Ur-Nammu: zigguratın ve kanunların kralı
Ur'un büyük zigguratını gördüğünüzde, karşınızda duran yapının, büyük ölçüde, tek bir kralın eseri olduğunu düşünmek, insanı etkiliyor. Bu kral, Ur-Nammu. MÖ yirmi birinci yüzyılda, Ur'un Üçüncü Hanedanı'nı kuran Ur-Nammu, sadece bir inşaatçı değil, aynı zamanda, bilinen en eski kanun metinlerinden birinin, adıyla anılan kralı.
Bu sayfada, Ur-Nammu'nun hayatını, eserlerini ve ölümünü anlatmak istiyorum. Bir kral, nasıl bir hanedan kurar? Kanunlarında neler yazıyordu? Ve neden ölümü, Sumer edebiyatında, bu kadar acı bir şekilde anlatıldı? Siz, dört bin yıl önceki bir kanun maddesini okusanız, onu adil mi bulurdunuz?
Bir hanedanın kuruluşu
Ur-Nammu'nun iktidara gelişi, karmaşık bir dönemin ardından gerçekleşti. Akad İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra, Güney Mezopotamya, Gutiler olarak bilinen dağlı bir halkın etkisi altına girmişti. Uruk kralı Utu-hegal, Gutileri yendi ve Sumer'in bağımsızlığını yeniden sağladı.
Ur-Nammu, bu dönemde, Utu-hegal'in hizmetinde, Ur'un valisi olarak görev yapıyordu. Bazı akademisyenler, Ur-Nammu'nun, Utu-hegal'in akrabası, belki de kardeşi ya da damadı olduğunu öne sürüyor; ama bu konu, kesin değil. Utu-hegal'in ölümünden sonra, Ur-Nammu, kendini, Ur'un kralı ilan etti ve kısa sürede, Sumer ve Akad'ın büyük bir kısmını, egemenliği altına aldı.
Ur-Nammu, "Sumer ve Akad'ın kralı" unvanını kullandı. Bu unvan, onun, hem güneydeki Sumer şehirlerini hem de kuzeydeki Akad bölgesini yönettiğini ifade ediyordu. Ur-Nammu'nun kurduğu hanedan, yaklaşık bir yüzyıl boyunca, Mezopotamya'nın en güçlü devleti oldu.
Büyük inşaatçı
Ur-Nammu, en çok, inşaatlarıyla tanınıyor. Ur'daki büyük ziggurat, onun döneminde inşa edildi ve oğlu Şulgi döneminde tamamlandı. Zigguratın alt kısımları, bugün bile, Irak'ın güneyinde, Nasıriye yakınlarında ayakta duruyor. Ön cephesi, yirminci yüzyılda kısmen restore edildi; bu yüzden, bugün gördüğünüz yüzeyin bir bölümü, modern bir müdahalenin ürünü. Bu ziggurat, Ay tanrısı Nanna'ya adanmıştı ve şehrin, uzaktan görülen simgesiydi.
Zigguratın tuğlalarının birçoğu, Ur-Nammu'nun adını taşıyan damgalarla işaretlenmişti. Bu damgalar, onun, yapıyı kendisinin inşa ettirdiğini, gelecek nesillere duyuruyordu. Ur-Nammu, sadece Ur'da değil, Uruk, Eridu, Nippur ve diğer şehirlerde de, tapınaklar ve zigguratlar inşa ettirdi.
Ur-Nammu'nun inşaat faaliyetleri, Philadelphia'daki Penn Museum'da bulunan, büyük bir stel parçalarında da tasvir ediliyor. Bu stel, kırık parçalar halinde bulundu ve yeniden birleştirilmeye çalışıldı. Stelde, kral, tanrıların önünde dururken ve inşaat aletlerini taşırken görülüyor. Stelin parçalarının nasıl birleştirileceği, akademisyenler arasında, uzun süre tartışıldı.
Ur-Nammu Kanunları
Ur-Nammu'nun adı, bilinen en eski kanun metinlerinden biriyle ilişkilendiriliyor. Bu kanunlar, Sumerce yazılmıştı ve Hammurabi Kanunları'ndan, yaklaşık üç yüz yıl daha eski.
Bu kanunların ilk parçası, 1952'de, Samuel Noah Kramer tarafından, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde, Nippur'dan getirilmiş bir tablet üzerinde tanımlandı. Kramer, bu tableti, İstanbul'daki çalışmaları sırasında fark etti ve yayınladı. Daha sonra, Ur'dan ve Sippar'dan gelen başka parçalar, metnin, daha fazla bölümünü ortaya çıkardı.
Bazı akademisyenler, bu kanunların, aslında, Ur-Nammu'nun oğlu Şulgi döneminde yazıldığını öne sürüyor. Bu tartışma, henüz kesin bir sonuca bağlanmadı. Bu yüzden, bazı kaynaklarda, bu metin, "Ur-Nammu ya da Şulgi Kanunları" olarak anılıyor.
Ur-Nammu Kanunları'nın en dikkat çeken özelliklerinden biri, birçok suç için, bedensel cezalar yerine, para cezaları öngörmesi. Örneğin, bir kişinin, başka birinin gözünü ya da dişini kırması durumunda, belirli bir miktar gümüş ödemesi gerekiyordu. Bu, Hammurabi Kanunları'ndaki, "göze göz, dişe diş" ilkesinden farklı bir yaklaşım.
Kanunların giriş bölümünde, Ur-Nammu, adaleti sağladığını, dulları ve yetimleri koruduğunu, zengin ile yoksul arasında adaleti gözettiğini anlatıyor. Bu ifadeler, Mezopotamya krallarının, kendilerini, adaletin koruyucusu olarak sunma geleneğinin, erken bir örneği.
Ölçü birimlerinin düzenlenmesi
Ur-Nammu, aynı zamanda, ölçü birimlerini düzenlediğini de iddia ediyor. Kanunlarının girişinde, ağırlık ve hacim ölçülerini standartlaştırdığını belirtiyor. Bu düzenleme, ticaretin ve vergilendirmenin, daha adil ve düzenli yapılmasını sağlıyordu.
Bu tür düzenlemeler, büyük bir devletin yönetimi için, çok önemliydi. Ur III devleti, son derece merkeziyetçi ve bürokratik bir devletti; on binlerce idari tablet, bu devletin, ekonomiyi, ne kadar ayrıntılı bir şekilde kontrol ettiğini gösteriyor. Ölçü birimlerinin standartlaştırılması, bu kontrolün, vazgeçilmez bir parçasıydı.
Bir kralın ölümü
Ur-Nammu'nun ölümü, Sumer edebiyatında, ayrı bir metinde anlatılıyor. "Ur-Nammu'nun Ölümü" olarak bilinen bu metin, kralın, savaşta öldüğünü ve cesedinin, savaş alanında terk edildiğini anlatıyor. Metin, kralın yeraltı dünyasına inişini, orada tanrılara hediyeler sunmasını ve ardından, kendi kaderine ağıt yakmasını tasvir ediyor.
Bu metin, Mezopotamya edebiyatının, en dokunaklı eserlerinden biri. Ur-Nammu, metinde, tanrılara hizmet ettiğini, tapınaklar inşa ettiğini ve adaleti sağladığını hatırlatıyor; ama yine de, genç yaşta ve trajik bir şekilde öldüğünü anlatıyor. Metin, "neden" sorusunu soruyor: tanrılara bu kadar hizmet eden bir kral, neden böyle bir sonla karşılaştı?
Bu soru, Mezopotamya düşüncesinin, derin bir sorusunu yansıtıyor. Tanrılar, her zaman adil miydi? İyi bir insan, neden acı çekiyordu? Bu soru, daha sonra, "Babil Teodisesi" ve "Ludlul Bel Nemeqi" gibi metinlerde de, yeniden sorulacaktı.
Oğlu Şulgi
Ur-Nammu'nun ölümünden sonra, oğlu Şulgi, tahta çıktı. Şulgi, yaklaşık kırk sekiz yıl hüküm sürdü ve Ur III devletini, en parlak dönemine taşıdı. Şulgi, babasının başladığı inşaat projelerini tamamladı, devletin yönetimini yeniden düzenledi ve kendini, bir tanrı olarak ilan etti.
Şulgi, aynı zamanda, kendisi hakkında yazdırdığı, övgü şiirleriyle de tanınıyor. Bu şiirlerde, Şulgi, kendini, büyük bir koşucu, bir kâtip, bir müzisyen ve bir savaşçı olarak tanımlıyor. Bir şiirde, Nippur'dan Ur'a, bir günde koşup geri döndüğünü iddia ediyor.
Yollar ve kanallar
Ur-Nammu, yazıtlarında, sadece tapınaklar değil, kanallar ve yollar da inşa ettirdiğini anlatıyor. Güney Mezopotamya'da, tarım, tamamen sulamaya bağlıydı ve kanalların bakımı, bir kralın, en önemli görevlerinden biriydi. Ur-Nammu, bazı kanalları, yeniden kazdırdığını ve onlara isimler verdiğini belirtiyor.
Kanallar, aynı zamanda, ticaret ve ulaşım için de kullanılıyordu. Ur-Nammu, Ur'un, Basra Körfezi'ne açılan ticaretini canlandırdığını ve Magan'dan gelen gemilerin, tekrar Ur'a ulaştığını iddia ediyor. Bu iddia, Ur III döneminde, uzak bölgelerle ticaretin, yeniden canlandığını gösteren başka kanıtlarla da uyumlu.
Bir kralın, kanal kazdırdığını övünerek anlatması, bugün bize, belki tuhaf gelebilir. Ama Mezopotamya'da, su, hayat demekti ve suyu düzenleyen bir kral, halkına, gerçek anlamda, hayat veriyordu. Kanal yazıtları, bu yüzden, tapınak yazıtları kadar, gurur verici sayılıyordu.
Tanrılar arasındaki ilişki
Ur-Nammu, Ur'un tanrısı Nanna'nın hizmetkârı olarak kendini tanımlıyordu. Nanna, Enlil'in oğluydu ve Ur, Nanna'nın şehriydi. Ur-Nammu'nun inşa ettiği ziggurat, Nanna'nın göksel evinin, yeryüzündeki yansıması olarak görülüyordu.
"Ur-Nammu'nun Ölümü" metninde, kral, yeraltı dünyasının tanrıları olan Ereşkigal, Nergal ve Gilgamış gibi figürlere hediyeler sunuyor. Bu, Mezopotamya'da, ölümden sonra bile, tanrılarla ilişkinin, karşılıklı hediye ve hizmet üzerine kurulduğunu gösteriyor.
Akademik okuma
Akademisyenler, Ur-Nammu'yu, Mezopotamya tarihinin, en önemli kurucu figürlerinden biri olarak görüyor. Ur III devleti, bürokratik bir devletin, ne kadar ayrıntılı bir şekilde işleyebileceğinin, en iyi örneklerinden biri.
Martha Roth'un "Law Collections from Mesopotamia and Asia Minor" kitabı, Ur-Nammu Kanunları'nın İngilizce çevirisini içeren, en çok başvurulan kaynaklardan biri. Esther Flückiger-Hawker ise, Ur-Nammu hakkında yazılmış Sumer edebiyat metinlerini, kapsamlı bir şekilde yayınladı.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Ur III dönemini, Anunnaki arasındaki savaşların ve nihayetinde, Sumer'in nükleer bir felaketle yok edilmesinin öncesindeki dönem olarak yorumladı. Ona göre, Ur'un çöküşü, Anunnaki'nin kullandığı silahların sonucuydu.
Ama Ur'un çöküşü, metinlerde, Elam ordularının saldırısı ve kıtlıkla açıklanıyor. "Ur Ağıtı" adlı metin, şehrin yıkımını, tanrıların, şehri terk etmesiyle ilişkilendiriyor; ama bu terk ediliş, bir nükleer patlama değil, tanrıların kararı olarak anlatılıyor.
Forumlarda
Forumlarda, Ur-Nammu Kanunları, "dünyanın en eski kanunları" olarak sıkça paylaşılıyor. Kullanıcılar, para cezalarını, dikkat çekici buluyor ve bu kanunları, Hammurabi'nin daha sert kanunlarıyla karşılaştırıyor.
Bence Ur-Nammu'nun en etkileyici mirası, kanunlarından çok, ölümünü anlatan metin. O metin, bir kralın, bütün gücüne rağmen, ölüm karşısında ne kadar çaresiz olduğunu, dört bin yıl sonra bile, bize hissettiriyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Ur-Nammu'nun ölümünü anlatan metin, Ur III devletinin, kendi kırılganlığını sezdiği bir anın ürünü. Devletin kurucusu, tanrılara hizmet ettiği halde, savaş alanında ölmüştü. Belki de, bu metni yazanlar, büyük bir devletin bile, bir anda yıkılabileceğini hissediyordu; nitekim, yaklaşık bir yüzyıl sonra, Ur da yıkıldı.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Ur-Nammu Kanunları'ndaki para cezalarını, nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir kralın ölümünü anlatan bir ağıtı okusanız, ne hissederdiniz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap