Giriş yap
🏺 Anunnaki

Anşar: Bir harf oyunuyla tanrı değiştiren imparatorluk

MÖ 8. yüzyılın sonu. Asur kralı II. Sargon yeni bir başkent inşa ettiriyor: Dur-Şarrukin, "Sargon'un kalesi". Sarayın duvarlarına yazıtlar kazınıyor. Bu yazıtlarda kralın tanrısı Aşur'un adı geçiyor. Ama bir şey tuhaf. Aşur'un adı alışılmış biçimiyle değil, iki çivi yazısı işaretiyle yazılmış: AN.ŠAR. Bu, Babil'in yaratılış destanındaki kadim bir tanrının adı. Anşar.

Bu bir yazım hatası değil. Bir teoloji hamlesi. Ve bence Mezopotamya tarihinin en zekice siyasi kelime oyunlarından biri. Bugün Anşar'ı, onun destandaki yerini ve Asur'un onu nasıl sahiplendiğini anlatmak istiyorum.

Destandaki büyük büyükbaba

Lahmu yazısında Enuma Eliş'in soy ağacını anlatmıştım. Apsu ve Tiamat'tan Lahmu ve Lahamu doğuyor. Onlardan Anşar ve Kişar. Anşar ve Kişar'dan Anu. Anu'dan Ea. Ea'dan Marduk. Yani Anşar, Marduk'un büyük büyükbabası.

Destan, Anşar ve Kişar'ı önceki çiftten daha büyük olarak tanımlıyor: Onlardan üstün yaratıldılar. Günler uzadı, yıllar çoğaldı. Bu ifade, nesiller ilerledikçe tanrıların daha büyük ve daha güçlü hale geldiğini gösteriyor. Her kuşak bir öncekini aşıyor.

Anşar adı Sümercede "göğün tamamı" ya da "bütün gök" anlamına geliyor. Kişar ise "yerin tamamı". Yani bu çift, gök ve yerin bütünlüğünü, belki de ufkun iki yanını temsil ediyor. Anu, yani gök tanrısı, bu bütünlüğün çocuğu olarak doğuyor.

Savaş konseyinin başkanı

Enuma Eliş'in ikinci ve üçüncü tabletlerinde, Anşar çok kilit bir rol üstleniyor. Tiamat'ın savaş hazırlığı haberi geldiğinde, tanrılar Anşar'ın huzuruna toplanıyor. Anşar, bu dönemde tanrılar meclisinin başı gibi davranıyor.

İlk olarak Ea'yı Tiamat'a karşı gönderiyor. Ea yaklaşıyor ama Tiamat'ın gücünü görünce geri dönüyor. Sonra Anu'yu gönderiyor. Anu da Tiamat'ı görünce korkuyor ve geri dönüyor. Metin, Anşar'ın bu sırada ne hissettiğini çok canlı anlatıyor: Anşar sessiz kaldı, yere baktı, başını salladı. Bütün Anunnaki toplanmıştı, dudaklarını kapadılar, sessizce oturdular.

Bu sahne bence destanın en insani anlarından biri. Büyük tanrılar korkuyor. Yaşlı bir büyükbaba, torunlarının teker teker başarısız olmasını izliyor ve ne yapacağını bilmiyor. Sonra Ea, oğlu Marduk'u öneriyor.

Marduk ile pazarlık

Marduk, Anşar'ın önüne geliyor. Anşar onu öpüyor ve korkusu geçiyor. Marduk savaşmaya hazır, ama bir şartı var: Eğer ben sizin intikamcınız olacaksam, Tiamat'ı yenip sizi kurtaracaksam, bir meclis toplayın ve kaderimi yüce ilan edin. Benim sözüm, sizinki yerine kader olsun.

Anşar bu şartı kabul ediyor. Veziri Kaka'yı, Lahmu ve Lahamu'ya gönderiyor ve bütün tanrıları bir ziyafete çağırıyor. Bu ziyafette tanrılar yiyor, içiyor, bira onları rahatlatıyor ve Marduk'u kral ilan ediyorlar. Bu sahne de çok ilginç: Bir kralın seçimi, bir şölende, biranın etkisi altında yapılıyor.

Burada Anşar'ın rolünü düşünüyorum. O, eski düzenin temsilcisi. Ama gücünü yeni kuşağa teslim etmeyi kabul ediyor. Bir anlamda, yaşlı bir hükümdarın tahtını gönüllü olarak devretmesi. Siz böyle bir devri, bir zayıflık olarak mı, yoksa bir bilgelik olarak mı görürsünüz?

Asur'un hamlesi

Şimdi baştaki hikayeye dönelim. Asur'un ulusal tanrısı Aşur, aslında Aşur kentinin kendisinin tanrılaştırılmış hali. Kent ile tanrı aynı adı taşıyordu. Aşur'un bir ailesi, bir mitolojisi yoktu. Başlangıçta bir yer tanrısıydı, belki de kentin üzerinde kurulduğu tepenin.

Asur güçlendikçe, bu durum bir sorun haline geldi. Babil'in tanrısı Marduk'un çok zengin bir mitolojisi vardı: Enuma Eliş, büyük bir yaratılış destanı, bir aile ağacı. Aşur ise yalnızdı. Asur kralları, kendi tanrılarının Marduk'tan daha eski ve daha yüce olduğunu göstermek istiyordu.

Çözüm, bir yazım değişikliği oldu. Akkadca'da Aşur ve Anşar'ın sesleri birbirine yakın. Ş ve N ses değişimleriyle Anşar, Aşşar ya da Aşur gibi okunabiliyordu. Asur katipleri, Aşur'un adını AN.ŠAR işaretleriyle yazmaya başladı. Böylece Aşur, Enuma Eliş'teki Anşar ile özdeşleşti. Ve Anşar, Marduk'un büyük büyükbabasıydı.

Bu hamlenin anlamı çok açık: Aşur, Marduk'tan dört kuşak daha eski. Babil'in en büyük tanrısı, Asur'un tanrısının torununun torunu. Bir çivi yazısı işaretiyle, bütün bir teolojik hiyerarşi tersine çevrilmiş.

Asur'un Enuma Eliş'i

Bu hamle sadece yazımda kalmadı. Asur'da Enuma Eliş'in bir versiyonu bulundu. Aşur kentinden ve Ninova'dan gelen bu kopyalarda, Marduk'un adı silinmiş ve yerine Aşur ya da Anşar konulmuş. Destan aynı, olaylar aynı, ama kahraman farklı.

Wilfred Lambert, Enuma Eliş'in kapsamlı edisyonunda bu Asur kopyalarını incelemiş. Bu değişiklik bazı yerlerde metinde tuhaflıklar yaratıyor. Çünkü Anşar, destanda zaten bir karakter; Marduk'u savaşa gönderen kişi. Eğer Marduk'un yerine Anşar konursa, Anşar kendini savaşa gönderiyor gibi oluyor. Asur katipleri bu tutarsızlığı her zaman düzeltmemiş.

Bu bana çok şey anlatıyor. Bir metin, siyasi bir ihtiyaç için değiştirildiğinde, iz bırakıyor. Dikiş yerleri görünüyor. Bugün bir propaganda metnini okurken de benzer izler arayabiliriz.

Sanherib ve Babil'in yıkımı

Bu teolojik rekabetin trajik bir sonu var. MÖ 689'da Asur kralı Sanherib, Babil'i yıktı. Sanherib'in kendi yazıtlarına göre, kenti tamamen yerle bir etti, tapınakları yıktı ve Marduk'un heykelini Asur'a götürdü. Marduk yazısında heykelin sürgünlerini anlatmıştım; bu onlardan biriydi.

Sanherib, Aşur kentinde yeni bir Yeni Yıl festivali binası, bir akitu evi inşa ettirdi. Bu binanın kapılarının üzerinde, Aşur'un Tiamat'a karşı savaşını gösteren bir sahne vardı. Sanherib'in yazıtında bu sahne anlatılıyor. Yani Babil'in en kutsal festivali, Marduk'un Tiamat'a karşı zaferi, Asur'a taşınmış ve Aşur'a mal edilmişti.

Bu, bir dinin bir başka dini nasıl sahiplenebileceğinin çarpıcı bir örneği. Sanherib, Babil'i sadece askeri olarak değil, teolojik olarak da fethetmek istedi.

Damaskios'un Assoros'u

Anşar'ın izi, Yunan dünyasına kadar ulaştı. MS 6. yüzyılda yaşamış Yeni Platoncu filozof Damaskios, "İlk İlkeler Üzerine" adlı eserinde Babil kozmogonisini özetliyor. Ona göre Babilliler, evrenin başında Tauthe ve Apason'un, yani Tiamat ve Apsu'nun, var olduğunu söylüyordu. Onlardan Lakhe ve Lakhos doğdu, yani Lahamu ve Lahmu. Onlardan Kissare ve Assoros, yani Kişar ve Anşar. Onlardan Anos, İllinos ve Aos, yani Anu, Enlil ve Ea.

Bu özet, Enuma Eliş'in ilk satırlarıyla çok uyumlu. Yani Enuma Eliş'in soy ağacı, yazılışından yaklaşık bin iki yüz yıl sonra, hala biliniyordu. Damaskios'un kaynağı belki Berossos'un Babil tarihiydi, belki de başka bir Yunanca derleme. Bu metin, çivi yazısının çözülmesinden önce, Babil kozmogonisi hakkında Avrupa'da bilinen birkaç kaynaktan biriydi.

Sitchin'in Anşar'ı

Lahmu yazısında anlattığım gibi, Sitchin Enuma Eliş'teki tanrıları gezegenlerle eşleştiriyor. Anşar ona göre Satürn, Kişar ise Jüpiter. Sitchin, Anşar'ın "göğün başı" anlamına geldiğini ve Satürn'ün halkalarıyla göğün en görkemli gezegeni olduğunu öne sürüyor.

Akademik açıdan, Babil astronomisinde Satürn, Ninurta ya da bazen Şamaş ile ilişkilendiriliyordu. Babilliler Satürn'e Kayyamanu, yani "istikrarlı olan" diyordu, çünkü yavaş hareket ediyordu. Satürn'ün halkaları ise çıplak gözle görülemiyor; ilk kez 17. yüzyılda Galileo'nun teleskobuyla fark edildi. Anşar adı, hiçbir Babil astronomi metninde bir gezegen için kullanılmıyor.

Sitchin'in yorumunda, Asur'un Anşar'ı Aşur ile özdeşleştirmesi de konuşulmuyor. Oysa bu, Anşar adının tarihteki en önemli kullanımı. Bir gezegen yorumu, bu çok somut siyasi tarihi görünmez kılıyor.

Forumlarda Anşar

Anşar forumlarda genellikle Sitchin'in gezegen eşleştirmeleriyle birlikte konuşuluyor. Türkçe bir forumda biri, Anşar'ın Satürn olduğunu ve Sümerlilerin Satürn'ün halkalarını bildiğini iddia etmişti. Bir katılımcı, bunun kanıtı olarak gösterilen mühür görselinin aslında bir yıldız sembolü olduğunu açıklamıştı.

Bir Reddit başlığında ise Asur'un Anşar hamlesi tartışılıyordu. Bir kullanıcı, bu hamleyi, Roma'nın Yunan tanrılarını kendi tanrılarıyla eşleştirmesine benzetmişti. Bir başkası, farkın önemli olduğunu, Roma'nın eşleştirmeyle iki tanrıyı birleştirdiğini, Asur'un ise bir tanrıyı ötekinin atası yaparak üstünlük kurduğunu yazmıştı. Bence bu çok yerinde bir ayrım.

Bir başka başlıkta, bugün Asuriler olarak bilinen topluluğun adının bu kadim kent ve tanrıyla bağlantısı konuşuluyordu. Bir katılımcı, Güneydoğu Anadolu'da, Irak'ta ve Suriye'de yaşayan Süryani ve Asuri toplulukların, bu adı bir kimlik olarak taşıdığını hatırlatmıştı.

SohbeX teorisi: Geriye doğru soy ağacı

Spekülatif bir gözlem. Asur'un Anşar hamlesi, bir şeyin daha eski olmasının daha değerli sayıldığı bir dünyayı gösteriyor. Bugün çoğu zaman yeni olanı değerli buluyoruz. Ama Mezopotamya'da, bir tanrının, bir kentin, bir hanedanın gücü, ne kadar eskiye uzandığıyla ölçülüyordu. Belki de bu yüzden Asur, ileriye değil geriye doğru bir soy ağacı çizdi. Bunu kanıtlayan bir metin yok; sadece Anşar hamlesine bakınca aklıma gelen bir okuma.

Size soru

Anşar'ı düşünürken hep şu soruyu soruyorum: Bir adı değiştirmek, bir gerçeği değiştirebilir mi? Asur katipleri buna inanıyordu, en azından bir süre için.

Siz tarihte, ya da bugünkü siyasette, bir adın değiştirilerek bir gerçeğin yeniden yazıldığı başka örnekler biliyor musunuz? Bir sokak adı, bir kent adı, bir tarih kitabındaki bir terim. Belki de Asur'un harf oyunu, hiç bitmemiş bir oyunun eski bir hamlesi.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap