Ur Ağıtı'nda Anunnaki nerede geçiyor? Dizinin son durağında bir kraliçenin dilekçesi
Son birkaç haftadır tek bir soruyu farklı metinlere sordum: Anunnaki burada nerede geçiyor? Gılgamış'ta, Kral Listesi'nde, İnanna'nın İnişi'nde, Enki'nin dünyayı düzenlediği şiirde, Lahar ile Aşnan'da, Etana'da, Adapa'da, Gudea'nın silindirlerinde. Bu dizinin son durağı Ur Ağıtı. Ur Ağıtı'nı bu sitede yayın tarihi, kardeş ağıtları ve Ningal'in imgesi üzerinden daha önce konuştuk. Bu kez yalnızca bir sahneye, Ningal'in tanrıların meclisine gittiği sahneye bakmak istiyorum.
Bu sahne, bütün dizide aradığım şeyin en saf hâli gibi: bir tanrıça, bir kenti kurtarmak için kaderi belirleyen topluluğun önüne çıkıyor ve konuşuyor. Ve kaybediyor. Kelimenin bu sahnedeki tam biçimini kesin olarak söyleyemem; çevirilerde meclis ve orada oturan tanrılar farklı biçimlerde aktarılıyor. Ama sahnenin kendisi, Anuna'nın bir dilekçeyi reddeden yüzünü açıkça gösteriyor.
Ningal'in yolu
Ur Ağıtı, on bir bölümden, Sümerce adıyla on bir kirugu'dan oluşuyor. Ağıtın ilk bölümlerinde tanrılar Ur'u terk ediyor; ahırlar boşalıyor, ağıllar rüzgâra açık kalıyor. Sonra Ningal, Ur'un kraliçesi, Ay tanrısı Nanna'nın eşi, konuşmaya başlıyor. Kendi ağzından, o fırtına gününü nasıl yaşadığını anlatıyor.
Ningal, fırtınanın geleceğini önceden bildiğini söylüyor. Geceler boyunca uyuyamadığını, yatağında bile huzur bulamadığını anlatıyor. Sonra, kaderin değiştirilebileceğini umarak, harekete geçiyor. Önce An'ın önünde gözyaşı döküyor, Enlil'e kendisi yalvarıyor. Ardından meclise gidiyor.
Meclisin önünde
Ningal'in anlatımına göre meclisin önünde yere kapanıyor ve yalvarıyor: kentim yok edilmesin, Ur yok edilmesin, halkım öldürülmesin. Ama An bu sözü değiştirmiyor; Enlil, "bu iyi, öyle olsun" diyerek gönlünü yatıştırmıyor. Kentin yıkımına karar veriliyor; Ur'un kaderi, halkının ölmesi olarak belirleniyor.
Bu sahnede Ningal, bir avukat gibi. Kenti adına konuşuyor, gözyaşı döküyor, yere kapanıyor. Meclis ise sessiz bir duvar. Kararını vermiş; bir tanrıçanın gözyaşları onu değiştirmiyor.
Bu, bence Sümer edebiyatının en acı sahnelerinden biri. Ningal, tanrıların meclisinin bir üyesi. Ama kendi kentini kurtaramıyor. Meclisin kararı, tek bir üyenin gözyaşından daha güçlü. Siz bir topluluğun içinde, kendi sevdiğiniz şeyi kurtaramayan birinin yerinde olmayı hiç düşündünüz mü?
Fırtınanın günü
Meclisin kararından sonra fırtına geliyor. Ağıt, bu fırtınayı Enlil'in fırtınası olarak tanımlıyor; kenti silen, insanları kaldırıp atan, sur kapılarında cesetleri bırakan bir fırtına. Fırtına, bir tarihsel saldırının, Elamlıların ve Şimaşkilerin Ur'a saldırısının şiirsel adı.
Bu fırtınada meclis görünmüyor. Kararı verdi ve çekildi. Fırtına, kendi başına, kararı uyguluyor. Ningal ise yıkılmış kentinin içinde dolaşıyor, kendi evinin yıkıntılarına bakıyor ve ağlıyor.
Son kirugu
Ağıtın son bölümleri, Nanna'ya bir yakarışa dönüşüyor. Ağıtı söyleyen ses, Nanna'dan, yıkılan kentin yeniden kurulmasını, tapınağın eski hâline dönmesini, halkın yeniden toplanmasını diliyor. Bu yakarış, meclisin kararının kesin olmadığına dair bir umut taşıyor.
Bu umut, kardeş metin Sümer ve Ur Ağıtı'nda Enlil'in cevabıyla bir ölçüde karşılanıyor. Orada Enlil, krallığın sonsuz olmadığını, Ur'a krallık verildiğini ama sonsuz bir saltanat verilmediğini söylüyor. Ur Ağıtı'nın kendisinde ise bu cevap yok; yalnızca yakarış var.
Dizinin haritası
Bu son durakta, bütün diziye geriye doğru bakmak istiyorum. Anuna kelimesinin izini sürdüğüm metinlerde, kelime çok farklı yüzlerle karşıma çıktı. İnanna'nın İnişi'nde yargıç ve bekçi. Enki ve Dünya Düzeni'nde övgü korosu. Enki ve Ninhursag'da tozun içinde yas tutan bir topluluk. Lahar ve Aşnan'da An'ın aç ve çıplak çocukları. Gudea'nın silindirlerinde bir tapınağa hayran kalan izleyiciler. Erra'da bir tanrının öğünmesinin içindeki bir kategori.
Bazı metinlerde ise kelime hiç yoktu: Kral Listesi'nde, Adapa'da, Ziusudra metinlerinde. Enlil ve Ninlil'de kelimenin yerine iki sayı vardı. Eridu Tufanı'nda adsız bir meclis vardı. Etana'da kelime yalnızca açılışta beliriyordu.
Ve şimdi Ur Ağıtı'nda, bir dilekçeyi reddeden bir meclis. Bu harita bana şunu gösteriyor: Anunnaki tek bir şey değil. Metinden metne, dönemden döneme, kentten kente değişen bir kelime. Bir ırk, bir ekip ya da bir uzay programı gibi tek bir tanıma sığmıyor.
Ağıtın sesi kimin?
Ur Ağıtı'nda birden fazla ses konuşuyor. Bazı bölümlerde anlatıcı, üçüncü şahıs olarak kentin yıkımını anlatıyor. Bazı bölümlerde Ningal, birinci şahıs olarak kendi deneyimini aktarıyor. Bazı bölümlerde ise kentin halkı, ya da ağıtı söyleyen rahip, doğrudan Ningal'e sesleniyor ve ona kentine dönmesini söylüyor.
Bu ses çeşitliliği, meclis sahnesini daha da etkili kılıyor. Meclisin önündeki yakarışı, Ningal kendi ağzından anlatıyor. Biz o sahneyi dışarıdan değil, onun hatırasından görüyoruz. Meclisin kararını, bir tanrıçanın acısının içinden duyuyoruz.
Ningal'in konuşmalarında, kadın tanrıların sözlerine ayrılan Emesal denen özel Sümerce biçimin izleri görülüyor. Sonraki ağıt geleneğinde bu dil, gala adıyla bilinen ağıt rahiplerinin diliydi. Bir tanrıçanın sesi, böylece rahiplerin ağzından yeniden canlanabiliyordu.
Bu, bence ağıtın ilginç bir katmanı. Bir tanrıçanın, meclis önündeki yenilgisini anlatan sesi, yüzyıllar boyunca tapınaklarda tekrar tekrar söylendi. Meclisin kararı bir kez verildi; ama Ningal'in itirazı her ağıt töreninde yeniden dile getirildi. Belki de ağıtın asıl işlevi buydu: kararı değiştirmek değil, itirazı unutturmamak.
Tanrılar arasındaki ilişki
Ur Ağıtı'nda tanrılar arasındaki ilişki, bir hiyerarşi ve bir sevgi arasındaki gerilim. Ningal, Nanna'nın eşi ve Ur'un kraliçesi; kentine derin bir sevgiyle bağlı. An ve Enlil, kararı veren büyük tanrılar; Ur'a karşı bir düşmanlıkları yok, ama kararlarını da değiştirmiyorlar.
Bu gerilim, Sümer teolojisinin merkezinde duruyor. Tanrılar kentlerini seviyor; ama tanrıların düzeni, bu sevgiden büyük. Bir kentin yıkılması, ona duyulan sevginin eksikliğinden değil, düzenin gereğinden kaynaklanıyor.
Akademik okuma
Piotr Michalowski, 1989'da Sümer ve Ur Ağıtı'nın kapsamlı bir yayınını yaptı. Nili Samet, 2014'te Ur Ağıtı'nın yeni bir edisyonunu yayımladı. Her iki çalışma da bu ağıtların, Ur III hanedanının çöküşünden sonra, belki de İsin hanedanı döneminde, Ur'un yeniden inşası sırasında söylenmek üzere yazıldığını düşünüyor.
Bu okumada Ningal'in meclis önündeki yakarışı, yeni kral için bir mesaj taşıyor: Ur'un yıkımı tanrıların kararıydı; ama tanrılar Ur'u sevmeye devam ediyor ve kentin yeniden kurulması mümkün.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Ur'un yıkımını Anunnaki'nin kullandığı bir nükleer silahın sonucu olarak okudu. Ona göre "kötü rüzgâr", Sina'da patlatılan nükleer silahların radyoaktif serpintisiydi ve rüzgârla Sümer'e taşındı. Ningal'in meclise yalvarması, Anunnaki konseyindeki bir tartışmanın kaydı.
Bu okuma, ağıtın fırtına tasvirlerini fiziksel bir olaya çeviriyor. Ama ağıtın dili, Mezopotamya ağıt geleneğinin bilinen dili: tanrının fırtınası, düşman istilasının ve kıtlığın şiirsel bir adı. Ningal'in meclis önündeki yakarışı ise bir tartışma tutanağı değil, bir kraliçenin yası.
Kazıdaki iz
Leonard Woolley'nin Ur kazıları, Ur III döneminin sonunda kentte büyük bir yıkım yaşandığını gösteren katmanlar ortaya çıkardı. Ağıtın fırtınası, bu katmanların şiirdeki karşılığı.
Forumlarda
Forumlarda Ur Ağıtı, çoğunlukla Sitchin'in nükleer okumasıyla tanınıyor. Kimi forum yazarları Ningal'in yakarışını "Anunnaki konseyinde azınlıkta kalan oy" olarak tanımlamıştı. Başka kullanıcılar ise meclisin Ur'u neden yıktığını, Ur'daki bir Anunnaki fraksiyonunu cezalandırma isteğiyle açıklıyor.
Türkçe tartışmalarda ağıttan uzun alıntıların yorumsuz paylaşıldığı da oluyor. Bu paylaşımların altına çoğu zaman "Bunu kim yazdıysa gerçekten bir şey kaybetmiş" türünden kısa cevaplar düşülüyor. Bu tür bir cümle, bence ağıtın kendisine en yakın okuma.
SohbeX teorisi
Şimdi bir spekülasyon; doğrudan bir metin kanıtına dayanmıyor.
Bu dizinin sonunda vardığım düşünce şu: Anunnaki, Sümer ve Babil metinlerinde tanrıların kolektif yüzünün adı. Ve bu kolektif yüz, her metinde, o metnin ihtiyaç duyduğu biçime bürünüyor. Bir yargı anlatısında yargıç, bir ilahide koro, bir yaratılış anlatısında aç çocuklar, bir ağıtta değişmeyen bir duvar.
Bu, Anunnaki'yi tek bir varlık türü olarak okuyan bütün yorumların karşısında duruyor. Anunnaki, bir kelime olarak, Mezopotamya'nın tanrılar topluluğunu düşünme biçimlerinin hepsini taşıyor. Bu bir spekülasyon; ama on yedi yazı boyunca aynı soruyu sorduktan sonra, bana en dürüst görünen sonuç.
Size soru
Bu dizide Anunnaki'nin hangi yüzü size en yakın geldi? Sizce bir kelimenin bu kadar farklı yüzlere sahip olması, onu daha mı zengin, yoksa daha mı belirsiz kılıyor?
Ben dizinin sonunda, Ningal'in o yere kapanışında duruyorum. Bir tanrıça, kendi meclisinin önünde, kendi kenti için ağlıyor. Ve meclis, kararını değiştirmiyor. Belki de Anunnaki'nin en eski ve en insani yüzü bu: sevilen bir şeyin kaybını önleyemeyen bir düzen. Ve o düzenin önünde, yine de konuşmaya devam eden bir ses. Dizinin sonunda bana kalan, o sesin inadı.
Giriş yap