Giriş yap
🏺 Anunnaki

Bir konsolosun hobisi: Girsu kazısı ve Ninurta'nın iki evi

1877'de Basra'daki Fransız konsolos yardımcısı Ernest de Sarzec, Tello denen bir höyüğün çevresinde yerlilerin heykel parçaları bulduğunu duydu. Resmi bir arkeolog değildi. Ama merakı onu höyüğe götürdü ve orada yıllarca sürecek bir kazı başladı. Bu kazı, Sümerlerin modern dünyada tanınmasının dönüm noktalarından biri oldu.

Ninurta'yı taşların kaderini belirleyen savaşçı ve meclisin infazcısı olarak anlatmıştım. Lagaş'ta Ningirsu adıyla tapınıldığını da. Bu kez onun iki evinin toprağına bakmak istiyorum. Biri Girsu'da, Ningirsu'nun evi. Diğeri Nippur'da, Ninurta'nın evi. İki ad, iki şehir, büyük ölçüde aynı tanrı.

De Sarzec'in sezonları

De Sarzec, 1877'den 1900'e kadar Tello'da on bir sezon kazı yaptı. Kazıları bugünün ölçülerine göre çok kaba sayılır. Katmanlar kaydedilmedi, buluntuların bağlamı çoğu zaman belgelenmedi. Ama çıkardığı eserler, dünyanın gözünü Sümer'e çevirdi.

Bu eserlerin en ünlüleri, Lagaş kralı Gudea'nın diyorit heykelleri. Oturan ya da ayakta duran, ellerini göğsünde kavuşturmuş, sakin yüzlü bir kral. Bazı heykellerin kucağında bir tapınak planı, yanında bir ölçü cetveli var. De Sarzec bu heykelleri Paris'e gönderdi. Louvre, onlar için yeni bir bölüm açtı; bugünkü Doğu eserleri bölümünün kuruluş hikayesi büyük ölçüde bu heykellere dayanıyor.

De Sarzec'in ölümünden sonra kazılar Gaston Cros, sonra Henri de Genouillac ve André Parrot tarafından sürdürüldü. Parrot, Mari'ye geçmeden önce Tello'da çalıştı. Tello'dan çıkan tabletlerin sayısı on binleri buluyor. Bir kısmı yasal kazılardan, bir kısmı ise kazı aralarında yapılan kaçak kazılardan geliyor ve dünyanın dört bir yanındaki müzelere dağılmış durumda.

Gudea'nın heykelleri ne söylüyor?

Gudea heykellerinin üzerinde uzun Sümerce yazıtlar var. Heykellerden birinde, kral Ningirsu için Eninnu tapınağını nasıl inşa ettiğini anlatıyor. Hangi ülkelerden hangi malzemeleri getirdiğini sayıyor: Magan'dan diyorit, Amanus dağlarından sedir, uzak dağlardan taş.

Bu yazıtların bir özelliği beni hep etkiliyor. Heykel, sadece kralın görüntüsü değil, aynı zamanda konuşan bir belge. Heykele bir ad verilmiş; bir cümle gibi. Örneğin "Efendim Ningirsu'ya hayat sundum" gibi. Heykel, tapınakta kralın yerine durup bu cümleyi sonsuza dek söylüyor.

Gudea'nın heykellerinin bir kısmının kökeni ise tartışmalı. Antika piyasasından gelen bazı Gudea heykellerinin gerçekliği uzmanlar arasında sorgulanıyor. Kazıdan çıkanlar ile satın alınanlar arasındaki fark, burada da önemli.

British Museum'un Girsu projesi

Uzun bir aradan sonra, 2016'da British Museum, Girsu'da yeni bir proje başlattı. Sébastien Rey yönetimindeki bu proje, aynı zamanda Irak'ın kültürel mirasını korumak için yürütülen bir eğitim programının parçası. Iraklı arkeologlar, modern kazı ve belgeleme teknikleri konusunda eğitim alırken, Tello'da sahada çalıştı.

Projenin en dikkat çekici sonuçlarından biri, Ningirsu'nun tapınağı Eninnu'nun kalıntılarının belirlenmesi oldu. Kazıcılar, de Sarzec'in kazdığı alanların yakınında, tapınağın en alt sıralarına ait duvarları ve Gudea'nın yazıtlı kuruluş çivilerini buldu. 2022'de British Museum, bu bulguları ve kentte "kayıp" bir saray olarak tanımlanan yapıyı kamuoyuna duyurdu.

Bu proje bana çok anlamlı geliyor. Bir konsolosun meraklı kazısının üzerinden yaklaşık yüz kırk yıl geçmiş. Ve şimdi, yeni bir kuşak, eski kazının bıraktığı boşlukları doldurmaya çalışıyor. De Sarzec'in yüzeye çıkardığı heykellerin geldiği tapınak, artık plan üzerinde de görünüyor.

Kuruluş çivileri

Girsu'dan çıkan en tanıdık buluntulardan biri, kuruluş çivileri. Bunlar, bakırdan ya da kilden yapılmış, ucu sivri, büyük çiviler. Bazılarının tepesinde bir tanrı figürü, bazılarında diz çökmüş bir tanrı ya da bir boğa var. Çivilerin gövdesinde, tapınağı yaptıran kralın yazıtı bulunuyor.

Bu çiviler, tapınağın inşası sırasında, yapının köşelerine ya da zeminin altına gömülüyordu. Amaçları, tapınağı yere çakmak, sabitlemek, kutsamak. Tanrının evi, bu çivilerle toprağa bağlanıyordu. Ve kral, bu çivilerin üzerine kendi adını yazdırarak, gelecekteki onarıcılara bir mesaj bırakıyordu.

Nabonidus'un Larsa'da yaptığı gibi, sonraki krallar bu çivileri bulup okuyor, saygıyla yerine koyuyordu. Bugün ise arkeologlar onları bulup müzelere taşıyor. Kuruluş çivisi, Mezopotamya'nın geleceğe yazdığı mektuplardan biri.

Nippur'daki ev: Ešumeša

Ninurta'nın ikinci büyük evi, Nippur'daydı. Babası Enlil'in şehrinde, Ešumeša adlı bir tapınak. Bu tapınak, Sümer ilahilerinde ve kral yazıtlarında anılıyor. Ninurta'nın Nippur'daki rolü, babasının sarayının savaşçısı ve koruyucusu olarak tanımlanıyor.

Sümer tapınak ilahileri derlemesinde, Ešumeša için de bir ilahi var. Bu derleme, geleneksel olarak Enheduanna'ya atfediliyor. İlahi, tapınağı Ninurta'nın gücünü yansıtan, korkutucu ve ihtişamlı bir yapı olarak anlatıyor.

Ešumeša'nın kazılarda kesin olarak nerede olduğu tartışmalı. Chicago ekiplerinin çalışmaları, Nippur'un farklı bölgelerindeki tapınakları ortaya çıkardı. Ama Ešumeša'nın kalıntılarının hangisi olduğu konusunda kesin bir uzlaşma yok. Ninurta'nın Nippur'daki evi, bugün metinlerde, toprağın içinde ise aranan bir yer.

İki şehir, iki ad

Ningirsu ile Ninurta'nın ilişkisi, bana Mezopotamya'nın yerel ve genel tanrılarının nasıl birleştiğini gösteriyor. Lagaş'ta Ningirsu, kentin kendi tanrısı. Kendi ailesi, kendi tapınağı, kendi kralları var. Nippur'da ise Ninurta, Enlil'in oğlu, bütün Sümer'in savaşçısı.

Zamanla bu iki ad birbirine yaklaştı. Lagaş'ın bağımsızlığı sona erdikçe, Ningirsu da Ninurta'nın yerel bir biçimi olarak görülmeye başlandı. Bir kentin tanrısı, imparatorluğun tanrısına dönüştü. Ama Girsu'nun toprağında, Ningirsu'nun adı hâlâ kuruluş çivilerinin üzerinde, kendi başına okunuyor.

Akbabaların taşı parça parça

De Sarzec'in Tello'dan Paris'e gönderdiği parçalar arasında, Eannatum'un Akbabalar Steli'nin kırıkları da vardı. Stelin parçaları farklı sezonlarda, farklı noktalarda bulundu. Bir kısmı yerliler tarafından önceden çıkarılmış ve satılmıştı. Louvre, bu parçaları zaman içinde bir araya getirdi, ama stelin önemli kısımları hâlâ eksik.

Bu parçalı durum, Girsu'nun bütün hikayesini özetliyor gibi. Bir tanrının evi, bir kralın anıtı, bir kentin arşivi; hepsi kırılmış, dağılmış, farklı ellere geçmiş. Arkeologların işi, bu parçaları yeniden bir araya getirmeye çalışmak. Ama hiçbir zaman tam bir bütün elde edilemiyor.

Kaçak kazının gölgesi

Tello, kazı sezonları arasındaki boşluklarda yoğun kaçak kazılara maruz kaldı. 1920'lerde ve sonrasında antika piyasasına çıkan binlerce Girsu tableti, bugün Avrupa ve Amerika'daki koleksiyonlarda. Bu tabletlerin önemli bir kısmı Ur III dönemine ait idari kayıtlar. Girsu, Ur III imparatorluğunun en büyük taşra merkezlerinden biriydi ve arşivi devasa bir boyuttaydı.

Bu tabletlerin buluntu yerlerinin bilinmemesi, onları okumayı zorlaştırıyor. Bir tabletin hangi daireden, hangi odadan geldiğini bilmeden, onun hangi kurumun kaydı olduğunu anlamak bazen imkansız. British Museum'un projesinin bir amacı da bu boşluğun bir kısmını, yeni ve belgelenmiş buluntularla kapatmak.

Girsu'nun Ur III arşivleri, bugün çevrimiçi veritabanlarında, örneğin Cuneiform Digital Library Initiative'de, fotoğraflarıyla birlikte okunabiliyor. Dağılmış parçalar, en azından dijital ortamda, yeniden aynı rafta duruyor. Ninurta'nın kentinin hesap defterleri, artık herkesin ekranında.

Ama ekran, toprağın yerini tutmuyor. Bir tabletin hangi duvarın dibinde yattığını, yanında neyin bulunduğunu söyleyemiyor. Yeni kazıların değeri tam da burada.

Sitchin ve Girsu

Sitchin, Gudea'nın tapınak inşasını anlatan metinleri, Ninurta'nın bir iniş alanı ya da bir hava aracı için özel bir bölme yaptırması olarak yorumladı. Ona göre Eninnu'nun bazı bölümleri, tanrının "kara kuşu" için yapılmış bir hangar. Bu yorum, Sitchin okurları arasında oldukça popüler.

Akademik okuma ise bu bölümleri, Ningirsu'nun sembolü olan aslan başlı kartal Anzud ile ilişkilendiriyor. Tapınağın farklı kısımlarına tanrının farklı silahları ve sembolleri için özel adlar verilmişti. Kazılarda bir hangar ya da makine kalıntısı bulunmadı; bulunan şeyler kerpiç duvarlar, kuruluş çivileri, yazıtlı tuğlalar.

Forumlarda Tello

Türkçe forumlarda Tello neredeyse hiç bilinmiyor. Gudea heykelleri ise bazen Louvre gezisi anlatılarında karşımıza çıkıyor. Bir başlıkta biri, Gudea'nın neden hep aynı pozda durduğunu sormuştu. Cevap verenlerden biri, bunun dua eden bir kralın standart duruşu olduğunu yazmıştı.

İngilizce bir forumda ise British Museum'un 2022'deki duyurusu tartışılıyordu. Bir kullanıcı, "kayıp saray" ifadesinin fazla iddialı olduğunu söylemiş, bir başkası ise bu tür ifadelerin müzelerin kamuoyu ilgisini çekme stratejisi olduğunu belirtmişti.

SohbeX teorisi: Çivilerin sadakati

Bu kısım spekülasyon. Kuruluş çivileri, belki de Mezopotamya'daki en sadık nesnelerdi. Tapınak yıkılsa bile, onlar toprağın içinde yerlerini koruyordu. Bir tanrının evi, belki de duvarlarından çok, bu görünmeyen çivilerde yaşıyordu. Bu yorumu doğrudan destekleyen bir metin yok.

Okura soru

Ninurta'yı düşündüğümde, artık sadece savaşçı tanrıyı değil, bir konsolosun merakıyla yeniden gün yüzüne çıkan, ve yüz kırk yıl sonra yeni bir kuşağın elinde tekrar okunan bir tanrının evini görüyorum.

Siz bir şeyi yarım bırakıp başkalarının tamamlamasını bekler miydiniz? Ve sizce sizin bıraktığınız işleri kim tamamlayacak?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap