Giriş yap
🏺 Anunnaki

Urkeş: Kumarbi'nin kenti ve yeraltına açılan kuyu

Hurri mitlerinde, tanrıların babası Kumarbi'nin bir kenti vardı: Urkeş. Hitit arşivlerinden bilinen "Kumarbi Döngüsü"nde, Kumarbi, Urkeş'te oturur, planlar yapar ve oğlu Teşup'a karşı entrikalar çevirir. Uzun süre, Urkeş'in yalnızca mitlerde var olan bir yer mi, yoksa gerçek bir kent mi olduğu bilinmiyordu.

1995'te, Suriye'nin kuzeydoğusunda, Türkiye sınırına çok yakın, Kamışlı yakınlarındaki Tell Mozan höyüğünde çalışan bir ekip, bu soruyu cevapladı. Burası, Urkeş'ti. Ve kazılar, bu kentin, mitlerde anlatılandan çok daha eski ve karmaşık bir tarihe sahip olduğunu ortaya çıkardı. Ben Urkeş'i, bir mitin gerçek bir yerle buluştuğu nadir anlardan biri olarak görüyorum. Bir mitin geçtiği yeri bulmak sizce neyi değiştirir?

Buccellati'ler ve uzun kazı

Tell Mozan'daki kazılar, 1984'te, Kaliforniya Üniversitesi'nden Giorgio Buccellati ve eşi Marilyn Kelly-Buccellati tarafından başlatıldı. Bu çift, yaklaşık kırk yıl boyunca, Urkeş'te çalıştı ve kenti, Mezopotamya arkeolojisinin en iyi belgelenmiş alanlarından biri haline getirdi.

Tell Mozan, büyük bir höyük; yaklaşık yirmi beş metre yüksekliğinde ve geniş bir alt kentle çevrili. Buccellati'ler, kazılarını, höyüğün tepesindeki bir tapınaktan, bir saraydan ve höyüğün içindeki gizemli bir yeraltı yapısından başlayarak genişletti.

Kentin kimliği

Tell Mozan'ın Urkeş olduğu, 1995'te, sarayda bulunan mühür baskılarıyla kanıtlandı. Bu baskılarda, "Urkeş'in endanı" unvanını taşıyan bir kral, Tupkiş, ve eşi, kraliçe Uqnitum'un adları geçiyordu. "Endan", Hurrice bir kraliyet unvanıydı.

Uqnitum'un mühürleri, özellikle ilginç. Bu mühürlerde, kraliçe, çocuklarıyla birlikte, tahtta oturan bir figür olarak tasvir ediliyor. Bazı mühürlerde, bir hizmetçi, kraliçenin çocuğunun saçlarını tarıyor. Bu sahneler, bir kraliyet ailesinin gündelik hayatına dair nadir bir pencere açıyor.

Saraydaki mühür baskıları, ayrıca, sarayın farklı görevlilerine, aşçılara, dadılara ve diğer hizmetkârlara ait mühürler de içeriyordu. Bu da, sarayın, karmaşık bir yönetim yapısına sahip olduğunu gösteriyor.

Akad bağlantısı

Urkeş'te bulunan bir başka mühür baskısı, büyük bir sürpriz yarattı. Bu baskıda, "Naram-Sin'in kızı Taram-Agade" adı geçiyordu. Naram-Sin, Akad İmparatorluğu'nun en güçlü krallarından biriydi.

Bu bulgu, Taram-Agade'nin, Urkeş'in kralıyla evlendiğini düşündürdü. Yani Akad, Urkeş ile bir evlilik ittifakı kurmuştu. Bu, Urkeş'in, Akad döneminde, fethedilmiş bir kent değil, saygın bir müttefik olduğunu gösteriyor.

Bu bağlantı, Tell Leilan'daki tartışmalarla da ilişkili. Akad'ın çöküşünden sonra, Habur ovasındaki pek çok kent terk edilirken, Urkeş yaşamaya devam etti. Belki de Urkeş'in, Akad'a bağımlı olmayan, kendi ekonomik ve siyasi dayanakları vardı.

Urkeş Aslanları

Urkeş'in en ünlü eserleri, bugün Paris'teki Louvre'da ve New York'taki Metropolitan Müzesi'nde bulunan iki bronz aslan figürü. Bu aslanlar, kaçak kazılarla ortaya çıkmış ve yirminci yüzyılın başlarında antika piyasasında satılmıştı. Her biri, ön ayakları arasında, bir taş levha tutuyor ve alt kısmı, bir çivi biçiminde sivri uçla bitiyor.

Bu figürler, bir tapınağın altına gömülen adak çivileriydi. Louvre'daki aslanın taş levhasında, Hurrice bir yazıt var: "Urkeş'in endanı Tiş-atal, Nergal'in tapınağını inşa etti." Bu yazıt, bilinen en eski Hurrice metin olarak kabul ediliyor ve yaklaşık MÖ 2100'e tarihleniyor.

Aslanlar, uzun süre, kökeni bilinmeyen eserler olarak sergilendi. Urkeş'in keşfi, onların nereden geldiğini kesinleştirdi.

Abi: yeraltı dünyasına açılan kuyu

Urkeş'in belki de en gizemli yapısı, sarayın yakınında bulunan derin, taşla örülmüş bir kuyu. Bu kuyu, yaklaşık yedi metre derinliğinde ve yuvarlak bir plana sahip. Kuyunun içinde, binlerce yıl boyunca biriken kalıntılar bulundu: domuz yavrusu, köpek ve eşek kemikleri, kuş kemikleri, kırık çanak çömlekler ve küçük figürinler.

Buccellati'ler, bu yapıyı, Hurrice "abi" olarak tanımladı. Hitit ve Hurri metinlerinde, abi, yeraltı dünyasına açılan bir kapı ya da çukurdu. Bu çukurlarda, ölülerin ruhlarıyla ve yeraltı tanrılarıyla iletişim kurmak için ritüeller yapılıyordu. Hayvanlar, özellikle domuz yavruları, kurban edilerek çukura atılıyordu.

Bazı araştırmacılar, Kitab-ı Mukaddes'te geçen "ob" sözcüğünün, yani ölülerin ruhlarını çağıran büyücülerin kullandığı nesnenin ya da çukurun, bu Hurri geleneğiyle ilişkili olabileceğini öne sürdü. Saul'un, Endor'daki kadın aracılığıyla, ölü peygamber Samuel'in ruhunu çağırması, bu tür bir ritüelin bir örneği olarak görülüyor.

Urkeş'teki abi, bu tür bir yapının bilinen en eski ve en iyi korunmuş örneklerinden biri.

Savaş yıllarında Urkeş

2011'de Suriye'de iç savaş başladığında, Buccellati'ler, Urkeş'teki kazıları durdurmak zorunda kaldı. Ancak alanı terk etmediler. Yerel köylülerle, uzun yıllar boyunca kurdukları güven ilişkisi sayesinde, alanın korunmasını ve bazı çalışmaların sürdürülmesini sağladılar.

Yerel halk, alanı bekledi, yağmacılara karşı korudu ve hatta küçük çaplı koruma çalışmaları yaptı. Buccellati'ler, bu süreci, "topluluk arkeolojisi"nin bir örneği olarak tanımladı. Yerel halkın, kendi geçmişlerinin koruyucusu olması, Urkeş'in savaş yıllarında büyük ölçüde zarar görmemesini sağladı.

Tanrılar arasındaki ilişki: Kumarbi ve Nergal

Urkeş'in baş tanrısı, Kumarbi'ydi. Hurri mitlerinde, Kumarbi, gök tanrısı Anu'yu tahttan indiren ve kendisi de sonunda oğlu Teşup tarafından devrilen tanrıydı. Kumarbi, tahıl ve yeraltı dünyasıyla ilişkilendirilen bir tanrıydı; Mezopotamya'da, Enlil ya da Dagan ile özdeşleştirildi.

Tiş-atal'ın aslanlı yazıtında ise, Nergal'in tapınağından söz ediliyor. Nergal, Mezopotamya'nın yeraltı ve savaş tanrısıydı. Urkeş'te, Nergal'in Hurrice bir karşılığına, belki de Kumarbi'nin bir yönüne, tapınılıyor olabilirdi.

Abi'nin varlığı da, Urkeş'in yeraltı dünyasıyla özel bir ilişkisi olduğunu gösteriyor. Kumarbi, Nergal ve abi; üçü de, yeraltı dünyasının, ölülerin ve toprağın gücüyle ilişkili. Urkeş, belki de, yeraltı dünyasına açılan kutsal bir kentti.

Kumarbi Döngüsü'nde, Kumarbi, Urkeş'te oturur ve gökyüzünün tahtını geri almak için planlar yapar. Yeraltının ve toprağın tanrısı, gökyüzünün tanrısına karşı mücadele eder. Bu, Mezopotamya'da da bilinen, gök ve yer arasındaki gerilimin bir Hurri versiyonu.

Tapınak terası ve kentin manzarası

Urkeş'in höyüğünün tepesinde, büyük bir tapınak terası bulunuyordu. Bu teras, taştan bir duvarla çevriliydi ve geniş bir merdivenle çıkılıyordu. Terasın üzerinde, Kumarbi'ye adandığı düşünülen bir tapınak vardı.

Buccellati'ler, bu terasın, yaklaşık MÖ 2450'den itibaren kullanıldığını ve yüzyıllar boyunca, farklı aşamalarda yeniden düzenlendiğini belirledi. Terasın önünde, geniş bir meydan uzanıyordu; bu meydan, büyük olasılıkla, dinsel törenler ve toplantılar için kullanılıyordu.

Teras, ovadan bakıldığında, kilometrelerce öteden görülebiliyordu. Bu, Urkeş'in, çevresindeki köyler ve yollar için, görsel bir merkez olduğunu düşündürüyor. Bugün de, Tell Mozan'ın tepesine çıkan biri, kuzeyde Toros dağlarını ve güneyde Habur ovasını görebiliyor. Bu manzara, kentin neden bu noktada kurulduğunu anlamaya yardım ediyor: dağlarla ova arasında, ticaret yollarının kesiştiği bir yerde.

Dağlardan gelen bakır, Urkeş için önemli bir kaynak olabilirdi. Bazı araştırmacılar, kentin zenginliğinin, Anadolu'nun bakır madenlerine yakınlığından kaynaklandığını düşünüyor.

Akademik okuma

Akademisyenler, Urkeş'i, Hurri tarihinin ve kültürünün en önemli kaynağı olarak görüyor. Bu kent, Hurrilerin, MÖ üçüncü binyılda, kuzey Mezopotamya'da güçlü ve bağımsız bir krallık kurduğunu gösteriyor. Ayrıca, Akad ile ilişkisi, bu dönemde kuzey ile güney arasındaki diplomatik bağları anlamak için kritik.

Abi ise, Hurri dininin ve ölülerle iletişim ritüellerinin nadir bir maddi kanıtı. Bu yapı, Hitit metinlerinde anlatılan ritüellerin, gerçekte nasıl uygulandığına dair bir fikir veriyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Kumarbi Döngüsü'nü, Anunnaki arasındaki taht kavgasının bir yansıması olarak yorumladı. Ona göre, Kumarbi, Nibiru'nun tahtını ele geçirmeye çalışan bir Anunnaki'ydi ve Urkeş, onun Dünya'daki üssüydü.

Urkeş'in keşfi, Sitchin'in ölümünden önce gerçekleşti, ama Sitchin bu kazılara özel bir ilgi göstermedi. Akademik okumada, Kumarbi Döngüsü, Hurri dinsel düşüncesinin bir ürünü olarak değerlendiriliyor ve Urkeş'in mitteki yeri, kentin gerçek dinsel önemini yansıtıyor.

Forumlarda

Forumlarda Urkeş, en çok abi yapısıyla anılıyor. Bazı kullanıcılar, bu yapıyı, "yeraltı dünyasına açılan bir portal" olarak yorumluyor. Diğerleri ise, yapının, ölülerle iletişim inancına dair ritüel bir alan olduğunu ve bu inancın, pek çok kültürde bulunduğunu belirtiyor.

Savaş yıllarında yerel halkın alanı koruması da, bazı başlıklarda, kültürel mirasın korunmasının en güzel örneklerinden biri olarak paylaşılıyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Kanaatimce Urkeş'in abisi, bir kentin kendi derinliğiyle kurduğu bağı simgeliyor. Kral ve kraliçe, sarayda yaşarken, hemen yanlarında, ölülerin dünyasına açılan bir kuyu vardı. Geçmiş, ölüler ve yeraltının tanrıları, her zaman yakındaydı.

Belki de Kumarbi'nin gökyüzü tahtını geri alma mücadelesi, Urkeş halkının kendi kimliğinin bir ifadesiydi: toprağa, ölülere ve atalarına bağlı bir halkın, gökyüzünün büyük güçlerine karşı kendi yerini savunması.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bir sarayın yanında ölülerle iletişim için bir kuyu bulunması size ne düşündürüyor? Savaş sırasında yerel halkın bir arkeolojik alanı koruması hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap