Abzu: Eridu'nun altındaki tatlı su ve bir tapınaktaki havuz
Irak'ın güneyinde, Nasiriye'nin güneybatısında, çölün ortasında alçak bir höyük var: Ebu Şahreyn. Bugün etrafında sadece kum ve rüzgâr var. Ama dört bin yıl önce burası Eridu'ydu, Sümerlerin dünyanın ilk kenti olarak andığı yer. Ve Eridu'nun altında, Sümer inancına göre, yerin derinliklerindeki büyük tatlı su okyanusu uzanıyordu: Abzu. Tanrı Enki'nin evi.
Abzu'yu anlatmak, bir mekânı ve bir fikri aynı anda anlatmak demek. Abzu hem kozmik bir okyanus, hem bir tapınağın adı, hem de tapınaklardaki kutsal su havuzlarının adıydı. Bu üç anlamı birbirinden ayırmak zor, belki de ayırmamak gerekiyor.
Kelimenin kendisi
Sümercede abzu, Akkadcada apsû. Kelimenin kökeni tartışmalı; bazı dilbilimciler onun Sümerce olmadığını, daha eski bir dilden alınmış olabileceğini düşünüyor. Çivi yazısında daha önce Nammu yazısında söz ettiğim ENGUR işaretiyle ya da ZU.AB işaretleriyle yazılıyor.
Forumlarda sık sık karşılaşılan bir iddia, İngilizcedeki "abyss" ve Yunancadaki "abyssos" kelimelerinin abzu'dan geldiği. Bu çok çekici bir etimoloji ve popüler kaynaklarda sıkça tekrarlanıyor. Ama dilbilimcilerin çoğu, abyssos'un Yunanca "a-" (olumsuzluk eki) ve "byssos" (derinlik) kelimelerinden oluştuğunu, yani "dipsiz" anlamına geldiğini kabul ediyor. Bir bağlantı olup olmadığı kanıtlanamıyor. Ben bu tür sesteşliklerin çok cazip ama çok aldatıcı olabileceğini düşünüyorum.
Kozmik okyanus
Sümer kozmolojisinde dünya, bir tür katmanlı yapıydı. Yukarıda gök, ortada yeryüzü, yeryüzünün altında Abzu, onun da altında ölüler diyarı Kur. Abzu, yeraltından kaynaklar, kuyular ve pınarlar aracılığıyla yeryüzüne çıkan tatlı suyun kaynağıydı. Dicle ve Fırat'ın da bu sulardan beslendiği düşünülüyordu.
Bu düşünce, güney Mezopotamya'nın coğrafyasına çok uygun. Bölgede yeraltı su seviyesi çok yüksekti; birkaç metre kazınca suya ulaşılıyordu. Bataklıklar, sazlıklar ve lagünler her yerdeydi. Toprağın altında bir su dünyası olduğunu düşünmek, orada yaşayan biri için çok doğal bir sonuçtu. Bugün bile Irak'ın güneyindeki bataklık Arapları, Ma'dan topluluğu, suyun ve sazlığın ortasında yaşıyor.
Eridu kazıları
1946 ile 1949 arasında Iraklı arkeolog Fuad Safar ve İngiliz arkeolog Seton Lloyd, Eridu'da kazı yaptı. Buldukları şey çok etkileyiciydi: Aynı yerde, üst üste inşa edilmiş on sekiz tapınak katmanı. En alttaki, en eski tapınak, küçük bir tek odalı yapıydı ve MÖ altıncı binyılın ortasına, Ubaid döneminin başına tarihleniyordu. En üstteki ise Ur'un Üçüncü Hanedanı döneminde, Amar-Suen'in yaptırdığı büyük bir zigurattı.
Yani aynı noktada, binlerce yıl boyunca, her tapınak yıkıldığında yenisi onun üzerine kuruldu. Bu süreklilik, Eridu'nun neden "ilk kent" olarak hatırlandığını açıklıyor. Sümer Kral Listesi de krallığın gökten ilk olarak Eridu'ya indiğini söylüyor.
Kazıcılar, eski tapınak katmanlarında büyük miktarda balık kemiği buldu. Bazı katmanlarda sunak masalarının üzerinde, yanmış balık kalıntıları vardı. Bu, Enki'nin tatlı sularıyla, yani balıklarla, sazlıkla ve bataklıkla ilişkisini çok somut biçimde gösteriyor. Tanrıya sunulan şey, onun sularının ürünüydü.
E-abzu ve E-engurra
Eridu'daki Enki tapınağının adı E-abzu, yani "Abzu Evi" ya da E-engurra, "Yeraltı Suyu Evi". "Enki'nin Nippur'a Yolculuğu" adlı Sümerce şiir, bu tapınağın inşasını anlatıyor. Enki tapınağı gümüş ve lapis lazuli ile kuruyor, kapıları ve duvarları süslüyor. Tapınak suyun içinden yükselen bir dağ gibi tarif ediliyor; içinde balıkların yüzdüğü, sazların çevrelediği bir yer.
Şiirin ikinci yarısında Enki, kayığına binip Nippur'a gidiyor ve babası Enlil'e bir ziyafet veriyor. Tanrılar yeni tapınağı övüyor. Bu yolculuk, daha önce Nanna yazısında anlattığım ay tanrısının yolculuğuna benziyor; ama burada yön ters. Enki misafir ağırlıyor, kutsama istemiyor. Eridu'nun Nippur karşısındaki saygınlığını göstermek için yazılmış gibi duruyor.
Tapınaklardaki apsû havuzları
Abzu kelimesi sadece kozmik okyanus için değil, tapınaklardaki kutsal su havuzları için de kullanılıyordu. Lagaş kralı Ur-Nanşe, MÖ 25. yüzyılda, Girsu'da bir abzu inşa ettiğini yazıtlarında anlatıyor. Gudea da tapınağı için bir abzu yaptırdığından söz ediyor. Babil'deki Esagila tapınağında da "apsû" adlı bir havuz ya da su kabı vardı.
Asur'da bu havuzların bir örneği bugün de görülebiliyor. Assur kentinde bulunan ve Sanherib dönemine tarihlenen büyük bir taş havza, kenarlarında balık pelerinli figürler ve su akıtan vazo taşıyan tanrılarla süslü. Bu havuz, Berlin'deki Pergamon Müzesi'nde. Kenarlarındaki figürlere bakınca, kozmik okyanusun küçük bir modelinin tapınağın avlusuna konduğunu anlıyorsunuz.
Bu fikir bana çok güzel geliyor. Görünmez olan kozmik su, tapınakta görünür hale getiriliyor. Rahipler o havuzdan aldıkları suyla arınma törenleri yapıyordu. Yani Abzu, sadece hayal edilen bir yer değil, dokunulabilen bir şeydi.
Bilgeliğin kaynağı
Abzu aynı zamanda bilgeliğin kaynağıydı. Enki, bilgelik ve büyü tanrısıydı ve bilgeliği Abzu'dan geliyordu. Mezopotamya geleneğine göre tufandan önce yedi bilge, apkallu'lar, Abzu'dan çıkıp insanlara uygarlığın sanatlarını öğretmişti. Bu bilgeler yarı balık yarı insan olarak tasvir ediliyordu. Helenistik dönemde Babilli rahip Berossos, bu bilgelerin ilki olan Oannes'in denizden çıkıp insanlara yazıyı, matematiği, tarımı ve kent kurmayı öğrettiğini anlatıyor.
Bilgeliğin yeraltı sularından gelmesi fikri bana çok derin geliyor. Bilgi, yüzeyde değil, derinlerde saklı. Kuyudan su çeker gibi bilgi çekilmeli. Bu imge, Mezopotamya'dan sonra da birçok kültürde yaşadı; bilgelik pınarı, bilgi kuyusu, derin düşünce gibi ifadeler belki de o eski düşüncenin uzak yankıları.
Adapa ve Eridu
Eridu'nun en ünlü bilgesi Adapa'ydı. Adapa, Enki'nin rahibi ve balıkçısıydı. Bir gün denizde balık tutarken güney rüzgârı kayığını devirdi. Adapa öfkeyle rüzgârın kanadını kırdı. Bu yüzden göğe, Anu'nun huzuruna çağrıldı. Enki ona orada sunulacak yiyecek ve içeceği reddetmesini söyledi, çünkü bunlar ölüm yiyeceği olabilirdi. Ama Anu ona aslında ölümsüzlük yiyeceği sunuyordu. Adapa reddetti ve ölümlü kaldı.
Bu hikâye Amarna'da ve Ninova'da bulunan tabletlerden biliniyor. Ölümsüzlüğü kaçıran bir insan hikâyesi olarak Tevrat'taki Adem hikâyesiyle sık sık karşılaştırılıyor. Benim için bu hikâyenin en ilginç yanı, Adapa'nın Eridu'dan, yani Abzu'nun kentinden gelmesi. Bilgelik ona Abzu'dan veriliyor, ama ölümsüzlük verilmiyor. Bilgelik ve ölümsüzlük, Mezopotamya düşüncesinde bir arada olmayan iki şey.
Babil'deki Apsu: Bir tanrıya dönüşen su
Sümer'de Abzu bir yerdi; Babil'de ise bir kişiye dönüştü. Enuma Eliş'te Apsu, Tiamat'ın eşi ve ilk tanrıların babası. Ea onu öldürüp cesedinin üzerine kendi evini kuruyor ve o eve "Apsu" adını veriyor. Bu sahne bence Sümer düşüncesiyle Babil düşüncesi arasındaki bir köprü. Sümer'deki Abzu, Enki'nin evi. Babil versiyonu da bu evin nasıl ortaya çıktığını açıklıyor: bir tanrının bedeninin üzerine kurulmuş bir ev. Yani Babil destanı, eski bir mekânın kökenini anlatan yeni bir hikâye yazmış. Eski bir yer adının sonradan bir kişiye dönüşmesi, mitolojilerde sık rastlanan bir süreç. Bir mekânı anlatmak için ona bir geçmiş, bir geçmişi anlatmak için de bir kahraman gerekiyor.
Sitchin'in Abzu'su
Sitchin, Abzu'yu bir coğrafi yer olarak, güney Afrika olarak yorumluyor. Ona göre Enki, Anunnaki'nin altın madenlerini Güneydoğu Afrika'da kurmuştu ve "Abzu" bu bölgenin adıydı. Madenlerde çalışan Anunnaki'nin isyanı da insanın yaratılmasına yol açmıştı. Sitchin bu yorumu, Abzu'nun "aşağıdaki dünya" anlamıyla ve madenlerin derinlikleriyle ilişkilendiriyor.
Bu yorumun en büyük sorunu, Sümer metinlerinin Abzu'yu her zaman su ile ilişkilendirmesi. Abzu tatlı suyun kaynağı, balıkların yüzdüğü yer, Eridu'nun altındaki derinlik. Maden ya da altınla hiçbir metinde ilişkilendirilmiyor. Ayrıca Eridu'daki kazılar, Enki kültünün tam da su, balık ve bataklıkla ilişkili olduğunu gösteriyor. Güney Afrika'daki eski madenlerle ilgili iddialar da arkeolojik tarihlemelerle desteklenmiyor.
Forumlarda Abzu
Forumlarda Abzu ile ilgili en sık sorulan şeylerden biri, yukarıda bahsettiğim abyss etimolojisi. İkincisi ise Eridu'nun gerçekten "ilk kent" olup olmadığı. Bu soruya akademik cevap şu: Eridu, güney Mezopotamya'daki en eski yerleşimlerden biri, ama dünyanın ilk kenti değil. Anadolu'da Çatalhöyük, Levant'ta Eriha gibi yerleşimler çok daha eski. Ama Sümerlerin kendi hafızasında Eridu ilk kentti ve bu inanç da kendi başına önemli.
Bir de Abzu adlı bir video oyunu var; okyanusta yüzen bir dalgıcı anlatan, çok güzel görsellere sahip bir oyun. Bir forumda biri, oyunu oynadıktan sonra adın nereden geldiğini merak ettiğini ve Sümer mitolojisine böyle ulaştığını yazmıştı. Oyunun yapımcıları da adı bilinçli olarak Sümer'den aldıklarını söylüyor.
Kapanış yerine
Eridu'nun bugünkü haline bakınca, bir zamanlar orada suların ve sazlıkların olduğunu hayal etmek zor. Fırat'ın yatağı değişmiş, deniz kıyısı çekilmiş, bataklıklar kurumuş. Abzu'nun yeryüzündeki evi artık bir çöl höyüğü.
Ama belki de Abzu hâlâ orada, toprağın altında. Siz bir kuyudan su çekildiğini gördüğünüzde, o suyun nereden geldiğini hiç düşündünüz mü? Sümerler düşünmüştü. Ve buldukları cevap, bugün bile bana dünyanın en güzel cevaplarından biri gibi geliyor: Yerin altında, bilgeliğin tanrısının yaşadığı, tatlı bir okyanustan.
Giriş yap