Giriş yap
🏺 Anunnaki

Ea'nın sazlık duvara fısıldadığı sır

Tanrılar bir yemin etmişti: İnsanlara yaklaşan felaketi kimse söylemeyecekti. Ea da bu yemine katılmıştı. Ama Ea, sevdiği bir insanı kurtarmak istiyordu. Peki yemini bozmadan nasıl uyaracaktı? Çözümü bir duvardı. Ea, insanın değil, sazlıktan örülmüş bir kulübenin duvarına konuştu: "Duvar, duvar! Sazlık, sazlık! Dinle beni!" Duvarın öbür tarafında oturan adam her kelimeyi duydu.

Bu sahne, Mezopotamya edebiyatının en zekice anlarından biri bence. Ve Ea'yı, yani Sümerlilerin Enki dediği tanrıyı, Akkadca metinlerde en iyi anlatan sahne. Abzu yazısında Enki'nin Eridu'daki tatlı su evini anlatmıştım. Bugün aynı tanrının Akkadca konuşan dünyadaki yüzüne bakmak istiyorum: hileci, kurtarıcı, büyücü Ea.

İsim meselesi

Önce adından başlayalım. Sümerce Enki, "toprağın efendisi" ya da "aşağının efendisi" anlamına geliyor gibi görünüyor, ama bu yorum tartışmalı. Akkadca Ea ise farklı bir kökenden. Bazı araştırmacılar Ea'nın bir Sami kökünden, "yaşamak" ya da "hayat" anlamındaki bir kelimeden geldiğini düşünüyor. Bazıları ise Sümerce "su evi" anlamına gelen É.A ifadesiyle ilişkilendiriyor. Kesin bir cevap yok.

Bir başka ilginç ayrıntı: Ea adı, Ebla metinlerinde, yani MÖ 24. yüzyılda Suriye'de bile geçiyor. Bu, Ea'nın sadece Sümer tanrısı Enki'nin Akkadca çevirisi olmadığını, Sami halkların kendi eski bir tanrısı olabileceğini düşündürüyor. Sonradan iki tanrı birleşmiş olabilir. Mezopotamya'da bu sık görülen bir durum; İnanna ile İştar'ın birleşmesini İştar yazısında anlatmıştım.

Atrahasis'teki duvar

Baştaki sahne, Atrahasis Destanı'ndan. Bu destan MÖ 17. yüzyılda, Eski Babil döneminde yazıya geçirilmiş ve en iyi korunmuş kopyası Sippar'lı bir katip olan Ku-Aya'nın elinden çıkmış. Katip tabletlerin sonuna adını ve tarihini yazmış, bu sayede kopyanın Ammi-saduqa döneminden olduğunu biliyoruz.

Destanda tanrılar, insanların gürültüsünden rahatsız oluyor. Enlil önce veba, sonra kuraklık, sonra kıtlık gönderiyor. Her seferinde Ea, insanlara nasıl kurtulacaklarını öğretiyor. Sonunda Enlil, Ea'yı yemin ettiriyor. Ve tufan kararı veriliyor.

Ea'nın çözümü, yemini kelimesi kelimesine tutarken ruhunu bozmak. Duvara konuşuyor. Atrahasis'e evini yıkıp bir gemi yapmasını, malını bırakıp canını kurtarmasını söylüyor. Gılgamış Destanı'nın on birinci tabletinde aynı sahne, Utnapiştim'in ağzından neredeyse aynı kelimelerle anlatılıyor.

Bu sahneyi her okuduğumda aklıma şu geliyor: Ea yalan söylemiyor. Yeminini bozmuyor. Ama sonucu değiştiriyor. Bu, bir hukukçunun ya da bir diplomatın zekası. Siz bunu dürüstlük olarak mı görürsünüz, yoksa bir tür hile olarak mı?

Tufandan sonra hesaplaşma

Tufan bittiğinde Enlil, bir insanın kurtulduğunu görünce öfkeleniyor. "Hiçbir canlı kurtulmayacaktı!" diye bağırıyor. Ninurta hemen Ea'yı işaret ediyor: "Ea'dan başka kim böyle bir şey yapabilir?"

Ea'nın savunması, Gılgamış'ın on birinci tabletinde çok güzel. Enlil'e diyor ki: Günahkarın üzerine günahını yükle, suçlunun üzerine suçunu. Ama hepsini yok etme. Tufan yerine bir aslan gönderebilirdin, bir kurt gönderebilirdin, bir kıtlık gönderebilirdin, bir veba gönderebilirdin. Ve ekliyor: "Ben büyük tanrıların sırrını açmadım. Atrahasis'e bir rüya gösterdim, o da sırrı kendisi anladı."

Bu savunma bence çok etkileyici, çünkü iki şey söylüyor. Birincisi, ceza suça orantılı olmalı. İkincisi, Ea yine teknik olarak masum. Sırrı söylemedi; bir rüya gösterdi. Ea'nın karakterinin tamamı bu iki cümlede.

Adapa ve kaçırılan ölümsüzlük

Ea'nın bir başka ünlü hikayesi, Adapa Miti. Adapa, Eridu'da Ea'nın hizmetinde bir bilge. Bir gün balık tutarken Güney Rüzgarı teknesini batırıyor. Adapa öfkeyle Güney Rüzgarı'nın kanadını kırıyor. Rüzgar yedi gün esmiyor. Gök tanrısı Anu bunu fark ediyor ve Adapa'yı göğe çağırıyor.

Ea, Adapa'ya öğütler veriyor. Göğün kapısında bekleyen Dumuzi ve Ningişzida'ya iyi davranmasını, yas giysisi giymesini söylüyor. Bu iki tanrıyı Dumuzi ve Ningişzida yazılarında anlatmıştım; burada ikisi Anu'nun kapı bekçisi. Ve en önemlisi: "Sana ölüm ekmeği sunacaklar, yeme. Ölüm suyu sunacaklar, içme."

Adapa göğe çıkıyor. Kapıdaki tanrılar onun lehine konuşuyor. Anu yumuşuyor ve Adapa'ya, aslında yaşam ekmeği ve yaşam suyu sunuyor. Adapa, Ea'nın öğüdüne uyarak reddediyor. Anu gülüyor: "Neden yemedin, neden içmedin? Artık yaşamayacaksın." Adapa ölümsüzlüğü kaçırıyor.

Bu hikayenin metni, Mısır'da, Amarna arşivinde bulundu. MÖ 14. yüzyılda Mısır'daki katipler Akkadca öğrenirken bu hikayeyi kopyalamışlar. Bazı parçaları da Asurbanipal'in kütüphanesinden geliyor.

Ea neden yanılttı?

Adapa mitinin en büyük sorusu şu: Ea, Adapa'yı bilerek mi yanılttı, yoksa kendisi de mi bilmiyordu? Akademide bu konuda birkaç farklı görüş var.

Bir görüşe göre Ea, Adapa'nın ölümsüz olmasını istemiyordu, çünkü ölümsüz bir bilge artık onun hizmetkarı olmazdı. Bir diğerine göre Ea gerçekten Anu'nun ölüm yiyeceği sunacağını düşünüyordu; Anu'nun fikrini değiştirmesi beklenmedik bir şeydi. Üçüncü bir görüşe göre hikaye, insanların neden ölümlü olduğunu açıklayan bir köken anlatısı ve tanrıların niyetini sorgulamak hikayenin amacı değil.

Bence bu belirsizlik, metnin gücü. Ea her zaman bir adım önde olan tanrı. Ama burada ya bir adım geride kaldı ya da gizli bir planı vardı. Okur karar vermek zorunda.

Yedi bilge ve keçi-balık

Ea'nın yanında hep apkallu adı verilen yedi bilge anılıyor. Babil geleneğine göre bu bilgeler tufandan önce yaşamış, denizden çıkmış ve insanlara uygarlığın sanatlarını öğretmiş. Adapa da bazen bu bilgelerin ilki olarak sayılıyor. Asur saraylarındaki kabartmalarda apkallular, balık derisi giymiş insanlar ya da kanatlı figürler olarak görülüyor.

MÖ 3. yüzyılda Babilli rahip Berossos, Yunanca yazdığı Babil tarihinde, bu bilgelerin ilki olan Oannes'i anlatıyor: Basra Körfezi'nden çıkan, yarı insan yarı balık bir varlık. Gündüz insanlarla konuşuyor, onlara yazıyı, matematiği, tarımı, kent kurmayı öğretiyor, gece denize dönüyor.

Ea'nın kendi sembolü ise keçi-balık: önü keçi, arkası balık bir yaratık. Bu sembol kudurrularda ve mühürlerde sık görülüyor. Bugün Oğlak burcunun sembolü olan keçi-balık, büyük ihtimalle bu Mezopotamya geleneğinden geliyor. Gökyüzünde Ea'nın yaratığı hala yürüyor.

Büyünün efendisi

Ea'nın Babil ve Asur dönemindeki en pratik rolü, büyü ve şifa. Büyü metinlerinde sık sık tekrarlanan bir kalıp var. Akademide buna "Marduk-Ea formülü" deniyor. Marduk, bir hastalığı ya da kötü bir cini görüyor ve babası Ea'ya gidiyor: "Babacığım, şu adam hasta, ne yapacağımı bilmiyorum." Ea cevap veriyor: "Oğlum, sen neyi bilmiyorsun ki? Ben ne biliyorsam sen de biliyorsun." Ve ardından tedaviyi anlatıyor.

Bu kalıbın Sümerce versiyonunda Marduk'un yerinde Asalluhi var. Asalluhi Eridu'nun bir tanrısıydı ve sonradan Marduk'la özdeşleştirildi. Bu, Marduk'un Babil'in yükselişiyle birlikte Ea'nın oğlu olarak nasıl bir aile ağacına yerleştirildiğini gösteriyor. Marduk yazısında anlattığım yükselişin büyü metinlerindeki izi.

Büyücü, yani āşipu, bu metinleri okurken kendini Ea'nın temsilcisi olarak sunuyordu: "Bu büyü benim değil, Ea'nın büyüsü." Yani tedavinin gücü, büyücünün değil tanrının otoritesinden geliyordu. Bugün bir doktorun bir kitaba ya da bir kılavuza dayanması gibi.

Anadolu'da Ea

Ea, Hurri ve Hitit dünyasında da yer buldu. Hurri mitlerinin Hititçe çevirilerinde Ea, bilgelik tanrısı olarak sık sık ortaya çıkıyor. Ullikummi Şarkısı'nda, Kumarbi'nin yarattığı taş dev Ullikummi denizden yükselip göğe ulaşıyor ve Teşup'u tahtından indirmeye çalışıyor. Hiçbir tanrı onu durduramıyor.

Çözüm yine Ea'dan geliyor. Ea, yerin altına, dünyayı omuzlarında taşıyan dev Upelluri'ye gidiyor ve göğü yerden ayırmak için kullanılan eski bakır bıçağın getirilmesini istiyor. Bu bıçakla Ullikummi'nin ayakları Upelluri'nin omzundan kesiliyor ve dev güçsüz kalıyor. Adad yazısında anlattığım Teşup, ancak Ea'nın bu zekası sayesinde tahtını koruyabiliyor.

Bu sahne bana şunu gösteriyor: Ea, hangi kültüre giderse gitsin, aynı rolü oynuyor. Kaba gücün çözemediği sorunu, eski bir bilgiyi hatırlayarak çözen tanrı.

Sitchin'in Ea'sı

Sitchin'in anlatısında Ea, yani Enki, Anunnaki'nin baş bilim insanı. Dünyaya ilk inen, Eridu'yu kuran, insanı genetik mühendislikle yaratan tanrı. Tufandan Utnapiştim'i kurtarması, Sitchin'e göre Enki'nin kendi "eseri" olan insanlığı korumasıydı. Sitchin, sazlık duvara konuşma sahnesini de farklı yorumluyor: Ona göre bu bir tür iletişim cihazıydı.

Akademik okuma ise bu sahnenin edebi bir zeka gösterisi olduğu yönünde. Sazlık kulübe, Güney Irak'ın bataklıklarında bugün bile görülen bir yapı. Duvara konuşmak, yemini teknik olarak bozmamanın bir yolu. Metin bunu açıkça vurguluyor; Ea, Enlil'e "Ben sırrı açmadım" diyor. Bir cihaz yorumu, bu hukuki zekayı, hikayenin asıl inceliğini görünmez kılıyor.

Oannes konusunda da benzer bir durum var. Sitchin ve onu izleyen yazarlar, Oannes'i bir dalgıç giysisi içindeki bir uzaylı olarak yorumluyor. Ama apkallu figürleri, Mezopotamya'nın bilgelik tanrısıyla, yani tatlı su tanrısıyla bağlantılı. Balık derisi, onların Ea'nın sularından geldiğini gösteren bir sembol.

Forumlarda Ea

Ea ile ilgili forumlarda en çok tartışılan konu, tufan hikayesi ve Nuh tufanıyla ilişkisi. Türkçe bir tarih forumunda biri, Atrahasis'teki Ea ile Tevrat'taki Tanrı'nın aynı anda hem cezalandıran hem kurtaran figür olmadığını, Mezopotamya'da bu iki rolün iki farklı tanrıya, Enlil ve Ea'ya, ayrıldığını yazmıştı. Bu bence çok yerinde bir tespit.

Bir Reddit başlığında ise Adapa miti ile Cennet Bahçesi hikayesi karşılaştırılıyordu. Birinde insan ölümsüzlük yiyeceğini reddettiği için, diğerinde yasak meyveyi yediği için ölümlü kalıyor. Bir katılımcı, iki hikayenin tersine bir ayna gibi olduğunu söylemişti: biri itaat ederek, diğeri itaatsizlik ederek kaybediyor.

Bir başka başlıkta ise apkallu kabartmalarındaki "çanta" tartışılıyordu. Kanatlı figürlerin elinde tuttuğu küçük kova, bazı forumlarda "teknolojik bir cihaz" olarak paylaşılıyor. Bir katılımcı, bu kovanın büyük ihtimalle kutsal su taşıdığını ve figürün diğer elinde tuttuğu kozalağın bir arındırma ritüelinin parçası olduğunu hatırlatmıştı.

SohbeX teorisi: Kural koyan ile kuralı esneten

Şimdi tamamen spekülatif bir şey söyleyeceğim. Mezopotamya panteonunda Enlil ile Ea arasındaki gerilim, belki de her toplumdaki iki ihtiyacın yansıması. Bir yanda kuralların kesin uygulanmasını isteyen otorite. Öbür yanda kuralların insanlara zarar verdiği yerde onları esneten zeka. Belki Mezopotamyalılar, bu iki gücün de gerekli olduğunu düşündüler ve ikisine de bir tanrı verdiler. Bunun bir kanıtı yok; sadece metinleri okurken aklıma gelen bir okuma.

Size kalan soru

Ea'yı düşünürken hep şunu soruyorum kendime: Ben olsam duvara konuşur muydum? Bir kuralı çiğnemeden onun amacını bozmayı adil bulur muydum? Ya da Adapa olsam, güvendiğim birinin öğüdüne mi uyardım, yoksa karşımdakinin gülümsemesine mi?

Siz hangisini seçerdiniz? Kural koyanın mı, kuralı esnetenin mi tarafında durursunuz? Belki de cevap, kimin hayatının söz konusu olduğuna bağlı. Ea'nın da cevabı buydu sanırım.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap