Enki ve meclis: Hem görevleri dağıtan hem de kararlara karşı çıkan
Her kurumda böyle biri vardır. Kuralları en iyi o bilir, ama kuralların arasındaki boşlukları da en iyi o bilir. Toplantıda karara itiraz etmez, sessizce oy verir; sonra dışarı çıkıp kararın etkisini hafifletecek bir yol bulur. Sümer'in tanrılar meclisinde bu kişi Enki'ydi.
Enki'yi bu seride birkaç kez anlattım: suların efendisi olarak, Ninmah ile sarhoş sofrada, sazlık duvara fısıldayan Ea olarak. Şimdi ise masanın etrafındaki yerine odaklanmak istiyorum. Enki meclisin hem en verimli üyesiydi hem de en zor kontrol edileniydi. Bu iki özellik nasıl bir arada yaşıyordu?
Dünyanın düzenini kuran
Enki ve Dünya Düzeni adlı uzun Sümer metni, Enki'yi bir tür genel müdür gibi gösteriyor. Metnin büyük kısmında Enki, Sümer'i, Dilmun'u, Meluhha'yı ve başka ülkeleri dolaşıyor, her birine kaderini veriyor. Sonra tek tek görevler dağıtıyor: Dicle ve Fırat'a tatlı su, bataklıklara balık ve saz, tarlalara tahıl, ahırlara süt ve yağ.
Bu görevlerin her biri için bir sorumlu tanrı atıyor. Enbilulu kanalların, Enkimdu hendeklerin ve setlerin, Aşnan tahılın sorumlusu oluyor. Kulla tuğla kalıbının, Muşdama inşaatın efendisi yapılıyor. Utu sınırların ve adaletin, Uttu dokumanın sorumluluğunu alıyor. Enkimdu yazısında çiftçi tanrının bu atamasını anlatmıştım.
Burada dikkatimi çeken şey, Enki'nin bu görevleri meclise danışmadan dağıtması. Metinde bir oylama, bir tartışma yok. Enki geziyor, karar veriyor, atıyor. Ama aynı metin, Enki'nin bu yetkiyi An'dan ve Enlil'den aldığını da söylüyor. Yani Enki, meclisin vekaletiyle hareket eden bir yürütme gücü.
İnanna'nın şikayeti
Metnin sonunda çok insani bir sahne var. Bütün görevler dağıtıldıktan sonra İnanna, Enki'ye geliyor ve şikayet ediyor. Kız kardeşlerinin her birinin bir görevi olduğunu sayıyor: Aruru'nun doğumu, Ninisina'nın şifası, Nisaba'nın ölçü ipi ve yazı, Nanşe'nin balıklar ve kuşlar. Peki bana ne verdin, diye soruyor.
Enki'nin cevabı ilginç. İnanna'ya aslında birçok şey verdiğini sayıyor: çobanın değneğini, savaşın gürültüsünü, insanların kalbini çevirebilme gücünü. Yani İnanna'nın gözünden kaçmış, ama zaten kendisine ait olan güçleri.
Bu sahne bence meclisteki dengeyi çok iyi gösteriyor. Tanrılar arasında kıskançlık, rekabet, adalet arayışı var. Görev dağıtımı herkesi memnun etmiyor. Ve Enki, şikayetleri dinleyen, ikna eden, uzlaştıran biri. Siz hiç böyle bir dağıtımdan sonra "peki ya ben?" diye sordunuz mu?
Me'lerin el değiştirmesi
İnanna ve Enki adlı metinde ise durum tersine dönüyor. İnanna, Eridu'ya Enki'yi ziyarete gidiyor. Enki onu ağırlıyor, ikisi birlikte bira içiyor ve Enki sarhoşken İnanna'ya me'leri tek tek hediye ediyor. Me'ler, uygarlığın kurallarını, kurumlarını ve becerilerini temsil eden ilahi güçler. Krallık, rahiplik, yazı sanatı, müzik, demircilik, hukuk, hatta yalan ve düşmanlık da bu listede.
Enki ayıldığında me'lerin gittiğini fark ediyor ve veziri İsimud'u peşinden gönderiyor. İsimud yazısında bu takibi anlatmıştım. İnanna, veziri Ninşubur'un yardımıyla me'leri Uruk'a ulaştırıyor.
Bu metin, meclisin bir başka yanını gösteriyor. Me'lerin dağıtımı sadece resmi kararlarla olmuyor. Hile, ziyafet, kurnazlık da güç dağılımını değiştirebiliyor. Enki'nin cömertliği, kendi gücünü kaybetmesine yol açıyor. Ama metinde Enki'nin meclise şikayet ettiğini görmüyoruz. Kaybını kabulleniyor.
Araştırmacılar bu metnin, Uruk'un Eridu karşısında yükselişini anlatan bir kent propagandası olabileceğini düşünüyor. Eski ve saygın Eridu'nun kültürel mirası, daha genç ve güçlü Uruk'a geçiyor. Mitolojik bir hikaye, iki kentin tarihsel ilişkisini anlatıyor.
Yeminin dili
Enki'nin meclisle en ünlü çatışması, tufan kararında. Atrahasis'te ve Gılgamış Destanı'nın 11. tabletinde tanrılar tufana karar veriyor ve sır tutmaya yemin ediyor. Enki de bu yemine katılıyor. Ama Atrahasis'i uyarmanın yolunu buluyor: Doğrudan insana değil, sazlık kulübenin duvarına konuşuyor. Ea yazısında bu fısıltıyı ayrıntılı anlatmıştım.
Burada sorulması gereken soru şu: Enki yeminini bozdu mu? Metnin kendi mantığına göre hayır. Yemin, insanlara sırrı söylememekti; Enki ise bir duvara konuşuyordu. Bu, yeminin harfine sadık kalıp ruhunu çiğnemek. Hukukçuların "kanuna karşı hile" dediği şey.
Meclis bu hileyi fark ettiğinde ne oluyor? Gılgamış Destanı'nda Enlil önce öfkeleniyor. Ninurta ise hemen Ea'yı işaret ediyor: Ea'dan başka kim böyle bir şey yapabilir? Ea'nın kendi savunması ise bir itiraf değil, bir karşı saldırı oluyor. Enlil'e, düşünmeden tufanı getirdiğini söylüyor. Enlil yazısında bu sitemi anmıştım.
Yani Enki, meclisin kararını hem kabul ediyor hem de etkisiz kılıyor. Ve bunun için cezalandırılmıyor. Bu, onun meclisteki özel konumunu gösteriyor. Belki de başka hiçbir tanrı bunu yapıp kurtulamazdı.
Ninmah ile yarışma ve meclisin seyirciliği
Enki ve Ninmah metninde de meclisin bir sahnesi var, ama bu kez tanrılar seyirci rolünde. İnsanlar yaratıldıktan sonra tanrılar bir ziyafet düzenliyor. Enki ile Ninmah biraz fazla içiyor ve bir iddiaya giriyor. Ninmah kusurlu insanlar yaratıyor, Enki her birine toplumda bir yer buluyor. Göremeyen adamı müzisyen yapıyor, ayakları tutmayanı gümüşçü olarak kralın hizmetine veriyor.
Bu yarışmayı izleyen diğer tanrılar, bir anlamda bir kurul gibi. Kimin kazandığına onlar tanıklık ediyor. Ve Enki burada yine aynı becerisini gösteriyor: Bir kusuru göreve, bir eksikliği işlevli bir yere dönüştürüyor. Dünya Düzeni metnindeki görev dağıtıcı ile bu ziyafetteki Enki aynı kişi. Her ikisinde de herkese bir yer bulma tutkusu var. Ninmah yazısında bu sahneyi ayrıntılı anlatmıştım, ama meclis açısından bakınca bambaşka bir anlam kazanıyor.
Eridu'nun yaşı
Enki'nin meclisteki ağırlığının bir nedeni de kentinin yaşı olabilir. Eridu, Sümer geleneğinde dünyanın ilk kenti sayılıyordu. Sümer Kral Listesi, krallığın gökten ilk olarak Eridu'ya indiğini söylüyor. Kazılar da Eridu'da çok erken dönemlere uzanan tapınak katmanları ortaya çıkardı; aynı yerde, üst üste yenilenmiş çok sayıda kutsal yapı.
Eski bir kentin tanrısı, yeni kentlerin tanrıları karşısında bir tür kıdeme sahip. Belki de Enki'nin hilelerine göz yumulmasının arkasında bu kıdem yatıyordu. En yaşlı kentin bilge tanrısına, gençler kolay kolay hesap soramazdı.
Sitchin'in Enki'si
Sitchin'in anlatısında Enki, Anu'nun ilk oğlu ama meşru varis değil. Kardeşi Enlil'in komutasında çalışmak zorunda kalan, bilim insanı ve mühendis bir Anunnaki. İnsanı genetik mühendislikle yaratan, sonra onlara acıyan ve tufandan kurtaran tanrı. Sitchin, iki kardeş arasındaki bu rekabeti, Anunnaki tarihinin ana çatışması olarak kurguluyor.
Bu okuma, Enki'nin meclisteki muhalif konumunu çok iyi yakalıyor. Ama akademik yorum bu muhalefeti başka bir açıdan açıklıyor. Enki bilgeliğin, büyünün ve tatlı suyun tanrısı. Bilgelik, doğası gereği kurallara karşı esnek. Bir büyücü, kuralları bilmek zorunda, ama onları aşmanın yollarını da bilmek zorunda. Enki'nin hileleri, onun bilgelik tanrısı olmasının doğal bir uzantısı.
Ayrıca, Enki'nin Anu'nun oğlu olarak tanımlanması da metinlerde net değil. Bazı geleneklerde Enki, Nammu'nun oğlu. Nammu yazısında bu soyağacını anlatmıştım. Sitchin'in kurduğu düzenli kardeş rekabeti, farklı geleneklerden gelen metinlerin tek bir aile hikayesine indirgenmesine dayanıyor.
Forumlarda Enki'nin hileleri
Türkçe forumlarda Enki genellikle "insanlığın dostu" olarak anılıyor. Bir yazar, Enki'yi Prometheus'a benzetmişti: Tanrılardan bilgiyi çalıp insanlara veren isyancı. Bir başka katılımcı ise bu karşılaştırmanın yanlış olduğunu, çünkü Prometheus'un cezalandırıldığını, Enki'nin ise hiç cezalandırılmadığını yazmıştı.
Bir Reddit başlığında ise ilginç bir soru vardı: Enki gerçekten iyi bir tanrı mı, yoksa sadece kendi yarattığı işçileri koruyan bir patron mu? Bir kullanıcı, Atrahasis'te insanların yaratılma amacının tanrıların işini yapmak olduğunu, Enki'nin insanları kurtarmasının da bu iş gücünü kaybetmemek için olabileceğini öne sürmüştü. Bu sinik okumayı ben de düşünmüştüm. Ama metinlerde Enki'nin insanlara karşı tavrı, sadece hesapçılıkla açıklanamayacak kadar sıcak geliyor bana.
SohbeX teorisi: Muhalif bir koltuk
Bu kısım spekülasyon. Belki Mezopotamya düşüncesinde, meclisin sağlıklı çalışması için bir muhalif koltuğa ihtiyaç vardı. Enlil'in katı kararlarını dengeleyecek, gerektiğinde onları esnetecek bir ses. Enki bu koltuğu dolduruyordu. Bu, bilinçli bir tasarım değil, yüzyıllar içinde biçimlenmiş bir anlatı geleneği olabilir. Ama sonunda tanrılar dünyası, tek bir iradeyle değil, birbirini dengeleyen iradelerle yönetiliyormuş gibi görünüyor. Bunu kanıtlayan bir metin yok, sadece metinlerin toplamından çıkan bir izlenim.
Kapanırken
Enki'yi meclisin içinden okuyunca, onun en çok sevdiğim yanı ortaya çıkıyor: Kural koyucu ile kural esnetici arasında yaşaması. Ne tamamen isyancı ne de tamamen itaatkar. Masada oturuyor, oy veriyor, sonra kapıdan çıkınca kendi bildiğini de yapıyor. Bu ikili hal, bana bugünün kurumlarındaki en değerli insanları hatırlatıyor.
Siz çalıştığınız ya da yaşadığınız topluluklarda Enki'yi tanıyor musunuz? Ve bir topluluk, böyle birine sahip olmadan sağlıklı kalabilir mi?
Giriş yap