Venüs Tableti: Ammi-saduqa'nın gözlemleri ve kronoloji kavgası
Mezopotamya tarihini okurken, "MÖ 1792-1750" gibi tarihlerle sık sık karşılaşıyoruz. Hammurabi'nin hüküm sürdüğü yıllar, birçok kitapta bu şekilde veriliyor. Ama bu tarihlerin nereden geldiğini pek az okur merak ediyor. Bu tarihlerin arkasında, büyük ölçüde, bir gezegenin, yani Venüs'ün gökyüzünde ne zaman görünüp ne zaman kaybolduğunu kaydeden bir tablet duruyor.
Bu tablete "Ammi-saduqa'nın Venüs Tableti" deniyor. Babil'in ilk hanedanından, Hammurabi'nin soyundan gelen kral Ammi-saduqa'nın saltanat yıllarında yapılmış gözlemleri kaydediyor. Bu tablet, bir yandan bir gezegeni bir tanrıça olarak gören bir kültürün gökyüzüne nasıl baktığını, bir yandan da modern tarihçilerin eski tarihleri nasıl hesaplamaya çalıştığını gösteriyor.
Tablet nerede bulundu?
Bugün elimizde olan Venüs Tableti nüshaları, Ammi-saduqa döneminden değil, ondan yaklaşık bin yıl sonraki Yeni Asur döneminden. En iyi bilinen nüsha, Ninova'da bulunmuş ve British Museum'da korunan bir tablet. Bu nüshalar, Babil'in büyük kehanet derlemesi "Enuma Anu Enlil"in bir parçası olarak kopyalanmıştı. Tablet, bu derlemenin altmış üçüncü tableti olarak biliniyor.
Tabletin içeriği, 1870'lerde Henry Rawlinson ve George Smith tarafından fark edildi; ama Venüs gözlemlerinin tarihleme için kullanılması, yirminci yüzyılın başında başladı. 1920'lerde Stephen Langdon ve John Fotheringham, tabletin gözlemlerini astronomik hesaplarla karşılaştıran bir çalışma yayımladı. Bu çalışma, sonraki tartışmaların başlangıcı oldu.
Tablette ne yazıyor?
Tablet, yaklaşık yirmi bir yıl boyunca Venüs'ün doğuda ya da batıda ilk kez görüldüğü ve son kez görüldüğü günleri kaydediyor. Venüs, Dünya'dan bakıldığında, bir dönem sabah yıldızı olarak, bir dönem akşam yıldızı olarak görünüyor; aralarında ise Güneş'e çok yakın olduğu için bir süre görünmez oluyor.
Her gözlem, bir kehanetle birlikte yazılmış. Örneğin, "Eğer Venüs şu ayın şu gününde batıda kaybolursa ve şu kadar gün gökyüzünde görünmez kalırsa, ülkede bolluk olur" ya da "kral, düşman kralına barış mesajı gönderir" gibi. Yani tablet, bir astronomi defterinden çok, bir kehanet kitabı. Gözlemler, ülkenin geleceğini okumak için kullanılıyordu.
Tablette, Ammi-saduqa'nın sekizinci saltanat yılına verilen ad da geçiyor: "Altın Taht Yılı". Bu, Babil'de yılları, o yıl yapılan önemli bir olayla adlandırma geleneğinin bir örneği. Bu ad sayesinde, gözlemlerin Ammi-saduqa'nın saltanatına ait olduğu anlaşılıyor.
Kronoloji kavgası
Burada işin ilginç kısmı başlıyor. Venüs'ün görünme ve kaybolma düzeni, Ay takvimiyle birlikte düşünüldüğünde, belirli aralıklarla neredeyse aynı biçimde tekrarlanıyor. Bu yüzden tabletin gözlemlerine uyan birden fazla olası tarih var. Araştırmacılar, bu tarihler arasından birini seçmek zorunda kaldı.
Böylece Mezopotamya tarihi için birkaç farklı kronoloji ortaya çıktı: "yüksek", "orta", "düşük" ve "ultra düşük" kronolojiler. Bunlar arasındaki fark, onlarca yıl. Örneğin orta kronolojiye göre Hammurabi'nin saltanatı MÖ 1792'de başlıyor; düşük kronolojiye göre ise MÖ 1728'de. Bu fark, Babil'in düşüşünden Hitit kralı I. Murşili'nin Babil seferine kadar pek çok olayın tarihini etkiliyor.
Bugün birçok kitap, kolaylık sağlamak için orta kronolojiyi kullanıyor. Ama araştırmacılar arasında hangisinin doğru olduğu tartışması sürüyor. Son yıllarda, ağaç halkaları, karbon tarihlemesi ve başka astronomik kayıtlarla, örneğin güneş tutulmalarıyla yapılan karşılaştırmalar, bu tartışmaya yeni veriler ekledi.
Binlerce yıl önceki tarihlerin, bir gezegenin gökyüzündeki hareketine bağlı olarak hâlâ tartışılması size nasıl geliyor?
Tanrılar arasındaki ilişki: İnanna'nın yıldızı
Mezopotamya'da Venüs, İnanna'nın, yani Akadca adıyla İştar'ın yıldızıydı. Sümerce metinlerde İnanna, "göğün parlak yıldızı" ve "sabah yıldızı" olarak anılıyor. Onun simgesi, sekiz köşeli bir yıldız. Bu yıldız, kudurru taşlarında, silindir mühürlerde ve stellerde, ay tanrısı Sin'in hilali ve güneş tanrısı Şamaş'ın diskiyle birlikte sık sık görülüyor.
Bu üçlü, Sin, Şamaş ve İştar, Mezopotamya'nın gök tanrılarının çekirdeğini oluşturuyordu. Metinlerde İştar ile Şamaş kardeş, Sin ise onların babası olarak anılıyor. Venüs'ün gökyüzünde kaybolması ve yeniden görünmesi, bazı araştırmacılara göre, İnanna'nın yeraltına inip geri dönmesi mitiyle ilişkilendirilmiş olabilir. Ama bu ilişki, metinlerde doğrudan söylenmiyor; bir yorum olarak kalıyor.
Enuma Anu Enlil: göğe bakarak kral için okumak
Venüs Tableti'nin parçası olduğu "Enuma Anu Enlil" derlemesi, yetmiş kadar tabletten oluşan büyük bir kehanet koleksiyonuydu. Adı, ilk satırından geliyor: "Anu ve Enlil zamanında". Derleme, Ay'ın, Güneş'in, gezegenlerin, yıldızların ve hava olaylarının, örneğin şimşeğin, gök gürültüsünün ve bulutların, ülke ve kral için ne anlama geldiğini sıralıyordu.
Asur saraylarında, kâtipler ve gökyüzü gözlemcileri, krala düzenli olarak raporlar gönderiyordu. Bu raporlarda, gözlemledikleri bir olayı ve Enuma Anu Enlil'deki ilgili kehaneti yazıyorlardı. Örneğin bir ay tutulması gözlemlendiğinde, bunun kralın hayatı için bir tehlike olduğuna dair bir kehanet okunabiliyordu. Bu durumda, bazen kralın yerine geçici olarak bir "vekil kral" tahta oturtuluyordu; böylece kehanetin kötü sonucu, gerçek kral yerine bu vekile yöneliyordu.
Bu uygulama, bize gökyüzünün Mezopotamya'da ne kadar ciddiye alındığını gösteriyor. Gökyüzü, tanrıların insanlara yazdığı bir mektup gibi okunuyordu. Venüs'ün hareketleri de bu mektubun satırlarından biriydi. Sizce bir gezegenin hareketini kralın kaderiyle ilişkilendirmek, gökyüzünü dikkatle gözlemlemeye mi teşvik etti, yoksa onu yanlış anlamaya mı?
Akademik okuma
Akademik çevrelerde Venüs Tableti, hem astronomi tarihi hem de kronoloji açısından inceleniyor. Astronomi tarihçileri, tabletteki gözlemlerin bazılarının hatalı olduğunu, bazılarının ise kopyalama sırasında bozulduğunu belirtiyor. Bu yüzden tabletin tarihleme için ne kadar güvenilir olduğu da tartışılıyor.
Bazı araştırmacılar, tabletin gözlemlerinin gerçek gözlemler olmadığını, sonradan hesaplanmış ya da idealleştirilmiş veriler olabileceğini öne sürüyor. Diğerleri ise gözlemlerin büyük kısmının gerçek olduğunu, ama bazı hataların bulunduğunu savunuyor. Bu tartışma, eski astronomik kayıtları kullanmanın zorluklarını gösteriyor.
Babil astronomisinin sonraki yolu
Venüs Tableti, Babil'in gökyüzü gözlemlerinin erken bir örneği. Sonraki yüzyıllarda bu gözlemler çok daha sistemli hale geldi. MÖ yedinci yüzyıldan itibaren, Babil'de "astronomik günlükler" denen kayıtlar tutulmaya başlandı. Bu günlüklerde, gece gece Ay'ın, gezegenlerin konumları, hava durumu, nehrin su seviyesi ve hatta pazardaki tahıl fiyatları kaydediliyordu. Bu kayıtlar, yaklaşık yedi yüzyıl boyunca kesintisiz devam etti.
Bu birikim, Babilli astronomların gezegenlerin hareketlerini matematiksel yöntemlerle önceden hesaplayabilmesini sağladı. Selevkos döneminde Uruk ve Babil'de yazılan tabletlerde, Ay'ın ve gezegenlerin konumlarını hesaplayan aritmetik tablolar bulunuyor. Bu yöntemler, sonradan Yunan astronomisini de etkiledi; Hipparkhos ve Batlamyus gibi astronomların Babil gözlemlerinden yararlandığı biliniyor.
Yani Venüs Tableti, bir kehanet kitabının parçası olarak başlayan ve sonunda bilimsel bir astronomiye dönüşen uzun bir yolculuğun ilk adımlarından biri. Bu yolculuk, gökyüzünü tanrıların dili olarak okuyan insanların, aynı zamanda onu sabırla ölçen insanlar olduğunu da gösteriyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Mezopotamya'nın astronomik bilgisini, Anunnaki'nin insanlara aktardığı bir bilgi olarak yorumladı. Ona göre Babil'in gökyüzü gözlemleri, Nibiru'nun hareketini izlemek için yapılıyordu. Venüs Tableti, Sitchin'in kitaplarında merkezi bir yer tutmuyor; ama onun genel anlatısında, Babil astronomisinin kökeni tanrılara bağlanıyor.
Tabletin kendisi ise bize oldukça farklı bir tablo gösteriyor: gökyüzünü dikkatle izleyen, gözlemlerini kehanetlerle birleştiren ve zaman zaman hata yapan insan gözlemciler. Babil astronomisi, yüzyıllar boyunca biriken gözlemlerle gelişti; bu gelişme, tabletlerde adım adım izlenebiliyor.
Bu açıdan bakınca, Babil'in gökyüzü bilgisinin kaynağını insanların dışında aramaya gerek kalmıyor. Kuşaklar boyunca biriken, düzeltilen ve kopyalanan gözlemler, bu bilginin nasıl oluştuğunu adım adım gösteriyor.
Forumlarda
Forumlarda Venüs Tableti, genellikle Immanuel Velikovsky'nin tezleriyle birlikte anılıyor. Velikovsky, 1950'de yayımladığı "Çarpışan Dünyalar" kitabında, Venüs'ün tarihsel dönemde Jüpiter'den kopmuş bir kuyruklu yıldız olduğunu ve Dünya'ya yaklaşarak felaketlere neden olduğunu öne sürmüştü. Bazı kullanıcılar, Venüs Tableti'ndeki düzensizlikleri bu teze kanıt olarak gösteriyor.
Eleştirel kullanıcılar, tabletteki Venüs hareketlerinin, bugünkü Venüs yörüngesiyle büyük ölçüde uyumlu olduğunu, düzensizliklerin ise kopyalama hatalarıyla açıklanabileceğini hatırlatıyor. Velikovsky'nin tezleri, astronomlar tarafından kesin biçimde reddedildi.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Venüs Tableti, bir kehanet kitabı olarak yazılmışken, binlerce yıl sonra bir tarih kitabına dönüştü. Babilli gözlemciler, Venüs'e bakarak ülkenin geleceğini okumaya çalışıyordu; biz ise aynı gözlemlere bakarak onların geçmişini okumaya çalışıyoruz.
Belki de bu, eski metinlerin en ilginç özelliklerinden biri: Yazıldıkları amaçtan çok farklı amaçlarla okunabilmeleri. Bir rahibin İnanna'nın yıldızına bakarak kral için yazdığı satırlar, bugün Hammurabi'nin doğum tarihini belirlemek için kullanılıyor.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Venüs Tableti'nin bir kehanet kitabı olarak yazılıp bir tarih aracına dönüşmesini nasıl yorumluyorsunuz? Eski tarihlerdeki onlarca yıllık belirsizlik, sizce tarih kitaplarında daha açık biçimde belirtilmeli mi? Venüs'ün bir tanrıça olarak görülmesi, gökyüzüne bakışınızı değiştiriyor mu? Yorumlarda yazın.
Giriş yap