Ur III bürokrasisi: yüz bin tabletin anlattığı devlet
Bir devletin tanrılarla ilişkisini anlamak için, genellikle, ilahilere, mitlere ve tapınak yazıtlarına bakarız. Ama Ur'un Üçüncü Hanedanlığı'nda, yani MÖ yaklaşık 2112 ile 2004 arasında, tanrılarla ilişkiyi en iyi anlatan belgeler, belki de, hayvan teslim makbuzları. Bu kısa dönem, dünyanın en kapsamlı belgelenmiş eski devletlerinden birini bıraktı: yaklaşık yüz bin, belki daha fazla tablet.
Bu tabletlerin büyük kısmı, edebi metinler değil, idari kayıtlar. Koyunların, keçilerin, arpanın, işçi günlerinin, yünün ve gümüşün kayıtları. İlk bakışta, sıkıcı görünebilirler. Ama bu kayıtlar, bir devletin, tanrılarına, krallarına ve halkına nasıl baktığını, hiçbir ilahinin anlatamayacağı bir ayrıntıyla gösteriyor. Siz bir devleti, onun destanlarından mı yoksa muhasebe defterlerinden mi daha iyi tanırsınız?
Arşivler
Ur III tabletleri, birkaç ana arşivden geliyor. En büyükleri, Puzriş-Dagan, Umma, Girsu, Ur ve Nippur. Bu arşivlerin çoğu, yirminci yüzyılın başlarında, düzenli kazılardan değil, kaçak kazılardan çıktı. Tabletler, antika piyasası aracılığıyla, dünyanın dört bir yanındaki müzelere ve özel koleksiyonlara dağıldı.
Bu dağılım, araştırmacılar için büyük bir sorun yarattı. Aynı arşive ait tabletler, farklı ülkelerde, farklı koleksiyonlarda bulunuyor. Bu tabletleri bir araya getirmek için, uluslararası projeler kuruldu. Bunlardan en önemlisi, "Database of Neo-Sumerian Texts", kısaca BDTNS. Madrid'deki İspanyol Ulusal Araştırma Konseyi'nde Manuel Molina'nın yönettiği bu veritabanı, yüz binden fazla Ur III tabletini kayıt altına aldı.
Puzriş-Dagan: hayvan merkezi
Ur III bürokrasisinin en çarpıcı örneklerinden biri, bugün Drehem olarak bilinen Puzriş-Dagan. Bu merkez, Nippur'un yakınında, Ur III kralı Şulgi tarafından, krallığının otuz dokuzuncu yılı civarında kuruldu.
Puzriş-Dagan, devasa bir hayvan toplama ve dağıtım merkeziydi. Krallığın farklı bölgelerinden gelen koyunlar, keçiler, sığırlar ve diğer hayvanlar, burada toplanıyor, kayıt altına alınıyor ve ardından, tapınaklara, saraya, görevlilere ve yabancı elçilere dağıtılıyordu.
Puzriş-Dagan'dan kalan tabletler, her bir hayvanın nereden geldiğini, kime teslim edildiğini ve ne amaçla kullanıldığını kaydediyor. Bir tablette, örneğin, belirli bir günde, belirli sayıda koyunun, Nippur'daki Enlil tapınağına, kurban için gönderildiği yazılıyor. Bir başkasında, yabancı bir elçinin, saraydaki bir ziyafet için aldığı hayvanlar listeleniyor.
Bu kayıtlar, tanrıların, devletin ekonomik sisteminde, somut birer "alıcı" olduğunu gösteriyor. Tanrılar, her gün, belirli miktarlarda et, ekmek, bira ve diğer yiyeceklerle besleniyordu. Bu besinler, tapınakların mutfaklarında hazırlanıyor, tanrının heykelinin önüne konuyor ve ardından, rahipler ve tapınak görevlileri arasında paylaşılıyordu.
Bala sistemi
Ur III devletinin en ilginç kurumlarından biri, "bala" adı verilen bir sistemdi. Bala, Sümerce'de "dönüş" ya da "nöbet" anlamına geliyor. Bu sistemde, krallığın çekirdek bölgesindeki eyaletler, sırayla, merkeze katkıda bulunuyordu.
Her eyalet, yılın belirli bir ayında, merkeze, hayvanlar, tahıl, iş gücü ve diğer kaynaklar gönderiyordu. Karşılığında, merkezden, başka kaynaklar alabiliyordu. Bu sistem, bir tür vergilendirme ve yeniden dağıtım mekanizmasıydı.
Tonia Sharlach, 2004'te yayımladığı "Provincial Taxation and the Ur III State" adlı çalışmasında, bala sistemini ayrıntılı olarak inceledi. Sharlach, bu sistemin, merkez ile eyaletler arasında, karşılıklı bir bağımlılık ilişkisi kurduğunu gösterdi.
Bala sistemi, Nippur'daki tapınaklar için özellikle önemliydi. Eyaletlerden gelen kaynakların önemli bir kısmı, Enlil'in ve diğer Nippur tanrılarının tapınaklarına gidiyordu. Bu, Ur III devletinin, Nippur'un dinsel otoritesini, ekonomik olarak desteklediğini gösteriyor.
Umma: işçi günleri
Umma arşivi, Ur III döneminde, iş gücünün nasıl yönetildiğini gösteriyor. Umma tabletlerinde, işçilerin çalıştığı günler, ödenen tahıl miktarları ve yapılan işler, ayrıntılı olarak kaydediliyor.
Bu kayıtlar, işçilerin, "işçi günleri" adı verilen bir birimle hesaplandığını gösteriyor. Her işçinin, bir yıl boyunca, belirli sayıda gün çalışması bekleniyordu. Kadın işçilerin, erkek işçilerden daha az tahıl aldığı da kayıtlardan anlaşılıyor.
Robert Englund, Ur III dönemindeki iş gücü kayıtlarını inceleyerek, bu dönemin muhasebe sisteminin, son derece karmaşık bir yapıya sahip olduğunu gösterdi. Yazıcılar, yıl sonunda, her bir ekip için, beklenen iş ile gerçekleşen iş arasındaki farkı hesaplıyor ve bu farkı, bir sonraki yıla, bir borç ya da alacak olarak aktarıyordu.
Garşana: kayıp bir kasaba
Ur III arşivleri arasında, son yıllarda yayımlanan bir başka önemli grup, Garşana arşivi. Bu arşiv, yaklaşık bin beş yüz tabletten oluşuyor ve Garşana adlı bir kasabadaki bir malikânenin işlerini kaydediyor. Tabletler, Cornell Üniversitesi'nin koleksiyonunda bulunuyor ve David Owen'ın yönetiminde yayımlandı.
Garşana arşivi, inşaat işleri, tekstil üretimi ve bira yapımı gibi konularda, zengin bilgiler sunuyor. Ama arşivin kökeni tartışmalı; tabletlerin, kaçak kazılardan geldiği ve Irak dışına yasa dışı yollarla çıkarıldığı düşünülüyor. Bu, eserlerin yayımlanması konusunda, akademik etik tartışmalarına yol açtı. Garşana kasabasının yeri ise, hâlâ kesin olarak bilinmiyor.
Standardizasyon
Ur III devleti, ağırlıkları, ölçüleri ve takvimi standartlaştırmaya çalıştı. Tahıl ölçüsü olan "gur", gümüş ağırlığı olan "şekel" ve "mina", krallığın tamamında, aynı değerlerle kullanılıyordu.
Takvim de standartlaştırıldı. Her kentin kendi yerel takvimi vardı; ama Ur III döneminde, devlet takvimi, idari kayıtlarda giderek daha yaygın kullanılmaya başlandı. Yıllar, o yılın önemli bir olayına göre adlandırılıyordu: örneğin, "Kral, şu tapınağı inşa ettirdiği yıl" ya da "Kral, şu kenti yıktığı yıl".
Bu yıl adları, tarihçiler için çok değerli. Çünkü her yıl adı, o yılın en önemli olayını kaydediyor. Yıl adlarının listesi, Ur III devletinin kronolojisini yeniden kurmak için kullanılıyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Ur III arşivleri, tanrılar arasındaki ilişkiyi, ilahilerden çok farklı bir açıdan gösteriyor. Kayıtlarda, her tanrının ne kadar kurban aldığı belirtiliyor. Bu, tanrılar arasında, bir tür ekonomik hiyerarşi olduğunu gösteriyor.
Nippur'daki Enlil ve Ninlil, en çok kurban alan tanrılar arasındaydı. Ur'daki Nanna, hanedanlığın kendi tanrısı olarak, özel bir öneme sahipti. Uruk'taki İnanna ve An da, düzenli olarak kurbanlar alıyordu. Daha küçük tanrılar ise, daha az kurban alıyordu.
Bu kayıtlar, tanrıların, yalnızca mitlerde değil, günlük ekonomik pratikte de, bir hiyerarşi içinde yer aldığını gösteriyor. Bir tanrının önemi, ona sunulan koyun sayısıyla ölçülebiliyordu.
Yazıcıların dünyası
Bu kadar çok tablet, çok sayıda yazıcı gerektiriyordu. Ur III döneminde, yazıcılar, devletin her kademesinde görev yapıyordu: tapınaklarda, saraylarda, eyalet merkezlerinde ve hayvan toplama merkezlerinde. Birçok tablette, yazıcının adı ve mührü bulunuyor. Bu mühürler, yazıcının kime bağlı olduğunu ve hangi görevde çalıştığını gösteriyor.
Yazıcılar, "edubba" adı verilen okullarda eğitim görüyordu. Edubba, Sümerce'de "tablet evi" anlamına geliyor. Bu okullarda, öğrenciler, çivi yazısını, matematiği ve ölçü birimlerini öğreniyordu. Ur III dönemine ait bazı edebi metinler, Şulgi'nin, gençliğinde, bu okullardan birinde eğitim gördüğünü ve yazıda ustalaştığını iddia ediyor.
Yazıcıların matematiksel becerileri, son derece gelişmişti. Mezopotamya'nın altmışlık sayı sistemi, bu dönemde, idari hesaplamalarda yaygın olarak kullanılıyordu. Bazı araştırmacılar, konumsal sayı sisteminin, yani bir rakamın değerinin, bulunduğu konuma göre değiştiği sistemin, Ur III döneminin idari ihtiyaçlarından doğduğunu öne sürüyor. Eleanor Robson, Mezopotamya matematiği üzerine yaptığı çalışmalarda, bu bağlantıyı ayrıntılı olarak tartıştı.
Bu yazıcılar olmasaydı, bugün, Ur III devleti hakkında, belki de, yalnızca birkaç kraliyet yazıtı bilirdik. Sizce bir uygarlığın hafızasını, kralları mı yoksa katipleri mi taşır?
Akademik okuma
Akademisyenler, Ur III devletini, eski dünyanın en merkezi ve en bürokratik devletlerinden biri olarak görüyor. Piotr Steinkeller, bu devletin, kaynakları yeniden dağıtmak için, karmaşık bir sistem kurduğunu vurguladı. Ama bazı araştırmacılar, bu imgenin, elimizdeki belgelerin türünden kaynaklandığını, devletin gerçekte bu kadar merkezi olmayabileceğini hatırlatıyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Ur III dönemini, Anunnaki'nin yeryüzündeki son büyük düzen girişimi olarak yorumladı. Ona göre, Ur III'ün çöküşü, Anunnaki arasındaki bir nükleer savaşla ilişkiliydi. Bu iddianın, Ur III arşivlerinde hiçbir karşılığı yok.
Forumlarda
Forumlarda Ur III bürokrasisi, sık sık, "ilk bürokratik devlet" başlıklarıyla tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, bu bürokrasiyi, modern devletlerle karşılaştırıyor. Diğerleri ise, yüz bin tabletlik bir arşivin, insanların, kayıt tutmaya ne kadar erken bir dönemde takıntılı hale geldiğini gösterdiğini belirtiyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Ur III bürokrasisi, tanrılara hizmet etmenin, bir muhasebe meselesine dönüştüğü bir dönemi temsil ediyor. Tanrılar, artık yalnızca dua edilen varlıklar değil, düzenli olarak beslenmesi gereken, kayıt altına alınan birer "hesap" haline gelmişti.
Belki de bu, dinin kurumsallaşmasının en uç noktalarından biriydi. Tanrılarla ilişki, kişisel bir deneyim olmaktan çıkıp, devletin bir görevi haline gelmişti.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Bir tanrının öneminin, ona sunulan koyun sayısıyla ölçülmesi size ne düşündürüyor? Siz eski bir uygarlığı, edebiyatından mı, yoksa idari kayıtlarından mı daha iyi tanırdınız? Yorumlarda yazın.
Giriş yap