Bir kralın adındaki tanrıça: Ur-Namma ve Nammu'nun izini aramak
Ur'un ünlü zigguratını yaptıran kralın adını çoğumuz okul kitaplarından hatırlarız: Ur-Nammu. Bugün Asurologlar bu adı daha çok Ur-Namma diye okuyor. Ama adın içinde bir tanrıçanın saklandığını pek kimse fark etmez. "Namma'nın adamı" ya da "Namma'nın savaşçısı" gibi bir anlam taşıyan bu isim, Mezopotamya'nın en eski ve en sessiz tanrıçalarından birine bağlanıyor.
Nammu'yu daha önce iki kez anlatmıştım. Bir keresinde her şeyi doğuran ama hiç hikâyesi olmayan su olarak, bir keresinde de ilk toplantıdan önce var olan figür olarak. Bu kez farklı bir soru sormak istiyorum: Nammu'nun bir kenti, bir tapınağı, bir kült merkezi var mıydı? Yoksa o sadece teolojik bir fikir miydi?
Tapınaksız bir ana mı?
Bu soruya kısa bir cevap vermek zor. Enlil'in Ekur'u, Enki'nin Eengura'sı gibi Nammu'ya ait büyük ve ünlü bir tapınak bilmiyoruz. Ama bu, onun hiç tapınım görmediği anlamına gelmiyor. Ur III dönemine ait bazı sunu kayıtlarında Namma'nın adı geçiyor. Ayrıca bazı kişi adlarında, özellikle Ur ve Lagaş çevresinde, tanrıçanın adı bir parça olarak kullanılmış.
Kişi adları, Mezopotamya'da bir tanrının ne kadar sevildiğini anlamak için önemli bir kaynak. Bir çocuğa bir tanrının adını vermek, onu o tanrının korumasına emanet etmek anlamına geliyordu. Ur-Namma adı da bu geleneğin bir parçası. Kralın ailesi, oğlunu Namma'ya adamıştı. Bu, belki de Ur'da ya da kralın geldiği bölgede Namma'nın yerel bir öneme sahip olduğunu gösteriyor.
Ur-Namma'nın kökeni konusunda tartışmalar var. Bazı araştırmacılar onun Uruk kralı Utu-hegal'in akrabası ya da valisi olduğunu düşünüyor. Adının içindeki tanrıça, ailenin dini bağlılıklarına dair küçük bir ipucu. Ama bu ipucunu çok fazla zorlamak doğru olmaz.
Mitlerdeki Nammu
Nammu'nun en net göründüğü metin "Enki ve Ninmah". Bu metinde tanrılar ağır iş yükünden şikayet ediyor. Enki ise derin bir uykuda. Onu uyandıran annesi Nammu. Nammu, oğluna tanrıların çektiği zahmeti anlatıyor ve bir çözüm bulmasını istiyor. Enki de Abzu'nun üstündeki kilden insanı yaratmayı öneriyor. Nammu bu kili yoğuruyor, Ninmah ve diğer doğum tanrıçaları yardım ediyor.
Bu sahne, Nammu'yu yaratılışın ilk adımını atan figür olarak gösteriyor. Ama dikkat edin: Fikri veren Enki, işi yapan Nammu ve yardımcıları. Nammu burada bir ana, bir zanaatkar ve bir uyarıcı. Kendi başına bir karar verici değil.
Bazı tanrı listelerinde Nammu, "göğü ve yeri doğuran ana" olarak tanımlanıyor. Bu tanım, onu An ve Ki'nin, yani gök ve yerin de annesi yapıyor. Böylece Nammu, Sümer panteonunun en tepesinde, hatta tepenin de üstünde duruyor. Ama bu yüksek konum, onun günlük kültte pek görünmemesiyle tezat oluşturuyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Nammu'nun ilişkileri genellikle tek yönlü. O birilerinin annesi. Enki'nin annesi, bazı listelerde An ve Ki'nin annesi. Ama kendisinin bir eşi pek yok. Bu, onu Mezopotamya panteonunda nadir görülen bir figür yapıyor. Tanrıların çoğu çiftler halinde düşünülüyordu; Enlil ve Ninlil, Nanna ve Ningal, Utu ve Aya. Nammu ise yalnız.
Bu yalnızlık, onun ilksel doğasıyla ilgili olabilir. Her şeyden önce var olan bir şey, eşe ihtiyaç duymaz. Ya da belki, teolojik sistem geliştikçe, Nammu'nun yerini başka figürler aldı. Babil'de Tiamat, Abzu ile birlikte ilk çift olarak anlatılıyor. Nammu'nun yalnız ana figürü, burada bir çifte dönüşüyor.
Kil, su ve zanaat
Nammu'yu anlamak için Mezopotamya'nın gündelik işlerine bakmak gerekiyor. Güney Irak'ta taş azdır, ağaç azdır, ama kil ve su boldur. Bir tuğla ustası nehir kenarından çamuru alır, samanla karıştırır, kalıba döker ve güneşte kurutur. Bir çömlekçi kili yoğurur, çarkta döndürür, fırında pişirir. Bir yazıcı ise ıslak kili düzleştirir, kamış kalemiyle üzerine işaretler basar.
Bu üç zanaatin hepsinde kil ve su birlikte çalışır. Suyun olmadığı kil şekil almaz, kilin olmadığı su ise bir şey yaratmaz. Nammu'nun insanı kilden yaratma sahnesindeki rolü, bu gündelik deneyimin kozmik bir yansıması gibi duruyor. Her tuğla ustası, her çömlekçi, belki de kendini küçük bir Nammu gibi hissediyordu.
Enki ve Ninmah metninde, insanı yaratırken Nammu'nun yanında yedi doğum tanrıçası da var. Bu sayı, Mezopotamya'da sık karşılaştığımız yedilerden biri. Yedi kapı, yedi bilge, yedi iblis. Yedi doğum tanrıçası da yaratılışın bir tür ekip işi olduğunu gösteriyor. Nammu ekibin başında, ama yalnız değil.
Metnin ikinci yarısında Enki ile Ninmah bir yarışa giriyor; biri kusurlu insanlar yaratıyor, öteki onlara toplumda bir yer buluyor. Bu bölümde Nammu artık sahnede değil. Fikri ateşleyen ana, işin devamını çocuklarına bırakıyor. Bu da onun karakterine çok uygun: Başlatan ama sürdürmeyen bir güç.
Bu yüzden bir tapınağı olmaması bana artık pek garip gelmiyor. Bazı figürler, bir başlangıç anına aittir. Sonraki tarih onlar olmadan yazılır.
Akademik okuma
Akademisyenler Nammu'yu genellikle ilksel suların kişileştirilmesi olarak görüyor. Adının yazımında kullanılan ENGUR işareti, yeraltı tatlı sularıyla ilişkili. Bu yüzden Nammu, Abzu kavramıyla yakından bağlantılı. Bazı araştırmacılar onu Abzu'nun kendisinin bir tanrıça olarak düşünülmüş hali olarak yorumluyor.
Frans Wiggermann ve başka araştırmacılar, Sümer kozmogonisinin farklı versiyonlarını karşılaştırırken Nammu'nun rolünü tartıştılar. Bir versiyonda her şey Nammu'dan, yani sudan doğuyor. Başka bir versiyonda her şey An ile Ki'nin birleşmesinden doğuyor. Bu iki model, belki de farklı kentlerin farklı teolojileriydi. Eridu'nun su teolojisi ile Nippur'un gök-yer teolojisi.
Ur-Namma ismi bu tartışmada küçük bir veri olarak kullanılıyor. Eğer Ur'un kraliyet ailesi Namma'ya adanmış isimler taşıyorsa, bu, güneydeki su teolojisinin Ur III döneminde hâlâ canlı olduğunu gösterebilir.
Sitchin'in Nammu'su
Sitchin'in kitaplarında Nammu neredeyse hiç geçmiyor. Bu şaşırtıcı değil, çünkü onun anlatısı An, Enlil, Enki ve onların çocukları etrafında dönüyor. İlksel bir su tanrıçası, bir uzay kolonisi hikâyesine kolayca yerleşmiyor.
Ancak Sitchin'in takipçileri bu boşluğu doldurmaya çalıştı. Bazı popüler kitaplarda Nammu, Anunnaki'nin ana gezegeninden gelen bir "kraliçe ana" ya da "genetik bankanın koruyucusu" olarak anlatılıyor. Enki ve Ninmah metnindeki kil yoğurma sahnesi, bir laboratuvar işlemine benzetiliyor. Nammu'nun kili, genetik malzemeye; Ninmah'ın doğum yardımcıları, laboratuvar asistanlarına dönüşüyor.
Akademik okumada ise bu sahne, bir çömlekçi ya da tuğla ustasının işine benziyor. Kil, Mezopotamya'nın en yaygın malzemesiydi. Ev, tablet, heykel, kap; her şey kilden yapılıyordu. İnsanın da kilden yapılması, o dünyanın kendi malzemesiyle düşünmesinin doğal bir sonucuydu. Sitchin çizgisi ise bu kili, bugünün laboratuvar diline çeviriyor.
Forumlarda Nammu
Forumlarda Nammu genellikle "ilk tanrıça" başlıklarında karşımıza çıkıyor. Bazı kullanıcılar onu tüm ana tanrıça figürlerinin kaynağı olarak görüyor. Çatalhöyük'ün oturan kadın figürinden İsis'e, Gaia'dan Meryem'e kadar uzanan bir zincirin ilk halkası. Bu tür geniş karşılaştırmalar heyecan verici ama genellikle kanıt sorunu taşıyor.
Bir Asuroloji forumunda ise daha dar bir soru soruldu: Ur-Namma adının gerçekten Nammu ile ilgili olup olmadığı. Bir kullanıcı, adın yazımındaki işaretlerin bu okumayı desteklediğini, ama okumanın yüzde yüz kesin olmadığını belirtti. Bir başkası, eski literatürdeki "Ur-Nammu" okumasının bu bağlantıyı daha da belirgin kıldığını, yeni okumanın ise biraz bulanıklaştırdığını söyledi.
Türkçe forumlarda Nammu, çoğu zaman "Tiamat'ın Sümerce adı" olarak tanıtılıyor. Bu doğru değil, ama ikisi arasındaki benzerlik bu karışıklığı anlaşılır kılıyor.
SohbeX teorisi: Adın içindeki ev
Bu bölüm bir spekülasyon; kesin bir iddia değil.
Nammu'nun büyük bir tapınağının olmaması, belki de onun zaten her yerde olmasıyla ilgili. Eğer Nammu ilksel su ise, her kuyu, her kanal, her yeraltı kaynağı onun evi sayılabilirdi. Tek bir binaya ihtiyaç duymazdı. Tapınakların zeminine bile değil, onların altından akan suya yerleşmişti.
Ur-Namma adı bu açıdan ilginç bir şey söylüyor olabilir. Bir kralın adına bir tanrıçayı yerleştirmek, o tanrıçaya bir ev vermek gibi. Belki de bazı tanrıların evi, binalar değil, insanlardı. Nammu, Ur'un en büyük kralının adında yaşıyordu ve o kral, Ur'un en büyük yapısını inşa etti. Bu yapının adı da Etemennigur, yani korku saçan teraslı ev.
Ur zigguratını yaptıran adamın adında, tapınağı olmayan bir tanrıçanın saklı olması bence çok şiirsel bir tesadüf. Belki de tesadüf değildir.
Siz ne düşünürsünüz?
Bir tanrıça, kendine ait bir tapınağı olmadan da büyük sayılabilir mi? Yoksa Mezopotamya'nın ölçüsünde büyüklük her zaman tuğla ve harçla mı ölçülürdü?
Bana kalırsa Nammu, kendi adını taşıyan bir binaya ihtiyaç duymayacak kadar eski bir figür. Ama adını taşıyan bir kral, binlerce yıl sonra hâlâ hatırlanıyor. Sizce bir tanrıyı yaşatan şey hangisi: Taş mı, isim mi?
Giriş yap