Köylünün en büyük derdi: borç
Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye nüfusunun dörtte üçünden fazlası köylerde yaşıyor ve geçimini tarımdan sağlıyordu. Ancak Anadolu köylüsü, yıllar süren savaşların ardından son derece yoksul düşmüştü. Tohum, hayvan, alet almak ya da kötü bir hasat yılını atlatmak için paraya ihtiyaç duyan köylü, çoğu zaman tefecilere başvurmak zorunda kalıyordu. Tefeciler, çok yüksek faizlerle borç veriyor, köylüyü yıllarca süren bir borç kısır döngüsüne sokuyordu.Bu sorun, Osmanlı döneminden beri bilinen bir sorundu. Osmanlı'da Mithat Paşa'nın öncülüğünde kurulan memleket sandıkları ve ardından Ziraat Bankası, köylüye ucuz kredi sağlamayı amaçlamıştı. Ancak bu kurumların imkânları sınırlıydı ve köylülerin büyük bölümüne ulaşamıyordu. Cumhuriyet, bu sorunu kooperatifçilik yoluyla çözmeye çalıştı.

Tarih notu
Kronoloji: 1863 Mithat Paşa'nın Niş'te ilk memleket sandığını kurması; 1888 Ziraat Bankası'nın kurulması; 1925 aşar vergisinin kaldırılması; 1929 Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu'nun kabulü; 1935 Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu'nun kabulü; sonraki yıllar kooperatif ağının ülke geneline yayılması.
Mithat Paşa'nın sandıklarından gelen miras
Türkiye'de tarım kredisinin hikâyesi, 1863'te Tuna Valisi Mithat Paşa'nın Niş'te kurduğu memleket sandığına kadar uzanır. Bu sandıklar, köylülerin ortak birikimleriyle oluşturulan ve ihtiyaç sahiplerine düşük faizle borç veren yerel kurumlardı. Mithat Paşa'nın girişimi kısa sürede yaygınlaştı ve sandıklar, daha sonra menafi sandıkları adıyla bütün imparatorluğa yayıldı. 1888'de bu sandıkların birikimi üzerine Ziraat Bankası kuruldu.Cumhuriyetin kredi kooperatifleri, bu mirası yeni bir biçimde sürdürdü. Mithat Paşa'nın sandıkları gibi kooperatifler de köylülerin dayanışmasına dayanıyordu. Ancak cumhuriyet döneminde kooperatifler, ortaklarının kendi kendilerini yönettiği, ortakların söz sahibi olduğu bir yapıya kavuşturulmaya çalışıldı.
Aşarın kaldırılması ve yeni bir dönem
1925'te aşar vergisinin kaldırılması, Türk köylüsü için önemli bir dönüm noktasıydı. Aşar, ürünün onda biri oranında alınan ve yüzyıllardır köylünün sırtında ağır bir yük olan bir vergiydi. Toplanma biçimi de ayrıca sorunluydu; mültezimler, vergiyi toplarken köylüye çoğu zaman haksızlık ediyordu. Aşarın kaldırılması, köylünün elinde daha fazla ürün kalmasını sağladı.Ancak aşarın kaldırılması, köylünün kredi sorununu çözmedi. Köylü hâlâ tohum, alet ve hayvan almak için paraya ihtiyaç duyuyordu. Ziraat Bankası'nın kredileri ise ihtiyacı karşılamaktan uzaktı. Bu nedenle hükûmet, köylüye kredi sağlamak için yeni bir yöntem aradı. Bu yöntem, kredi kooperatifleriydi.
1929: ilk kanun
1929'da Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu kabul edildi. Bu kanunla köylülerin bir araya gelerek kredi kooperatifleri kurmaları öngörüldü. Kooperatifler, Ziraat Bankası'ndan aldıkları kaynakları ortaklarına ucuz faizle kredi olarak dağıtacaktı. Kooperatif ortakları, birbirlerinin borçlarına kefil olacak, böylece ayrı ayrı teminat gösteremeyen küçük çiftçiler de kredi alabilecekti.1929 kanunu, önemli bir başlangıçtı. Ancak uygulamada bazı sorunlar ortaya çıktı. Kooperatiflerin sayısı beklenen hızla artmadı. Bazı kooperatifler, yönetim sorunları nedeniyle verimli çalışamadı. Üstelik aynı yıl başlayan Büyük Dünya Bunalımı, tarım ürünlerinin fiyatlarını büyük ölçüde düşürdü. Köylünün gelirleri azaldı, borç ödeme gücü zayıfladı. Bu koşullar, kooperatif sisteminin yeniden düzenlenmesini gerekli kıldı.
Ek bilgi
Kredi kooperatiflerinin ana düşüncesi, dayanışmadır. Tek başına kredi alamayacak kadar küçük bir çiftçi, diğer çiftçilerle bir araya geldiğinde güvenilir bir borçlu haline gelir. Ortakların birbirine kefil olması, kooperatifin bankaya karşı güvenilirliğini artırır. Bu yöntem, 19. yüzyılda Almanya'da geliştirilmiş ve pek çok ülkede uygulanmıştı.
Buhran yıllarında buğday
1929'da başlayan dünya ekonomik bunalımı, Türk köylüsünü en çok buğday fiyatları üzerinden etkiledi. Dünya piyasalarında fiyatların çökmesiyle birlikte Anadolu'da buğday, üretim maliyetinin altında satılır hale geldi. Pek çok köylü, borçlarını ödeyemez duruma düştü. Hükûmet, bu duruma karşı 1932'den itibaren Ziraat Bankası aracılığıyla buğday alımına başladı. Banka, köylünün buğdayını piyasa fiyatının üzerinde bir fiyatla satın alarak fiyatların daha fazla düşmesini engellemeye çalıştı.Bu alımlar, köylünün gelirini korumak için devletin piyasaya doğrudan müdahalesinin ilk örneklerindendi. Kredi kooperatifleri ile buğday alımları, aynı amaca hizmet eden iki politika olarak birbirini tamamladı. Kooperatif, köylünün üretim yapmasını sağlayan krediyi verirken, devletin alımları da ürünün değerinde satılmasını güvence altına alıyordu. Bu çalışmalar, 1938'de Toprak Mahsulleri Ofisi'nin kurulmasına giden yolu açtı.
1935: Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu
1935'te kabul edilen Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu, sistemi yeniden düzenledi. Yeni kanun, kooperatiflerin kuruluşunu, yönetimini ve denetimini daha ayrıntılı kurallara bağladı. Kooperatiflerin Ziraat Bankası ile ilişkileri yeniden tanımlandı. Kanun, kooperatiflerin yalnızca kredi dağıtmakla kalmayıp, ortaklarına tohum, gübre ve alet gibi girdileri de sağlamasının önünü açtı.Kaynaklar
Aynı yıl, tarım satış kooperatiflerine ilişkin bir kanun da kabul edildi. Bu kanun, çiftçilerin ürünlerini ortak olarak satmalarını sağlayacak kooperatiflerin kurulmasını düzenliyordu. Satış kooperatifleri, köylünün ürününü tüccara ucuza satmak zorunda kalmasını önlemeyi amaçlıyordu. Böylece kredi ve satış kooperatifleri, köylünün iki büyük sorununu birlikte çözmeyi hedefleyen bir sistem oluşturdu.Belge: Tarım kredi kooperatifleri Kanunu — kabul edilen metin — TBMM Kanunlar Dergisi, Kanun No. 2836 · Kanunlar Dergisi Cilt 15. Tarih: 21 Ekim 1935.

Mustafa Kemal ve köylü
Mustafa Kemal, Türk köylüsünü sık sık "milletin efendisi" olarak andı. Bu ifade, 1 Mart 1922'de Meclis'te yaptığı konuşmada yer alıyordu. Köylünün refahı, Mustafa Kemal'in kalkınma anlayışının merkezindeydi. Meclis açılış konuşmalarında köylünün kredi ihtiyacı, kooperatifler ve tarım politikası sık sık ele alındı.Mustafa Kemal'in kendisi de tarıma doğrudan ilgi gösterdi. 1925'te Ankara'nın batısındaki çorak arazide kurduğu Orman Çiftliği, Anadolu'nun kıraç topraklarında modern tarımın mümkün olduğunu göstermek amacını taşıyordu. Çiftlikte yeni tarım yöntemleri, makineler ve tohumlar denendi. Çiftlik, köylülere örnek olacak bir model olarak tasarlanmıştı.
Köylüye ulaşan kredi
1935 kanununun ardından tarım kredi kooperatiflerinin sayısı hızla arttı. Kooperatifler, Anadolu'nun pek çok kasabasında ve köyünde şubeler açtı. Köylüler, tefecilere başvurmak yerine kooperatiflerden ucuz kredi alabildi. Bu kredilerle tohum, gübre, alet ve hayvan satın alındı. Kooperatifler, köylünün üretimini artırmasına ve borç kısır döngüsünden kurtulmasına yardımcı oldu.Ancak kooperatiflerin etkisi her yerde aynı değildi. Bazı bölgelerde kooperatifler, yerel ileri gelenlerin denetimine girdi ve küçük çiftçilere yeterince ulaşamadı. Kooperatif yönetimlerindeki bürokrasi de zaman zaman sorun yarattı. Yine de kooperatifler, Türk köylüsünün kredi sorununa getirilen en kapsamlı çözüm olarak varlığını sürdürdü.

Doğrusu
Tarım kredi kooperatifleri, bugün de Türkiye'nin en yaygın kooperatif örgütlerinden biridir. Ancak bugünkü örgüt yapısı, 1935'teki yapıdan oldukça farklıdır. Kanun, sonraki on yıllarda birçok kez değiştirilmiş ve yeniden düzenlenmiştir.
Tefecinin karşısında örgütlü köylü
Tarım Kredi Kooperatifleri, cumhuriyetin köylü politikasının en kalıcı kurumlarından biridir. Bu kurumun arkasında, köylünün borç sorununu dayanışma yoluyla çözme düşüncesi yatıyordu. Tek başına güçsüz olan küçük çiftçi, kooperatif çatısı altında örgütlenerek güçlü bir kredi borçlusuna dönüşüyordu.1929'daki ilk kanundan 1935'teki kapsamlı düzenlemeye uzanan süreç, cumhuriyetin bu alandaki arayışlarının adım adım nasıl olgunlaştığını gösterir. İlk deneyimlerin ortaya çıkardığı sorunlar, ikinci kanunla giderilmeye çalışıldı. Kooperatifler, aşarın kaldırılmasıyla başlayan köylüyü rahatlatma politikasının doğal bir devamıydı.
Kooperatiflerin başarısı, her zaman beklenen düzeyde olmadı. Ancak tefecinin köy hayatındaki etkisini azaltması ve köylünün örgütlü bir güç olarak ekonomik hayata katılmasını sağlaması, önemli kazanımlardı. Bugün hâlâ binlerce köyde faaliyet gösteren tarım kredi kooperatifleri, 1930'lardaki bu arayışın yaşayan mirasıdır.