Adad ve meclis: Tanrılar başlarını dizlerine eğdiğinde
Bir toplantıda tehditkar bir haberci içeri giriyor. Masadaki herkes başını eğiyor, gözlerini yere indiriyor, kimse konuşmuyor. Sadece bir kişi ayağa kalkıyor ve diyor ki: "Başınızı kaldırın. Neden korkuyorsunuz?"
Bu sahne, Mezopotamya'da değil, biraz daha batıda, Suriye kıyısındaki antik Ugarit kentinde yazılmış bir metinde geçiyor. Ayağa kalkan tanrı Baal. Ve Baal, Mezopotamya'nın Adad'ının Suriye'deki kardeşi, hatta aynı fırtına tanrısının bir başka yüzü. Adad'ı daha önce boğa ve şimşek üzerinden anlatmıştım. Bu kez onun Ugarit'teki meclis sahnesine bakmak istiyorum, çünkü tanrılar meclisinin en canlı tasvirlerinden biri orada.
Bir çiftçinin sabanı
1928 yılında, Suriye'nin Akdeniz kıyısında, Ras Şamra yakınlarında bir çiftçi tarlasını sürerken sabanı bir taşa takıldı. Taşın altında eski bir mezar vardı. Bu tesadüf, Fransız arkeologların dikkatini çekti ve ertesi yıl Claude Schaeffer liderliğinde kazılar başladı.
Ras Şamra'nın altında, Tunç Çağı'nın önemli liman kenti Ugarit çıktı. Ve Ugarit'te, daha önce bilinmeyen bir alfabeyle yazılmış tabletler bulundu. Çivi yazısı biçiminde ama sadece otuz kadar işaretten oluşan bir alfabe. Bu tabletler çözüldüğünde, Kenan mitolojisinin en zengin kaynağı ortaya çıktı.
Bu tabletlerin en önemlilerinden biri, Baal Döngüsü adı verilen uzun mitolojik metin. Birkaç tablete yayılan bu metin, fırtına tanrısı Baal'ın deniz tanrısı Yam'a ve ölüm tanrısı Mot'a karşı mücadelesini anlatıyor.
El'in meclisi
Ugarit mitolojisinde tanrıların başı El'di. El, yaşlı, bilge, babacan bir figür. Tanrıların babası, insanların yaratıcısı. Tanrılar meclisi, El'in başkanlığında toplanıyordu.
Bu meclis, Ugarit metinlerinde puhru adıyla anılıyor. Bu kelime, Akkadçadaki puhru ile aynı. Yani Ugarit'teki tanrılar meclisi ile Mezopotamya'daki tanrılar meclisi, aynı kelimeyle tanımlanıyor. Bu bence çok önemli bir ayrıntı. İki kültür, tanrıların toplantısını aynı kavramla düşünmüş.
Meclis, bir dağın üzerinde toplanıyordu. Metinde bu dağın adı Lel olarak geçiyor. Tanrılar orada oturuyor, yiyor, içiyor ve kararlar alıyor.
Yam'ın elçileri
Baal Döngüsü'nün ikinci tabletinde, deniz tanrısı Yam, meclise elçiler gönderiyor. Yam, Baal'ın kendisine teslim edilmesini istiyor. Elçiler meclise giriyor.
Ve burada o sahne geliyor. Tanrılar, elçileri görünce başlarını dizlerine eğiyor. Korkuyorlar. Yam'ın gücü karşısında hiçbiri bir şey söyleyemiyor.
Baal ise ayakta. Tanrılara sesleniyor: Başlarınızı dizlerinizden kaldırın. Neden korkuyorsunuz? Ben Yam'ın elçilerine cevap vereceğim.
Bu sahne bana inanılmaz canlı geliyor. Bir meclis, bir tehdit karşısında felç olmuş. Ve bir genç tanrı, herkesin korkusunu üzerine alıyor.
El'in teslimiyeti
Ama sahnenin en şaşırtıcı kısmı, El'in cevabı. Meclisin başkanı El, Yam'ın elçilerine Baal'ı teslim ediyor. Metinde El'in sözleri şöyle aktarılıyor: Baal senin kölendir, ey Yam.
Bu çok çarpıcı bir an. Meclisin başkanı, korkudan ya da siyasi hesaptan, bir tanrıyı düşmanına teslim ediyor. El burada bilge bir baba değil, güçlü bir tehdit karşısında boyun eğen bir yönetici.
Baal ise teslim olmuyor. Öfkeleniyor, elçilere saldırmak istiyor. Metinde, tanrıçaların onu tuttuğu anlatılıyor. Anat ve Athtart, Baal'ın kollarını tutuyor ve onu sakinleştiriyor. Çünkü elçilere saldırmak, meclisin kurallarına aykırı.
Bu ayrıntı da bana ilginç geliyor. Meclisin kuralları var ve bu kurallar, elçilerin dokunulmazlığını içeriyor. Tıpkı insan diplomasisinde olduğu gibi.
İki sopa
Baal, Yam'la savaşmak için silaha ihtiyaç duyuyor. Silahları yapan, zanaat tanrısı Kothar-wa-Hasis. Kothar, iki sopa yapıyor ve onlara isim veriyor: Yagruş ve Ayamur. Bu isimler "kovalayan" ve "süren" gibi anlamlara geliyor.
İlk sopa Yam'ı vuruyor, ama onu yenmiyor. İkinci sopa ise Yam'ı yere seriyor. Baal kazanıyor. Ve sonra Athtart, Baal'a Yam'ı dağıtmasını söylüyor.
Bu sahne, Mari'den gelen mektuptaki ifadeyle birleştiğinde çok anlamlı hale geliyor. Mari'deki o mektupta Halep'in fırtına tanrısı, krala denizle savaştığı silahları verdiğini söylüyordu. Ugarit'te bu silahların hikayesi anlatılıyor. İki metin, aynı mitin farklı yerlerdeki izleri.
Bu bağlantı bana Mezopotamya'nın Enuma Eliş'ini de hatırlatıyor. Marduk, Tiamat'ı yenmek için silahlar ediniyor ve onu yeniyor. Fırtına tanrısının denizi yenmesi, Akdeniz'den Mezopotamya'ya kadar yayılmış ortak bir tema.
Baal'ın sarayı
Baal Döngüsü'nün sonraki kısımlarında, Baal kendisi için bir saray istiyor. Diğer tanrıların sarayları var, ama Baal'ın yok. Bu sarayı inşa etmek için El'in izni gerekiyor.
Baal doğrudan El'e gitmiyor. Önce Anat, sonra Athirat, yani El'in eşi, aracılık ediyor. Athirat, El'i ikna ediyor ve El izin veriyor. Saray inşa ediliyor.
Bu sahne, Ningişzida yazısında anlattığım aracılık fikrinin Ugarit versiyonu. Büyük başkanla doğrudan konuşmak zor; bir aracı, özellikle de başkanın eşi, kapıları açıyor.
Boş kalan taht
Baal Döngüsü'nün en dokunaklı kısmı, Baal'ın ölüm tanrısı Mot'a yenilmesi. Baal, Mot'un davetine uyarak yeraltına iniyor ve ölüyor. Haber El'e ulaştığında, meclisin başkanı tahtından iniyor, yere oturuyor, başına toprak serpiyor ve bedenini yaralıyor. Yas tutuyor.
Baal'ın ölümü, mecliste bir boşluk yaratıyor. Fırtına tanrısının tahtı boş kalıyor. Kim oraya oturacak? Athirat, oğullarından biri olan Athtar'ı öneriyor. Athtar tahta çıkıyor.
Ama metnin anlattığı sahne neredeyse komik. Athtar tahta oturuyor, ama ayakları ayak taburesine yetişmiyor. Başı tahtın tepesine ulaşmıyor. Athtar, kendisinin bu tahta uygun olmadığını anlıyor ve iniyor. Baal'ın yerini kimse dolduramıyor.
Bu sahne bana bir meclis üyesinin değerini çok güzel anlatıyor gibi geliyor. Bir sandalye boşaldığında, oraya herhangi birini oturtmak yetmiyor. Sandalye, onu dolduracak kişiyi bekliyor.
Sonunda Anat, Mot'u yeniyor, onu biçiyor, savuruyor, yakıyor, öğütüyor ve tarlaya ekiyor. Baal geri dönüyor. Göklerden yağ yağıyor, vadilerden bal akıyor. El, rüyasında bunu görünce seviniyor. Taht yeniden sahibine kavuşuyor.
Mezmur 82
Ugarit metinlerinin bulunması, İbranice İncil'in anlaşılmasını da değiştirdi. Özellikle bazı mezmurlarda tanrılar meclisine dair ifadeler, Ugarit metinlerinin ışığında yeniden okundu.
Mezmur 82, bunun en ünlü örneği. Bu mezmur, Tanrı'nın ilahi mecliste ayağa kalktığını ve tanrılar arasında hüküm verdiğini söylüyor. Mezmurda Tanrı, diğer tanrıları adaletsiz yargılamakla suçluyor ve onların insanlar gibi öleceğini ilan ediyor.
Bu mezmur, Ugarit'teki meclis fikrinin İsrail dininde nasıl dönüştüğünü gösteriyor. Meclis hâlâ var, ama artık bir tanrı diğerlerini yargılıyor ve onları ölümlü kılıyor. Meclisin çoğulluğu, bir tanrının tekilliğine doğru eriyor.
Mezmur 24'te de benzer bir yankı duyuluyor. Orada kapılara seslenilir: Başlarınızı kaldırın, ey kapılar. Bazı araştırmacılar, Baal'ın meclise seslendiği "başlarınızı kaldırın" ifadesiyle bu mezmur arasında bir dil benzerliği görüyor. Ama bu tür benzerlikler, ortak bir şiir dilinden de kaynaklanabilir.
Sitchin ve Baal
Sitchin'in kitaplarında Ugarit metinleri ve Baal'dan bahsediliyor. Sitchin, Baal'ı Mezopotamya'daki Adad ile, yani kendi anlatısındaki Enlil'in oğlu İşkur ile ilişkilendiriyor. Ona göre Kenan'ın tanrıları da Anunnaki'nin farklı adlarıydı.
Sitchin'in Ugarit'teki Lel dağını ve Baal'ın sarayını, Anunnaki'nin Lübnan'daki bir üssüyle, yani Baalbek ile ilişkilendirdiği de biliniyor. Baalbek'teki dev taş blokları, Sitchin'in anlatısında bir iniş platformu.
Akademik yorum, Baalbek'teki yapıların büyük kısmının Roma dönemine ait olduğunu ve dev taşların Roma mühendislerinin eseri olduğunu gösteriyor. Ugarit metinlerindeki meclis ise bir yer değil, bir mitolojik kurum. Lel dağının yeri bilinmiyor; belki de hiçbir zaman gerçek bir dağa karşılık gelmiyordu.
Forumlarda Ugarit
Türkçe forumlarda Ugarit genellikle alfabe tarihi bağlamında konuşuluyor. Bir dil forumunda biri, Ugarit alfabesinin dünyanın ilk alfabelerinden biri olduğunu yazmıştı. Mitolojik metinlerden bahseden az sayıda yorum vardı.
İngilizce forumlarda ise Baal ile Yam'ın savaşı, İncil'deki Leviathan ve deniz canavarlarıyla sık sık karşılaştırılıyor. Bir kullanıcı, Mezmur 74'teki Tanrı'nın denizi böldüğü ve deniz canavarlarının başlarını ezdiği ifadesinin, Baal'ın Yam'ı yenmesinin bir yankısı olduğunu yazmıştı. Bir başkası, bu benzerliğin akademik çevrelerde de geniş kabul gördüğünü eklemişti.
SohbeX teorisi: Korkunun meclisi
Bu kısım spekülasyon. Ugarit'teki meclis sahnesi, belki de Ugarit kentinin kendi siyasi durumunu yansıtıyordu. Ugarit, Hitit ve Mısır gibi büyük güçlerin arasında kalmış küçük bir liman kentiydi. Büyük bir gücün elçileri geldiğinde, kentin yöneticileri de belki başlarını eğiyordu. Baal'ın cesareti, belki de bu küçük kentin hayal ettiği bir direnişti. Bu yorumu doğrudan destekleyen bir metin bilmiyorum; sadece sahnenin tonundan yola çıkıyorum.
Size soru
Adad'ı düşündüğümde, artık sadece Mezopotamya'nın fırtına tanrısını değil, Ugarit'te herkes başını eğerken ayakta kalan bir tanrıyı görüyorum.
Siz hiç bir toplantıda herkes susarken konuşmak zorunda kaldınız mı? Ve sizce El'in Baal'ı teslim etmesi, bir korkaklık mıydı, yoksa meclisi koruyan bir hesap mı?
Giriş yap