Ur'un düşüşü: İbbi-Sin, İşbi-Erra'nın mektupları ve Ningal'in ağıtı
MÖ yaklaşık 2004'te, Mezopotamya'nın en güçlü devletlerinden biri, bir anda çöktü. Ur'un Üçüncü Hanedanlığı'nın son kralı İbbi-Sin, doğudan gelen Elamlılar ve Şimaşkililer tarafından esir alındı ve Anşan'a götürüldü. Ur, yağmalandı; tapınakları yakıldı; ay tanrısı Nanna'nın heykeli, kentten alınıp götürüldü.
Bu çöküş, Mezopotamya edebiyatında, derin bir iz bıraktı. Yaklaşık yüz yıl sonra yazılan "Ur için Ağıt" ve "Sümer ve Ur için Ağıt", bu yıkımı, tanrıların gözünden anlatıyor. Bu ağıtlarda, en çarpıcı figür, Nanna'nın eşi, tanrıça Ningal. Ningal, kentinin yıkılmasını engellemek için, tanrıların meclisine yalvarıyor; ama sonuç değişmiyor. Bir tanrıçanın, kendi kentini kurtaramaması, size ne düşündürüyor?
Çöküşün başlangıcı
Ur III devletinin çöküşü, bir anda olmadı. İbbi-Sin'in krallığının ilk yıllarından itibaren, devletin farklı bölgeleri, birer birer, merkezin denetiminden çıkmaya başladı. Eşnunna, Susa, Lagaş ve Umma gibi kentler, artık Ur'a vergi göndermiyor ve İbbi-Sin'in yıl adlarını kullanmıyordu. Bu kentlerde, yerel yöneticiler, kendi yıl adlarını kullanmaya başladı.
İbbi-Sin'in babası Şu-Sin döneminde, Amurrular, yani Amorlar, kuzeybatıdan, Mezopotamya'ya baskı yapmaya başlamıştı. Şu-Sin, Amurruları durdurmak için, Dicle ile Fırat arasında, uzun bir sur inşa ettirdi. Bu surun adı, "Muriq-Tidnim", yani "Tidnum'u uzak tutan" idi. Tidnum, bir Amurru grubunun adıydı. Ama sur, Amurruları durduramadı.
İşbi-Erra'nın mektupları
Ur III'ün son yıllarına dair en çarpıcı belgeler, "Ur Kraliyet Yazışmaları" adı verilen bir mektup koleksiyonu. Bu mektuplar, İbbi-Sin ile onun görevlileri arasındaki yazışmaları içeriyor. Mektupların bilinen kopyaları, Eski Babil dönemine ait; yani yazıcılar, bu mektupları, okullarda, örnek metinler olarak kopyalamış.
Bu mektupların en ünlüsü, İşbi-Erra'nın İbbi-Sin'e yazdığı mektup. İşbi-Erra, Mari kökenli bir görevliydi ve İbbi-Sin tarafından, Isin ve Kazallu bölgelerinden tahıl satın almak için görevlendirilmişti. Mektubunda, İşbi-Erra, tahıl satın aldığını, ama Amurruların, ülkeye girdiğini ve yolları kestiğini anlatıyor. Bu nedenle, tahılı Ur'a ulaştıramadığını söylüyor ve İbbi-Sin'den, tahılı taşımak için gemiler göndermesini istiyor.
Mektupta, tahılın fiyatının, olağan fiyatın çok üzerine çıktığı da belirtiliyor. Bu, Ur'da ciddi bir kıtlık yaşandığını gösteriyor. Ur III idari kayıtları da, İbbi-Sin'in krallığının son yıllarında, tahıl fiyatlarının dramatik biçimde yükseldiğini doğruluyor.
İşbi-Erra, sonunda, İbbi-Sin'e sadakatini bırakarak, Isin'de kendi krallığını kurdu. Bir başka mektupta, İbbi-Sin, Kazallu'nun yöneticisi Puzur-Numuşda'ya yazıyor ve İşbi-Erra'yı, "Sümer'in tohumundan olmayan bir Marili" olarak suçluyor. Ama İbbi-Sin, aynı zamanda, Enlil'in, İşbi-Erra'ya krallık verdiğini kabul ediyor gibi görünüyor.
Bu mektupların tarihsel güvenilirliği, akademisyenler arasında tartışmalı. Piotr Michalowski, 2011'de yayımladığı "The Correspondence of the Kings of Ur" adlı çalışmasında, bu mektupları ayrıntılı olarak inceledi. Michalowski, mektupların, orijinal yazışmalara dayanabileceğini, ama okullarda kopyalanırken, edebi amaçlarla değiştirildiğini düşünüyor.
Elam'ın saldırısı
İbbi-Sin'in krallığının son yılında, Elamlılar ve Şimaşkililer, Ur'a saldırdı. Şimaşki, bugünkü İran'da, Zagros dağlarında bulunan bir bölgeydi. Saldırganlar, Ur'u kuşattı, ele geçirdi ve yağmaladı.
İbbi-Sin, esir alındı ve Anşan'a götürüldü. Anşan, bugünkü İran'ın Fars bölgesinde, Tal-i Malyan'da bulunan bir kentti. İbbi-Sin'in, Anşan'da öldüğü düşünülüyor. Sonraki dönemlerin kehanet metinlerinde, İbbi-Sin'in, "gözyaşları içinde Anşan'a gittiği" anlatılıyor. Bu ifade, Mezopotamya hafızasında, bir kralın düşüşünün sembolü haline geldi.
Elamlılar, Ur'da, birkaç yıl boyunca bir garnizon tuttu. Ardından, İşbi-Erra, Elamlıları Ur'dan çıkardı ve Ur'u, kendi krallığına kattı. İşbi-Erra, Ur III'ün mirasçısı olarak, kendini Sümer'in ve Akad'ın kralı olarak tanıttı.
Ur için Ağıt
"Ur için Ağıt", Sümer edebiyatının en güçlü eserlerinden biri. Ağıt, on bir bölümden oluşuyor ve yaklaşık dört yüz otuz satır uzunluğunda. Ağıtın büyük kısmı, Ningal'in ağzından anlatılıyor.
Ağıtta, Ningal, kentinin yıkılacağını önceden öğreniyor. Kenti kurtarmak için, An'ın ve Enlil'in önünde gözyaşları döküyor ve onlara yalvarıyor. Ama An ve Enlil, kararlarından dönmüyor. Enlil, bir fırtına gönderiyor; bu fırtına, kenti yerle bir ediyor.
Ağıtın en çarpıcı bölümlerinden biri, Ningal'in, yıkılmış kentini dolaşması. Ningal, tapınağının yıkıntıları arasında dolaşıyor, ölüleri görüyor, kenti terk etmek zorunda kalıyor. "Kentim yıkıldı, evim yıkıldı" diye ağlıyor. Ningal, bir yabancı gibi, kendi kentinden uzaklaşıyor.
Ağıtın sonunda, şair, Nanna'ya, kenti yeniden inşa etmesi için yalvarıyor. Ağıt, umutla kapanıyor: kent, bir gün, yeniden kurulacak.
Sümer ve Ur için Ağıt
"Sümer ve Ur için Ağıt", daha geniş bir perspektiften yazılmış. Bu ağıtta, yıkım, yalnızca Ur'u değil, Sümer'in tüm kentlerini kapsıyor. Ağıt, tanrıların meclisinin, Ur'un krallığını sona erdirme kararını anlatıyor.
Bu ağıtta, Nanna, babası Enlil'e, Ur'u kurtarması için yalvarıyor. Enlil'in cevabı, Mezopotamya düşüncesinin en önemli ifadelerinden biri: Ur'a krallık verildi, ama sonsuz bir krallık verilmedi. Hiçbir krallık, sonsuza kadar sürmez.
Bu cevap, Mezopotamya'nın tarih anlayışını özetliyor. Krallık, tanrıların bir armağanıydı; ama bu armağan, bir kentten ötekine geçiyordu. Sümer Kral Listesi'nin mantığı da buydu: krallık, Kiş'ten Uruk'a, Uruk'tan Ur'a, Ur'dan başka kentlere geçiyordu.
Tanrılar arasındaki ilişki
Ur'un düşüşünde, tanrılar arasındaki ilişki, açık bir hiyerarşi gösteriyor. Ningal ve Nanna, Ur'un tanrıları; ama An ve Enlil'in kararlarını değiştirme güçleri yok. Kentin tanrıları, kentlerini korumak için yalvarabilir; ama son kararı, tanrıların meclisi veriyor.
Bu, Mezopotamya teolojisinde, kent tanrılarının sınırlı gücünü gösteriyor. Her kentin kendi tanrısı vardı; ama bu tanrılar, daha büyük bir düzenin parçasıydı. Enlil'in kararı, tüm tanrıları bağlıyordu.
Diğer şehir ağıtları
Ur için yazılan ağıtlar, tek örnek değil. Sümer edebiyatında, "şehir ağıtları" adı verilen bir tür var. Bu türün beş ana örneği biliniyor: Ur için Ağıt, Sümer ve Ur için Ağıt, Nippur için Ağıt, Eridu için Ağıt ve Uruk için Ağıt. Hepsi, büyük olasılıkla, Isin hanedanlığı döneminde yazıldı.
Bu ağıtların ortak bir yapısı var. Önce, tanrıların meclisi, kenti yıkma kararı alıyor. Ardından, kentin tanrısı ya da tanrıçası, bu kararı değiştirmek için yalvarıyor ama başarısız oluyor. Kent yıkılıyor ve tanrılar kenti terk ediyor. Son olarak, tanrılar geri dönüyor ve kent yeniden inşa ediliyor.
Bu yapı, Mezopotamya'nın sonraki dönemlerinde de sürdü. Ağıtlar, Sümerce ve Akadca olarak, iki dilli metinler halinde, Birinci Binyıl'a kadar kopyalanmaya devam etti. Bu metinler, "balag" ve "eršemma" adı verilen tapınak ağıtları biçiminde, tapınakların onarımı sırasında okunuyordu. Bir tapınak onarım için kısmen yıkılırken, tanrının öfkesini yatıştırmak için, bu ağıtlar söyleniyordu.
Bazı araştırmacılar, bu geleneğin, Eski Ahit'teki Ağıtlar kitabıyla, yani Kudüs'ün yıkılışı için yazılan ağıtlarla karşılaştırılabileceğini öne sürüyor. F. W. Dobbs-Allsopp, 1993'te yayımladığı "Weep, O Daughter of Zion" adlı çalışmasında, bu iki gelenek arasındaki benzerlikleri ayrıntılı olarak inceledi.
Sizce yıkılmış bir kent için ağıt yakmak, onu yeniden inşa etmenin ilk adımı olabilir mi?
Akademik okuma
Akademisyenler, Ur'un düşüşünü, birden fazla etkenin birleşimiyle açıklıyor: Amurruların göçü, Elam'ın yükselişi, eyaletlerin bağımsızlık kazanması ve ekonomik kriz. Bazı araştırmacılar, iklim değişikliğinin de, tarımsal üretimi düşürerek, çöküşe katkıda bulunduğunu öne sürüyor.
Ağıtlar ise, Isin hanedanlığı döneminde yazıldı. Bazı araştırmacılar, bu ağıtların, Isin krallarının, Ur'u yeniden inşa etmesini ve Nanna'nın heykelini kente geri getirmesini meşrulaştırmak için yazıldığını düşünüyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Ur'un düşüşünü, Anunnaki arasındaki bir nükleer savaşın sonucu olarak yorumladı. Ona göre, ağıtlardaki "kötü rüzgâr", nükleer bir patlamanın ardından gelen radyoaktif bir bulutu tanımlıyordu.
Akademik okumada, "Enlil'in fırtınası", Mezopotamya edebiyatında, tanrısal öfkenin ve yıkımın yaygın bir metaforu olarak kabul ediliyor. Ur'un yıkıntılarında, nükleer bir olayın izine dair hiçbir arkeolojik kanıt bulunmuyor.
Forumlarda
Forumlarda Ur'un düşüşü, genellikle, Sitchin'in nükleer savaş teorisi bağlamında tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, ağıtlardaki "kötü rüzgâr" ifadesini, bu teorinin kanıtı olarak görüyor; diğerleri ise, ağıtların edebi dilini, kelimesi kelimesine okumanın yanlış olduğunu vurguluyor.
Bazı başlıklarda, Woolley'nin Ur kazılarında, Ur III dönemine ait katmanlarda, yangın izleri bulunduğu hatırlatılıyor. Bu izler, ağıtlardaki yıkım anlatısıyla uyumlu; ama sıradan bir yağma ve yangınla açıklanabiliyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Enlil'in "Ur'a krallık verildi, ama sonsuz bir krallık verilmedi" cevabı, Mezopotamyalıların, tarihin döngüsel doğasını kabul etmenin bir yoluydu. Bir devletin çöküşü, bir felaket olarak yaşanıyordu; ama aynı zamanda, kaçınılmaz bir düzenin parçası olarak anlaşılıyordu.
Belki de ağıtlar, bir halkın, kendi kayıplarını, tanrısal bir anlamla sarmalayarak kabul etmesinin bir yoluydu.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Bir tanrıçanın, kendi kentini kurtaramaması size ne düşündürüyor? "Hiçbir krallık sonsuza kadar sürmez" düşüncesi sizce teselli edici mi, yoksa korkutucu mu? Yorumlarda yazın.
Giriş yap