Babil'in içindeki Eridu: Abzu kültü güneyden kuzeye nasıl taşındı?
Bir şehri başka bir şehrin içine taşıyabilir misiniz? Kulağa saçma geliyor, ama Babilliler bunu yaptı. Babil kentinin en kutsal semtinin adı Eridu'ydu. Marduk'un tapınağı Esagil, bu semtin içinde yükseliyordu. Güneydeki eski Eridu, Enki'nin ve Abzu'nun kenti, adını ve teolojisini kuzeydeki yeni başkente bırakmıştı.
Abzu'yu iki kez anlatmıştım. Bir keresinde Eridu'nun altındaki tatlı su ve tapınak havuzları üzerinden, bir keresinde de oradan Nippur'a giden tanrı ziyafeti üzerinden. Bu kez Abzu'nun kült merkezinin, fiziksel olarak terk edildikten sonra nasıl başka bir kentte yaşamaya devam ettiğini anlatmak istiyorum. Bir kutsal mekânın hafızası, toprağından daha uzun ömürlü olabilir.
Eridu'nun sönüşü
Güneydeki Eridu, Mezopotamya'nın en eski kentlerinden biri sayılıyordu. Sümer Kral Listesi krallığın ilk kez Eridu'ya indiğini söylüyor. Arkeolojik olarak da kentin tapınak katmanları, Ubeyd döneminin erken evrelerine kadar uzanıyor. Ama ikinci binyıla gelindiğinde Eridu büyük ölçüde boşalmıştı. Çevredeki su düzeninin değişmesi, kanalların kayması, belki de bataklıkların genişlemesi kenti yaşanmaz hale getirmişti.
Ur III kralları ve sonra bazı Babil kralları Eridu'daki tapınağı onarmaya çalıştı. Ama kent artık bir kült merkezi olarak eski canlılığını taşımıyordu. Enki'nin evi, bir hatıraya dönüşmüştü.
Tintir: Babil'in kendi haritası
Babil'in kutsal topografyasını, kendi yazıcılarının hazırladığı bir metinden biliyoruz. Bu metin, ilk satırındaki kelimeyle "Tintir" diye anılıyor; Tintir, Babil'in törensel adlarından biri. Metin beş tablete yayılıyor ve kentin adlarını, tapınaklarını, kapılarını, sokaklarını ve semtlerini sayıyor. Andrew George'un yayımladığı "Babylonian Topographical Texts" çalışması, bu metni ayrıntılı biçimde inceliyor.
Tintir'e göre Babil'in iç kenti on semte bölünüyordu. Bu semtlerden biri Eridu adını taşıyordu ve Esagil ile ona bağlı kutsal alanlar bu semtin içindeydi. Yani Marduk'un evi, adı Eridu olan bir mahallede oturuyordu. Bu bir rastlantı değildi.
Asalluhi'den Marduk'a
Bu taşınmanın arkasında bir teoloji değişimi var. Eridu'nun eski büyü geleneğinde Enki'nin bir oğlu vardı: Asalluhi. Asalluhi, büyü metinlerinde babasına danışan, ondan çözüm öğrenen genç bir tanrıydı. Bir hasta, bir iblis ya da bir lanetle karşılaştığında Enki'ye gidiyor, "Babam, ne yapmalıyım?" diye soruyordu. Enki de ona cevap veriyordu: "Oğlum, sen ne bilmiyorsun ki? Benim bildiğimi sen de biliyorsun."
Babil'in yükselişiyle birlikte Asalluhi, Marduk ile özdeşleştirildi. Marduk böylece Enki'nin oğlu oldu ve Eridu'nun bütün büyü geleneğini miras aldı. Büyü metinlerinde artık soru soran Marduk, cevap veren Ea'ydı. Asurologlar bu metin türünü bazen "Marduk-Ea tipi" diye adlandırıyor.
Bu miras, Babil'in Eridu semtinin teolojik gerekçesiydi. Marduk Eridu'nun varisiydi; o halde Eridu da onun kentine taşınmalıydı. Abzu, artık güneydeki bir bataklığın altında değil, Babil'in kalbinde, Marduk'un tapınağının bir parçası olarak düşünülüyordu.
Bir büyü sahnesinin yapısı
Bu baba-oğul diyaloğunun nasıl işlediğini görmek için Babil büyü dizilerine bakmak yeterli. Örneğin kötü iblislere karşı okunan büyük dizide, Udug-hul diye bilinen derlemede, sahne çoğu zaman aynı kalıpla açılıyor. Önce bir felaket anlatılıyor: Bir iblis bir adamı yakalamış, adam hasta yatıyor, ailesi çaresiz. Sonra Marduk bu durumu görüyor ve babasının evine, Abzu'ya gidiyor. Babasına durumu anlatıyor ve ne yapması gerektiğini soruyor.
Ea'nın cevabı her seferinde hem bir övgü hem bir talimat. Oğluna onun zaten her şeyi bildiğini söylüyor, sonra da yapılacak ritüeli tarif ediyor: Hangi sudan alınacak, hangi bitki kullanılacak, hasta nerede yıkanacak, hangi sözler okunacak. Rahip, bu sahneyi okurken kendini Marduk'un yerine koyuyordu. Yani büyüyü uygulayan kişi, Abzu'ya gidip bilgiyi alan tanrıyı canlandırıyordu.
Bu kalıp bana şunu gösteriyor. Abzu, Babil'de bile hâlâ bilginin kaynağıydı. Marduk ne kadar yükselirse yükselsin, bir sorunun cevabını bilmediğinde babasının su evine iniyordu. Babil, Eridu'nun adını almıştı ama Eridu'nun bilgeliğine hâlâ başvuruyordu. Kutsal mekân taşınmıştı, ama hiyerarşinin bir kısmı yerinde kalmıştı.
Esagil'deki Ea
Esagil'in içinde Ea'ya ait bir kutsal alan da vardı. Bu, Marduk'un babasının da oğlunun evinde bir köşe sahibi olduğunu gösteriyor. Babil'in tanrı ailesi, Eridu'nun tanrı ailesinin bir yeniden düzenlemesiydi. Baba Ea artık kendi kentinde değil, oğlunun evinde konuk olarak oturuyordu.
Enuma Eliş de bu yeniden düzenlemeyi destekliyor. Destanda Ea, Abzu'yu öldürdükten sonra onun üzerine evini kuruyor ve Marduk bu evde doğuyor. Yani Marduk, Abzu'nun üzerinde doğan tanrı. Babil'in Abzu'yu kendi kutsal alanına taşıması, bu mitolojik doğum yerinin coğrafyaya yansıtılması gibi okunabilir.
Tanrılar arasındaki ilişki
Burada ilginç bir baba-oğul ilişkisi görüyoruz. Enki, Sümer geleneğinde zeki, kurnaz ve insanlara yardım eden bir figürdü. Babil geleneğinde ise oğluna yerini bırakan, hatta onu yücelten bir baba oldu. Enuma Eliş'in sonunda, Marduk'un elli adı sayılırken Ea da oğluna kendi adını veriyor ve "Benim adım gibi onun adı da Ea olsun" diyor.
Bu sahne, bir babanın kendi kimliğini oğluna devretmesi gibi. Abzu'nun kült merkezinin Babil'e taşınması da aynı devrin mekânsal bir yansıması. Ea, hem adını hem evini oğluna bıraktı.
Akademik okuma
Akademisyenler bu süreci genellikle "teolojik merkezileşme" olarak tanımlıyor. Babil, Hammurabi'den sonra ve özellikle Kassit ve İkinci İsin dönemlerinde, güneydeki eski kült merkezlerinin prestijini kendi kentinde toplamaya çalıştı. Eridu semti, bu sürecin en açık örneklerinden biri. Benzer biçimde Babil'de başka kentlerin adlarını taşıyan semtler ya da tapınaklar da vardı; ama Eridu'nun Esagil ile ilişkisi en dikkat çekici olanı.
Andrew George, Babil'in kendini bir "evren kenti" olarak sunduğunu, kutsal tarihin bütün önemli noktalarını kendi surlarının içinde topladığını vurguluyor. Babil sadece bir başkent değil, kozmosun bir haritası olarak düşünülüyordu.
Sitchin'in Abzu'su ve Babil
Sitchin, Abzu'yu genellikle Güney Afrika'daki maden bölgesi olarak yorumlar. Ona göre Enki'nin Abzu'su, Anunnaki'nin altın çıkardığı yerdi. Eridu ise Enki'nin Dünya'daki ilk üssüydü. Marduk'un Babil'i kurması da, Sitchin'in anlatısında, onun babasının bölgesinden bağımsız bir güç merkezi kurma çabası olarak görülüyor.
Bu okumada Babil'in Eridu semti, belki de Marduk'un babasının mirasına sahip çıkma çabası olarak okunabilir. Ama Sitchin'in kitaplarında Tintir metnine ya da Babil'in semtlerine dair ayrıntılı bir tartışma yok. Onun ilgisi daha çok Marduk'un kozmik iddialarına ve diğer tanrılarla çatışmasına yönelik.
Akademik okuma ile Sitchin'in okuması burada şu noktada ayrılıyor: Akademisyenler Eridu semtini bir ismin ve teolojinin taşınması olarak görüyor. Sitchin ise Abzu'yu fiziksel bir maden bölgesi olarak görüyor ve isim taşınmasının sembolik boyutuna pek ilgi göstermiyor.
Forumlarda Babil'in Eridu'su
Forumlarda Babil'in Eridu semtine dair tartışma oldukça az. Ama ortaya çıktığında genellikle "Babil'in gizli kalbi" gibi başlıklarla karşımıza çıkıyor. Bir kullanıcı, Babil'in Esagil tapınağının altında Eridu'dan getirilmiş bir "kutsal su" ya da "kayıp teknoloji" olabileceğini öne sürdü. Bunu destekleyen bir kazı bulgusu yok.
Daha akademik bir forumda ise biri, bir kentin adını başka bir kente vermenin modern örneklerini sordu: Yeni York, Yeni Zelanda, Yeni Kaledonya. Cevap verenler, Babil'in durumunun biraz farklı olduğunu, çünkü burada bir kolonicinin anavatanını hatırlamasından çok, bir kentin başka bir kentin kutsallığını sahiplenmesinin söz konusu olduğunu belirtti. Bence bu iyi bir ayrım.
SohbeX teorisi: Kutsallığın göçü
Şimdi spekülasyona geçiyorum.
Eridu'nun Babil'e taşınması, bana bir şey düşündürüyor. Belki de Mezopotamya'da kutsallık, bir yere bağlı olmaktan çok bir isme bağlıydı. Bir kentin adını başka bir yere verdiğinizde, onun kutsallığını da taşıyabiliyordunuz. Bu, bugün bile bazı dini geleneklerde gördüğümüz bir şey; kutsal toprağın bir avuç toprağını başka bir yere götürmek, kutsal bir suyu şişelere doldurup uzak ülkelere taşımak.
Babil'in Eridu semti, belki de böyle bir şişeydi. Güneydeki bataklıkta sönen bir kutsal mekân, kuzeydeki büyük kentte yeniden yandı. Abzu'nun suyu artık başka bir toprağın altından akıyordu, ama aynı adı taşıyordu.
Bu açıdan bakınca, Sitchin'in Abzu'yu Afrika'da araması ile Babillilerin Abzu'yu kendi kentlerinde bulması arasında ilginç bir paralellik var. İkisi de Abzu'nun bir yerde olması gerektiğini düşünüyor. Ama Babilliler, onu bulmak için uzağa gitmek yerine, onu kendilerine getirdiler.
Okura soru
Bir yerin kutsallığı, o yerin kendisinde mi yoksa ona verdiğimiz isimde mi saklıdır? Bir kenti terk ettiğinizde, onun ruhunu yanınızda götürebilir misiniz? Göç eden aileler bunu iyi bilir; mahalle adlarını, düğün şarkılarını, yemek tariflerini yeni şehirlere taşırlar. Babilliler de belki aynı şeyi yaptı. Sizce sizin yaşadığınız şehirde, başka bir şehirden taşınmış bir kutsallık var mı?
Giriş yap