Giriş yap
🏺 Anunnaki

Enkimdu: Kavgayı kaybeden, sofrayı kazanan çiftçi

İki talip, bir kız. Biri çoban, öbürü çiftçi. Kız çiftçiyi seviyor. Ama kardeşi çobanı istiyor. Çoban ortaya çıkıyor ve sütünü, yağını, peynirini sayıyor. Çiftçi sakin kalıyor, kavgaya girmiyor. Sonunda çoban kızı alıyor ve çiftçi, düğüne buğday ve fasulye getireceğini söylüyor.

Bu hikaye, Sümer edebiyatının en sevimli metinlerinden biri. Akademide "Dumuzi ve Enkimdu" ya da "İnanna Çiftçiyi Seçer" adıyla biliniyor. Kız İnanna, çoban Dumuzi, çiftçi ise Enkimdu. Dumuzi yazısında çobanın trajik sonunu anlatmıştım. Bugün hikayenin öbür tarafına, kaybeden ama kin tutmayan çiftçi tanrıya bakmak istiyorum.

Enkimdu kim?

Enkimdu, Sümer panteonunda küçük bir tanrı. Adı "Enki'nin yarattığı" ya da "toprağın efendisi" gibi okunabiliyor ama kesin değil. Görevi kanallar ve setler, yani sulama sisteminin bakımı. Tarlaların suyunu düzenleyen, hendekleri kazdıran, setleri sağlamlaştıran tanrı.

Enkimdu'nun en önemli görünümü, "Enki ve Dünya Düzeni" adlı Sümer metninde. Bu uzun metinde Enki, Sümer'i dolaşıyor, her şeye bir düzen veriyor ve her işi bir tanrıya emanet ediyor. Dicle ve Fırat'ı suyla dolduruyor, balıkları yaratıyor, sazlıkları düzenliyor. Sonra kanalları ve setleri Enkimdu'ya veriyor. Metin Enkimdu'yu "hendeklerin ve setlerin efendisi" olarak tanımlıyor.

Aynı metinde tahılın sorumluluğu Aşnan'a, tuğla kalıbının sorumluluğu Kulla'ya veriliyor. Yani Enkimdu, bir iş bölümünün parçası. Sümer düşüncesinde her uğraşın bir tanrısı vardı ve bu tanrılar Enki'nin kurduğu düzende birlikte çalışıyordu.

Çobanın kavgası

Dumuzi ve Enkimdu metnine dönelim. Metnin başında İnanna'nın kardeşi güneş tanrısı Utu, kız kardeşine çobanla evlenmesini öneriyor. Utu yazısında bu sahneye kısaca değinmiştim. Utu, çobanın zenginliğini sayıyor: kremaları iyi, sütü iyi, elinin değdiği her şey parlak.

İnanna reddediyor. "Çobanla evlenmeyeceğim," diyor. "Onun yeni yünlü giysilerini giymeyeceğim. Ben genç bir kızım, çiftçiyle evleneceğim. Bitkileri bol büyüten çiftçiyle, tahılı bol büyüten çiftçiyle." İnanna'nın bu tercihi çok net.

Sonra Dumuzi konuşuyor ve çiftçiyle kendini kıyaslıyor. Çiftçi bana kara giysisini verirse, ben ona kara koyunumu veririm. Beyaz giysisini verirse, beyaz koyunumu. Birasını verirse, sarı sütümü. Ekmeğini verirse, bal peynirimi. Her ürünün karşısına bir ürün koyuyor ve her seferinde kendi ürününün daha değerli olduğunu ima ediyor. "Çiftçi benden ne fazla?" diye bitiriyor.

Çiftçinin cevabı

İşte en sevdiğim kısım. Dumuzi, çiftçinin tarlasına gidiyor ve sürüsünü orada otlatıyor. Bu, bir kışkırtma. Enkimdu ise öfkelenmiyor. Tam tersine, Dumuzi'ye şöyle diyor: Seninle neden kavga edeyim? Koyunların tarlamın otunu yesin. Sürünü tarlalarıma getir. Kuzuların kanallarımdan su içsin.

Dumuzi bu cömertlik karşısında yumuşuyor ve Enkimdu'yu düğününe davet ediyor: Benim dostum olarak gel. Enkimdu da cevap veriyor: Sana buğday getireceğim, fasulye getireceğim. Kıza da arpa getireceğim. Metin, Enkimdu'nun bu cömertliğiyle ve İnanna'ya sunulan hediyelerle bitiyor.

Bu sonu her okuduğumda içim ısınıyor. Bir kavga hikayesi olarak başlayan metin, bir dostluk hikayesi olarak bitiyor. Çiftçi kaybediyor ama kin tutmuyor. Çoban kazanıyor ama misafirini sofrasına alıyor. Siz böyle bir kayıp yaşadığınızda, Enkimdu gibi davranabilir miydiniz?

Tartışma şiirleri

Dumuzi ve Enkimdu, Sümer edebiyatının özel bir türüne yakın duruyor: tartışma şiirleri. Akademide bunlara "disputation poems" ya da "münazara" deniyor. Bu şiirlerde iki şey, bazen iki hayvan, iki mevsim, iki alet, birbirine karşı üstünlüğünü savunuyor ve sonunda bir tanrı kazananı ilan ediyor.

En bilinen örnekleri şunlar: Yaz ve Kış, Kazma ve Saban, Koyun ve Tahıl, Kuş ve Balık, Hurma Ağacı ve Ilgın, Gümüş ve Bakır. Koyun ve Tahıl tartışmasında, tıpkı Dumuzi ve Enkimdu'da olduğu gibi, hayvancılık ile tarım karşı karşıya geliyor. Bu tartışmada Enki, tahılı kazanan ilan ediyor.

Kazma ve Saban tartışması da çok eğlenceli. Saban, kendinin büyük ve şanlı olduğunu söylüyor; kral onu tarlada bizzat kullanıyor. Kazma ise, sabanın sadece yılın birkaç ayı çalıştığını, geri kalan zamanda ahırda boş durduğunu, kendisinin ise her gün kanal kazdığını, ev yaptığını, set güçlendirdiğini söylüyor. Sonunda Enlil, kazmayı kazanan ilan ediyor. Kazma tam da Enkimdu'nun aleti.

Bu tartışmalar ne anlatıyor?

Bu metinlerin okullarda, Sümer edubbalarında, öğrencilere kopyalatıldığı biliniyor. Nippur'da ve Ur'da çok sayıda kopyaları bulundu. Bazı araştırmacılar, bu şiirlerin aynı zamanda sarayda sözlü olarak, belki eğlence olarak, icra edildiğini düşünüyor. İki şarkıcı iki tarafı canlandırıyor, sonunda bir hakem karar veriyor.

Daha derin bir okuma da var. Mezopotamya toplumu, tarım ve hayvancılık üzerine kuruluydu ve bu iki ekonomi arasında sürekli bir gerilim vardı. Göçebe çobanlar ile yerleşik çiftçiler arasındaki ilişki bazen işbirliğiydi, bazen çatışma. Tarlalar, sürülerin otlakları olabilir miydi? Su kimindi? Bu tartışma şiirleri, bu gerçek gerilimleri edebi bir oyunla yumuşatıyor, sonunda bir uzlaşmaya varıyor.

Kabil ve Habil'in gölgesi

Dumuzi ve Enkimdu hikayesini okuyan herkesin aklına bir başka hikaye gelir: Kabil ve Habil. Tevrat'ta, Adem'in iki oğlu, biri çiftçi biri çoban, Tanrı'ya kurban sunuyor. Tanrı çobanın kurbanını kabul ediyor, çiftçininkini kabul etmiyor. Kıskançlıkla dolan çiftçi Kabil, kardeşi Habil'i öldürüyor.

İki hikayenin yapısı çok benzer: bir çiftçi, bir çoban, bir ilahi tercih, kazanan çoban. Ama sonları tamamen zıt. Sümer hikayesinde kaybeden çiftçi dostluk elini uzatıyor. Tevrat'ta kaybeden çiftçi kardeşini öldürüyor. Bu fark bana çok şey söylüyor. Aynı gerilim, iki farklı kültürde iki farklı ahlaki sonuca bağlanmış.

Akademide bu benzerlik üzerine çok yazıldı. Bazı araştırmacılar doğrudan bir etki olduğunu düşünmüyor, sadece ortak bir toplumsal gerçeklikten doğan benzer temalar görüyor. Bazıları ise Mezopotamya tartışma geleneğinin, Levant'a kadar ulaşmış olabileceğini öne sürüyor. Kesin bir cevap yok.

Enkimdu'nun sessizliği

Enkimdu, bu metinden sonra Mezopotamya edebiyatında neredeyse kayboluyor. Akkadca metinlerde, tanrı listelerinde adı geçiyor, ama kendisine ait bir ilahisi, bir tapınağı, bir kenti bilinmiyor. Bir Babil tanrı listesinde, Ea'nın çevresindeki tanrılar arasında anılıyor; sulama ile tatlı su tanrısı arasındaki bağlantı doğal görünüyor.

Bence bu sessizlik, onun işinin doğasıyla ilgili. Kanallar ve setler, her gün bakım gerektiren ama kimsenin dikkatini çekmeyen altyapı. Çalıştıkları sürece kimse onları fark etmiyor. Bir set yıkıldığında ise herkes fark ediyor. Enkimdu, belki de Mezopotamya'nın görünmeyen işçilerinin tanrısı.

Sitchin ve Enkimdu

Sitchin'in kitaplarında Enkimdu çok az yer tutuyor. Sitchin, Enki'nin tarımı insanlara öğrettiğini ve bu işi kendi yardımcılarına bıraktığını anlatıyor. Ona göre tarımın Mezopotamya'da aniden ortaya çıkışı, Anunnaki'nin genetik olarak geliştirdiği tohumların insanlara verilmesiyle açıklanabilir. Enkimdu ve Aşnan, bu bağlamda Anunnaki'nin tarım uzmanları olarak görülüyor.

Akademik tablo ise tarımın aniden değil, binlerce yıl içinde geliştiğini gösteriyor. Buğday ve arpanın evcilleştirilmesi, MÖ 10. binyıl civarında, Bereketli Hilal'in kuzeyinde, bugünkü Güneydoğu Anadolu'da başladı. Karacadağ'daki yabani buğdayların, evcil buğdayın en yakın akrabası olduğu genetik çalışmalarla gösterildi. Sümer şehirleri bundan yaklaşık altı bin yıl sonra kuruldu. Yani Enkimdu'nun koruduğu kanallar, uzun bir tarım geçmişinin son halkası.

Enki ve Dünya Düzeni metni de bunu kendi diliyle anlatıyor: Tarım bir anda verilmiyor, her işin kendi tanrısına ayrı ayrı emanet edildiği bir düzen olarak kuruluyor. Bu, bir hediye anlatısından çok, bir iş bölümü anlatısı.

Forumlarda çiftçi ile çoban

Türkçe forumlarda Dumuzi ve Enkimdu hikayesi, çoğunlukla Kabil ve Habil karşılaştırmasıyla birlikte konuşuluyor. Bir dinler tarihi forumunda biri, Kuran'daki Habil ve Kabil kıssasının da bu ortak temanın bir devamı olduğunu, ama burada kurbanın kabulünün takvaya bağlandığını yazmıştı. Bu, hikayenin üçüncü bir yorumu.

Bir başka forumda, bir çiftçi olduğunu söyleyen biri, çoban ile çiftçi arasındaki gerilimin Anadolu'da hala sürdüğünü, sürülerin ekili tarlalara girmesinin köylerde kavgalara yol açtığını anlatmıştı. Ona göre Enkimdu'nun cömertliği, gerçek hayatta pek görülmeyen bir ideal.

Bir Reddit başlığında ise Kazma ve Saban tartışması paylaşılmıştı. Bir katılımcı, kazmanın sabana karşı argümanının, bugün sürekli çalışan ama hiç fark edilmeyen işlerle, büyük ve gösterişli projeler arasındaki tartışmaya çok benzediğini yazmıştı. Bence çok yerinde bir gözlem.

SohbeX teorisi: Kaybetmenin öğretisi

Bu kısım tamamen spekülatif. Belki Dumuzi ve Enkimdu, Sümer okullarında öğrencilere bir şey öğretmek için kopyalanıyordu: Bir tartışmayı kaybetmek, ilişkiyi kaybetmek demek değil. Edubbadaki öğrenciler, katip olarak çalışacakları hayatta sürekli tartışmalara, davalara, sözleşmelere tanık olacaklardı. Enkimdu, onlara kaybedenin onurunu gösteren bir model olabilir. Bunu destekleyen bir okul metni bilmiyorum; sadece bir okuma önerisi.

Okura soru

Enkimdu'yu düşünürken hep kendime soruyorum: Bir rekabeti kaybettiğimde, kazananın düğününe buğday götürebilir miyim? Yoksa Kabil gibi içimde bir öfke mi büyür?

Siz son kaybettiğiniz bir rekabeti hatırlıyor musunuz? Bir iş, bir sınav, bir ilişki. Kazanana ne götürdünüz? Belki de Sümerliler, bu soruyu bizden önce sormuş ve cevabı fasulye ile buğdayda bulmuş.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap