Giriş yap
🏺 Anunnaki

Bataklığın kıyısındaki kent: Nanşe'nin Nigin'i ve Zurghul höyüğü

Lagaş denince çoğumuzun aklına tek bir kent gelir. Oysa Lagaş, aslında üç büyük yerleşimden oluşan bir devletin adıydı: Girsu, Lagaş ve Nigin. Girsu'yu Ningirsu'nun evi olarak, Gudea'nın heykelleriyle tanıyoruz. Lagaş kentini, bugünkü El-Hiba höyüğünü, devletin adını verdiği kent olarak biliyoruz. Üçüncüsü ise genellikle unutulur. Nigin, yani bugünkü Tell Zurghul. Burası Nanşe'nin kentiydi.

Nanşe'yi daha önce iki kez yazdım. Bir keresinde dulu ve yetimi koruyan, hileli ölçüyü soran tanrıça olarak; bir keresinde de Lagaş'ın kendi küçük meclisinin hanımı olarak. Bu kez onun evinin toprağına inmek istiyorum. Çünkü Nigin, son yıllarda yeniden kazılmaya başlanan nadir Sümer kentlerinden biri ve oradan gelen haberler, Nanşe'nin dünyasını biraz daha somut hale getiriyor.

Koldewey'in kısa ziyareti

Tell Zurghul ilk kez 1887'de Alman arkeolog Robert Koldewey tarafından incelendi. Koldewey o yıllarda güney Mezopotamya'da birkaç höyükte kısa sondajlar yaptı ve Zurghul da bunlardan biriydi. Ama bu çalışma, kentin bütününü anlamaktan çok, yüzeydeki yapıların bir ön değerlendirmesiydi. Koldewey sonra Babil kazısına yöneldi ve hayatının büyük kısmını orada geçirdi.

Uzun yıllar boyunca Zurghul, Lagaş devletinin bir parçası olarak biliniyor, ama hakkında ayrıntılı bilgi bulunmuyordu. Nigin'in adı, Girsu'dan gelen yazıtlarda ve ekonomik metinlerde geçiyordu; ama kentin kendisi büyük ölçüde toprağın altında kalmıştı.

Yeni kazılar

2010'ların ortasında, Roma Sapienza Üniversitesi'nden bir İtalyan ekip Tell Zurghul'da yeni bir kazı projesi başlattı. Bu proje, höyüğün farklı bölgelerinde çalışarak kentin erken dönemlerinden itibaren nasıl geliştiğini anlamaya çalışıyor. Ekibin yayımladığı ön raporlar, kentin Ubeyd dönemine kadar uzanan uzun bir yerleşim geçmişi olduğunu, çevresinin su yollarıyla ve bataklıklarla çevrili olduğunu gösteriyor.

Bu kazıların ayrıntılı sonuçlarını burada sıralamayacağım; ekip hâlâ çalışıyor ve yayınlar sürüyor. Irak'ın güneyinde uzun bir aradan sonra yabancı ekiplerin yeniden sahaya dönmesi, kendi başına bir haber değeri taşıyor. Savaşlar ve ambargolar yüzünden onlarca yıl kapalı kalan höyükler, yavaş yavaş yeniden konuşmaya başlıyor. Ama genel resim, Nigin'in Lagaş'ın en eski kutsal merkezlerinden biri olduğu fikrini destekliyor. Nanşe'nin tapınağı E-sirara'nın tam yeri ise kazı raporlarının cevaplamaya çalıştığı sorulardan biri.

Sirara ve Ur-Nanşe

Nanşe'nin Nigin'deki tapınağı Sirara olarak anılıyordu. Lagaş hanedanının kurucusu Ur-Nanşe, adından da anlaşılacağı gibi Nanşe'ye bağlıydı ve yazıtlarında Nanşe için tapınak inşa ettiğini anlatıyor. Ur-Nanşe'nin ünlü kabartmasında, başında bir sepet taşıyan kral, ailesiyle birlikte bir tapınak inşasını başlatıyor. Bu sahnenin hangi tapınakla ilgili olduğu tam belli değil, ama Ur-Nanşe'nin inşa faaliyetleri arasında Nanşe'nin evi önemli bir yer tutuyor.

Gudea da Nanşe'ye özel bir saygı gösteriyordu. Gudea silindirlerinde, kral tapınak inşası için bir rüya gördüğünde, bu rüyayı yorumlatmak için Nanşe'ye gidiyor. Bunu yapmak için tekneyle Nigin'e yolculuk ediyor. Yani Girsu'nun kralı, rüyasının anlamını öğrenmek için Nanşe'nin kentine gidiyordu.

Kutsal yolculuk

Bu tekne yolculuğu bana Lagaş devletinin coğrafyasını anlatıyor. Girsu ile Nigin arasında kanallar ve su yolları vardı. Kral, bir tanrıçaya danışmak için kara yolunu değil, su yolunu kullanıyordu. Bu, Nanşe'nin su ve balıkla olan bağını da yansıtıyor. Nanşe'ye gitmek, onun elementi olan su üzerinden gerçekleşiyordu.

Ekonomik metinlerde de Nanşe için yapılan bayramlardan bahsediliyor. Bunlardan biri, Nanşe'nin teknesinin kutsal bir yolculuğa çıktığı bir festival. Bu tür tekne festivalleri Mezopotamya'da yaygındı; tanrıların heykelleri tekneyle bir kentten başka bir kente taşınıyor, yolculuk sırasında sunular yapılıyordu.

Nanşe ve kuşlar

Nanşe'nin dünyasında kuşların da özel bir yeri var. "Nanşe ve Kuşlar" diye bilinen kısa bir Sümer metni, tanrıçanın bataklıktaki kuşlara ad verdiğini, onların her birine bir görev ve bir renk verdiğini anlatıyor. Metnin bazı bölümleri bozuk ve tam bir çevirisi zor, ama genel tonu bir doğa ilahisini andırıyor. Bataklığın kuşları, tanrıçanın düzenine göre yerlerini alıyor.

Bu metin bana Lagaş'ın gündelik manzarasını hatırlatıyor. Nigin'in çevresi bugün çoğunlukla kurak, ama antik dönemde kamışlıklar, göller ve kanallarla çevriliydi. Sabahları kuş sürüleri kalkıyor, balıkçılar kayıklarını suya itiyordu. Nanşe'nin ilahileri ve kuş metni, bu manzaranın dini bir anlatımı gibi.

Ekonomik metinlerde de bataklık kuşlarının tapınaklara teslim edildiğine dair kayıtlar var. Kuşçular, belirli türleri yakalayıp tapınak depolarına getiriyordu. Yani Nanşe'nin kuşları sadece bir şiir konusu değildi; tapınağın günlük ekonomisinin bir parçasıydı.

Rüyayı yorumlamanın ayrıntıları

Gudea silindirlerinde rüya sahnesi oldukça ayrıntılı. Gudea, rüyasında dev boyutlu bir adam görüyor; başında bir tanrı tacı, iki yanında aslan başlı kuşlar. Bir kadın, elinde bir yıldız tableti tutuyor. Bir başka adam, lapis lazuliden bir tablet üzerine bir tapınak planı çiziyor. Bir eşek huzursuzca toprağı eşeliyor.

Nanşe bu figürlerin her birini tek tek açıklıyor. Dev adam, kardeşi Ningirsu. Yıldız tabletli kadın, Nisaba. Planı çizen, Nindub. Eşek ise Gudea'nın kendisi; tapınağı inşa etmek için sabırsızlanan kral. Bu açıklama tarzı, bir rüya yorumcusunun yöntemini gösteriyor: Her görüntü, tanıdık bir figüre ya da duruma bağlanıyor. Nanşe, kralın göremediği bağlantıları kuruyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Nanşe, Enki'nin kızı olarak biliniyor. Kız kardeşleri arasında Ningirsu'nun yanında anılan figürler var; Lagaş panteonunda Nanşe, Ningirsu'nun kız kardeşi olarak düşünülüyordu. Eşi ise Nindara, daha az tanınan bir tanrı.

Bu ilişkiler, Lagaş'ın dini yapısının bir aile gibi örgütlendiğini gösteriyor. Girsu'da Ningirsu, Nigin'de Nanşe, Lagaş kentinde ise Ningirsu'nun eşi Bau ile ilişkili kutsal alanlar. Üç kent, bir tanrı ailesinin farklı üyeleriyle paylaşılıyordu. Bu da devletin birliğini dini bir dille anlatmanın bir yoluydu.

Nanşe'nin rüya yorumculuğu da bu aile içinde önemli bir işlev. Kardeşi Ningirsu bir şey istediğinde, bunu Gudea'ya bir rüya yoluyla bildiriyor; Nanşe ise bu rüyayı açıklıyor. Bir kardeş mesajı veriyor, öbürü onu çeviriyor.

Akademik okuma

Akademisyenler Nanşe'yi, Lagaş'ın sulak arazilerinin ve balıkçılık ekonomisinin tanrıçası olarak görüyor. Lagaş devleti, güney Mezopotamya'nın bataklık kenarındaki bölgesinde yer alıyordu. Balık, kuş ve kamış bu bölgenin önemli kaynaklarıydı. Nanşe'nin bu kaynaklarla olan bağı, onun ekonomik ve dini öneminin bir göstergesi.

Nanşe'nin adalet ve rüya yorumculuğu ile ilişkisi ise daha ilginç bir soru. Bazı araştırmacılar, bu iki işlevin bir kentin sosyal düzeniyle ilgili olduğunu, Nanşe'nin bir tür toplumsal vicdan olarak düşünüldüğünü öne sürüyor. Rüyaları yorumlayan, toplumun gizli düşüncelerini de bilen bir tanrıça.

Sitchin'de Nigin

Sitchin'in kitaplarında Nigin neredeyse hiç geçmiyor. Nanşe de sadece Enki'nin kızlarından biri olarak, kısa bir şekilde anılıyor. Sitchin'in ilgisi Lagaş bölgesinde daha çok Gudea ve Ningirsu üzerinde, özellikle de Gudea'nın tapınak inşasının bir "iniş pisti" ya da "uçuş üssü" ile ilişkili olduğu iddiası üzerinde yoğunlaşıyor.

Sitchin'in okumasında, Gudea'nın rüyasında gördüğü figürler, Anunnaki'nin gerçek ziyaretleri gibi yorumlanıyor. Nanşe'nin bu rüyayı yorumlaması ise neredeyse hiç tartışılmıyor. Akademik okumada ise bu yorum sahnesi, metnin merkezi anlarından biri. Rüyanın anlamı bir tanrıça tarafından açıklanmadıkça, kral hiçbir şey yapamıyor.

Forumlarda Nigin

Forumlarda Nigin ve Zurghul pek konuşulmuyor. Ama İtalyan kazılarının başladığı yıllarda, birkaç arkeoloji meraklısı forumunda haberler paylaşıldı. Bir kullanıcı, Irak'ta yeniden kazıların başlamasının ne kadar sevindirici olduğunu yazdı ve Nigin'in "Sümer'in unutulmuş üçüncü kenti" olduğunu belirtti. Bir başkası, bu kazılardan Nanşe'nin tapınağına dair bir şey çıkıp çıkmayacağını merak etti.

Alternatif tarih forumlarında ise Nanşe daha çok rüya yorumculuğu üzerinden anılıyor. Bazı kullanıcılar, Gudea'nın rüyasını bir "uzaylı iletişimi" olarak yorumluyor ve Nanşe'yi bu iletişimin "çevirmeni" olarak görüyor.

SohbeX teorisi: Suyla gelen cevap

Bu bölüm spekülatiftir.

Gudea'nın rüyasını yorumlatmak için tekneyle Nigin'e gitmesi, bana bir yolculuğun kendisinin de yorumun bir parçası olabileceğini düşündürüyor. Kral, kanallarda ilerlerken rüyasını düşünüyor, onu kafasında evirip çeviriyor olmalıydı. Nigin'e vardığında, belki de cevabın yarısı zaten zihninde şekillenmişti.

Nanşe'nin su ile ilişkisi bu açıdan çok anlamlı. Su, akışkan, değişken ve yansıtıcı bir şey. Rüyalar da öyle. Belki de Nanşe'nin rüya yorumcusu olması, suyun yüzeyinde görüntülerin belirmesi ve kaybolmasıyla ilgili eski bir algıdan geliyordu. Bataklığın kıyısındaki bir kentte, suyun aynasında kendi rüyasını gören bir kral.

Size kalan

Bir soruyu sormak için yola çıkmak, o sorunun cevabını değiştirir mi? Gudea, rüyasının anlamını öğrenmek için tekneyle Nigin'e gitti. Biz bugün bir soruyu sormak için ekrana bakıyoruz ve cevap saniyeler içinde geliyor. Sizce yolculuğun kendisi, aldığımız cevabın değerini artırır mı?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap