Uruk'un efsanevi kralları tarihsel mi? Enmerkar, Lugalbanda ve Gılgamış'ın izini sürmek
Sümer Kral Listesi'nde, Uruk'un Birinci Hanedanlığı, bir dizi efsanevi kralla başlıyor. Meskiaggaşer, güneş tanrısı Utu'nun oğlu. Ardından oğlu Enmerkar, Uruk'u kuran ve yazıyı icat ettiği söylenen kral. Ardından Lugalbanda, dağlarda kaybolan ve tanrılar tarafından kurtarılan bir çoban. Ardından Dumuzi, bir balıkçı. Ve sonra, en ünlüleri: Gılgamış.
Bu kralların hepsi, Sümer edebiyatında, destanların ve şiirlerin kahramanları. Ama gerçekten yaşadılar mı? Yoksa tamamen efsanevi figürler mi? Bu soru, Sümerologların yüz yılı aşkın süredir tartıştığı bir konu. Ve cevap, kesin bir "evet" ya da "hayır" değil. Sizce bir efsanenin kahramanı, aynı zamanda tarihsel bir kişi olabilir mi?
Kral listesindeki süreler
Sümer Kral Listesi, Uruk'un Birinci Hanedanlığı'nın krallarına, inanılmaz hükümdarlık süreleri veriyor. Meskiaggaşer, üç yüz yirmi dört yıl; Enmerkar, yüz yirmi yedi yıl hüküm sürüyor. Lugalbanda için verilen süre bin iki yüz yıl; Dumuzi için ise yüz yıl. Gılgamış, yüz yirmi altı yıl hüküm sürüyor.
Gılgamış'tan sonra, süreler kısalmaya başlıyor. Gılgamış'ın oğlu Ur-Nungal, otuz yıl hüküm sürüyor. Ondan sonraki kralların süreleri, giderek, insan ömrüne uygun değerlere iniyor.
Bu, Sümer Kral Listesi'nin genel yapısına uyuyor. Liste, tufan öncesi krallara on binlerce yıllık süreler veriyor; tufan sonrası krallara ise, önce yüzlerce, sonra onlarca yıllık süreler. Efsanevi dönemden tarihsel döneme, kademeli bir geçiş var.
Gılgamış'ın tarihselliği
Gılgamış'ın gerçek bir kişi olup olmadığı sorusu, özellikle ilgi çekici. Gılgamış'ın tarihsel varlığına dair doğrudan bir kanıt, yani onun kendi döneminden kalma bir yazıt, bulunamadı. Ama dolaylı kanıtlar var.
Bu kanıtlardan biri, "Tummal Yazıtı" adlı bir metin. Bu metin, Nippur'daki Ninlil'e ait Tummal adlı bir kutsal yapının tarihini anlatıyor. Metne göre, Tummal'ı ilk kez, Kiş kralı Enmebaragesi inşa ettirdi. Ardından, oğlu Agga, onu güzelleştirdi. Sonra yapı harap oldu ve Gılgamış, onu yeniden inşa ettirdi. Ardından, oğlu Ur-Nungal, onu güzelleştirdi.
Tummal Yazıtı, Ur III döneminde ya da hemen sonrasında yazıldı. Yani Gılgamış'tan yüzlerce yıl sonra. Ama metin, Gılgamış'ı, Enmebaragesi ve diğer tarihsel krallarla birlikte, aynı listede sayıyor. Bu, en azından, Ur III dönemindeki yazıcıların, Gılgamış'ı tarihsel bir kral olarak gördüğünü gösteriyor.
Bir başka dolaylı kanıt, "Gılgamış ve Agga" adlı Sümer şiiri. Bu şiirde, Gılgamış, Kiş kralı Agga'ya karşı savaşıyor. Agga, Enmebaragesi'nin oğlu. Enmebaragesi'nin ise, kendi döneminden kalma yazıtları bulundu. Eğer Enmebaragesi tarihsel bir kişiyse ve oğlu Agga, Gılgamış'la savaştıysa, Gılgamış da tarihsel bir kişi olabilir.
Bu, akademisyenlerin çoğunu, Gılgamış'ın, MÖ yaklaşık 2700 ile 2600 arasında yaşamış, tarihsel bir Uruk kralı olabileceğini düşünmeye yöneltti. Ama bu bir olasılık; kesin bir bilgi değil.
Enmerkar ve Aratta
Enmerkar'ın hikâyesi, Sümer edebiyatında, dört ayrı destanda anlatılıyor. Bunların en ünlüsü, "Enmerkar ve Aratta'nın Efendisi". Bu destanda, Enmerkar, uzak bir dağ kenti olan Aratta'nın efendisinden, İnanna'nın tapınağı için değerli taşlar ve madenler istiyor.
Destanın en ilginç kısmı, yazının icadını anlatan bölüm. Enmerkar, Aratta'nın efendisine, o kadar uzun bir mesaj göndermek istiyor ki, habercisi, mesajı ezberleyemiyor. Bunun üzerine, Enmerkar, kili düzleştiriyor ve mesajı, kilin üzerine yazıyor. Destana göre, bu, yazının ilk kez kullanıldığı andı.
Aratta'nın nerede olduğu, akademisyenler arasında tartışmalı. Bazıları, İran'ın Kerman bölgesinde, Jiroft yakınlarında olabileceğini düşünüyor. Diğerleri, Azerbaycan ya da Afganistan'da arıyor. Bazıları ise, Aratta'nın, tamamen efsanevi bir yer olabileceğini öne sürüyor.
Yazının icadı konusunda ise, arkeolojik kanıtlar, farklı bir hikâye anlatıyor. Uruk'ta bulunan en eski yazılı tabletler, MÖ yaklaşık 3300 ile 3000 arasına tarihleniyor. Bu tabletler, mektup değil, muhasebe kayıtları. Yazı, uzun mesajlar göndermek için değil, malları saymak için icat edildi.
Lugalbanda'nın yolculuğu
Lugalbanda, iki ayrı Sümer destanının kahramanı. "Dağ Mağarasındaki Lugalbanda" adlı destanda, Lugalbanda, Enmerkar'ın ordusuyla birlikte, Aratta'ya giderken hastalanıyor ve arkadaşları tarafından, bir dağ mağarasında bırakılıyor. Lugalbanda, tanrılara dua ediyor ve iyileşiyor.
İkinci destan, "Lugalbanda ve Anzu Kuşu". Bu destanda, Lugalbanda, dev bir kuş olan Anzu'nun yuvasını buluyor ve onun yavrusunu besliyor. Anzu, bu iyiliğe karşılık, Lugalbanda'ya, olağanüstü bir hız yeteneği veriyor. Lugalbanda, bu yetenekle, ordusuna yetişiyor ve daha sonra, Uruk'a bir haberci olarak dönüyor.
Lugalbanda, Gılgamış Destanı'nda, Gılgamış'ın babası olarak anılıyor. Gılgamış'ın annesi ise, tanrıça Ninsun. Bu, Gılgamış'ı, yarı tanrı yarı insan bir figür yapıyor.
Arkeolojik kanıtlar
Uruk'ta, bugün Warka olarak bilinen yerde, Alman arkeologlar, 1912'den bu yana, düzenli kazılar yürütüyor. Bu kazılar, Uruk'un, MÖ dördüncü binyılda, dünyanın en büyük kentlerinden biri olduğunu gösterdi.
Ama Uruk'ta, Gılgamış ya da Enmerkar adını taşıyan, onların döneminden kalma bir yazıt bulunamadı. Uruk'un Erken Hanedanlık dönemine ait katmanları, ilerleyen dönemlerin yapıları altında kaldı ve tam olarak kazılmadı.
Uruk'un surları ise, ilginç bir bağlantı sunuyor. Gılgamış Destanı, Gılgamış'ın, Uruk'un büyük surlarını inşa ettirdiğini anlatıyor. Alman kazıları, Uruk'un çevresinde, yaklaşık dokuz kilometre uzunluğunda bir sur buldu. Bu sur, Erken Hanedanlık dönemine, yani Gılgamış'ın yaşamış olabileceği döneme tarihleniyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Uruk'un efsanevi kralları, hepsi, tanrılarla yakın ilişki içinde. Meskiaggaşer, Utu'nun oğlu. Enmerkar, İnanna'nın gözdesi. Lugalbanda, Anzu'nun dostu ve Ninsun'un eşi. Gılgamış, Ninsun'un oğlu.
Bu ilişkiler, Uruk'un, Sümer kentleri arasında, tanrılarla en yakın bağa sahip kent olarak görüldüğünü gösteriyor. Uruk, İnanna'nın ve An'ın kentiydi. Uruk'un kralları, bu tanrılarla, kan bağı ya da özel bir sevgi bağıyla bağlıydı.
Gılgamış'ın mezarı haberi
2003'te, uluslararası basında, Gılgamış'ın mezarının bulunduğuna dair haberler yayıldı. Bu haberlerin kaynağı, Bavyera Anıtları Koruma Dairesi'nden Jörg Fassbinder ve Helmut Becker'in yönettiği bir manyetometre çalışmasıydı. Ekip, Uruk'un yüzey altını, manyetik ölçümlerle haritaladı ve eski Fırat yatağının izlerini, kanalları ve bahçeleri tespit etti.
Gılgamış'ın ölümünü anlatan Sümer şiiri, "Gılgamış'ın Ölümü", onun mezarının, Fırat'ın yatağı geçici olarak saptırılarak, nehrin tabanına inşa edildiğini anlatıyor. Fassbinder, haritalanan alanda, eski bir nehir yatağının ortasında, bir yapı olabilecek bir şekil gördüğünü söyledi. Basın, bu açıklamayı, Gılgamış'ın mezarının bulunduğu şeklinde yorumladı.
Ama ekibin kendisi, bunun yalnızca bir olasılık olduğunu ve kazı yapılmadan hiçbir şey söylenemeyeceğini vurguladı. O tarihten bu yana, bu noktada, mezarın varlığını doğrulayan bir kazı yapılmadı. Haber, bugün hâlâ, forumlarda, kanıtlanmış bir bulgu gibi paylaşılıyor.
Bu çalışmanın asıl değeri, başka bir yerdeydi. Manyetometre haritası, Uruk'un, kanallarla örülü, bahçelerle dolu bir kent olduğunu gösterdi. Bazı araştırmacılar, bu kanal ağının, Uruk'u, bir tür "çöl Venediği" haline getirdiğini öne sürdü.
Gılgamış'ın mezarı gerçekten bulunsaydı, sizce bu, destana bakışımızı değiştirir miydi?
Dumuzi: balıkçı kral
Listede, Lugalbanda ile Gılgamış arasında yer alan Dumuzi, ayrıca ilgi çekici. Sümer Kral Listesi, onu, "Kuara kentinden bir balıkçı" olarak tanımlıyor. Bu Dumuzi, İnanna'nın sevgilisi olan çoban tanrı Dumuzi ile aynı mı? Bazı araştırmacılar, ikisinin ayrı figürler olduğunu düşünüyor; diğerleri ise, listedeki balıkçı kralın, tanrı Dumuzi'nin bir yansıması olabileceğini öne sürüyor. Bu belirsizlik, listedeki efsanevi kralların, tanrılar ile insanlar arasındaki sınırda durduğunu bir kez daha gösteriyor.
Akademik okuma
Akademisyenler, Uruk'un efsanevi krallarını, büyük olasılıkla, tarihsel kişilerin efsaneleşmiş halleri olarak görüyor. Andrew George, Gılgamış Destanı'nın eleştirel edisyonunda, Gılgamış'ın tarihsel bir kral olabileceğini, ama destanın, onun hayatının bir tarihi değil, efsanevi bir anlatısı olduğunu vurguladı.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Uruk'un efsanevi krallarını, Anunnaki ile insanların melezleri olarak yorumladı. Ona göre, Gılgamış'ın "üçte ikisi tanrı, üçte biri insan" olması, gerçek bir genetik durumu yansıtıyordu.
Akademik okumada, bu ifade, Gılgamış'ın yarı tanrısal statüsünü vurgulayan edebi bir formül olarak değerlendiriliyor.
Forumlarda
Forumlarda Gılgamış'ın tarihselliği, sık sık tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, Gılgamış'ın mezarının bulunduğuna dair haberleri paylaşıyor; ama bu haberler, genellikle, doğrulanmamış iddialara dayanıyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Uruk'un efsanevi kralları, gerçek kişilerin, kuşaklar boyunca anlatılan hikâyelerle büyütülmüş halleri. Bir kral, kentinin surlarını inşa ettirdiğinde, bu başarı, onun adını yaşattı. Zamanla, bu ad, efsanelerle doldu.
Belki de her efsanenin altında, bir zamanlar gerçekten yaşamış, ama artık tanınmayacak kadar dönüşmüş bir insan var.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Gılgamış'ın tarihsel bir kişi olması, destanı okuma biçiminizi değiştirir mi? Bir efsanenin kahramanının gerçekten yaşamış olması size ne hissettirir? Yorumlarda yazın.
Giriş yap