Giriş yap
🏺 Anunnaki

An ve meclis: Başkanın sesi neden bu kadar az duyulur?

Bir toplantı düşünün. Masanın başında en yaşlı, en saygın kişi oturuyor. Herkes ona bakıyor. Ama o çok az konuşuyor. Kararları başkaları tartışıyor, başkaları öneriyor, başkaları uyguluyor. O sadece başını sallıyor ya da sessiz kalıyor. Ve yine de onun onayı olmadan hiçbir şey olmuyor.

Mezopotamya'nın tanrılar meclisinde An tam olarak böyle bir başkan. Gök tanrısı yazısında An'ı "sessiz baba" olarak anlatmıştım. Bu kez onu tek başına değil, oturduğu masayla birlikte ele almak istiyorum. Anunnaki meclisi nasıl çalışıyordu, kim konuşuyordu, kim karar veriyordu ve An'ın bu masadaki yeri neydi?

Meclisin adı

Sümercede meclis için kullanılan kelime ukkin. Akkadcada puhrum, yani "toplanma". Bu kelimeler hem insanların hem tanrıların toplantıları için kullanılıyordu. Mezopotamya kentlerinde yaşlılar meclisi ve gençler, yani silah taşıyabilen erkekler, meclisi vardı. Tanrıların dünyası da bu modelle düşünülmüştü.

Tanrılar meclisinin toplandığı yer genellikle Nippur'daki Ubşu-ukkinna adlı bir avlu olarak anılıyor. Ubşu-ukkinna, "meclis avlusu" gibi bir anlama geliyor. Enlil'in kenti Nippur, tanrıların toplanma yeriydi. Yani meclisin başkanı An olsa da, toplantılar Enlil'in evinde yapılıyordu. Bu ayrıntı bence çok şey anlatıyor; buna aşağıda döneceğim.

Jacobsen'in "erken meclis yönetimi" tezi

1943'te Thorkild Jacobsen, eski Mezopotamya'da erken meclis yönetimi üzerine bir makale yayımladı. Bu makalede, tanrılar meclisinin anlatımlarından yola çıkarak, Mezopotamya'nın en erken dönemlerinde insanların da benzer meclislerle yönetildiğini öne sürdü. Kralların ortaya çıkmasından önce, önemli kararlar bir topluluk meclisinde alınıyordu ve bir kriz anında meclis geçici bir lider seçiyordu.

Jacobsen'in kanıtlarından biri Gılgamış ve Akka adlı Sümer metniydi. Bu metinde Kiş kralı Akka, Uruk'a elçiler gönderiyor ve teslim olmasını istiyor. Gılgamış önce kentin yaşlılar meclisine danışıyor; yaşlılar teslim olmayı öneriyor. Sonra gençler meclisine danışıyor; gençler savaşmayı öneriyor. Gılgamış gençlerin önerisini seçiyor.

Bu teori çok etkili oldu ve uzun yıllar tartışıldı. Bugün birçok araştırmacı Jacobsen'in modelini fazla iyimser buluyor. Tanrılar meclisinin anlatımı, gerçek bir siyasi geçmişin kaydı mı, yoksa sadece edebi bir sahne mi? Kesin bir cevap yok. Ama Jacobsen'in sorusu hala çok değerli: Bir toplumun tanrılarını nasıl hayal ettiği, kendini nasıl yönettiği hakkında ne söyler?

Masada kim var?

Mezopotamya metinlerinde meclisin üyeleri genellikle şu kalıpla sayılıyor: büyük tanrılar, yani "kaderi belirleyen yedi tanrı", ve geri kalan Anunnaki. Yedi büyük tanrının listesi metinden metne değişiyor ama genellikle An, Enlil, Enki, Ninhursağ, Nanna, Utu ve İnanna'yı içeriyor.

"Anunnaki" sözcüğünün kendisi bu masayla ilgili. Bu serinin ilk yazısında anlattığım gibi, kelime büyük ihtimalle "An'ın soyu" ya da "prens soyundan olanlar" anlamına geliyor. Yani meclisin üyeleri, adlarıyla bile An'a bağlı. Masanın etrafındaki herkes, bir anlamda onun çocukları.

Meclisin bir de görevlileri vardı. Her büyük tanrının veziri, İsimud yazısında ve Nuska yazısında anlattığım gibi, mesajları taşıyor ve emirleri iletiyordu. An'ın veziri İlabrat'tı. Adapa mitinde Güney Rüzgarı'nın neden esmediğini An'a soran ve olayı ona açıklayan İlabrat.

An'ın sözü

An'ın meclisteki en önemli işi, kararları onaylamak. Sümer metinlerinde sık sık şu kalıp geçiyor: An'ın ve Enlil'in emri. İkisi birlikte anılıyor ve bu sıra önemli. An'ın adı her zaman önce geliyor. Ama emri uygulayan, ayrıntıyı belirleyen genellikle Enlil.

Ur için Ağıt'ta bunu çok açık görüyoruz. Ningal yazısında anlattığım gibi, Ningal kentini kurtarmak için An'a ve Enlil'e yalvarıyor. Metinde şu sahne var: Ningal, meclisin önünde ağlıyor. Ama An sözünü değiştirmiyor, Enlil kararını değiştirmiyor. Kader çizilmiş. Burada An bir hakim gibi; bir kez karar verildiğinde geri dönülmüyor.

Akkadca'da An'ın bu otoritesinin özel bir adı var: anūtu, yani "An'lık". Bu kelime, en yüksek egemenlik anlamında kullanılıyordu. Enuma Eliş'te tanrılar Marduk'a "Anu'nun gücünü" veriyor. Yani Marduk kral olduğunda, An'ın otoritesini devralmış oluyor. An'ın adı, egemenliğin kendisinin adı haline gelmiş.

Neden Enlil'in evinde?

Şimdi baştaki ayrıntıya dönelim. Meclisin başkanı An, ama meclis Nippur'da, Enlil'in kentinde toplanıyor. An'ın kenti Uruk'tu. Neden toplantılar Uruk'ta değil?

Bir açıklama, Nippur'un Sümer'in dini merkezi olması. Nippur hiçbir zaman büyük bir siyasi güç olmadı, ama bütün Sümer kralları meşruiyetlerini Nippur'dan alıyordu. Bir kral, Nippur'da Enlil tarafından tanınmadıkça "Sümer ve Akkad kralı" olamazdı. Bu yüzden tanrıların meclisi de bu tarafsız ve kutsal kentte toplanıyordu.

Bir başka açıklama ise An'ın uzaklığıyla ilgili. An göğün tanrısı ve göğün kendisi. Yeryüzünün işleriyle doğrudan ilgilenmiyor. Enlil ise havanın ve yerin efendisi; dünyanın gündelik yönetimini o üstleniyor. Meclisin Enlil'in evinde toplanması, gerçek gücün nerede olduğunu gösteriyor olabilir. An'ın sözü en yüksek, ama masanın sahibi Enlil.

Bu durum bana bazı modern devletleri hatırlatıyor. Bir cumhurbaşkanı ya da bir hükümdar, sembolik olarak en yüksek makamda; ama günlük yönetimi bir başbakan yürütüyor. Siz bu karşılaştırmayı yerinde buluyor musunuz, yoksa antik bir sistemi bugünün kalıplarına mı sokuyorum?

Atrahasis'teki oylama

Meclisin nasıl çalıştığını gösteren en ayrıntılı sahne, Atrahasis'te. Mami yazısında ve Nuska yazısında bu sahnenin farklı yanlarını anlatmıştım. İgigi isyan ettiğinde, Enlil Anu'yu ve Ea'yı çağırıyor. Anu'nun ilk sözü çok önemli: İsyancılara elçi gönderelim ve neden isyan ettiklerini soralım.

Yani Anu, kriz anında ilk olarak bir soruşturma öneriyor. Önce durumu anlamak, sonra karar vermek. Bu, bir hakimin ya da bir arabulucunun tavrı. Enlil'in ilk tepkisi silahlarına uzanmakken, Anu'nun tepkisi soru sormak.

Sonra isyancıların cevabı geliyor ve Enlil ağlamaya başlıyor. Anu'ya şöyle diyor: Göğe çık, efendim, ve oradan yönet. Bu çok ilginç bir an. Enlil, Anu'nun yetkisine başvuruyor. Anu ise sorunun çözümünü Ea'ya bırakıyor. Ve Ea insanı yaratma önerisini getiriyor.

Bu sahnede üç büyük tanrının üç farklı rolü var. Anu soruyor ve onaylıyor. Enlil endişeleniyor ve yönetiyor. Ea çözüm üretiyor. Meclis, bu üç sesin dengesi üzerine kurulu.

Uruk'taki son yükseliş

An'ın kendi kenti Uruk'ta ilginç bir son dönem yaşandı. Pers ve Seleukos dönemlerinde, yani MÖ 5. ile 2. yüzyıllar arasında, Uruk'ta An'ın kültü yeniden yükseldi. Uruk'un büyük yeni tapınağı Bit Reş, "baş ev", Anu ve eşi Antu'ya adanmıştı. Bu tapınak, Mezopotamya'nın son büyük tapınak yapılarından biri.

Bu dönemden kalan ritüel metinleri, An'ın kültünün nasıl yaşatıldığını gösteriyor. Günlük yemek sunuları, kutsal heykellerin giydirilmesi, yıllık festivaller. Bu metinlerde Anu, Uruk'un baş tanrısı. Yüzyıllarca İnanna'nın gölgesinde kalan gök tanrısı, Mezopotamya kültürünün son döneminde yeniden tahtına oturmuş.

Bu yükselişin nedeni tartışılıyor. Bazı araştırmacılar, Uruk rahiplerinin Babil'in Marduk merkezli teolojisine karşı kendi eski geleneklerini yeniden canlandırdığını düşünüyor. Yani Marduk'un düşüşüyle birlikte, An'ın eski otoritesi yeniden hatırlandı.

Sitchin'in meclisi

Sitchin'in anlatısında Anunnaki meclisi, gerçek bir yönetim organı. Ona göre Anu, Nibiru gezegeninin kralıydı ve ara sıra Dünya'yı ziyaret ediyordu. Dünya'daki meclis, Anu'nun yokluğunda Enlil'in başkanlığında toplanıyor, önemli kararlarda ise Anu'nun onayı alınıyordu. Tufan kararı, insanın yaratılması, kentlerin bölüşülmesi gibi kararlar bu mecliste veriliyordu.

Sitchin'in bu okuması, metinlerdeki meclis sahnelerini bir tür tutanak gibi ele alıyor. Akademik okuma ise bu sahneleri, Mezopotamya'nın kendi siyasi deneyimlerinin tanrılar dünyasına yansıtılması olarak görüyor. Jacobsen'in tezi de aslında bu yönde: Tanrıların meclisi, insanların meclisinin bir aynası. Ayna, gerçeğin kendisi değil.

Bir başka nokta: Mezopotamya metinlerinde Anu'nun göğe "gidip gelmesi" yok. Anu her zaman gökte. Tanrılar onun yanına çıkıyor, Adapa gibi insanlar bile göğe çağrılıyor. Ama Anu'nun bir ziyaret takvimi, Dünya'ya inişleri, metinlerde geçmiyor. Bu kısım Sitchin'in eklemesi.

Forumlarda An ve meclis

Türkçe forumlarda Anunnaki meclisi genellikle "Anunnaki'nin hükümeti" başlığıyla konuşuluyor. Bir gizem forumunda biri, meclisin on iki üyesi olduğunu ve bunun on iki gezegenle ilişkili olduğunu iddia etmişti. Bir katılımcı, metinlerde sabit bir on iki sayısının bulunmadığını, en sık "yedi büyük tanrı" ve "elli büyük tanrı" ifadelerinin geçtiğini hatırlatmıştı.

Bir Reddit başlığında ise Jacobsen'in "erken meclis yönetimi" tezi tartışılıyordu. Bir kullanıcı, bu tezin, Mezopotamya'yı modern halk yönetimlerinin atası gibi gösterme çabası olduğunu ve 1940'ların siyasi atmosferinden etkilendiğini öne sürmüştü. Bir başkası, buna rağmen Gılgamış ve Akka metnindeki iki meclisin çok gerçek bir şeyi yansıttığını, yaşlılar ile gençler arasındaki çatışmanın evrensel olduğunu yazmıştı. Bence bu tartışma, akademinin kendi geçmişini de sorgulamasının güzel bir örneği.

SohbeX teorisi: Sessizliğin otoritesi

Bu kısım tamamen spekülasyon. Belki An'ın meclisteki az sözü, bir zayıflık değil, bir otorite biçimiydi. Mezopotamya'da yaşlıların az konuşması, sözlerinin ağırlığını artırıyordu. Çok konuşan bir başkan, sözünü ucuzlatır. An'ın sessizliği, her sözünü kader yapıyor olabilir. Bunu destekleyen açık bir metin yok; sadece meclis sahnelerini okurken An'ın konuşma sıklığına dikkat edince aklıma gelen bir fikir.

Size soru

An'ı düşünürken, katıldığım toplantıları düşünüyorum. Her toplantıda bir An var mı? Az konuşan ama herkesin sözünü beklediği biri?

Siz bir toplantıda hangi roldesiniz? Masanın başında sessizce oturan mı, endişeyle konuşan mı, yoksa çözüm öneren mi? Belki de Mezopotamya'nın tanrılar meclisi, hepimizin bir masa etrafında oynadığı rolleri binlerce yıl önce tanımlamış.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap