Giriş yap
🏺 Anunnaki

Dört kez yükselen dağ: Ur zigguratının yeniden doğuşları

Bugün Irak'ın güneyinde, Nasıriye'nin dışında, düz bir ovanın ortasında kahverengi bir kütle yükseliyor. Üç kollu bir merdiven, ön cepheye doğru uzanıyor. Uzaktan bakınca, sanki dört bin yıldır aynı biçimde duruyormuş gibi görünüyor. Ama bu görüntü, en az dört farklı dönemin, dört farklı inşaatçının elinden geçmiş bir yapıya ait.

Nanna'yı ay kayığı, takvim ve geri çevrilmeyen hüküm üzerinden anlatmıştım. Bu kez onun evine, Ur'un zigguratına bakmak istiyorum. Sümerce adı Etemenniguru. Anlamı genellikle "kuruluşu korku saçan ev" ya da "dehşet salan terasın evi" olarak çevriliyor.

Ur-Nammu'nun dağı

Zigguratın ilk büyük inşası, MÖ yirmi birinci yüzyılda, Ur III hanedanının kurucusu Ur-Nammu tarafından başlatıldı. Ur-Nammu, Ur'u yeni bir imparatorluğun başkenti yapmıştı. Bu başkentin merkezine, tanrısı Nanna için yüksek bir yapı dikti.

Ziggurat, kerpiçten bir çekirdek ve onu saran pişmiş tuğladan bir kaplamadan oluşuyordu. Tuğlalar bitümle birbirine yapıştırılmıştı. Kerpiç katmanların arasına hasır tabakaları yerleştirilmişti; bu, yapının nem ve ağırlık altında çatlamasını önlüyordu. Duvarların içinde, suyun dışarı çıkması için drenaj delikleri bırakılmıştı.

Ur-Nammu'nun adı, zigguratın tuğlalarında binlerce kez tekrar ediyor. Her tuğlaya bir damga basılmıştı: "Ur'un kralı, Sümer ve Akad'ın kralı Ur-Nammu, efendisi Nanna için Ekişnugal'ı inşa etti." Bu damgalı tuğlalar bugün dünyanın birçok müzesinde.

İnşaat Ur-Nammu döneminde bitmedi. Oğlu Şulgi, zigguratı tamamladı. Bir dağı yükseltmek, bir kralın ömründen uzun sürmüştü.

Taylor'ın silindirleri

Yüzyıllar geçti. Ziggurat yıkıldı, onarıldı, tekrar yıkıldı. MÖ altıncı yüzyılda, Babil kralı Nabonidus, zigguratın üst katlarını yeniden inşa etti. Nabonidus, eski tapınaklara ve özellikle ay tanrısına derin bir bağlılık gösteren bir kraldı.

1854'te İngiliz konsolosu John George Taylor, British Museum adına Tell al-Muqayyar'da, yani Ur'da kazı yaptı. Zigguratın köşelerinde, tuğla duvarların içine yerleştirilmiş kil silindirler buldu. Bu silindirler Nabonidus'a aitti.

Silindirlerin metni, Nabonidus'un zigguratı nasıl onardığını anlatıyor. Ur-Nammu ve Şulgi'nin eserini tamamlamadığını, kendisinin bu işi bitirdiğini söylüyor. Metnin sonunda Nabonidus, ay tanrısına bir dua ediyor. Bu duada, oğlu Bel-şarra-usur için de yalvarıyor.

Bel-şarra-usur, Kitab-ı Mukaddes'in Daniel kitabında Belşazar adıyla geçen kişi. Daniel'de Belşazar, Babil'in son kralı olarak duvara yazılan yazıyla tanınıyor. Taylor'ın silindirleri, bu figürün tarihsel bir kişi olduğunu, Nabonidus'un oğlu ve veliahdı olduğunu gösteren ilk belgelerden biri oldu.

Woolley'nin kazısı

1922'den 1934'e kadar, Leonard Woolley British Museum ve Pennsylvania Üniversitesi'nin ortak kazısını yönetti. Woolley, Ur'un tamamını, kraliyet mezarlarını, evleri, tapınakları kazdı. Zigguratı da çevresindeki yüzyılların molozundan temizledi.

Woolley, zigguratın mimarisini ayrıntılı olarak inceledi. Yapının duvarlarının hafif eğimli olduğunu, düz değil, hafifçe dışa doğru kıvrımlı yükseldiğini fark etti. Bu kıvrım, uzaktan bakıldığında yapıya bir sağlamlık ve hareket hissi veriyordu. Woolley, bunu Yunan tapınaklarındaki optik düzeltmelere benzetti.

Woolley'nin yayınları, Ur'u dünya çapında tanınan bir yer haline getirdi. Ur of the Chaldees adlı kitabı, Kitab-ı Mukaddes'teki İbrahim'in kenti olarak Ur'u anlatıyordu. Bu bağlantı popüler ilgiyi artırdı. Ama akademik çevrelerde, Kitab-ı Mukaddes'teki Ur Kasdim'in bu Ur olup olmadığı hâlâ tartışılıyor.

Tepedeki kayıp oda

Zigguratın en çok merak edilen kısmı, artık var olmayan kısmı. Tepesinde bir tapınak, Nanna'nın en yüksekteki odası olduğu düşünülüyor. Woolley, kalıntılardan yola çıkarak bu tapınağın bir rekonstrüksiyonunu çizdi. Ama bu çizim, büyük ölçüde bir tahmin. Üst katlar, yüzyıllar içinde aşınmış ve dağılmış.

Nabonidus'un silindirlerinden zigguratın kaç katlı olduğu açıkça okunamıyor. Ur-Nammu'nun yapısı büyük olasılıkla üç kademeliydi. Nabonidus belki daha fazla kat ekledi, belki eski kat düzenini yeniden kurdu. Kesin olarak bilmiyoruz.

Bu belirsizlik bana çok tanıdık geliyor. Mezopotamya'nın en önemli yapılarının çoğunda, en kutsal oda, en az bilinen oda. Tanrının oturduğu yer, ya yıkılmış ya yağmalanmış ya da hiç kaydedilmemiş. Bize kalan, ona çıkan merdivenler.

Ekişnugal'ın çevresi

Ziggurat, tek başına durmuyordu. Etrafında, Ekişnugal adlı büyük bir tapınak kompleksi vardı. Avlular, depolar, rahiplerin odaları, Ningal'in Gipar'ı. Woolley'nin planlarında bu kompleks, Ur'un kutsal alanını, yani temenosu, oluşturuyor.

Bu alanın çevresi, Nebukadnezar II döneminde büyük bir duvarla çevrildi. Duvar, kutsal alanı kentin geri kalanından ayırıyordu. Ziggurat, bu duvarın içinde, kentin en yüksek noktası olarak kalıyordu. Kentin her yerinden görülebilen bir dağ, ama sadece rahiplerin çıkabildiği bir dağ.

Tuğlanın sesi

Ur'un tuğlalarını düşündüğümde, bir şey daha aklıma geliyor. Her damgalı tuğla, bir kralın sesini taşıyor. Ur-Nammu'nun adı, onun ölümünden dört bin yıl sonra, bir müze vitrininde hâlâ okunuyor. Tuğla, Mezopotamya'nın en dayanıklı yayın aracıydı. Bir kral, bir dağın her parçasına kendi imzasını basıyordu; böylece dağ yıkılsa bile, imza dağılmış parçalar hâlinde yaşamaya devam ediyordu.

Bazı tuğlaların üzerinde ise başka izler var: bir köpeğin pati izi, bir çocuğun parmak izi. Kral adına basılan damganın yanında, kalıpta kuruyan tuğlanın üzerinden geçen gündelik hayatın izi.

Yirminci yüzyılın restorasyonu

Woolley'nin kazısından sonra ziggurat, yine açık havada, rüzgar ve yağmura karşı korumasız kaldı. 1960'larda ve 1980'lerde, Irak hükümeti zigguratın ön cephesini ve merdivenlerini restore ettirdi. Yeni tuğlalar eski tuğlaların arasına yerleştirildi. Merdivenler yeniden inşa edildi.

Bu restorasyon tartışmalı. Bazı arkeologlar, restorasyonun eski yapıyı fazla değiştirdiğini, yeni tuğlaların eskilerden ayırt edilemediğini eleştiriyor. Bazıları ise, restorasyon olmadan zigguratın çok daha hızlı çökeceğini savunuyor. Bugün ziyaretçilerin gördüğü ön cephe, büyük ölçüde bu dönemin eseri.

Yani zigguratın dört büyük inşaatçısı var: Ur-Nammu, Şulgi, Nabonidus ve yirminci yüzyılın restorasyon ekipleri. Her biri, bir öncekinin eserini kendi anlayışıyla yeniden kurdu. Bugün baktığımız yapı, bu dört elin üst üste binmiş izi.

Savaşın gölgesinde

1991'deki Körfez Savaşı ve 2003'teki Irak işgali sırasında, Ur zigguratı askeri operasyonların yakınında kaldı. Zigguratın hemen yanındaki Tallil hava üssü, iki savaşta da kullanıldı. 1991 çatışmaları sırasında alanın çevresinde krater ve şarapnel izleri oluştuğu bildirildi. 2003'ten sonra ise Amerikan askerlerinin üs içinde kalan zigguratı ziyaret ettiği yıllar oldu.

Bu durum, arkeologlar ve kültürel miras örgütleri tarafından eleştirildi. Askeri üssün genişlemesi, alanın bir kısmına zarar verdi. 2009'da üs Irak'a devredildi ve alan yeniden arkeologların ve ziyaretçilerin erişimine açıldı.

Papa'nın ziyareti

Mart 2021'de Papa Franciscus, Irak'ı ziyaret etti. Bu, bir papanın Irak'a yaptığı ilk ziyaretti. Ziyaretinin önemli duraklarından biri Ur'du. Papa, zigguratın yakınında, İbrahim'in kenti olarak bilinen yerde, farklı dinlerden temsilcilerle bir dua toplantısı yaptı.

Bu ziyaret bana çok ilginç geliyor. Nanna'nın evi, bir ay tanrısının zigguratı, bugün İbrahimi dinlerin ortak bir buluşma noktası olarak anılıyor. Bir tanrının evi, başka tanrıların, ya da aynı tanrının farklı adlarının, buluştuğu bir yer oldu.

Sitchin ve zigguratlar

Sitchin, zigguratları Anunnaki'nin iniş platformları ya da iletişim kuleleri olarak yorumluyor. Ona göre bu yapıların yüksekliği ve biçimi, gökten gelen araçlarla bağlantılı. Bazı okurları, Ur zigguratının merdivenlerini ve tepe tapınağını bir uçuş kontrol merkezi olarak görüyor.

Akademik okuma ise zigguratları Mezopotamya'nın düz ovasında yapay dağlar olarak görüyor. Tanrıların dağlarda yaşadığı inancı, ovada bir dağ yaratma ihtiyacını doğurmuş olabilir. Zigguratın tepesindeki tapınak, tanrının yeryüzüne inip insanlarla buluştuğu yer olarak düşünülüyordu. Ur'un zigguratında bu tepe tapınağının kendisi korunmamış; ne kadar yüksek olduğu, nasıl göründüğü tartışmalı.

Forumlarda Ur zigguratı

Türkçe forumlarda Ur zigguratı genellikle Babil Kulesi ile karıştırılıyor. Bir başlıkta biri, Ur zigguratının Babil Kulesi olduğunu iddia etmişti. Cevaplar, Babil Kulesi hikayesinin daha çok Babil'deki Etemenanki ile ilişkilendirildiğini belirtmişti.

İngilizce bir forumda ise restorasyonun etik boyutu tartışılıyordu. Bir kullanıcı, restore edilmiş bir zigguratın hâlâ orijinal sayılıp sayılamayacağını sormuştu. Bir başkası, bütün Mezopotamya tapınaklarının zaten sürekli yeniden inşa edildiğini, restorasyonun bu geleneğin modern bir devamı olduğunu yazmıştı.

SohbeX teorisi: Sonsuz şantiye

Bu kısım spekülasyon. Ur zigguratı, belki de hiçbir zaman "bitmiş" bir yapı olmadı. Her kral onu tamamladığını iddia etti, ama her zaman bir sonraki onarıcıya ihtiyaç vardı. Bir ziggurat, belki de bir bina değil, bir süreçti. Tanrıya hizmet, yapıyı sürekli yeniden inşa etmekti. Bu yorumu doğrudan destekleyen bir metin yok.

Okura soru

Nanna'yı düşündüğümde, artık sadece ay kayığında gökte süzülen tanrıyı değil, dört bin yıl boyunca dört farklı el tarafından yeniden yükseltilmiş bir dağın sahibini görüyorum.

Siz restore edilmiş bir yapının hâlâ orijinal olduğunu düşünür müsünüz? Ve sizce bir evin ruhu, tuğlalarında mı yoksa onu yeniden inşa edenlerin niyetinde mi saklıdır?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap