Temiz ülkeyi aramak: Enki ve Ninhursag'ın Dilmun'u Bahreyn'de mi?
"Dilmun ülkesi temizdir, Dilmun ülkesi parlaktır." Enki ve Ninhursag şiiri böyle başlar. Orada kuzgun bağırmaz, aslan öldürmez, kurt kuzuyu kapmaz. Göz ağrısı çeken "gözüm ağrıyor" demez, yaşlı kadın "ben yaşlıyım" demez. Bu satırları ilk okuduğumda aklıma tek bir soru geldi: Bu yer gerçekten var mıydı? Ve eğer vardıysa, şimdi neresi?
Ninhursag'ı ve Dilmun'u daha önce sekiz bitki, bir lanet ve "kaburganın hanımı" üzerinden anlatmıştım. O yazıda hikâyeye odaklanmıştım. Bu kez hikâyeyi kısaca hatırlatıp sonra şiirin geçtiği yere, Basra Körfezi'ndeki bir adaya gitmek istiyorum. Çünkü Dilmun, Mezopotamya mitolojisinin haritada izi sürülebilen nadir "cennetlerinden" biri.
Hikâye kısaca
Şiir, Dilmun'un saflığını anlatarak açılıyor. Ama bu saflığın bir eksiği var: Tatlı su. Ninsikila, yani Dilmun'un tanrıçası, Enki'den suyu istiyor. Enki, Utu'nun yardımıyla yerin altından tatlı su çıkarıyor ve Dilmun bereketli bir ülkeye dönüşüyor.
Sonra şiir bir doğumlar zincirine geçiyor. Enki, Ninhursag ile birleşiyor ve bir kız doğuyor. Enki bu kızla, sonra onun kızıyla, sonra onun kızıyla birleşiyor. Sonunda Uttu adlı bir torun, Ninhursag'ın uyarısıyla Enki'den korunuyor. Ninhursag, Enki'nin tohumunu alıp topraktan sekiz bitki çıkarıyor. Enki bu bitkileri birer birer yiyor ve Ninhursag ona lanet ediyor. Enki hastalanıyor, vücudunun sekiz yeri ağrıyor.
Sonunda Ninhursag geri dönüyor, Enki'yi kendi bedenine yerleştiriyor ve her ağrıyan organı için bir tanrı doğuruyor. Bu tanrıların sonuncusu Enşag, ya da Inzak; şiir onun "Dilmun'un efendisi" olmasını istiyor.
Durand taşı
Dilmun'un yeri konusundaki ilk önemli ipucu 1879'da ortaya çıktı. Bahreyn'deki bir caminin duvarında, İngiliz subay E. L. Durand bir siyah taş buldu. Taşın üzerinde çivi yazısı vardı ve yazı, Inzak tanrısına bağlı bir kişiden söz ediyordu. Bu taş, bugün "Durand taşı" olarak biliniyor.
Inzak, Enki ve Ninhursag şiirinde Dilmun'un efendisi olarak anılan tanrı. Bahreyn'de onun adının geçtiği bir yazıtın bulunması, Dilmun'un Bahreyn adasıyla ilişkili olduğu fikrini güçlendirdi. Ama tek bir taş, kesin bir sonuç için yetmiyordu.
Danimarka ekibi
Asıl büyük adım, 1953'te Danimarkalı arkeologların Bahreyn'de kazıya başlamasıyla atıldı. Ekibin önde gelen isimleri Peter Vilhelm Glob ve Geoffrey Bibby'ydi. Bibby, sonradan bu kazıları "Looking for Dilmun" adlı kitabında, çok okunur bir dille anlattı. Bu kitap, arkeolojiye ilgi duyan birçok kişinin Dilmun'u tanımasını sağladı.
Danimarka ekibi, Bahreyn'de birkaç önemli alanda çalıştı. Bunlardan biri, adanın kuzeyindeki Qal'at al-Bahrain, yani Bahreyn kalesi. Burada üst üste yığılmış katmanlar, adanın binlerce yıllık bir yerleşim geçmişi olduğunu gösterdi. Bu alan bugün UNESCO Dünya Mirası listesinde.
Bir başka önemli alan, Barbar tapınağı. Bu tapınak kompleksinde, yerin altından gelen bir kaynağa bağlı bir su havuzu bulundu. Tapınağın kutsal bir kaynağın etrafında inşa edilmiş olması, Enki ve Ninhursag şiirindeki "tatlı suyun yerden çıkması" sahnesini hemen akla getiriyor. Bu bağlantı kesin değil, ama çok çarpıcı.
Mezar höyükleri
Bahreyn'in en şaşırtıcı arkeolojik özelliklerinden biri, adanın kuzey ve orta kesimlerine yayılmış on binlerce mezar höyüğü. Bu höyükler, binlerce yıl boyunca kullanılan büyük bir mezarlık alanı oluşturuyor. Bazı araştırmacılar bir dönem bu höyüklerin, Mezopotamya'dan ve başka yerlerden ölülerin buraya gömülmek için getirildiği bir "ölüler adası" olduğunu düşündü. Ama sonraki araştırmalar, höyüklerin büyük kısmının adanın kendi nüfusuna ait olduğunu gösterdi.
Bu da ilginç bir soru doğuruyor. Eğer Dilmun Mezopotamya'nın gözünde bir "temiz ülke" idiyse, neden bu kadar çok mezar var? Belki de "temiz ülke" fikri, adanın gerçekliğinden çok, Mezopotamyalıların ona yüklediği bir hayal idi.
Kalenin katmanları
Qal'at al-Bahrain'deki kazılar, Danimarka ekibinden sonra Fransız ve Bahreynli araştırmacılarla devam etti. Höyükteki katmanlar, adanın Dilmun döneminden Portekiz kalesine kadar uzanan bir tarih taşıdığını gösteriyor. Aynı tepede, binlerce yıl boyunca farklı halklar yaşamış ve inşa etmiş. Bugün ziyaretçiler, Portekizlilerin yaptığı kale duvarlarının altında, Dilmun'un erken dönem yapılarının kalıntılarını görebiliyor. Kazı alanının yanındaki müze de bu uzun hikâyeyi anlatıyor.
Ticaretin adası
Mezopotamya metinlerinde Dilmun, en çok ticaretle anılıyor. Bakır, kereste, değerli taşlar, Dilmun gemileriyle Sümer'e geliyordu. Ur'daki tüccarlar, Dilmun'la ticaret yapan özel bir grup oluşturuyordu. Ur'da bulunan bazı tabletler, bu tüccarların ticari anlaşmalarını ve şikâyetlerini kaydediyor.
Dilmun, kendisi bakır üretmiyordu; bakırı Magan'dan, yani büyük olasılıkla bugünkü Umman'dan alıp Mezopotamya'ya satıyordu. Yani Dilmun bir aracı, bir ticaret merkeziydi. Bahreyn'in coğrafi konumu, Körfez'in ortasında, bu rolü için çok uygun.
Tufan kahramanının adresi
Dilmun'un mitolojideki rolü, Enki ve Ninhursag şiiriyle sınırlı değil. Sümerce tufan anlatısında, tufandan kurtulan kral Ziusudra'ya tanrılar ölümsüzlük veriyor ve onu "güneşin doğduğu yerde, Dilmun ülkesinde" yerleştiriyor. Yani Dilmun, ölümsüzlüğe kavuşan tek insanın yaşadığı yer.
Bu bağlantı, Dilmun'un Mezopotamya hayal gücündeki yerini daha da belirginleştiriyor. Hem tanrıların temiz ülkesi, hem de ölümsüz kahramanın evi. Ama aynı zamanda bakır gemilerinin uğradığı, tüccarların pazarlık yaptığı bir liman. Mit ile ticaret, Dilmun'da yan yana yaşıyordu.
Danimarka kazılarında bulunan yuvarlak damga mühürleri de bu ticaret dünyasının izlerini taşıyor. "Dilmun mühürleri" diye anılan bu nesneler, Mezopotamya'nın silindir mühürlerinden farklı bir biçime sahip ve kendine özgü bir üslupla süslü. Bazıları Mezopotamya'da ve İndus bölgesinde de bulundu. Bu küçük taş parçaları, adanın üç büyük dünya arasında nasıl bir köprü kurduğunu gösteriyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Enki ve Ninhursag şiirindeki tanrı ilişkileri karmaşık. Enki, verimlilik ve yaratıcılığın tanrısı ama aynı zamanda sınırları zorlayan bir figür. Kızlarıyla ve torunlarıyla birleşmesi, onun bitmek bilmeyen bereket gücünün aşırı bir ifadesi. Ninhursag ise bu aşırılığa sınır koyan ana; önce lanet ediyor, sonra iyileştiriyor.
Inzak'ın doğumu ise şiirin Dilmun'a bağlanan kısmı. Enki'nin hastalığından doğan son tanrı, Dilmun'un efendisi oluyor. Yani Dilmun'un tanrısı, Enki ile Ninhursag'ın arasındaki çatışma ve uzlaşmadan doğuyor. Bu, Dilmun'un Mezopotamya ile ilişkisini anlatan mitolojik bir kuruluş hikâyesi gibi.
Akademik okuma
Akademisyenler, Dilmun'un Bahreyn ve çevresiyle, belki de Arap yarımadasının karşı kıyısıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini genel olarak kabul ediyor. Dilmun'un sınırları zamanla değişmiş olabilir; erken dönemde ana karaya da uzanan bir bölge, sonra ağırlıklı olarak Bahreyn adası.
Şiirin "temiz ülke" tasviri ise farklı biçimlerde yorumlanıyor. Bazı araştırmacılar bunu cennet benzeri bir yer olarak okurken, başkaları bunun aslında henüz düzenlenmemiş, henüz uygarlaşmamış bir yer olduğunu öne sürüyor. Kuzgunun bağırmaması, aslanın öldürmemesi, belki de orada henüz hayatın başlamamış olduğunu anlatıyor.
Sitchin'in Dilmun'u
Sitchin, Dilmun'u Sina Yarımadası'nda arıyordu. Ona göre Dilmun, Anunnaki'nin uzay limanına yakın, özel bir bölgeydi. Sina'daki dağlar ve ovalar, onun yorumunda bir iniş alanının parçalarıydı. Enki ve Ninhursag şiirindeki "temiz ülke" de, Anunnaki'nin kendi kullanımları için ayırdığı, insanların giremediği bir bölge olarak yorumlandı.
Bu okumanın arkeolojik bulgularla bağlantısı zayıf. Durand taşı, Barbar tapınağı ve Ur'daki ticaret tabletleri, Dilmun'u Körfez'e yerleştiriyor. Sitchin, bu bulguları biliyordu ama kendi teorisine uygun gelmediği için farklı bir yer önerdi.
Forumlarda Dilmun
Forumlarda Dilmun en çok "cennet bahçesi" tartışmalarında karşımıza çıkıyor. Bazı kullanıcılar Dilmun'u Aden bahçesinin kaynağı olarak görüyor. Bir başka grup ise Dilmun'u batık bir kara parçası, Körfez'in buzul çağında kuru olan tabanında aramak gerektiğini söylüyor. Bu ikinci fikir, son buzul çağında Körfez'in büyük kısmının kuru olduğu bilgisine dayanıyor ve ilginç bir tartışma konusu, ama Dilmun'la doğrudan bağlantısı spekülatif.
Bahreynli kullanıcıların katıldığı bir tartışmada ise, adanın modern kimliği ile Dilmun mirası arasındaki ilişki konuşuldu. Bir kullanıcı, okullarda Dilmun'un öğretildiğini ve ülkenin bu antik geçmişle gurur duyduğunu yazdı.
SohbeX teorisi: Uzaktan bakılan cennet
Bu bölüm spekülasyondur.
Dilmun'un "temiz ülke" olarak anılması, bana uzaktan bakılan yerlerin her zaman daha temiz göründüğünü hatırlatıyor. Ur'daki bir tüccar için Dilmun, gemilerin değerli mallarla geldiği, denizin ortasındaki yeşil bir adaydı. Orada da hastalık vardı, ölüm vardı, ama uzaktan bakılınca bunlar görünmüyordu.
Belki de Enki ve Ninhursag şiiri, bir yerin gerçek halini değil, onun Mezopotamya'daki imajını anlatıyordu. Mezar höyükleriyle dolu bir ada, şiirde ölümün olmadığı bir yer olarak anılıyordu. Bu ironik ama çok insani. Biz de bugün tatil broşürlerindeki adalara aynı gözle bakmıyor muyuz?
Okura soru
Hiç uzaktan "cennet" gibi gördüğünüz bir yere gidip orada da sıradan hayatın aksadığını, insanların hastalandığını, yaşlandığını fark ettiniz mi? Dilmun belki de böyle bir yerdi. Siz bir yere cennet demek için neye ihtiyaç duyarsınız?
Giriş yap