Giriş yap
🏺 Anunnaki

Ugarit: alfabe yazan çivi yazısı

Çivi yazısı denince, akla, yüzlerce işaretten oluşan, öğrenilmesi yıllar süren karmaşık bir sistem geliyor. Sümerce ve Akadca yazan kâtipler, gerçekten de, yüzlerce işareti ezberlemek zorundaydı. Ama Akdeniz kıyısındaki bir liman şehrinde, MÖ on üçüncü yüzyılda, kâtipler, çivi yazısının görünüşünü koruyup içini tamamen değiştiren bir şey yaptı: otuz işaretten oluşan bir alfabe.

Bu şehir, Ugarit'ti. Bugün Suriye'nin Lazkiye kenti yakınında, Ras Şamra adıyla bilinen bir höyüğün altında yatıyor. Ugarit'te bulunan tabletler, hem yazı tarihini hem de kadim Doğu Akdeniz dinlerini anlamamızı değiştirdi. Siz çivi yazısıyla yazılmış bir alfabe olduğunu biliyor muydunuz?

Keşif

1928'de, bir çiftçi, tarlasını sürerken, kadim bir mezara rastladı. Bu buluş, Fransız arkeologların dikkatini çekti ve 1929'da, Claude Schaeffer yönetiminde, Ras Şamra'da kazılar başladı. Kazılar, kısa sürede, büyük bir şehrin, saraylarının, tapınaklarının ve arşivlerinin ortaya çıkmasını sağladı.

Arşivlerde, birkaç farklı dilde ve yazıda tabletler vardı. Akadca, o dönemde, uluslararası diplomasinin diliydi ve Ugarit kâtipleri, Akadca mektuplar ve anlaşmalar yazıyordu. Hurrice ve Hititçe metinler de bulundu; Mısır hiyeroglifleri taşıyan nesneler de. Ama en büyük sürpriz, bilinmeyen bir yazıyla yazılmış tabletlerdi.

Şifrenin çözülmesi

Bu yeni yazı, çivi yazısına benziyordu; ama işaret sayısı çok azdı. Bu, onun bir alfabe olabileceğini düşündürdü. Hans Bauer, Édouard Dhorme ve Charles Virolleaud, 1930'da, birbirinden bağımsız çalışmalarla, yazıyı kısa sürede çözdüler. Yazının dili, Semitik bir dildi ve bugün Ugaritçe olarak anılıyor.

Çözümün bu kadar hızlı gelmesinin bir nedeni, dilin, İbranice ve Fenikece gibi bilinen Semitik dillere yakın olmasıydı. Bir başka neden de, bazı kelimelerin, tahmin edilebilir yerlerde geçmesiydi: örneğin, bir baltanın üzerindeki yazının, "balta" kelimesini içerebileceği tahmini, ipuçlarından biri oldu. Bu hikâye, farklı kaynaklarda, farklı ayrıntılarla anlatılıyor; ama çözümün, birkaç ay gibi kısa bir sürede tamamlandığı konusunda, kaynaklar uyuşuyor.

Otuz işaret

Ugarit alfabesi, otuz işaretten oluşuyordu. İşaretler, kil üzerine, bir kalemle bastırılan çivi biçimli izlerle yazılıyordu; yani, yazının malzemesi ve tekniği, Mezopotamya çivi yazısından alınmıştı. Ama işaretlerin her biri, bir heceyi ya da kelimeyi değil, tek bir ünsüz sesi gösteriyordu.

Ugarit'te bulunan bazı küçük tabletler, alfabenin harflerini, belirli bir sırayla listeliyor. Bu tabletlere, "abecedary" deniyor. Bu sıra, şaşırtıcı bir şekilde, Fenike alfabesinin ve dolayısıyla, ondan türeyen Yunan ve Latin alfabelerinin sırasına çok benziyor. Başka bir deyişle, bugün kullandığımız harf sırasının izleri, Ugarit'in kil tabletlerinde görülebiliyor.

Ugarit'te, ayrıca, farklı bir harf sırasını gösteren bir tablet de bulundu. Bu sıra, Güney Arap alfabelerinde kullanılan sırayla ilişkili. Bu, kadim Doğu Akdeniz'de, alfabenin, farklı sıralarla öğretildiğini gösteriyor.

Neden alfabe?

Ugarit kâtipleri, neden, Akadca çivi yazısını kullanmak yerine, yeni bir sistem geliştirdi? Bu sorunun kesin bir cevabı yok. Ama bazı akademisyenler, Ugarit'in, Levant'ta zaten var olan alfabe fikrinden haberdar olduğunu düşünüyor. Sina ve Kenan bölgelerinde, daha önce, harf biçimli işaretlerle yazılmış alfabe denemeleri vardı. Ugarit kâtipleri, bu fikri, kendi yazı malzemelerine, yani kile ve kaleme uyarladı.

Bu, yaratıcı bir melez. Fikir, Levant'tan; teknik, Mezopotamya'dan. Bana göre, Ugarit alfabesi, kültürlerin, birbirinden bir şey alırken onu nasıl dönüştürdüğünün güzel bir örneği.

Ugarit metinleri

Ugarit alfabesiyle yazılmış metinler arasında, idari kayıtlar, mektuplar ve ticari belgeler var. Ama en ünlüleri, dini ve edebi metinler: Baal Döngüsü, Kirta Destanı ve Akhat Destanı. Bu metinler, Ugarit'in tanrılarını ve kahramanlarını anlatıyor.

Bu metinlerin bazılarının sonunda, kâtibin adı da geçiyor: İlimilku. İlimilku, Baal Döngüsü'nün tabletlerini yazan kâtip olarak biliniyor. Onun, metinleri kendisinin mi yazdığı, yoksa sözlü bir gelenekten mi kopyaladığı, tartışmalı.

Ugarit metinleri, İbranice Kutsal Kitap'ı inceleyen akademisyenler için de, çok önemli oldu. Metinlerde, El, Baal, Aşera ve Anat gibi tanrılar geçiyor; bu adlar, Kutsal Kitap'ta da yer alıyor. Ugarit metinleri, Kutsal Kitap'ın bazı ifadelerini ve imgelerini, kendi kültürel bağlamında anlamayı sağladı.

Şehrin sonu

Ugarit, MÖ on ikinci yüzyılın başlarında, yaklaşık 1185 civarında, yıkıldı. Yıkımın nedenleri, Geç Tunç Çağı'nın çöküşü olarak anılan geniş bir krizin parçası. Bu krizde, Doğu Akdeniz'in birçok büyük şehri ve devleti çöktü.

Ugarit'in son günlerine dair, dokunaklı bir iz var: bazı mektuplar, şehrin, düşman gemileri tarafından tehdit edildiğini anlatıyor. Bu mektupların bir kısmının, fırında pişirilmek üzere bekletilirken şehrin yıkıldığı, yaygın bir anlatı. Ama son araştırmalar, bu anlatının bazı ayrıntılarını sorguluyor. Kesin olan, şehrin yıkıldıktan sonra bir daha kurulmadığı. Höyük, üç bin yıl boyunca, toprağın altında kaldı. Arşivlerin bu kadar iyi korunmasının bir nedeni de, belki, bu terk edilmişlik. Yeni bir şehir, eski şehrin üstüne kurulmadığı için, tabletler, yerlerinde kaldı ve bir çiftçinin sabanını bekledi.

Çok dilli bir şehir

Ugarit'in arşivleri, kadim bir liman şehrinin, ne kadar çok dilli olduğunu gösteriyor. Ugarit kâtipleri, en az dört ya da beş farklı dil ve yazıyla çalışıyordu. Bunun en çarpıcı kanıtı, çok dilli sözlük listeleri. Bazı tabletlerde, aynı kelime, Sümerce, Akadca, Hurrice ve Ugaritçe olarak, yan yana yazılmış.

Bu listeler, kâtiplerin eğitimi için hazırlanmıştı. Mezopotamya'nın sözlük listeleri geleneği, Ugarit'e kadar ulaşmış ve yerel dillerle genişletilmişti. Bir Ugarit kâtibi, Sümerce, o dönemde artık konuşulmayan bir dil olmasına rağmen, onu da öğrenmek zorundaydı; çünkü kâtiplik geleneği, Sümerceden başlıyordu.

Bu çok dillilik, Ugarit'in ticari ve diplomatik konumunun bir sonucuydu. Şehir, Hitit İmparatorluğu'nun bir vasalıydı; Mısır, Kıbrıs ve Mezopotamya ile ticaret yapıyordu. Limanına, farklı dillerde konuşan tüccarlar ve elçiler geliyordu. Böyle bir şehirde, birden fazla dil bilmek, bir zorunluluktu. Siz bugün, bu kadar çok dilli bir şehri, nerede hayal edebilirsiniz?

Tanrılar arasındaki ilişki

Ugarit panteonunun başında, El duruyor. El, tanrıların babası, yaşlı ve bilge bir figür. Onun eşi, Aşera; çocukları, tanrıların büyük bir kısmı. Baal ise, fırtına tanrısı ve El'in otoritesi altında, kendi krallığını kurmaya çalışan genç bir tanrı.

Bu yapı, Mezopotamya'daki Anu ve Enlil ilişkisine bir ölçüde benziyor: yaşlı ve uzak bir baş tanrı ile daha aktif ve güçlü bir genç tanrı. Ama Ugarit panteonu, kendine özgü bir yapıya sahip ve onu, doğrudan Mezopotamya panteonuyla eşleştirmek, doğru olmaz.

Akademik okuma

Ugarit çalışmaları, bugün, kendi başına bir akademik alan. Ugarit tabletlerinin standart derlemesi, "Keilalphabetische Texte aus Ugarit" (KTU) adıyla biliniyor ve metinler, akademik literatürde, KTU numaralarıyla anılıyor. Bu derlemeyi, Manfried Dietrich, Oswald Loretz ve Joaquín Sanmartín hazırladı.

Akademisyenler, Ugarit alfabesini, yazı tarihinde, bir ara aşama olarak görüyor. Ugarit alfabesi, kendisi doğrudan bugünkü alfabelerin atası değil; ama alfabe fikrinin, kadim dünyada, ne kadar yaygın ve esnek olduğunu gösteriyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Ugarit metinlerini, özellikle El ve Baal anlatılarını, kitaplarında kullandı. Ona göre, Ugarit tanrıları da, Anunnaki'nin farklı adlarla anılan üyeleriydi. El'in, Anu ya da Enlil ile; Baal'ın ise, Adad ile özdeşleştirilebileceğini öne sürdü.

Bu özdeşleştirmelerin bir kısmı, akademik literatürde de tartışılıyor; örneğin, Baal ve Adad arasındaki ilişki, bilinen bir konu. Ama Sitchin, bu ilişkileri, tanrıların aynı "bireyler" olduğu şeklinde okudu. Akademisyenler ise, onları, kültürel etkileşimlerin ve benzer işlevlerin sonucu olarak görüyor.

Forumlarda

Forumlarda, Ugarit, genellikle, Kutsal Kitap tartışmalarıyla birlikte anılıyor. Bazı kullanıcılar, Ugarit metinlerini, Kutsal Kitap'ın "kaynağı" olarak sunuyor. Bu, karmaşık bir ilişkiyi tek bir cümleye sıkıştırmak değil mi? Ugarit metinleri, Kutsal Kitap'la ortak bir kültürel çevreyi paylaşıyor; ama birini diğerinin kopyası olarak görmek, ikisinin de karmaşıklığını siliyor.

Ugarit alfabesi ise, forumlarda, daha az tartışılıyor. Bence bu, bir kayıp. Bugün kullandığımız harflerin hikâyesinin bir parçası, Ugarit'in kil tabletlerinde saklı.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Ugarit, kadim dünyanın, birbirinden kopuk uygarlıklardan değil, sürekli konuşan, alışveriş yapan ve birbirinden öğrenen toplumlardan oluştuğunu gösteren en iyi yerlerden biri. Mezopotamya'nın kalemi, Levant'ın alfabe fikri, Hurri ve Hitit dilleri, hepsi, tek bir liman şehrinin arşivlerinde buluşuyor. Belki de "tanrıların öğrettiği bilgi" diye aradığımız şey, bu insan alışverişinin kendisi.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bugün kullandığımız harf sırasının izlerinin üç bin yıldan eski bir kil tablette görülebilmesi size ne düşündürüyor? Ugarit'in hangi yönü, sizin ilginizi daha çok çekiyor? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap