ile Kış, kendi üstünlüklerini tartışıyor.
Bir katılımcı, Anadolu'daki bu geleneğin Sümer'e kadar uzanıp uzanmadığını sormuştu. Cevaplar, iki gelenek arasında doğrudan bir bağ kurmanın zor olduğunu, ama mevsim tartışmalarının birçok kültürde ortaya çıkan evrensel bir tema olduğunu söylüyordu. Bu cevap bana doğru geldi, ama yine de bu benzerliği düşünmek beni heyecanlandırıyor.
SohbeX teorisi: Görünmez emeğin tanrısı
Bu kısım spekülasyon. Belki Mezopotamya'nın tartışma şiirlerinde görünmeyen emeğin sürekli kazanması, katiplerin kendi durumunu yansıtıyordu. Katipler de görünmeyen bir iş yapıyordu; kralların zaferlerini yazıyor, tapınakların hesaplarını tutuyor, ama kendileri pek görünmüyordu. Enten'in kazanması, katiplerin kendi sessiz emeklerinin bir gün tanınacağı umudunu taşıyor olabilir. Bunu doğrulayan bir metin bilmiyorum.
Okura soru
Enkimdu'yu düşündüğümde, artık sadece aşkı kaybeden bir çiftçi değil, kış aylarında sessizce kanalları dolduran bir emeği görüyorum.
Siz hangi mevsimin emeğini daha çok takdir ediyorsunuz? Hasadın görünen sevincini mi, ekimin görünmeyen sabrını mı? Ve hayatınızda, sizin sessiz emeğinizi sonunda tanıyan bir "Enlil" oldu mu?
Giriş yap