Yazılıkaya: Hurri tanrılarının taş alayı
Hattuşa'nın büyük tapınağından yaklaşık iki kilometre uzaklıkta, kayalık bir tepenin içinde, doğal olarak oluşmuş iki dar geçit var. Bu geçitlerin duvarlarına, MÖ on üçüncü yüzyılda, onlarca tanrının kabartması oyuldu. Kabartmalar, iki büyük alay halinde ilerliyor: Sol duvarda erkek tanrılar, sağ duvarda kadın tanrılar. İki alay, ana odanın dip duvarında karşılaşıyor. Bu yere bugün Yazılıkaya deniyor.
Yazılıkaya, Türkiye'nin en etkileyici açık hava tapınaklarından biri. Ama onu Anunnaki tartışmaları için ilginç kılan şey, oradaki tanrıların kimler olduğu. Bu tanrılar, büyük ölçüde Hurri tanrıları ve aralarında, Mezopotamya'dan gelmiş tanrıların Hurri biçimleri de var. Yani Yazılıkaya, Mezopotamya'nın tanrılar dünyasının Anadolu'da taşa oyulmuş bir yansıması.
Texier'den Bittel'e
Yazılıkaya, 1834'te Fransız gezgin Charles Texier tarafından Avrupa'ya tanıtıldı. Texier, Boğazköy'ün yakınındaki kalıntıları ve kabartmaları çizdi; ama onların kime ait olduğunu bilmiyordu. O dönemde Hititler, yalnızca Kutsal Kitap'taki birkaç anıştırmadan biliniyordu. Hattuşa'nın Hitit başkenti olduğu, yirminci yüzyılın başlarında, tabletlerin okunmasıyla anlaşıldı.
Yazılıkaya'daki sistemli kazılar ve incelemeler, Alman arkeolog Kurt Bittel tarafından, 1930'lardan itibaren yapıldı. Bittel ve ekibi, kabartmaların önündeki yapı kalıntılarını, yani tapınağın giriş binalarını ortaya çıkardı ve kabartmaları ayrıntılı biçimde belgeledi. Bugün Yazılıkaya, Hattuşa ile birlikte UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor.
Büyük oda: iki alay
Yazılıkaya'nın büyük odasında, sol duvarda erkek tanrılar, sağ duvarda kadın tanrılar sıralanmış. Tanrıların çoğu, sivri külahlar, kısa etekler ve kıvrık uçlu ayakkabılarla gösteriliyor. Erkek tanrıların başlıklarındaki boynuzların sayısı, onların önemini gösteriyor. Kadın tanrılar ise uzun etekler ve yüksek, silindir biçimli başlıklarla tasvir ediliyor.
Her tanrının yanında, Luvi hiyeroglifleriyle yazılmış bir ad var. Bu adların büyük kısmı Hurrice. Bu da tapınağın, Hurri dinini benimsemiş bir Hitit kralı tarafından yaptırıldığını gösteriyor. Araştırmacılar, tanrıların sıralanışının, Hurri tapınaklarında okunan tanrı listelerinin sırasını izlediğini düşünüyor.
Ana odanın dip duvarında, iki alay karşılaşıyor. Solda, fırtına tanrısı Teşup, iki dağ tanrısının omuzlarında duruyor. Sağda, onun eşi Hebat, bir panterin ya da aslanın sırtında duruyor. Hebat'ın arkasında, onların oğlu Şarruma, yine bir panterin sırtında görülüyor. Bu sahne, Hurri tanrılar ailesinin merkezini gösteriyor.
Erkek tanrıların arasında bir tanrıça
Erkek tanrılar alayında, ilginç bir ayrıntı var: Teşup'un kız kardeşi Şauşka, kadın tanrılar arasında değil, erkek tanrılar arasında yer alıyor. Şauşka, kanatlı ve erkek giysileri giymiş bir biçimde gösteriliyor. Arkasında ise iki hizmetkâr tanrıça var.
Bu ayrıntı, Şauşka'nın, tıpkı Mezopotamya'daki İştar gibi, hem kadınsı hem de erkeksi özellikleri taşıyan bir tanrıça olduğunu gösteriyor. Mezopotamya metinlerinde de İnanna ya da İştar, bazen erkekleri kadına, kadınları erkeğe dönüştürebilen, cinsiyet sınırlarını aşan bir tanrıça olarak anılıyor. Şauşka'nın erkek tanrılar arasında yer alması, bu özelliğin taşa yansımış bir biçimi.
Bir tanrıçanın erkek tanrılar alayında yürümesi, size İnanna'nın Mezopotamya'daki karakterini nasıl hatırlatıyor?
Tanrılar arasındaki ilişki: Mezopotamya'nın yansımaları
Yazılıkaya'nın erkek tanrılar alayında, Mezopotamya kökenli tanrıların Hurri biçimleri de var. Bilgelik tanrısı Ea, Hurri dünyasında Aya ya da Eya olarak anılıyordu ve Yazılıkaya'da da yer aldığı düşünülüyor. Ay tanrısı Kuşuh, Mezopotamya'nın Sin'ine karşılık geliyordu. Güneş tanrısı Şimegi ise Şamaş'ın Hurri karşılığıydı.
Alayda, Kumarbi'nin de yer aldığı düşünülüyor. Kumarbi, Hurri mitlerinde, Teşup'un babası ve rakibi. Yazılıkaya'da, Teşup'un arkasında, onun ailesinin ve gök krallığının eski kuşaklarının temsilcileri sıralanıyor. Bu sıralama, bir yandan bir tanrı listesini, bir yandan da Kumarbi döngüsünde anlatılan tanrılar ailesinin tarihini yansıtıyor olabilir.
Bu açıdan Yazılıkaya, Mezopotamya'nın Anunnaki'sinin, Hurri dünyasına geçtikten sonra nasıl yeni bir düzene yerleştirildiğini gösteriyor. Ea, Sin ve Şamaş gibi tanrılar hâlâ var; ama artık Teşup'un önderliğindeki bir alayın parçası.
Küçük oda ve kral
Yazılıkaya'nın ikinci, daha küçük odası, farklı bir atmosfere sahip. Bu odada, koşar adımlarla ilerleyen on iki tanrıdan oluşan bir grup var. Bu on iki tanrı, Hitit metinlerinde de anılan, yeraltıyla ilişkili tanrılar olarak yorumlanıyor. Aynı odada, kabzası aslan ve insan başlarından oluşan, ucu yere saplanmış dev bir kılıç biçimindeki bir tanrı kabartması var. Bu "kılıç tanrı", çoğu araştırmacı tarafından, Mezopotamya'nın yeraltı tanrısı Nergal ile ilişkilendiriliyor.
Küçük odada ayrıca, Hitit kralı IV. Tudhaliya'nın, tanrı Şarruma tarafından kucaklandığı bir kabartma var. Şarruma, kralı bir kolu ile sarıyor ve onu koruyor. Bu sahne, kralın tanrıların koruması altında olduğunu gösteriyor. Bazı araştırmacılar, küçük odanın, Tudhaliya'nın ölümünden sonra onun anısına adanmış bir mezar tapınağı olabileceğini düşünüyor.
Büyük odada da IV. Tudhaliya'nın bir kabartması var. Bu kabartmada kral, bir dağın üzerinde, güneş tanrısı gibi giyinmiş olarak duruyor. Bu, Tudhaliya'nın Yazılıkaya'yı bugünkü biçimine getiren kral olduğunu gösteriyor.
Hiyeroglif adlar ve okunuşları
Yazılıkaya'daki tanrı adları, Luvi hiyeroglifleriyle yazılmış. Bu yazı, Hitit döneminde çivi yazısının yanında kullanılan, resim biçimli işaretlerden oluşan bir yazıydı. Luvi hiyeroglifleri, özellikle anıtlarda, mühürlerde ve kaya kabartmalarında kullanılıyordu. Çivi yazısı ise tabletlerde, yazışmalarda ve arşiv belgelerinde.
Bu hiyerogliflerin okunması, yirminci yüzyılın ortalarına kadar büyük ölçüde mümkün olmadı. Araştırmacılar, Karatepe'de bulunan ve hem Fenike alfabesiyle hem de Luvi hiyeroglifleriyle yazılmış iki dilli bir yazıt sayesinde, bu yazının çözümünde büyük bir adım attı. Karatepe yazıtı, 1946'da Helmuth Bossert ve Halet Çambel'in çalışmalarıyla tanıtıldı.
Yazılıkaya'daki adların okunması, bu çözüm çalışmalarının bir parçası oldu. Bazı adlar hâlâ tartışmalı; hasar görmüş kabartmalarda adlar silinmiş ya da okunamaz hale gelmiş. Bu yüzden alaydaki her tanrının kimliği kesin değil. Araştırmacılar, Hurri tanrı listelerini, Yazılıkaya'daki sıralamayla karşılaştırarak eksik adları tamamlamaya çalışıyor.
Bu çalışma, eski bir tapınağın anlaşılmasının, ancak farklı bilgi kaynaklarının, yani kabartmaların, hiyerogliflerin, çivi yazılı tabletlerin ve iki dilli yazıtların bir araya getirilmesiyle mümkün olduğunu gösteriyor. Bir tanrının adını okuyabilmek için bazen yüzlerce kilometre uzaktaki bir yazıtın çözülmesini beklemek gerekiyor.
Kayaya oyulmuş bir adın, yüzyıllarca okunmadan beklemesi ve sonunda bir başka taştaki yazı sayesinde yeniden konuşmaya başlaması size nasıl geliyor?
Akademik okuma
Akademik çevrelerde Yazılıkaya, Hitit dininin Hurri etkisi altında nasıl dönüştüğünü gösteren en önemli anıt olarak görülüyor. Tapınağın tanrı listesi, Hurri kenti Kizzuvatna'nın tapınak geleneğiyle bağlantılı. Hitit kraliçesi Puduhepa, Kizzuvatna kökenliydi ve Hurri dininin Hattuşa'da yaygınlaşmasında etkili oldu. Puduhepa, IV. Tudhaliya'nın annesiydi.
Tapınağın işlevi ise hâlâ tartışılıyor. Bazı araştırmacılar, Yazılıkaya'nın yeni yıl ya da bahar festivali için kullanıldığını, burada tanrıların bir araya geldiğini ve yeni yılın kaderinin belirlendiğini düşünüyor. Bu yorum, Babil'in Akitu festivaliyle bir benzerlik kuruyor; ama Yazılıkaya için bunu doğrulayan doğrudan bir metin yok.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Hitit tanrılar alaylarını, Anunnaki'nin hiyerarşisinin bir tasviri olarak yorumladı. Ona göre Yazılıkaya'daki on iki tanrı, Anunnaki'nin büyük on iki tanrısının bir yansımasıydı. Sitchin, "on iki" sayısının, Anunnaki'nin on iki büyük tanrısına, güneş sistemindeki on iki gök cismine ve zodyakın on iki burcuna karşılık geldiğini öne sürdü.
Yazılıkaya'daki on iki tanrı ise, Hitit metinlerinde yeraltıyla ilişkilendirilen bir tanrı grubuna karşılık geliyor; büyük gök tanrılarına değil. Sitchin'in yorumu, bu sayısal benzerliği, metinlerin anlattığından çok daha geniş bir anlamla yüklüyor.
Forumlarda
Forumlarda Yazılıkaya, genellikle "taştaki tanrılar" görüntüleriyle paylaşılıyor. Bazı kullanıcılar, tanrıların sivri külahlarını, bir tür başlık teknolojisi ya da kask olarak yorumluyor. Diğerleri ise bu külahların, Hitit sanatında tanrıları ve kralları gösteren, boynuzlarla süslenmiş tören başlıkları olduğunu hatırlatıyor.
Bazı başlıklarda da Yazılıkaya'nın ziyaret deneyimi paylaşılıyor. Ziyaretçiler, dar geçitlerin içinde yürürken tanrıların alayının içinde yürüyormuş gibi bir duygu yaşadıklarını anlatıyor. Bu duygu, belki de tapınağı yaptıranların amaçladığı bir etkiydi.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Yazılıkaya, bir tanrı listesinin taşa dönüştürülmüş hali. Hurri tapınaklarında rahiplerin okuduğu tanrı adları, burada yüz yüze karşılaşabileceğiniz figürlere dönüşmüş. Bir ziyaretçi, geçidin içinde yürürken, bu adları tek tek okuyabiliyor ve tanrıların alayının bir parçası haline geliyordu.
Belki de bu tapınak, tanrılar meclisinin bir yeryüzü kopyasıydı. Mezopotamya'nın Anunnaki'si, metinlerde bir mecliste toplanıyordu; Yazılıkaya'da ise tanrılar, kayaların arasında, kendi alaylarında toplanıyor. Tanrıların bir araya geldiği yer, gökte değil, Anadolu'nun ortasında, bir kayalığın içinde.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Yazılıkaya'yı ziyaret ettiniz mi? Şauşka'nın erkek tanrılar arasında yer alması size ne düşündürüyor? Bir tanrı listesinin taşa oyulması, sizce onu nasıl değiştirir? Yorumlarda yazın.
Giriş yap