Uruk Vazosu: Bağdat'tan çalınıp geri dönen kabartmalı kap ve İnanna'ya giden alay
Bağdat'taki Irak Müzesi'nin en değerli eserlerinden biri, bir metreyi biraz aşan yüksekliğiyle, beyaz kaymaktaşından oyulmuş bir vazo. Arkeologlar ona "Uruk Vazosu" ya da bulunduğu höyüğün bugünkü adıyla "Warka Vazosu" diyor. MÖ dördüncü binyılın sonlarına, yani yazının yeni doğduğu döneme tarihleniyor. Üzerindeki kabartmalar, bilinen en eski anlatı sahnelerinden biri sayılıyor.
Bu vazo, Anunnaki tartışmalarında sık sık karşımıza çıkmıyor; ama bence çıkmalı. Çünkü vazo, bir tanrıçaya sunu götüren insanları, Sümer tarihinin en erken döneminde, hiçbir metnin yorumuna gerek kalmadan, doğrudan görüntüyle anlatıyor. Tanrılar ile insanlar arasındaki ilişkinin, yazılı mitlerden önce nasıl görüldüğünü merak eden biri için, bu vazo bir başlangıç noktası.
Kazıdan müzeye
Vazo, 1930'ların başında Alman arkeologların Uruk'taki kazıları sırasında, İnanna'nın tapınak alanı Eanna'da bulundu. Parçalar halindeydi ve onarılarak Bağdat'taki müzeye konuldu. Bulunduğu katman, Uruk'un yazının ilk biçimlerinin ortaya çıktığı dönemiyle aynı zamana denk geliyor; bu yüzden vazo, tabletlerdeki ilk işaretlerle aynı dünyanın ürünü.
Uruk, o dönemde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Eanna alanında devasa tapınaklar, renkli koni mozaikleriyle süslenmiş duvarlar ve büyük avlular vardı. Vazo, bu tapınak dünyasının içinde kullanılan, belki de sunuların taşındığı ya da sergilendiği bir kaptı.
Dört kuşak, bir alay
Vazonun gövdesi, yatay kuşaklara bölünmüş. En altta dalgalı çizgilerle su gösteriliyor. Onun üzerinde, sırayla dizilmiş bitkiler; araştırmacılar bunları arpa ve hurma ya da keten gibi ekinler olarak okuyor. Bir üst kuşakta koçlar ve koyunlar ardı ardına yürüyor. Bunun üzerinde, çıplak erkekler sepetler, kaseler ve testiler taşıyarak aynı yöne ilerliyor.
En üst kuşakta alay bir hedefe ulaşıyor. Burada uzun giysili bir kadın figürü, ona doğru gelen birini karşılıyor. Kadının arkasında, ucu halka gibi kıvrılmış iki kamış demeti duruyor. Bu kamış demetleri, çivi yazısında İnanna'nın adını yazmak için kullanılan işaretle aynı biçimde. Bu yüzden pek çok araştırmacı, kadının İnanna ya da onun rahibesi olduğunu düşünüyor.
Kadına yaklaşan figürün önünde çıplak bir adam bir sepet uzatıyor. Arkasından gelen ve süslü bir kemer ya da etek giyen figür ise büyük ölçüde kırık; araştırmacılar onu "rahip-kral" denen, Uruk'un yöneticisi olarak tanımlıyor. Kadının arkasında ise sunular yığılmış: kaplar, hayvan biçimli nesneler ve bir platformun üzerinde duran figürler.
Vazonun kuşaklarını aşağıdan yukarı okumak, size bir evrenin düzenini mi, yoksa bir günlük alayın sırasını mı anlatıyor?
Tanrılar arasındaki ilişki: İnanna'nın evi
Vazo, tanrılar arasındaki ilişkiyi değil, bir tanrıça ile bir kent arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Ama bu ilişki, sonraki Sümer metinlerinde ayrıntılı biçimde anlatılacak bir düzenin erken bir görüntüsü. Uruk'ta İnanna, gök tanrısı An ile birlikte kentin büyük tanrısıydı. Eanna, yani "Gök Evi", An'ın evi olarak anılsa da, zamanla İnanna'nın tapınağı olarak öne çıktı.
Sonraki metinlerde İnanna'nın An'dan Eanna'yı nasıl aldığına dair imalar var. "İnanna ve An" olarak bilinen kırık bir Sümer şiirinde, İnanna'nın Eanna'yı An'dan ele geçirdiği anlatılıyor. "İnanna ve Enki" şiirinde ise İnanna, Eridu'dan "me"leri, yani uygarlığın kurallarını Uruk'a taşıyor. Vazodaki sunu alayı, bu metinlerden yüzyıllar önce, Uruk'un zenginliğinin İnanna'nın evine aktığını gösteriyor.
Bazı araştırmacılar, vazonun üst kuşağını, İnanna ile kentin yöneticisi arasındaki kutsal evlilik ritüelinin bir sahnesi olarak okuyor. Bu ritüelde kral, Dumuzi'nin rolünü üstleniyor ve İnanna ile birleşerek ülkenin bereketini güvence altına alıyordu. Ama vazonun kendisi bir evlilik sahnesi göstermiyor; yalnızca bir karşılama ve sunu sahnesi. Kutsal evlilik yorumu, sonraki metinlerin geriye doğru okunmasına dayanıyor.
İnanna'nın bir kentin zenginliğini kabul eden bir tanrıça olarak gösterilmesi, onun sonraki savaşçı ve âşık kimliğiyle nasıl bağdaşıyor sizce?
2003 yağması ve dönüş
Nisan 2003'te, Bağdat'ın düşüşünün ardından Irak Müzesi yağmalandı. Binlerce eser kayboldu. Uruk Vazosu da çalınanlar arasındaydı; yağmacılar onu taban kısmından kırarak sergilendiği yerden kopardılar. Vazonun kaybı, yağmanın en çok konuşulan kayıplarından biri oldu.
Haziran 2003'te vazo, müzeye geri getirildi. Getirenler, bir af düzenlemesi kapsamında eseri bir arabanın bagajında teslim etti. Vazo parçalanmıştı; ama parçaların büyük kısmı yerindeydi. Onarım çalışmalarının ardından vazo yeniden sergilenebilir hale geldi. Yağma ve geri dönüş, müzenin eserlerini kurtarmak için yürütülen soruşturmanın da sembolü oldu.
Vazonun bir eşi var mı?
Uruk Vazosu tek başına değil. Aynı dönemden, aynı Eanna alanından, benzer sahneleri taşıyan başka taş kaplar ve kabartma parçaları da bulundu; ama hiçbiri bu kadar eksiksiz değil. Silindir mühürlerde de benzer sunu alayları ve kamış demetleri görülüyor. Bu, vazonun bir sanatçının tek seferlik buluşu olmadığını, Uruk'ta yaygın bir görsel dilin parçası olduğunu gösteriyor.
Bu görsel dilin sonraki yüzyıllarda nasıl değiştiğine bakmak da öğretici. Erken Hanedanlık döneminin adak kabartmalarında, sunu sahneleri yerini ziyafet sahnelerine bırakıyor. Akad döneminde ise tanrılar, boynuzlu taçlarıyla daha açık biçimde tanımlanmaya başlıyor. Uruk Vazosu'ndaki kadın figürünün başında boynuzlu taç yok; bu da onun tanrıça mı rahibe mi olduğu tartışmasını canlı tutuyor.
Bir müze ziyaretçisi olarak bu vazonun önünde durduğunuzu düşünün. Gözünüz önce nereye giderdi: tanrıçaya mı, yoksa sepet taşıyan isimsiz insanlara mı? Ben sanırım o isimsiz taşıyıcılara bakardım; çünkü beş bin yıl önce o kentte yaşayan sıradan insanların yüzleri, bize bu vazodan daha yakın gelmiyor.
Akademik okuma
Sanat tarihçileri, Uruk Vazosu'nu, Mezopotamya'da kentleşmenin ve merkezi bir yönetimin ortaya çıkışının görsel bir belgesi olarak okuyor. Kuşakların düzeni, doğadan topluma, topluma da tanrıya doğru giden bir sıra izliyor: su, bitkiler, hayvanlar, insanlar ve tanrıça. Bu sıra, tapınağın ekonomik ve dinî merkez olarak rolünü gösteriyor: Bütün üretim, tanrıçanın evine akıyor.
Vazonun çıplak taşıyıcıları da tartışılıyor. Erken Mezopotamya sanatında tanrıya hizmet eden kişilerin çıplak gösterilmesi, bir arınma ya da alçakgönüllülük işareti olarak yorumlanıyor. Bu taşıyıcıların aynı yüz ve beden biçimiyle tekrarlanması ise bir kalabalığı değil, bir düzeni anlatıyor.
"Rahip-kral" figürü, Uruk dönemi sanatında başka eserlerde de karşımıza çıkıyor: silindir mühürlerde, kabartmalarda ve heykelciklerde. Sakallı, başında bir bant bulunan bu figür, hem tapınağa hizmet eden hem de kenti yöneten bir lider. Araştırmacılar, krallığın henüz tam ayrışmadığı bu dönemde, dinî ve siyasi gücün aynı kişide birleştiğini düşünüyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Uruk'u, Anu'nun Dünya'ya geldiğinde kaldığı ve sonra İnanna'ya armağan ettiği kent olarak yorumladı. Ona göre Eanna, Anu'nun konutuydu ve İnanna, onun gözdesi olarak burayı kendi merkezi haline getirdi. Bu yorum, İnanna ile An arasındaki metinsel ilişkiyi kendi Nibiru anlatısına bağlıyor.
Vazo, Sitchin'in kitaplarında merkezi bir yer tutmuyor. Belki de bunun nedeni, vazonun gösterdiği sahnenin çok sıradan olması: Teknoloji, uçan araç ya da gizemli nesne yok; yalnızca su, ekin, koyun, sepet taşıyan insanlar ve bir tanrıça. Vazo, Anunnaki'nin bir uzaylı yönetimi değil, bir tapınak ekonomisi olarak düşünüldüğü bir dünyayı gösteriyor.
Forumlarda
Forumlarda Uruk Vazosu, genellikle yağma haberleriyle birlikte anılıyor. Bazı kullanıcılar, yağmanın arkasında koleksiyonerlerin ya da gizli grupların olduğunu, eserlerin "Anunnaki gerçeğini gizlemek" için çalındığını öne sürüyor. Bu iddiaların kanıtı yok; yağmanın savaşın kaosu içinde, hem fırsatçılar hem de organize kaçakçılar tarafından yapıldığı, sonraki soruşturmalarla ortaya kondu.
Bazı başlıklarda ise vazonun üst kuşağındaki sunular, "tanrılara verilen vergi" olarak yorumlanıyor ve Anunnaki'nin insanlardan vergi toplayan bir yönetici sınıf olduğu iddiasına dayanak yapılıyor. Eleştirel kullanıcılar, tapınak ekonomisinin gerçekten de bir tür vergi sistemi olduğunu, ama bu sistemi yönetenlerin insan rahipler ve yöneticiler olduğunu hatırlatıyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Uruk Vazosu'nun en ilginç yanı, en üstteki tanrıçanın yüzünün değil, en alttaki suyun her şeyi başlatması. Alay, sudan başlıyor; su olmadan ne ekin ne koyun ne de sepet taşıyan insanlar var. Vazo, belki de bir bereket zincirini anlatıyor: Su, bitki, hayvan, insan ve tanrı, birbirine bağlı halkalar.
Bu zincirin 2003'te kırılması ve sonra yeniden onarılması da bana bir şey düşündürüyor. Beş bin yıllık bir vazo, bir arabanın bagajında, parçalanmış halde geri döndü. Belki de bu eser, bir kentin zenginliğinin bir tanrıçaya akışını anlatmakla kalmıyor; bir mirasın kırılganlığını ve onarılabilirliğini de anlatıyor.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Uruk Vazosu'nun kuşaklarını aşağıdan yukarı okumak size ne anlatıyor? Üst kuşaktaki kadın figürünü İnanna olarak mı, yoksa onun rahibesi olarak mı görüyorsunuz? Savaş sırasında yağmalanan eserlerin geri dönmesi için ne yapılmalı? Yorumlarda yazın.
Giriş yap