Giriş yap
🏺 Anunnaki

Dumuzi ve meclis: Masada oturmayan, kapıda bekleyen tanrı

Büyük binaların kapısında hep birileri bekler. Görevli, bekçi, kapıcı. İçeride önemli toplantılar yapılır, ama kimin içeri gireceğine, kimin nasıl karşılanacağına kapıdakiler karar verir. Bazen bir ziyaretçinin kaderi, toplantı odasında değil, kapıda yapılan iki dakikalık bir konuşmada belirlenir.

Dumuzi, Mezopotamya'nın tanrılar meclisinde böyle bir yerde duruyor. Büyük tanrılardan biri değil; kaderi belirleyen yedi tanrı arasında sayılmıyor. Ama birkaç metinde, meclisin kapısında ya da kenarında, şaşırtıcı derecede belirleyici bir rol oynuyor. Dumuzi'yi Temmuz ayının adı olarak ve İnanna'nın eşi olarak bu seride anlatmıştım. Bu kez onu meclisin eşiğinde okumak istiyorum.

Anu'nun kapısındaki iki bekçi

Adapa mitinde çok özel bir sahne var. Eridu'nun bilge rahibi Adapa, balık tutarken Güney Rüzgarı'nın kanadını kırıyor. Yedi gün boyunca rüzgar esmiyor. Anu, bunun nedenini soruyor ve Adapa'yı göğe, kendi huzuruna çağırıyor.

Ea, Adapa'yı hazırlıyor. Ona şunu söylüyor: Anu'nun kapısına vardığında, orada iki tanrı bekliyor olacak: Tammuz ve Gizzida. Yani Dumuzi ve Ningişzida. Saçını dağınık bırak, yas giysisi giy. Sana neden böyle göründüğünü sorduklarında, de ki: Ülkemizden iki tanrı kayboldu, onlar için yas tutuyorum. Kimler, diye soracaklar. Tammuz ve Gizzida, diye cevap ver.

Adapa bunu yapıyor. İki bekçi, kendileri için yas tutan bu insanı görünce duygulanıyor ve Anu'nun önünde onun için iyi sözler söylüyorlar. Anu'nun öfkesi yumuşuyor.

Bu sahne Dumuzi'nin meclisteki yerini çok güzel gösteriyor. O, kararı veren değil. Ama karar verenin kulağına bir söz fısıldayabilecek konumda. Ve onu etkileyen şey, insanların onun için tuttuğu yas. Mezopotamya'da Dumuzi için her yıl yapılan yas törenleri, burada bir mitolojik karşılık buluyor: İnsanlar Dumuzi'ye ağlıyor, Dumuzi de onları gökyüzünde savunuyor.

Siz bu sahneyi bir hile olarak mı görüyorsunuz, yoksa bir bağın hatırlatılması olarak mı? Ea, Adapa'ya bir taktik öğretiyor; ama o taktik, gerçek bir duyguya, yasa dayanıyor.

Neden göğün kapısında?

Dumuzi'nin göğün kapısında bulunması ilginç, çünkü başka metinlerde Dumuzi yeraltında. İnanna'nın inişinin sonunda Dumuzi, İnanna'nın yerine yeraltına gönderiliyor. Kız kardeşi Geştinanna, onun yükünü paylaşmayı kabul ediyor ve yılın yarısını o, yarısını Dumuzi yeraltında geçiriyor. Geştinanna yazısında bu paylaşımı anlatmıştım.

O halde Dumuzi, Adapa mitinde neden göğün kapısında? Araştırmacılar bu soruya farklı cevaplar veriyor. Bir açıklama, Dumuzi'nin yeraltından çıktığı dönemde göğe yükseldiğini düşündürüyor. Yılın yarısında yeraltında, yarısında gökte. Başka bir açıklama ise Adapa mitinin farklı bir gelenekten geldiğini ve tanrıların burada farklı rollerde anıldığını söylüyor.

Ama her iki açıklamada da Dumuzi'nin ara bir varlık olduğu açık. Ne tam olarak yaşayanların, ne tam olarak ölülerin dünyasına ait. Kapı bekçisi olmak, bu ara konumun doğal bir ifadesi. İki dünyanın sınırında duran biri, iki dünya arasında aracılık edebilir.

Meclisin kurbanı

Dumuzi'nin en bilinen hikayesinde ise o, meclisin kararının kurbanı. İnanna yeraltından çıkarken, yeraltının Anunnaki'si, yani yedi yargıç, bir kural koyuyor: Yeraltından çıkan, yerine birini bırakmalı. İnanna'yla birlikte galla cinleri yukarı çıkıyor ve bir kurban arıyor.

İnanna'nın önüne önce veziri Ninşubur çıkıyor, onu yas giysileri içinde buluyorlar. İnanna onu vermiyor. Sonra oğulları Şara ve Lulal, onlar da yas tutuyor. İnanna onları da vermiyor. Sonra Kulaba'ya, Dumuzi'nin yanına varıyorlar. Dumuzi yas tutmuyor. Güzel giysiler giymiş, tahtında oturuyor.

İnanna ona ölüm bakışıyla bakıyor ve "Götürün onu" diyor. Dumuzi'nin kaderi, karısının bir bakışıyla belirleniyor. Ama bu bakışın arkasında, yeraltının meclisinin koyduğu kural var.

Bu sahnede Dumuzi'nin hiçbir söz hakkı yok. Meclis karar vermiş, İnanna seçmiş, cinler uyguluyor. Dumuzi, Utu'ya yalvararak kaçmaya çalışıyor; Utu yazısında bu kaçışı Utu'nun tarafından anlatmıştım. Ama sonunda yakalanıyor.

Kral listesindeki iki Dumuzi

Sümer Kral Listesi'nde Dumuzi adı iki kez geçiyor. İlki, tufandan önceki krallar arasında: Bad-tibira kentinde hüküm süren çoban Dumuzi. Liste ona on binlerce yıllık bir hükümranlık veriyor. İkincisi, tufandan sonra Uruk'un ilk hanedanında, Lugalbanda ile Gılgamış arasında: Kuara'dan balıkçı Dumuzi.

Kral Listesi yazısında bu uzun hükümranlıkları anlatmıştım. Burada ilginç olan, bir tanrının adının kral listesinde görünmesi. Dumuzi, hem tanrı hem kral olarak anılıyor. Belki de Dumuzi'nin meclisteki ara konumu, bu ikiliğin bir yansıması: Bir zamanlar insan olan, sonra tanrılaşan; ya da bir zamanlar tanrı olan, sonra kral olarak hatırlanan.

Bu iki Dumuzi'nin aynı figür olup olmadığı da tartışmalı. Bazı araştırmacılar, Bad-tibira'nın çobanı ile İnanna'nın eşinin aynı olduğunu düşünüyor; çünkü İnanna'nın eşi de bir çoban. Balıkçı Dumuzi ise farklı bir gelenekten geliyor olabilir.

Yas törenleri ve meclisin kulağı

Dumuzi için yapılan yas törenleri, Mezopotamya'nın en uzun ömürlü dini pratiklerinden biri. Sümer döneminden başlayarak Babil ve Asur dönemlerine kadar sürdü. Hatta Tevrat'ta, Hezekiel kitabında, Kudüs'te tapınağın kapısında Tammuz için ağlayan kadınlardan bahsediliyor. Bu, Dumuzi kültünün Mezopotamya'nın çok dışına yayıldığını gösteriyor.

Adapa mitindeki sahneyi bu törenlerle birlikte düşününce, ilginç bir bağ ortaya çıkıyor. İnsanlar yeryüzünde Dumuzi için ağlıyor. Dumuzi de gökte insanlar için aracılık ediyor. Yas, bir tür karşılıklı bağ kuruyor. Ağlayan insan, ağlanan tanrıyla bir ilişki içine giriyor.

Bu bana bazı Anadolu geleneklerini hatırlatıyor. Ölenler için tutulan yas, onların öbür dünyada bizi hatırlamasını sağlar inancı. Mezopotamya'da da benzer bir mantık işliyor olabilir. Siz kendi kültürünüzde böyle bir karşılıklılık görüyor musunuz?

Dumuzi'nin rüyası

Dumuzi'nin Rüyası adlı Sümer metni, onun meclisin kararını önceden sezdiğini gösteriyor. Dumuzi bir gece korkunç bir rüya görüyor: Sazlar onun etrafında yükseliyor, bir kamış başını sallıyor, ocağındaki ateş sönüyor, kupası çengelinden düşüyor, değneği kayboluyor. Kız kardeşi Geştinanna'yı çağırıyor ve rüyasını anlattırıyor.

Geştinanna'nın yorumu acı: Bütün bu imgeler, Dumuzi'nin yakalanacağını ve ağılının boşalacağını söylüyor. Haydutlar, yani cinler, geliyor. Dumuzi, kararı kimse ona söylemeden önce kendi rüyasında öğreniyor. Meclisin kapısında bekleyen bu tanrı, kendi hakkında verilen hükmü bir rüyanın imgelerinden okumak zorunda kalıyor. Bu metni okurken, karar odasının dışında kalıp kaderini başkalarının yüzünden okumaya çalışan herkesi düşündüm.

Sitchin'in Dumuzi'si

Sitchin'in anlatısında Dumuzi, Enki'nin en küçük oğlu ve İnanna'nın nişanlısı. Sitchin, Dumuzi'nin ölümünü bir Anunnaki ailesi içindeki siyasi bir cinayet olarak yorumluyor. Ona göre Dumuzi'nin ağabeyi Marduk, Dumuzi'nin İnanna'yla evlenmesinden rahatsızdı, çünkü bu evlilik, Enki ve Enlil ailelerini birleştirecekti. Marduk'un adamları Dumuzi'yi kovaladı ve Dumuzi kaçarken boğuldu.

Bu anlatı, Sümer metinlerinde geçmiyor. Metinlerde Dumuzi'nin ölümü, ya galla cinleri tarafından yakalanmasıyla ya da bazı versiyonlarda ağıllarının yıkılmasıyla anlatılıyor. Marduk, Sümer Dumuzi metinlerinde hiç görünmüyor; zaten Marduk, Sümer edebiyatında çok küçük bir tanrı. Sitchin'in kurduğu aile dramı, farklı dönemlerden ve farklı geleneklerden gelen figürleri tek bir hikayede birleştiriyor.

Akademik yorum Dumuzi'yi, mevsimlerin döngüsüyle, sürülerin ve bitki örtüsünün kaybolup yeniden ortaya çıkışıyla ilişkilendiriyor. Yaz sıcağında kuruyan otlaklar, sürünün azalan sütü ve yeniden yeşeren bahar. Dumuzi'nin yeraltına inişi ve dönüşü, bu döngünün tanrısal bir ifadesi.

Forumlarda kapıdaki tanrı

Türkçe forumlarda Dumuzi, genellikle "İnanna'nın ihanete uğrayan kocası" olarak anılıyor. Bir mitoloji forumunda biri, İnanna'nın Dumuzi'yi yeraltına göndermesini bir sadakatsizlik hikayesi olarak yorumlamıştı. Bir başka katılımcı ise Dumuzi'nin yas tutmamasının bir saygısızlık olduğunu, İnanna'nın ölümünü umursamayan bir eşin bu bedeli ödediğini yazmıştı. Bu iki okuma arasında forum ikiye bölünmüştü.

İngilizce bir forumda ise Adapa mitindeki kapı bekçisi rolü tartışılıyordu. Bir kullanıcı, Dumuzi'nin göğün kapısında olmasının, Mezopotamya'da ölülerin bir kısmının göğe yükseldiği inancının bir izi olabileceğini öne sürmüştü. Bir başkası, bunun Mezopotamya'nın genel yeraltı inancıyla çeliştiğini ve bu yorumun dikkatli yapılması gerektiğini hatırlatmıştı.

SohbeX teorisi: Yasın meclisteki sesi

Bu kısım spekülasyon. Belki Dumuzi'nin Anu'nun kapısında bulunması, Mezopotamya'nın yas geleneğinin bir tür siyasi hayaliydi. İnsanlar, kendi yaslarının bir yere ulaştığına inanmak istiyordu. Ağıtlar sadece bir duygu dışavurumu değil, tanrılar meclisinde duyulan bir ses. Ve o sesi meclise taşıyan, yası tutulan tanrının kendisi. Bunun için açık bir metin kanıtı yok; Adapa mitindeki sahneyi ve yas törenlerini yan yana koyunca ortaya çıkan bir düşünce.

Kapanırken

Dumuzi'yi düşündüğümde, büyük bir binanın kapısında bekleyen ve her gelen ziyaretçiye nazik bir söz söyleyen bir bekçi görüyorum. Masada oturmayan, ama masanın havasını değiştirebilen biri.

Sizin hayatınızda böyle kapıda bekleyen ama her şeyi değiştirebilen biri oldu mu? Bir sekreter, bir kapıcı, bir hemşire? Belki de meclislerin gerçek gücü, her zaman masada değil, eşikte yatıyordur.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap