Giriş yap
🏺 Anunnaki

Üç parçaya bölünmüş bir dünya tarihi: Eridu Tekvini

Bazı metinler bize bütün olarak ulaşır, bazıları ise yalnızca bir tabletin yarısı olarak. Eridu Tekvini ikinci gruptan. Philadelphia'daki Pennsylvania Üniversitesi Müzesi'nde CBS 10673 numarasıyla korunan tek bir tabletin üzerinde duruyor ve o tabletin büyük bir bölümü kırık. Yine de kalan satırlar, insanlığın yaratılışından krallığın gökten inişine, kentlerin kuruluşundan büyük tufana kadar uzanan bir dünya tarihi anlatıyor.

Bu metne "Eridu Tekvini" adını Thorkild Jacobsen verdi. Adı modern, ama içerik çok eski. Şimdi şunu yapmak istiyorum: Tabletin kırık yapısının, hikâyeyi nasıl okuduğumuzu nasıl şekillendirdiğine bakmak.

Tablet nasıl bir şey?

CBS 10673, Nippur'dan çıkmış, Eski Babil dönemine tarihlenen bir tablet. Üç sütunlu bir yüzü ve arkası var; ama her sütunun üst ve alt kısımları kırık. Yani elimizde, hikâyenin bir dizi bölümünden birer parça var, aralarındaki geçişler eksik.

Arno Poebel, bu tableti 1914'te yayımladığında, ona "tufan tableti" demişti. Çünkü en iyi korunmuş kısım, tufanı ve Ziusudra'yı anlatıyordu. Jacobsen ise 1981'de, tabletin aslında tufandan çok daha geniş bir hikâye anlattığını savundu ve parçaları, Sümer Kral Listesi ile diğer metinlerin yardımıyla bir bütün olarak yeniden kurdu.

Bu yeniden kurma işi, bir yapbozu kutusunun resmi olmadan tamamlamaya benziyor. Hangi parçanın nereye gittiğini, başka yapbozların resimlerine bakarak tahmin ediyorsunuz.

Hikâye ne anlatıyor?

Kalan satırlarda, önce bir tanrıçanın, büyük olasılıkla Nintur'un, insanlarına olan sevgisini ifade ettiğini görüyoruz. Dağınık halde yaşayan insanların kentlere yerleşmesini, tapınaklar kurmasını istiyor. An, Enlil, Enki ve Ninhursag, insanları ve hayvanları yaratıyor.

Sonra krallık gökten iniyor. Beş kent kuruluyor: Eridu, Bad-tibira, Larak, Sippar, Şuruppak. Her biri bir tanrıya veriliyor. Eridu, Nudimmud'a, yani Enki'ye. Bu beş kent listesi, Sümer Kral Listesi'ndeki tufan öncesi kentlerle büyük ölçüde örtüşüyor.

Ardından bir boşluk var. Sonra tanrıların bir tufan göndermeye karar verdiğini görüyoruz. Ziusudra adında bir kral, bir duvarın yanında duruyor ve bir ses duyuyor. Ses, tufanın geleceğini haber veriyor. Ziusudra büyük bir gemi yapıyor. Tufan yedi gün yedi gece sürüyor. Sonra Utu, güneş tanrısı, ortaya çıkıyor ve ışığını gemiye düşürüyor. Ziusudra, Utu'ya kurban sunuyor.

Son kısımda, Ziusudra An ve Enlil'in önünde secde ediyor ve ona tanrılar gibi bir ömür veriliyor. Dilmun'a, güneşin doğduğu yere yerleştiriliyor.

Kırık satırlar ve okuma

Tabletin kırık olması, hikâyenin bazı can alıcı noktalarını bilinmez kılıyor. Tufanın neden gönderildiği belirsiz. Atrahasis'te bunun gürültüyle, insanların çoğalıp tanrıları rahatsız etmesiyle ilgili olduğunu biliyoruz. Ama Eridu Tekvini'nde bu kısım eksik. Belki de aynı gerekçe vardı, belki de farklıydı.

Ziusudra'ya sesi kimin ilettiği de doğrudan yazılmıyor, ama bağlam Enki'yi işaret ediyor. Duvarın yanında durma motifi, Gılgamış Destanı'nın on birinci tabletindeki "sazdan kulübe, duvar" sahnesine benziyor; orada Ea, yani Enki, doğrudan insana değil, duvara konuşuyor.

Bu boşluklar, tableti okuyan her araştırmacının kendi yeniden kurma tercihini yapmasını gerektiriyor. Jacobsen'in okuması güçlü ama tek değil. Miguel Civil, Atrahasis'in Lambert ve Millard edisyonunda tabletin Sümerce metninin bir başka çevirisini sundu ve bazı noktalarda farklı okumalar önerdi.

Uzun ömürlü krallar nerede?

Eridu Tekvini'nde kentlerin kuruluşundan sonra bir boşluk olduğunu söyledim. Jacobsen, bu boşluğa Sümer Kral Listesi'ndeki tufan öncesi kralları yerleştirdi. O listede, her kentin hükümdarları on binlerce yıl tahtta kalıyor. Jacobsen'in düşüncesine göre Eridu Tekvini'nin özgün halinde de böyle bir krallar dizisi vardı ve tufan, bu uzun dönemin sonunu getiriyordu.

Bu kurgu cazip, ama tabletin kendisinde o kralların adlarını görmüyoruz. Elimizdeki satırlar beş kenti ve onların tanrılarını sayıyor, sonra sessizleşiyor. Boşluğa ne konacağı, bütünüyle başka metinlerden yapılan bir çıkarım.

Ben burada şunu ilginç buluyorum: Eğer krallar listesi bu metnin içindeyse, Eridu Tekvini bir mit ile bir kronik arasında duran melez bir metin demek. Tanrılar konuşuyor, ama aynı zamanda saltanat süreleri sayılıyor. Mezopotamya'da mit ile tarih arasındaki çizgi, bizim çizdiğimiz kadar keskin değildi.

Tanrılar arasındaki ilişki

Bu kısa metinde dört büyük tanrı birlikte iş görüyor: An, Enlil, Enki, Ninhursag. Ama metnin kırıklığı yüzünden aralarındaki gerilimi göremiyoruz. Atrahasis'te Enlil ve Enki arasındaki çekişme açıkça görülürken, burada yalnızca sonuçları görüyoruz: Tufan kararı ve Ziusudra'nın kurtuluşu.

Nintur ya da Ninhursag'ın açılıştaki rolü ilginç. Metin, insanların ona ait olduğunu, onun yaratıklarını anlatıyor gibi. Tufan sahnesinde ise o tanrıçanın tepkisini göremiyoruz. Gılgamış'ta İştar, Atrahasis'te Nintu tufan sonrası ağlıyor. Belki burada da benzer bir sahne vardı, ama kırık.

Utu'nun tufan sonrasında ışığını göstermesi de dikkat çekiyor. Güneş tanrısı, burada adeta yeni bir başlangıcın işareti. Gece ile gündüz yeniden ayrılıyor.

Akademik okuma

Jacobsen'in 1981 tarihli "The Eridu Genesis" makalesi, Journal of Biblical Literature'da yayımlandı. Jacobsen, bu metni, Tevrat'taki Yaratılış kitabının ilk bölümleriyle karşılaştırılabilecek bir "tarih öncesi tarih" olarak sundu. Yaratılış, kentlerin kuruluşu, uzun ömürlü krallar ve tufan; bu sıra, her iki gelenekte de görülüyor.

Bu karşılaştırma, akademide hâlâ tartışılıyor. Bazıları Jacobsen'in yeniden kurmasının çok iddialı olduğunu, kırık parçaları bir bütün haline getirirken kendi beklentilerini yansıttığını düşünüyor. Başkaları ise metnin gerçekten bir dünya tarihi anlattığını ve Mezopotamya'nın tarih yazımının erken bir örneği olduğunu kabul ediyor.

Ayrıca, metnin Eski Babil döneminde tek bir kopyayla temsil edilmesi, onun ne kadar yaygın okunduğu sorusunu doğuruyor. Atrahasis ve Gılgamış'ın birden çok kopyası varken, Eridu Tekvini'nin bu kadar az bilinmesi, onun belki de yerel bir gelenek olduğunu düşündürüyor. Daha geç dönemden, Ninive'deki kütüphaneden Sümerce-Akkadca iki dilli bir parça da bulunmuş; demek ki metin tamamen unutulmamış.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Eridu Tekvini'ni Anunnaki'nin Dünya'ya gelişinin ve ilk yerleşimlerinin bir kaydı olarak okudu. Beş tufan öncesi kent, ona göre Anunnaki'nin kurduğu ilk üsler ve kontrol merkezleriydi. Sippar bir uzay limanı, Şuruppak bir sağlık merkezi, Bad-tibira bir metal işleme tesisi gibi yorumlandı.

Ziusudra'nın sonsuz yaşama kavuşması ise Sitchin için, bir insanın Anunnaki tarafından ödüllendirilmesi ve onların uzun ömürlerine ortak edilmesi olarak görüldü.

Akademik okumada ise beş kentin seçimi, Sümer'in kendi kökenini nasıl hayal ettiğini gösteriyor. Eridu'nun ilk kent olması, onun arkeolojik olarak da en eski yerleşimlerden biri olmasıyla uyumlu. Ama Sippar'ın bir uzay limanı olduğunu gösteren hiçbir yazılı ya da arkeolojik kanıt yok; Sippar, güneş tanrısı Utu'nun kenti olarak biliniyor.

Forumlarda Eridu Tekvini

Forumlarda bu metin, genellikle Nuh tufanı tartışmalarında karşımıza çıkıyor. "Sümerler tufanı Tevrat'tan önce yazdı" gibi başlıklarda, Eridu Tekvini sık sık anılıyor. Bu doğru, Sümerce tufan anlatısı Tevrat'ın yazılı halinden çok daha eski. Ama çoğu zaman, tabletin kırık olduğu ve büyük bölümünün yeniden kurma olduğu bilgisi atlanıyor.

Bir forum yazarı, Ziusudra ile Nuh'un aynı kişi olup olmadığını sordu. Cevaplar çeşitliydi. Bazıları aynı geleneğin farklı versiyonları olduğunu, bazıları ise ikisinin bağımsız olarak ortaya çıktığını savundu. Akademik görüş, büyük ölçüde ortak bir Mezopotamya geleneğinin farklı biçimlerde aktarıldığı yönünde.

Başka bir tartışmada, tabletin yalnızca tek bir kopyası olduğu için güvenilirliği sorgulandı. Bir kullanıcı, tek kopyanın uydurma olabileceğini ima etti. Ama CBS 10673, Nippur kazısında bilimsel bağlamda bulunmuş bir tablet ve dili, imlası Eski Babil dönemiyle tamamen uyumlu.

SohbeX teorisi: Ziusudra'nın duvarı

Bu bölüm spekülatif.

Ziusudra'nın bir duvarın yanında durup ses duyması, bana bir kehanet ritüelini çağrıştırıyor. Mezopotamya'da, tapınak duvarlarının yanında rüya görmek ya da tanrısal mesaj almak için bekleyen insanlar vardı. Gudea'nın rüyası da bir tapınakta görülmüştü.

Belki de Eridu Tekvini'nin yazıldığı dönemde, tufan hikâyesi bir kehanet geleneğine bağlanıyordu. Ziusudra, tanrısal sesi duyan bir kral; yani kendisi bir tür kâhin. Bu durumda, metin yalnızca bir tufan hikâyesi değil, aynı zamanda bir kralın tanrılarla nasıl iletişim kurması gerektiğini gösteren bir örnek. Krallar, Ziusudra gibi dinlemeli, uyarıları ciddiye almalı ve buna göre hareket etmeliydi.

Bir kırık tabletin dersi

Eridu Tekvini, bize antik dünyayı ne kadar az bildiğimizi hatırlatıyor. Tek bir tablet, ve o tablet de kırık. Ama o kırık tablet, insanlığın en eski tarih anlatılarından birini taşıyor.

Siz bir tabletin eksik satırlarını tamamlamak zorunda kalsaydınız, neyi koyardınız? Tufanın nedenini mi, Nintur'un gözyaşlarını mı, yoksa Ziusudra'nın duyduğu sesin sahibini mi? Belki de en dürüst cevap, boşlukları boş bırakmaktır.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap