Ur yalnız değildi: Eridu, Uruk ve Nippur ağıtları ve antik uzaylı yorumları
Ur Ağıtı'nı okuyan herkes bir noktada aynı soruyu soruyor: bu kadar büyük bir yıkım, tek bir kentle mi sınırlıydı? Sorunun cevabı, tabletlerin kendisinde. Ur için yazılan ağıt, bir türün yalnızca en ünlü örneği. Aynı dönemde Eridu, Uruk ve Nippur için de ağıtlar yazıldı. Antik uzaylı anlatılarında bu çokluk, Sümer'in tamamını vuran tek bir felaketin, çoğunlukla bir "kötü rüzgarın" kanıtı olarak sunuluyor.
Ur Ağıtı'nın içeriğini, Ningal'in yakarışını ve Kramer'den Samet'e uzanan çeviri tarihini daha önce yazdım. Bu kez Ur'un gölgesinde kalan üç kardeş ağıta bakmak istiyorum. Onları birlikte okumak, hem antik uzaylı tezinin neye dayandığını hem de nerede tökezlediğini daha açık gösteriyor.
Eridu Ağıtı: kentinin dışında kalan Enki
Eridu Ağıtı'nın en çarpıcı sahnesi, Enki'nin kendi kentine yabancılaşması. Fırtına Eridu'yu vurduğunda Enki, kentin dışında, sanki yabancı bir kentmiş gibi bekliyor. Eşi Damgalnuna ise bir kuş gibi ağlıyor; kutsal odalarından kovulmuş, tapınağının yıkıntıları arasında dolaşıyor.
Bu sahne, Ur Ağıtı'ndaki Nanna ve Ningal'in durumuyla paralel. Orada da tanrılar kentlerini terk ediyor ya da terk etmek zorunda kalıyor. Ama Eridu'nun tanrısı Enki. Sitchin'in anlatısında insanlığın dostu, Enlil'in rakibi olan tanrı. Enki'nin bile kendi kentini koruyamaması, bu ağıtı ilginç kılıyor. Felaket, tanrılar arasındaki rekabetin ötesinde bir karar gibi görünüyor.
Margaret Green, 1978'de Eridu Ağıtı'nın edisyonunu Journal of Cuneiform Studies'de yayımladı. Tabletler parçalı; ağıtın sonu, Enki'nin kentine geri dönmesi ve yeniden düzenin kurulmasıyla ilgili satırlar içeriyor gibi görünüyor, ama eksik yerler yorumları sınırlıyor.
Uruk Ağıtı: insanlığın gürültüsü
Uruk Ağıtı da Green tarafından, 1984'te yayımlandı. Bu ağıtın girişinde, tanrıların meclisinde alınan bir karar anlatılıyor. Ağıtın bazı satırları, Atrahasis'teki tufan kararını hatırlatan bir dille yazılmış: insanlığın varlığı, tanrıların kararına konu oluyor.
Uruk Ağıtı'nın Atrahasis ile bu benzerliği, antik uzaylı yorumcuları için değerli bir köprü. Tufanı ve kent yıkımlarını aynı tanrısal politikanın parçaları olarak okuyorlar: Enlil, insanlığı defalarca cezalandırmaya çalışıyor. Akademik okumada ise benzerlik, edebi bir ödünç alma olarak görülüyor. Ağıt yazarları, eski ve saygın bir tufan anlatısının dilini, kendi kentlerinin yıkımını anlatmak için kullanıyor.
Nippur Ağıtı: yeniden kurulan kent
Nippur Ağıtı, diğerlerinden farklı. Steve Tinney'nin 1996'daki edisyonu, bu metnin İsin kralı İşme-Dagan döneminde yazıldığını gösteriyor. Ağıtın büyük kısmı yıkımı değil, onarımı anlatıyor. Enlil, Nippur'a dönüyor ve İşme-Dagan aracılığıyla kenti yeniden kuruyor.
Nippur Ağıtı'nda bir diyalog var: şair, yıkılmış kente sesleniyor; kent ona cevap veriyor. Bu yapı, ağıtın bir yas metni olmaktan çok bir siyasi metin olduğunu düşündürüyor. İsin kralları, Ur'un çöküşünden sonra Sümer'in yeni efendileri olduklarını göstermek istiyorlardı. Nippur'un onarımı, bu meşruiyetin simgesi.
Neden bu kentler?
Ağıt yazılan kentlerin listesi de dikkat çekici. Ur, Ur III hanedanının başkenti. Nippur, Enlil'in kenti ve Sümer'in dini merkezi. Eridu, en eski kent olarak kabul ediliyor; kral listesine göre krallığın ilk indiği yer. Uruk, Gılgamış'ın ve İnanna'nın kenti. Bu dört kent, Sümer'in siyasi, dini ve efsanevi hafızasının dört direği.
Ağıtların bu kentler için yazılması, yıkımın her kentte aynı ölçüde gerçekleştiğini değil, bu kentlerin her birinin sembolik ağırlığını gösteriyor olabilir. Siz olsanız hangi kent için ağıt yazardınız?
Tanrılar arasındaki ilişki
Dört ağıtı birlikte okuyunca tanrıların ilişkisi belirgin bir desen gösteriyor. Her kentin tanrısı, kendi kentinin yıkımına tanık oluyor ama onu durduramıyor. Nanna Ur'u, Enki Eridu'yu, İnanna Uruk'u koruyamıyor. Karar, daha yüksek bir yerden, An ve Enlil'den geliyor.
Bu, Sümer panteonunun hiyerarşisini yansıtıyor. Kentlerin tanrıları, kendi kentlerinin efendileri; ama Sümer'in kaderi, Nippur'daki meclisin elinde. Ağıtlarda kent tanrıları birer yaslı, Enlil ise bir yargıç. Nippur Ağıtı'nda Enlil'in kendi kentini onarması, döngünün kapanışı.
Akademik okuma
Akademik çevrelerde kent ağıtlarının tek bir felaketi anlattığı düşünülmüyor. Ur ve Sümer ve Ur ağıtları, Ur III hanedanının yıkılışına, yaklaşık İbbi-Sin dönemine bağlanıyor. Eridu ve Uruk ağıtları da benzer bir döneme tarihleniyor; ama yıkımın nedenleri ve kesin zamanı tartışmalı. Nippur Ağıtı ise açıkça daha sonraki bir onarımı kutluyor.
Ağıtların yazılış amacı da tartışılıyor. Bir görüşe göre bu metinler, yıkılmış tapınakların onarımı sırasında söylenmek için yazıldı. Eski tapınağın yıkılması ya da onarılması, tanrıların öfkesini çekebilirdi; ağıtlar, bu öfkeyi yatıştırmak için okunuyordu. Bu yaklaşım, ağıtların bir felaketin tanıklığından çok bir ritüel geleneğin parçası olduğunu öne sürüyor.
Ağıtların uzun ömrü
Kent ağıtlarının hikayesi Ur III ile bitmiyor. Sonraki yüzyıllarda tapınaklarda söylenen ağıtlar, balag ve eršemma adlı türlerde yaşamaya devam etti. Bu ağıtlar, belirli bir kentin yıkımını değil, genel bir yıkımı anlatıyordu; tapınak onarımlarında ve belirli günlerde kala rahipleri tarafından okunuyordu. Mark Cohen, 1988'de bu geleneği The Canonical Lamentations of Ancient Mesopotamia adlı çalışmasında topladı.
Bu uzun ömür, ağıtların işlevine dair önemli bir ipucu veriyor. Eğer ağıtlar tek bir felaketin tanıklığı olsaydı, felaketin hafızası silindikçe onların da unutulması gerekirdi. Oysa ağıtlar, bin yıldan fazla süre boyunca söylenmeye devam etti; bazı balag metinleri Seleukos dönemine kadar kopyalandı. Bu, onların bir olayı değil, bir ritüel ihtiyacı karşıladığını gösteriyor.
Antik uzaylı anlatılarında bu sonraki gelenek neredeyse hiç anılmıyor. Ağıtlar, sanki yalnızca Ur'un yıkılışından sonra yazılmış ve sonra unutulmuş gibi sunuluyor.
Eridu ve Sitchin'in Enki'si
Eridu Ağıtı, Sitchin'in okurları için ayrı bir sorun yaratıyor. Sitchin'in anlatısında Enki, insanlığın koruyucusu ve Enlil'in kararlarına karşı çıkan tanrı. Tufanda Ziusudra'yı uyaran, insanlığı kurtaran o. Ama Eridu Ağıtı'nda Enki, kendi kentini bile kurtaramıyor; kararı sorgulamıyor, sadece dışarıda bekliyor.
Bu sahne, Sitchin'in Enki portresiyle bağdaşmıyor. Ağıtın Enki'si, isyankâr bir bilim insanı değil, meclisin kararına boyun eğen bir kent tanrısı. Belki de ağıtın yazarı için önemli olan, Enki'nin karakteri değil, Eridu'nun kaderiydi.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Ur Ağıtı'ndaki "kötü rüzgarı" nükleer bir serpinti olarak okudu ve bunu Sina'daki bir uzay limanının yok edilmesine bağladı. Onun anlatısında rüzgar batıdan doğuya esiyor ve Sümer'in kentlerini tek tek boşaltıyor. Diğer ağıtlar da bu tezi destekliyor gibi görünüyor: Eridu, Uruk ve Nippur da yıkılmış.
Ama ağıtları birlikte okumak, bu tezi zorluyor. Nippur Ağıtı, yıkımdan sonra kentin yeniden yaşanır hale geldiğini anlatıyor. Uruk Ağıtı'nın sonunda da onarım ve bolluk vaadi var. Nükleer bir serpinti, bu kadar kısa sürede onarılabilecek bir yıkım bırakmazdı. Ağıtlarda yıkımın faillerinden biri de açıkça adlandırılıyor: Ur için Elamlılar ve dağ halkları.
Forumlarda kent ağıtları
Forumlarda kent ağıtları genellikle tek bir paket halinde tartışılıyor. Forumlarda kimi kullanıcılar, "Beş ayrı kent, aynı rüzgar, aynı yıkım; bu bir tesadüf olamaz" diye yazıyor. Ona verilen bir cevap, beş ağıtın aynı dönemde yazılmadığını ve farklı kentlerin farklı tarihlerdeki yıkım ve onarımlarına ait olduğunu hatırlatıyordu.
Türkçe tartışmalarda ise Eridu ve Uruk ağıtları neredeyse hiç anılmıyor. Ur Ağıtı, Sitchin'in kitaplarında öne çıktığı için ilgiyi tek başına topluyor. Bu da bence bir kayıp; çünkü diğer ağıtlar, tartışmayı çok daha zengin kılabilir.
SohbeX teorisi
Bir spekülasyon paylaşacağım; kanıtlanmış bir görüş değil.
Kent ağıtları, bence bir tür "kolektif hafıza arşivi". Ur III'ün çöküşü, Sümer'in yaşadığı en büyük siyasi travmalardan biriydi. Bu travmayı işlemek için yazıcılar, her büyük kent için ayrı bir ağıt yazdı ya da eski ağıtları yeniden düzenledi. Her ağıt, kendi kentinin tanrısını ve kendi kayıplarını anlatıyor; ama hepsi aynı dili, aynı imgeleri, aynı fırtınayı paylaşıyor.
Bu ortak dil, antik uzaylı yorumcularının tek bir felaket gördüğü yer. Oysa ortak dil, ortak bir felaketten değil, ortak bir okuldan geliyor olabilir. Nippur'un yazıcı okullarında öğrenciler, bu ağıtları birlikte kopyalıyordu. Fırtına imgesi, onların ortak sözlüğünün parçası. Bu bir spekülasyon; okulların ağıtları nasıl öğrettiğine dair doğrudan bir tanıklık yok.
Size soru
Bir felaketi anlatan beş metin, aynı imgeleri kullanıyorsa, bunu aynı olayın beş tanıklığı olarak mı okursunuz, yoksa aynı geleneğin beş kopyası olarak mı? Ve sizce Enki'nin kendi kentinin dışında yabancı gibi beklemesi, Sitchin'in Enki'sine uyan bir sahne mi?
Benim aklımda Damgalnuna'nın kuş gibi ağlaması kalıyor. Bir tanrıçanın kendi tapınağının yıkıntılarında dolaşması, nükleer bir rüzgardan çok, bir kentin kendi acısını tanrılarına anlatma çabası gibi geliyor bana.
Giriş yap