Uzay limanı iddiaları neden bu kadar yayıldı? Uydu görüntüleri, Nazca çizgileri ve akrep adamların kapısı
Forumlarda sık karşılaşılan bir paylaşım türü var: Sina Yarımadası'nın çölünden bir uydu görüntüsü, üzerinde düzgün çizgilere benzeyen izler ve "Anunnaki'nin uzay limanından kalan pistler" başlığı. Bu tür görüntülerin koordinatlarını bulup aynı yere daha yüksek çözünürlükte bakmak mümkün. Böyle yaptığınızda, çizgilerin çoğu zaman vadi tabanındaki kurumuş dere yatakları, eski kervan yolları ya da araç izleri olduğunu görüyorsunuz.
Daha önceki bir yazıda uzay limanı iddiasının Mezopotamya metinlerindeki dayanaklarını, mu ve şem kelimelerini, Sippar'ı ve Dilmun'u ele almıştım. Burada, bu iddianın son yirmi yılda neden bu kadar yaygınlaştığına bakmak istiyorum. Bence yanıtın önemli bir kısmı, gökyüzünden bakan kameralar.
Herkesin elinde bir uydu
2005'te Google Earth ücretsiz olarak kullanıma sunuldu. Bu, sıradan internet kullanıcılarının ilk kez dünyanın her köşesine yukarıdan bakabildiği an oldu. Daha önce yalnızca askeri kurumların, haritacıların ve bilim insanlarının erişebildiği bir bakış açısı, herkesin bilgisayarına girdi.
Bu yeni bakış açısı, büyük bir keşif heyecanı yarattı. İnsanlar kendi evlerini, çocukluk mahallelerini ve ünlü anıtları aradı. Ama bir kısmı da "anomali" avına çıktı. Çölde düzgün görünen çizgiler, dağlarda geometrik görünen şekiller ve deniz dibinde ızgara gibi görünen yapılar, forumlarda kanıt olarak paylaşılmaya başladı.
2009'da Google Earth'ün okyanus tabanını gösteren yeni bir sürümü, Kanarya Adaları açıklarında ızgara biçiminde çizgiler gösterdi ve bu görüntü, Atlantis'in kalıntıları olarak dünya çapında haber oldu. Google, bu çizgilerin veri toplayan gemilerin rotalarından kaynaklandığını açıkladı. Bu açıklama, bir uydu görüntüsünün nasıl yanlış okunabileceğinin en iyi örneklerinden biri.
Siz Google Earth'te hiç "anomali" aradınız mı? Bulduğunuz şeyin ne olduğunu araştırdınız mı?
Mars'taki yüz ve örüntü arayan beyin
Gökyüzünden çekilen görüntülerin yanlış okunmasının ünlü bir örneği, 1976'da NASA'nın Viking 1 sondasının Mars'ta, Cydonia bölgesinde çektiği bir fotoğraf. Fotoğrafta bir insan yüzüne benzeyen bir tepe görülüyordu. Bu "Mars'taki yüz", on yıllarca yapay bir yapı olarak tartışıldı. 1998 ve 2001'de Mars Global Surveyor'ın çektiği daha yüksek çözünürlüklü fotoğraflar, bunun doğal bir tepe olduğunu gösterdi.
Psikologlar, bu tür yanılsamalara "pareidolia" diyor: İnsan beyninin rastgele örüntülerde anlamlı biçimler, özellikle yüzler görme eğilimi. Bulutlarda hayvan, prizlerde yüz, ay yüzeyinde tavşan görmek, bu eğilimin günlük hayattaki örnekleri. Uydu görüntülerinde pist, yol ya da yapı görmek de aynı eğilimin bir uzantısı.
Nazca: Uzaylıların çamura saplanacağı pist
Uzay limanı fikrinin modern kökenlerinden biri, Erich von Däniken'in 1968'de yayımlanan "Tanrıların Arabaları" kitabı. Von Däniken, Peru'daki Nazca çizgilerinin, uzaylıların iniş pistleri olabileceğini öne sürdü. Bu fikir, kitabın milyonlarca kopya satmasıyla dünya çapında yayıldı.
Nazca çizgilerini onlarca yıl boyunca inceleyen Alman matematikçi ve arkeolog Maria Reiche, bu iddiaya unutulmaz bir yanıt verdi. Nazca'nın zemininin yumuşak olduğunu, bir uzay aracının oraya iniş yapması halinde çamura saplanacağını söyledi. Reiche, çizgilerin yerel halk tarafından, yüzeydeki koyu renkli taşların kenara çekilmesiyle oluşturulduğunu ve büyük olasılıkla su ve bereket ritüelleriyle ilişkili olduğunu düşünüyordu.
Sitchin'in uzay limanı anlatısı, von Däniken'in bu fikrini Mezopotamya metinleriyle birleştirdi. Von Däniken'in Nazca'sı, Sitchin'in Sina'sına dönüştü.
Arkeologların da kullandığı araç
İşin ironik yanı, uydu görüntülerinin arkeolojide gerçekten devrim yaratmış olması. Arkeologlar, uzaktan algılama yöntemleriyle, yerden fark edilmesi zor olan eski yolları, kanalları ve yerleşimleri tespit ediyor. Mezopotamya'da, özellikle Irak'ın güneyinde, uydu görüntüleri sayesinde antik sulama kanallarının ve höyüklerin haritaları çıkarıldı. Arkeolog Sarah Parcak, uzaktan algılamayı Mısır'da binlerce olası arkeolojik alanı belirlemek için kullanmasıyla tanınıyor.
Aradaki fark, yöntemde. Arkeologlar, bir uydu görüntüsünde gördükleri bir izi, yer araştırmasıyla, kazıyla ve başka verilerle doğruluyor. Forumlarda ise görüntü, çoğu zaman tek başına bir kanıt olarak sunuluyor. Aynı araç, iki farklı yöntemle kullanıldığında, iki farklı sonuç üretiyor.
Bu ayrıntı, bana uydu görüntülerinin kendisinin bir sorun olmadığını, sorunun onları nasıl okuduğumuz olduğunu hatırlatıyor. Bir görüntü, bir soru sorar; yanıtı ise sahada aramak gerekir.
Siz bir uydu görüntüsünden yola çıkarak bir yeri ziyaret etmeyi hiç düşündünüz mü?
Oyunlar ve sanal haritalar
Uzay limanı fikrinin yayılmasında, video oyunlarının da sessiz bir payı var. Strateji ve macera oyunlarında, antik uygarlık temalı haritalar ile uzay temalı öğelerin bir arada kullanılması oldukça yaygın. Oyuncular, piramitlerin yanında uzay gemileri, tapınakların içinde gizli teknolojiler buluyor. Bu oyunlar, bir tarih dersi olmak gibi bir iddia taşımıyor; ama oyuncuların zihninde, antik yapılar ile uzay teknolojisi arasında bir görsel bağ kuruyor.
Bir oyunda saatlerce bir antik uzay limanını keşfeden biri, sonra Google Earth'te Sina'ya baktığında, o oyunun haritasını hatırlayabilir. Sanal dünya ile gerçek dünya arasındaki bu geçiş, uzay limanı iddiasının yeni kuşaklar için tanıdık gelmesini sağlıyor.
Tanrılar arasındaki ilişki ve akrep adamların kapısı
Sitchin, uzay limanı iddiasını Gılgamış Destanı'nın dokuzuncu tabletine de bağladı. Bu tablette Gılgamış, ölümsüzlüğü bulmak için Maşu dağlarına gidiyor. Bu dağların girişini, akrep adamlar koruyor. Maşu, güneşin her gün girip çıktığı dağ olarak tanımlanıyor; Gılgamış, güneş tanrısı Şamaş'ın yolunu izleyerek karanlık bir geçitten geçiyor.
Sitchin, Maşu dağlarını Sina'daki uzay limanının girişi, akrep adamları ise uzay limanının bekçileri olarak okudu. Ona göre Şamaş, yani Sümerce adıyla Utu, uzay limanının komutanıydı.
Akademisyenler ise Maşu'yu, Mezopotamya kozmolojisinin bir parçası olarak görüyor. Mezopotamya'da güneşin her sabah doğuda bir dağın kapısından çıktığı ve her akşam batıda bir başka kapıdan girdiği düşünülüyordu. Mühürlerde, Şamaş'ın iki dağ arasından yükseldiği sahneler çok yaygın. Gılgamış'ın Maşu yolculuğu, bu kozmik yolu izleyerek, insanların gidemeyeceği bir yere, dünyanın kenarına ulaşmasını anlatıyor.
Bu sahnede Şamaş, Gılgamış'ın koruyucusu olarak bir kez daha karşımıza çıkıyor. Sedir ormanı seferinde ona yardım eden Şamaş, Maşu yolculuğunda da onun yolunu aydınlatıyor. Ama Şamaş bile Gılgamış'a ölümsüzlük veremiyor; çünkü bu karar, tanrılar meclisine ait.
Akademik okuma
Akademisyenler, Mezopotamya metinlerindeki kozmik coğrafyayı, insanların evrene dair düşüncelerinin bir haritası olarak okuyor. Wayne Horowitz'in "Mesopotamian Cosmic Geography" kitabı, bu haritanın ayrıntılarını inceleyen en kapsamlı çalışmalardan biri. Bu haritada dağlar, denizler ve kapılar, gerçek yerlerden çok, evrenin yapısını anlatan sembolik öğeler.
Sitchin'in okuması
Sitchin için Sina, Anunnaki'nin Dünya'daki en önemli tesislerinden birinin yeriydi. Bu tesisin, tanrılar arasındaki bir savaşta yok edildiğini öne sürdü. Bu iddiayı bir sonraki yazıda, Sina savaşı anlatısının yayılmasını ele alırken yeniden tartışacağım.
Forumlarda
Forumlarda uzay limanı tartışmaları, genellikle bir uydu görüntüsü, bir harita ve Sitchin'den bir alıntıyla başlıyor. Bu üçlü, görsel bir kanıt, bir coğrafi bağlam ve bir yetke etkisi yaratıyor. Ama görüntülerin kaynağını, haritanın ölçeğini ve alıntının hangi metne dayandığını sormak, tartışmayı çoğu zaman yeni bir yöne çeviriyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki uzay limanı iddialarının yayılması, yukarıdan bakma deneyiminin yeniliğiyle ilgili. İnsanlık tarihinin büyük kısmında, dünyayı yukarıdan görmek tanrılara özgü bir ayrıcalıktı. Mezopotamya metinlerinde tanrılar, gökten aşağı bakan varlıklar. Google Earth, bu bakışı herkese verdi. Belki de bu yeni bakış, insanları tanrıların yerine koydu ve onlar da tanrıların gördüğünü sandıkları şeyleri aramaya başladı.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Bu yeni bakışın bir sorumluluğu da var. Yukarıdan bakmak, her şeyi gördüğümüz duygusunu veriyor; oysa gördüğümüz, yalnızca bir yüzey. Yüzeyin altındaki katmanları, toprağın ve taşın hikâyesini anlamak için hâlâ yere inmemiz, kazı raporlarını okumamız ve sahada çalışanları dinlememiz gerekiyor. Tanrıların gözüyle bakmak cazip; ama insanların ayaklarıyla yürümek, çoğu zaman daha doğru bir harita çiziyor. Sina'nın çölünde yürüyen Bedevilerin, o vadileri bir uydudan çok daha iyi tanıdığını unutmamak gerek. Onların yollarını, kuyularını ve kamp yerlerini bilen biri için o çizgiler, bir pistten çok bir ev adresine benziyor.
Ekranın başında geçirdiğimiz her saat, o yolları yürüyenlerin bilgisine biraz daha saygı duymamızı gerektiriyor.
Uydu bize nereye bakacağımızı söyler, ama ne gördüğümüzü söyleyemez.
Size soru
Bir uydu görüntüsünde gördüğünüz bir şeyin ne olduğunu araştırdığınızda, ilk izleniminizle sonuç arasında bir fark oldu mu? Maria Reiche'nin yanıtı size ne düşündürüyor? Gılgamış'ın Maşu yolculuğunu bir uzay limanına giriş olarak mı, bir kozmik yolculuk olarak mı okuyorsunuz? Yorumlarda paylaşın.
Bir sonraki yazıda Sina savaşı anlatısının neden bu kadar yayıldığına bakacağım.
Giriş yap