Giriş yap
🏺 Anunnaki

Tufan Tableti: George Smith'in 1872 heyecanı

British Museum'un depolarında, 1870'lerin başında, Ninova'dan getirilmiş on binlerce tablet ve tablet parçası duruyordu. Bunların büyük kısmı henüz okunmamıştı. Bu parçaları ayıklayan, birleştiren ve okuyan kişilerden biri, resmî bir üniversite eğitimi almamış, banknot gravürcülüğünden gelen genç bir adamdı: George Smith. 1872'de, bir tabletin üzerinde okuduğu birkaç satır, onu Viktorya dönemi İngiltere'sinin en çok konuşulan isimlerinden biri yaptı.

Smith'in okuduğu şey, bugün "Gılgamış Destanı"nın on birinci tableti olarak bilinen metnin bir parçasıydı. Metinde, bir adam, tanrılardan biri tarafından uyarılıyor, büyük bir gemi yapıyor, tufandan kurtuluyor ve sonunda gemi bir dağın üzerine oturuyor. Ardından adam, bir güvercin, bir kırlangıç ve bir kuzgun salıveriyor. Bu sahne, Tekvin'deki Nuh anlatısıyla çarpıcı biçimde benziyordu.

Gravürcüden asurolojiye

George Smith, 1840'ta Londra'da doğdu. Gençliğinde bir matbaada banknot gravürü yapmayı öğrendi. Öğle tatillerinde British Museum'a gidiyor, Asur galerilerindeki yazıtları inceliyordu. Onun ilgisi ve yeteneği, müzedeki uzmanların dikkatini çekti; özellikle Henry Rawlinson'ın desteğiyle, müzede tabletlerin sınıflandırılması ve birleştirilmesi üzerine çalışmaya başladı.

Smith'in gravürcülükten gelen keskin gözü, küçük tablet parçalarını birleştirmede büyük bir avantajdı. Ninova'dan gelen tabletlerin çoğu kırık ve dağınıktı; aynı tabletin parçaları farklı kutulara dağılmış olabiliyordu. Smith, bu parçaları işaretlerin biçimlerine, kırık kenarlarına ve içeriklerine bakarak birleştiriyordu.

O gün ne oldu?

Smith, 1872'de, bir tablet parçasında bir geminin bir dağa oturduğunu ve bir güvercinin salıverildiğini anlatan satırları okudu. Bu anın nasıl yaşandığına dair, müzedeki çalışma arkadaşlarından birinin sonradan anlattığı bir hikâye var: Smith, büyük bir heyecanla odada dolaşmaya ve giysilerini çıkarmaya başlamış. Bu hikâye, sonradan Smith'in biyografilerinde sıkça tekrarlandı; ne kadarının gerçek, ne kadarının süsleme olduğunu bilmiyoruz.

Bildiğimiz şey, Smith'in 3 Aralık 1872'de, Society of Biblical Archaeology'nin bir toplantısında bu buluşunu duyurduğu. Toplantıda dönemin başbakanı William Gladstone da bulunuyordu. Buluş, büyük bir yankı uyandırdı; çünkü Tekvin'deki tufan anlatısından daha eski bir tufan anlatısının varlığı, Kutsal Kitap'ın tarihsel konumu üzerine tartışmaları alevlendirdi.

Smith'in okuduğu tablet parçası, metnin tamamı değildi. Önemli bir bölüm eksikti. Bu eksiklik, kısa sürede beklenmedik bir yolculuğa yol açtı.

Bir metnin eksik kalan parçasını bulmak için binlerce kilometre yolculuk yapmak, sizce bir bilim insanının görevi mi, yoksa bir maceracının tutkusu mu?

Daily Telegraph seferi

Londra gazetesi Daily Telegraph, Smith'in Ninova'ya gidip tufan anlatısının eksik parçasını araması için bir sefer finanse etti. Smith, 1873'te Ninova'ya ulaştı ve kazı alanında, önceki kazılardan kalan toprak yığınlarını taramaya başladı. Kısa süre içinde, tufan anlatısının eksik satırlarını içeren bir tablet parçası buldu. Bu buluş, gazetenin haberleriyle duyuruldu.

Bu parça, sonradan, Gılgamış'ın tufan anlatısının değil, başka bir tufan metninin, yani Atrahasis anlatısının bir parçası olarak anlaşıldı. Yine de bu buluş, Smith'in şöhretini daha da artırdı. Smith, sonraki yıllarda Ninova'ya başka seferler de yaptı. 1876'da, Suriye'de, Halep yakınlarında bir hastalık nedeniyle, otuz altı yaşında öldü.

Tablette ne yazıyor?

On birinci tabletteki tufan anlatısında, tufandan kurtulan kişinin adı Utnapiştim. Gılgamış, ölümsüzlüğün sırrını öğrenmek için ona ulaşıyor; Utnapiştim de ona tufanın hikâyesini anlatıyor. Hikâyede, büyük tanrılar tufan göndermeye karar veriyor; ama bilgelik tanrısı Ea, kararı doğrudan Utnapiştim'e söylememek için yemin etmiş olduğundan, onun evinin kamış duvarına sesleniyor. Duvar aracılığıyla Utnapiştim, gemi yapması gerektiğini öğreniyor.

Tufan yedi gün sürüyor. Metinde, tanrıların bile tufandan korktuğu, köpekler gibi göğe, Anu'nun katına çekildikleri anlatılıyor. Tanrıça Belet-ili, yani tanrıların hanımı, insanların yok oluşu karşısında ağlıyor. Tufan bittiğinde, gemi Nimuş adlı bir dağın üzerine oturuyor. Utnapiştim, sırayla bir güvercin, bir kırlangıç ve bir kuzgun salıveriyor; kuzgun geri dönmediğinde, suların çekildiğini anlıyor.

Ardından Utnapiştim bir sunu sunuyor. Tanrılar, sununun kokusunu alıyor ve "sinekler gibi" sunuyu sunanın etrafına toplanıyor. Bu satır, Mezopotamya edebiyatının en çarpıcı imgelerinden biri.

Tanrılar arasındaki ilişki: Enlil ve Ea

Tufan anlatısının merkezinde, Enlil ile Ea arasındaki gerilim var. Tufanı gönderen, Enlil'in öncülük ettiği tanrılar meclisi. Ea ise bu kararı bir hileyle delerek insanlığı kurtarıyor. Tufan bittikten sonra Enlil, bir insanın hayatta kaldığını görünce öfkeleniyor ve kimin bunu söylediğini soruyor.

Ea, Enlil'e karşı çıkıyor. Ona, suçu yalnızca suç işleyene yüklemesi gerektiğini, bütün insanlığı yok etmek yerine aslanlar, kurtlar, kıtlık ya da salgın göndererek insanları azaltabileceğini söylüyor. Bu konuşma, Ea'nın bilgeliğini ve insanlara karşı daha anlayışlı tutumunu vurguluyor. Sonunda Enlil, Utnapiştim ve karısına ölümsüzlük veriyor ve onları uzak bir yerde, nehirlerin ağzında yaşamaya gönderiyor.

Ninova'dan Londra'ya giden tabletler

Smith'in okuduğu tablet, Ninova'da, 1850'lerde Hormuzd Rassam ve daha önce Austen Henry Layard'ın kazılarında bulunan binlerce tabletten biriydi. Bu tabletlerin büyük kısmı, Asur kralı Asurbanipal'in sarayında toplanmış bir koleksiyondan geliyordu. Kazılar sırasında tabletler, çoğu zaman sistemli bir kayıt tutulmadan sandıklara konup Londra'ya gönderilmişti.

Bu yüzden Smith'in işi, bir yap-boz gibiydi. Hangi parçanın hangi tabletten geldiği, hangi metne ait olduğu bilinmiyordu. Bugün bile, British Museum'daki Ninova koleksiyonunda birleştirilmeyi bekleyen parçalar var. Araştırmacılar, yeni parçaları tanımlamaya ve birleştirmeye devam ediyor; son yıllarda dijital fotoğraflar ve bilgisayar destekli yöntemler bu işi hızlandırdı.

Smith'in heyecanı, bu sabırlı işin bir ödülüydü. Kim bilir, depolarda hâlâ okunmayı bekleyen hangi satırlar var?

Akademik okuma

Akademik çevrelerde Gılgamış'ın tufan anlatısının, daha eski bir metinden, Atrahasis'ten alındığı kabul ediliyor. Atrahasis destanı, Eski Babil döneminde yazılmış, tufanın nedenini ve insanlığın yaratılışını daha ayrıntılı anlatan bir metin. Bunun da öncülü, Sümerce bir tufan anlatısı olan ve tufandan kurtulan kahramanın Ziusudra olarak anıldığı "Eridu Tekvini" adlı parçalı metin.

Tekvin'deki Nuh anlatısıyla benzerlikler, akademik çevrelerde uzun süredir inceleniyor. Kuşların salıverilmesi, geminin bir dağa oturması ve tufandan sonra sunulan sunu gibi ayrıntılar, iki anlatı arasında doğrudan ya da dolaylı bir bağ olduğunu düşündürüyor. Ama aradaki farklar da var: Mezopotamya'da birden fazla tanrı, birbirine karşı çıkan kararlar alıyor; Tekvin'de ise tek bir tanrı, hem tufanı gönderiyor hem de Nuh'u kurtarıyor.

Bir başka ilginç nokta, tablette tufanı anlatan kişinin bir tanrı değil, bir insan olması. Utnapiştim, kendi deneyimini birinci ağızdan anlatıyor. Bu, metne bir tanıklık havası veriyor ve okuyucuyu, tanrıların kararlarını bir insanın gözünden görmeye davet ediyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, tufan anlatısını, Anunnaki'nin bildiği ama insanlardan sakladığı gerçek bir doğa olayı olarak yorumladı. Ona göre Nibiru'nun Dünya'ya yaklaşması, Antarktika'daki buz tabakasının kaymasına ve büyük bir dalgaya neden olmuştu. Enlil, insanların bu felakette ölmesine izin vermeye karar vermiş; Enki ise bir insanı uyararak insanlığın devamını sağlamıştı.

Bu okuma, Ea ile Enlil arasındaki gerilimi, Sitchin'in genel anlatısındaki iki kardeş arasındaki rekabetin bir parçası olarak kullanıyor. Akademik çevrelerde ise tufan anlatısının, Mezopotamya'nın sık yaşadığı yerel sel felaketlerinin ve nehirlerin taşmasının kolektif belleğinden beslendiği düşünülüyor. Ur, Kiş ve Şuruppak gibi kentlerde yapılan kazılarda, farklı dönemlere ait sel katmanları bulundu; ama bunlar tek bir büyük tufanı değil, farklı zamanlardaki yerel selleri gösteriyor.

Forumlarda

Forumlarda Tufan Tableti, genellikle "Kutsal Kitap Sümer'den mi kopyalandı" tartışmasının merkezinde. Bazı kullanıcılar, Tekvin'in bir kopya olduğunu, bazıları ise iki anlatının da ortak bir gerçek olayı anlattığını savunuyor. Bu tartışma, çoğu zaman inanç ve tarih arasındaki gerginlikle birleşiyor.

Bazı başlıklarda da George Smith'in genç yaşta ölümü, bir "lanet" ya da "susturma" hikâyesine bağlanıyor. Bu iddiaların bir dayanağı yok; Smith, döneminin pek çok yolcusu gibi, zorlu yolculuk koşullarında bir hastalığa yenik düştü.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Tufan Tableti'nin hikâyesi, yalnızca bir metnin değil, bir okumanın hikâyesi. Binlerce yıl toprağın altında kalmış bir tablet, Londra'da bir gravürcünün elinde yeniden konuşmaya başladı. O an, bir insanın beş bin yıllık bir sesi duyduğu an.

Belki de Smith'in heyecanı, tufanın kendisinden değil, bir hikâyenin ne kadar eski olabileceğini fark etmekten geliyordu. Tufan anlatısı, Sümer'den Babil'e, Babil'den Tekvin'e, oradan da bugüne kadar uzanan bir zincirin parçası. Smith, bu zincirin bir halkasını gün ışığına çıkaran kişi oldu.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Tufan Tableti'ndeki anlatı ile Tekvin'deki Nuh anlatısı arasındaki benzerlikleri nasıl yorumluyorsunuz? George Smith'in hikâyesi, size bilimin hangi yönünü gösteriyor? Bir metni ilk okuyan kişi olmanın nasıl bir duygu olduğunu hayal edebiliyor musunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap