Giriş yap
🏺 Anunnaki

Enki ile Ninmah: Sarhoş bir sofrada kurulan iddia ve "kusurlu" insanlar

Bazı mitler insanı güldürür, bazıları düşündürür. "Enki ve Ninmah" adlı Sümerce şiir ikisini birden yapıyor. Tanrılar bir şölende bira içiyor, iki büyük tanrı birbirine meydan okuyor ve ortaya hem komik hem de oldukça ağır sorular soran bir hikâye çıkıyor. Bu metin, internetteki Anunnaki anlatılarında "başarısız genetik deneyler" diye sık sık anılıyor. Ben ise onu çok daha farklı bir yerden okumak istiyorum.

Metnin kendisi

Şiir, bugün elimizde Eski Babil dönemine ait kopyalarla duruyor ve Oxford'un ETCSL projesinde tam çevirisi var. Başlangıç, Atrahasis'e çok benziyor: Tanrılar ağır işler yapıyor, kanallar kazıyor, homurdanıyor. Enki ise derin sularda uyuyor. Annesi Nammu, yani ilk denizin tanrıçası, gözyaşları içinde onu uyandırıyor ve tanrıların yükünü hafifletecek bir şey yaratmasını istiyor.

Enki düşünüyor ve Abzu'nun üstündeki kili kullanarak insanı biçimlendirme fikrini veriyor. Nammu kili yoğuruyor, Ninmah ve başka doğum tanrıçaları ona yardım ediyor. İnsan yaratılıyor, tanrıların sepeti onun omzuna veriliyor. Buraya kadar tanıdık bir hikâye.

Sonra bir kutlama yapılıyor. Enki, annesi ve Ninmah için bir şölen düzenliyor. Herkes bira içiyor, kalpler ısınıyor. İşte o anda Ninmah, Enki'ye bir meydan okumada bulunuyor.

İddia

Ninmah şöyle diyor, kabaca: İnsanın bedeni iyi de olabilir, kötü de. Ben istediğim gibi yaparım, sen bakalım ona bir kader bulabilecek misin? Yani Ninmah kusurlu bedenler yaratacak, Enki de her birine toplumda bir yer, bir görev, bir ekmek kapısı bulacak.

Ninmah ilk olarak elleri titreyen, bir şey tutamayan bir adam yapıyor. Enki ona kralın hizmetinde bir görev veriyor. Sonra gözleri görmeyen bir adam yapıyor; Enki onu müzisyen yapıyor, kralın önünde şarkı söyleyecek. Ayakları tutmayan birine kuyumculuk, aklı başka türlü çalışan birine yine kralın yanında bir yer. Doğum yapamayan bir kadına dokumacılık ya da saray hizmeti, cinsiyeti belirsiz bir bedene ise saray görevliliği veriyor.

Her seferinde Enki bir çözüm buluyor. Sonunda Ninmah pes ediyor.

Sonra roller değişiyor

İşin ilginç yanı, hikâye burada bitmiyor. Enki bu kez kendisi bir varlık yaratıyor ve Ninmah'tan ona bir kader bulmasını istiyor. Enki'nin yarattığı varlığın adı Umul. Bu isim bazı araştırmacılara göre "günüm uzak" gibi bir anlama geliyor. Umul doğduğunda hasta, zayıf, nefes almakta zorlanan, kendi başına yemek yiyemeyen biri. Bazı yorumcular bunu çok yaşlı bir insan, bazıları ise erken doğmuş bir bebek olarak okuyor.

Ninmah ona bir şey veremiyor. Konuşamıyor, ayakta duramıyor, ekmek yiyemiyor. Ninmah çaresiz kalıyor ve Enki'ye öfkeyle sitem ediyor. Metnin sonu biraz kırık, ama anlaşılan Enki, Umul'un da toplumda anılacağını, Ninmah'ın emeğinin boşa gitmeyeceğini söylüyor ve bir uzlaşma sağlanıyor.

Akademik okuma

Bu metin son yıllarda engellilik tarihi üzerine çalışan araştırmacıların çok ilgisini çekiyor. Çünkü dört bin yıl önce yazılmış bir metinde, farklı bedenlere sahip insanların toplumda bir yer bulabileceği fikri açıkça işleniyor. Kör müzisyenler, Mezopotamya'da gerçekten bilinen bir meslek grubuydu; bazı idari tabletlerde tapınaklara bağlı kör işçilerin kaydı var.

Bazı akademisyenler metni, kralın sarayının toplumdaki herkesi kapsayan bir kurum olarak sunulmasıyla ilişkilendiriyor. Dikkat ederseniz Enki'nin bulduğu görevlerin çoğu kralın yanında. Yani metin bir yandan da sarayın gücünü, herkese bir rol verebilen bir merkez olarak öne çıkarıyor.

Bir başka okuma da metnin yaşlılık ve ölümlülük üzerine olduğunu öne sürüyor. Umul, insan hayatının sonunu, çaresizliği temsil ediyor olabilir. Ninmah'ın onu "düzeltememesi", ölümün ve yaşlanmanın tanrılar tarafından bile çözülemeyen bir gerçek olduğunu gösteriyor. Bu okuma bana çok dokunaklı geliyor.

İnternetteki okuma

Anunnaki anlatılarında bu metin genelde laboratuvar sahnesi gibi anlatılıyor. Ninmah ve Enki genetik mühendis, kusurlu bedenler ise başarısız denemeler. Bazı videolarda bu sahne "insanın ilk prototipleri" diye tanıtılıyor. Sitchin'in kitaplarında da benzer bir yorum var; ona göre metin, Anunnaki'nin ilkel bir hominidi geliştirmek için yaptığı deneylerin kaydı.

Bu yorumun neden çekici olduğunu anlıyorum. Bugün genetik hakkında çok konuşuyoruz ve eski metinlerde benzer bir şey görmek insanı heyecanlandırıyor. Ama metnin kendisine bakınca, burada bir deney değil, bir iddia var. İki tanrı bira içip birbirine meydan okuyor. Amaç bir türü geliştirmek değil, birbirini alt etmek. Sonra da bu yarış, farklı insanların toplumdaki yerine dair bir hikâyeye dönüşüyor.

Ekşi Sözlük'te bu metin hakkında yazılmış bir girdide, yazar "bu hikâye bize Anunnaki'nin bile engelli bireyleri dışlamadığını gösteriyor" diye yazmıştı. Okuduğumda gülümsedim, çünkü bu cümle iki okumayı tuhaf ama sevimli bir biçimde birleştiriyordu.

Bira meselesi

Bu kadar ağır bir konunun bir bira sofrasında açılması da ayrıca dikkat çekici. Mezopotamya'da bira çok önemliydi. İşçilerin tayınlarında arpa ve bira yer alıyordu, tapınaklara bira sunuluyordu, biranın tanrıçası Ninkasi için bir ilahi bile yazılmıştı. Tanrıların bir şölende bira içmesi, onları insanlara yakınlaştırıyor.

Sarhoşken verilen kararların sonradan pişmanlık yarattığı başka mitler de var. Enki'nin İnanna'ya me'leri verdiği hikâyede de durum aynı. Belki de Mezopotamyalılar, tanrılarının da bazen ölçüyü kaçırabileceğini anlatmak istiyordu. Ya da sadece iyi bir hikâyenin içkili bir sofrada başlaması gerektiğini biliyorlardı.

Ninmah kim?

Hikâyenin öteki kahramanı Ninmah, adıyla "Yüce Hanım" demek. Mezopotamya'nın ana tanrıçalarından biri ve farklı metinlerde farklı adlarla anılıyor: Ninhursag, Nintu, Mami, Aruru. Akademisyenler bu isimlerin her zaman aynı tanrıçayı gösterip göstermediğini tartışıyor. Bir görüşe göre başlangıçta ayrı ayrı yerel tanrıçalar vardı, zamanla tek bir ana tanrıça figüründe birleştiler. Bu birleşmeyi tanrı listelerinde de izlemek mümkün; An = Anum listesinde bu adlar yan yana veriliyor.

Ninmah'ın doğumla ilişkisi çok güçlü. Bazı metinlerde ona "tanrıların ebesi", "bütün çocukların annesi" deniyor. Mühürlerde ve kabartmalarda bazen omega işaretine benzeyen bir sembolle temsil ediliyor. Bu sembolün bir rahim, bir doğum aleti ya da bir kuşak olduğu tartışılıyor. Kudurru taşlarında bu işaret oldukça belirgin.

Bu yüzden şiirdeki rolü çok anlamlı. Doğumun tanrıçası, bedenin biçimini belirleyen kişi. Enki ise bilgeliğin ve çözümün tanrısı. İkisi arasındaki yarış, aslında bedenin ve aklın, doğanın ve toplumun yarışı gibi okunabilir. Ninmah bedeni biçimlendiriyor, Enki o bedene toplumda bir anlam veriyor.

Sonraki yüzyıllarda

Bu metnin ne kadar okunduğunu tam bilmiyoruz, ama Nippur'daki okullarda kopyalandığı anlaşılıyor. Öğrencilerin bu hikâyeyi yazarak Sümerce öğrendiğini düşünmek bana çok tatlı geliyor. Bir çocuk, kör bir müzisyenin, eli titreyen bir hizmetkârın hikâyesini kopyalarken belki de ilk kez bu insanları düşünüyordu.

Bir de şunu eklemek istiyorum: Metnin bazı satırları hasarlı ve çevirmenler arasında farklı okumalar var. Örneğin cinsiyeti belirsiz varlığa verilen görevin tam ne olduğu, ya da Umul'un adının kesin anlamı tartışmalı. Bu yüzden bu hikâyeyi anlatırken "metin şunu kesin olarak söylüyor" demek yerine, "bugünkü çevirilere göre" demek daha dürüst. Forumlarda bu çekinceyi pek görmüyorum; çeviriler sanki tablet fotoğrafıymış gibi paylaşılıyor. Oysa her çeviri, bir okumanın ürünü. Aynı satırı iki farklı uzman iki farklı biçimde okuyabiliyor ve bu da işin en heyecanlı yanlarından biri.

Benim sorduğum soru

Bu metni okuduktan sonra aklımda bir soru kaldı: Bir toplum, "kusurlu" diye adlandırdığı bedenleri yaratılışın bir parçası olarak anlatıyorsa, bu onların o insanlara nasıl baktığını değiştirir mi? Mezopotamya'da engelli bireylerin hayatı kolay değildi şüphesiz. Ama en azından mitolojileri, onları "bir hata" olarak değil, tanrıların bilerek yarattığı ve yer bulduğu insanlar olarak anıyor.

Bugün hâlâ benzer sorularla uğraşıyoruz. Toplumda herkese yer var mı? Farklı bedenlerin ve zihinlerin değerini nasıl ölçüyoruz? Dört bin yıllık bir şiirin bu soruları sorması bana hem umut veriyor hem de biraz utandırıyor. Çünkü cevabı hâlâ tam bulmuş değiliz.

Enki'yi sevmemin bir sebebi de bu metin. Her seferinde bir çözüm bulan, kimseyi dışarıda bırakmayan bir tanrı. Ama Umul karşısında o da sınırlarını gösteriyor. Belki de en güzel tarafı bu: Her şeyi bilen Enki bile, bazı insanların bakıma ihtiyaç duyduğunu ve bunun da bir yer bulmak kadar değerli olduğunu kabul ediyor.

Siz bu hikâyeyi ilk kez mi duyuyorsunuz? Eğer öyleyse, ETCSL'deki çeviriyi bir oturuşta okumanızı tavsiye ederim. Kısa, tuhaf ve insanın içinde bir yerlere dokunan bir metin.

Bir gün bir müzede kör bir arpçının kabartmasını görürseniz, belki aklınıza bu sofra gelir. Ben artık hep o sofrayı düşünüyorum.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap