Tell Tayinat: Hatay'da bir tapınak ve bir yemin tableti
Hatay'da, Antakya'nın yaklaşık otuz beş kilometre doğusunda, Antakya-Halep yolunun kenarında, Amik Ovası'nın düzlüğünde, alçak bir höyük yükseliyor. Yoldan geçen biri, onu, sıradan bir tepe sanabilir. Ama bu höyüğün altında, Demir Çağı'nın önemli bir krallık başkentinin kalıntıları yatıyor. Burası, Tell Tayinat.
Bu sayfada, Tell Tayinat'ı anlatmak istiyorum. Burası, hangi krallığın başkentiydi? Asurlular, şehri ele geçirdiğinde ne değişti? Ve 2009'da, bir tapınağın içinde bulunan tablet, neden, bu kadar büyük bir heyecan yarattı? Siz, Hatay'ın, Mezopotamya tarihiyle bu kadar iç içe olduğunu biliyor muydunuz?
Amik Ovası'nın höyükleri
Amik Ovası, Asi Nehri'nin ve çevresindeki dağların arasında uzanan, verimli bir düzlük. Bu ova, binlerce yıl boyunca, Anadolu, Suriye ve Mezopotamya arasındaki yolların kesiştiği bir noktaydı. Bu yüzden, ovada, yüzlerce höyük bulunuyor.
1930'larda, Chicago Üniversitesi'nin Doğu Enstitüsü, Robert Braidwood'un öncülüğünde, ovada kapsamlı bir yüzey araştırması yaptı. Bu çalışmalar, Amik Ovası'nın, Neolitik dönemden itibaren, kesintisiz bir yerleşim tarihine sahip olduğunu gösterdi. Braidwood'un oluşturduğu dönemleme, "Amik A"dan "Amik O"ya kadar uzanan harflerle, uzun süre, bölge arkeolojisinin başvuru çerçevesi oldu.
Aynı ekip, 1935 ile 1938 yılları arasında, Tell Tayinat'ta da kazı yaptı. Bu kazılarda, Demir Çağı'na ait büyük yapılar ortaya çıkarıldı: saraylar, bir tapınak ve anıtsal kapılar. Ama İkinci Dünya Savaşı'nın yaklaşmasıyla, kazılar durdu.
Kunulua: Patina'nın başkenti
Tell Tayinat, Demir Çağı'nda, Patina ya da Unqi olarak bilinen bir krallığın başkentiydi. Asur kaynaklarında, şehrin adı, Kunulua ya da Kinalua olarak geçiyor. Patina, Hititlerin çöküşünden sonra, Kuzey Suriye ve Güneydoğu Anadolu'da ortaya çıkan, Luvice ve Aramice konuşan küçük krallıklardan biriydi.
Bu krallıkların yöneticileri, kendilerini, bir ölçüde, Hitit geleneğinin mirasçıları olarak görüyordu. Anıtsal yazıtlarında, Luvi hiyerogliflerini kullandılar ve saraylarını, aslan heykelleri ve kabartmalarla süslediler. Tell Tayinat'ta bulunan bazı Luvice yazıt parçaları, bu geleneğin, burada da sürdürüldüğünü gösteriyor.
Bazı akademisyenler, Patina'nın, Kral Taita ile ilişkilendirilen, Palistin adlı daha erken bir krallığın devamı olduğunu öne sürüyor. Bu ad, bazı araştırmacılara göre, Ege kökenli göçmen gruplarla, yani Tevrat'taki Filistlilerle, bağlantılı olabilir. Bu tez, oldukça tartışmalı; ama Tayinat'ın erken Demir Çağı katmanlarında bulunan Ege tarzı çanak çömlek, tartışmaya, somut bir zemin sağlıyor.
Asur'un gelişi
MÖ dokuzuncu yüzyılda, Asur, batıya doğru genişlemeye başladı. II. Asurnasirpal ve III. Salmanasar, Patina'yı, haraç ödemeye zorladı. Patina kralları, uzun bir süre, Asur'un vasalı olarak yaşadı; zaman zaman, ayaklanmalar da yaşandı.
MÖ 738'de, III. Tiglat-pileser, Kunulua'yı ele geçirdi ve Patina'yı, doğrudan bir Asur eyaletine dönüştürdü. Şehir, artık, bir Asur valisinin merkeziydi. Bu dönemde, Tell Tayinat'ın akropolisinde, yeni yapılar inşa edildi ve eski yapıların bazıları, yeniden düzenlendi.
Tevrat'ın İşaya kitabında, Asur'un ele geçirdiği şehirler sayılırken, "Kalno" adlı bir şehirden söz ediliyor. Bazı akademisyenler, bu ismin, Kunulua'yı, yani Tell Tayinat'ı, işaret ettiğini düşünüyor. Bu eşleştirme, yaygın olarak kabul görüyor; ama kesin değil.
Toronto ekibi ve yeni kazılar
1999'da, Toronto Üniversitesi'nden Timothy Harrison, Tell Tayinat'ta, yeni bir kazı projesi başlattı. Bu proje, Chicago ekibinin bıraktığı yerden devam ederek, höyüğün katmanlarını, modern yöntemlerle, yeniden inceledi.
2008'de, ekip, akropoliste, Bina XVI adı verilen küçük bir tapınağı kazmaya başladı. Bu tapınak, Kuzey Suriye'de yaygın olan, uzun bir oda ve önündeki bir giriş bölümünden oluşan, megaron tipi bir plana sahipti. Tapınağın içinde, bronz ve demir objeler, altın süs parçaları ve ritüel kapları bulundu.
Tapınaktaki tablet
2009'da, tapınağın iç odasında, büyük bir kil tabletin parçaları ortaya çıktı. Tablet, kırılmış ve yanmıştı; ama parçaların çoğu, yerinde duruyordu. Temizlenip okunduğunda, bu tabletin, Asarhaddon'un veraset antlaşmalarının bir kopyası olduğu anlaşıldı. Antlaşma, Kunulua'daki Asur valisiyle yapılmıştı.
Bu keşif, birkaç açıdan büyük önem taşıyordu. İlk olarak, Nimrud'daki kopyaların, sadece doğudaki Med yöneticileriyle sınırlı olmadığını, antlaşmaların, imparatorluğun batısındaki eyaletlerde de yapıldığını kanıtladı. İkinci olarak, Tayinat kopyası, büyük ölçüde eksiksizdi; bu da, Nimrud kopyalarındaki bazı boşlukların doldurulmasını sağladı. Üçüncü olarak, tabletin bulunduğu yer, yani tapınağın iç odası, onun, nasıl kullanıldığına dair ipuçları veriyordu.
Kazıcılar, tabletin, tapınağın en kutsal bölümünde, bir kaide üzerinde, dik olarak sergilendiğini düşünüyor. Tablet, yatay ekseni boyunca delinmiş; bu delik, onun, bir çubuk ya da kaide yardımıyla, dik olarak tutulmasını sağlıyordu. Tablet, sunağın tam karşısında, yüzüstü düşmüş olarak bulundu; kazıcılara göre, tapınak yandığında, durduğu yerden öne devrilmişti. Bu, tabletin, bir arşiv belgesi olarak saklanmadığını, bir tür kutsal nesne olarak, tapınakta sergilendiğini gösteriyor. Yani yemin, sadece yazılmamış, tanrıların gözü önünde, sürekli olarak görünür tutulmuştu.
Tesniye ile yeni bir bağlantı
Tayinat tabletinin keşfi, Tesniye araştırmalarına da, yeni bir boyut kazandırdı. Bazı akademisyenler, tabletin, bir tapınakta sergilenmesinin, Tevrat'taki, antlaşma tabletlerinin, Ahit Sandığı'nda saklanması geleneğiyle, karşılaştırılabileceğini öne sürdü. Bu yoruma göre, Asur'un vasal eyaletlerinde, antlaşma metinlerinin, tapınaklarda korunması, Yahuda'da da bilinen bir uygulama olabilir.
Bu karşılaştırma, ilgi çekici; ama dikkatli olmak gerekiyor. Benzer uygulamalar, Hitit antlaşmalarında da görülüyor. Yani bu gelenek, sadece Asur'a özgü değildi; Yakın Doğu'da, çok daha eski ve yaygın bir uygulamaydı.
Aslanlar ve kapılar
Tell Tayinat'ın, yeni kazılarda ortaya çıkan en etkileyici buluntularından biri, 2011'de, anıtsal bir kapının yakınında, yan yatmış halde bulunan, büyük bir aslan heykeli. Yaklaşık 1,3 metre yüksekliğindeki bu bazalt heykel, oturur pozisyonda, kükreyen bir aslanı gösteriyor ve kuzey Suriye'nin Demir Çağı sanatının, güçlü bir örneği. Heykelin, bir kapının koruyucusu olarak, girişin iki yanına yerleştirilmiş bir çiftin parçası olduğu düşünülüyor.
Bu tür kapı aslanları, Hitit geleneğinde de, Asur geleneğinde de, görülüyor. Hattuşa'daki Aslanlı Kapı'yı, Nimrud'daki kanatlı boğa heykellerini düşünün. Tayinat'ın aslanı, bu iki geleneğin arasında duruyor gibi. Kazıcılar, Asurluların, şehri ele geçirdikten sonra, kapıyı ve heykelleri, kasıtlı olarak yıktığını ve heykelleri, yeni yapıların altına gömdüğünü öne sürüyor. Bu, yerel krallığın sembollerinin, ortadan kaldırılması anlamına geliyordu.
2012'de, aynı alanda, kanatlı boğa ve sfenks kabartmalı bir sütun kaidesi ile, anıtsal bir insan heykelinin üst kısmı bulundu. Heykelin sırtındaki Luvi hiyeroglifli yazıt, onun, Şuppiluliuma adlı bir krala ait olduğunu gösteriyor. Kazı ekibi, bu kralın, Asur kayıtlarında, MÖ 858'de III. Salmanasar'a karşı savaşan Sapalulme olabileceğini düşünüyor; bu eşleştirme, büyük olasılık olarak sunuluyor.
Deprem ve sonrası
Şubat 2023'te, Kahramanmaraş merkezli depremler, Hatay'ı ağır şekilde etkiledi. Antakya'daki tarihi yapıların çoğu, büyük hasar gördü. Hatay Arkeoloji Müzesi'nin binası da etkilendi; eserlerin bir kısmı, güvenli yerlere taşındı. Tayinat'tan çıkan buluntuların bir bölümü, bu müzede korunuyordu.
Depremlerin, höyüğün kendisine ne ölçüde zarar verdiği, açık olarak bilinmiyor. Bu belirsizlik, bölgedeki arkeolojik mirasın, ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Kazılar, deprem sonrası dönemde, nasıl sürdürülecek? Bu soru, Hatay'daki bütün kazı ekiplerinin önünde duruyor. Bir yandan, şehrin yeniden inşası için, hızlı kararlar alınması gerekiyor. Öte yandan, her yeni inşaat, toprağın altındaki katmanları, geri dönülmez şekilde etkileyebilir. Antakya'nın kendisi de, Antik Çağ'ın en büyük şehirlerinden birinin, yani Antiokheia'nın, üzerine kurulu. Bu yüzden, enkaz kaldırma ve yeniden yapılanma süreci, arkeologlar için, hem bir tehlike, hem de, yeni buluntular için, beklenmedik bir fırsat anlamına geliyor. Bu dengeyi kurmak, kolay değil.
Tanrılar arasındaki ilişki
Tell Tayinat'ta, farklı geleneklerin tanrıları, yan yana yaşıyordu. Luvi ve Arami kökenli yerel tanrılar, Asur döneminde, Aşur'un ve Asur panteonunun gölgesinde, varlıklarını sürdürdü. Antlaşma tabletinin, yerel bir tapınakta sergilenmesi, Asur tanrılarının, yerel kutsal alanlara da yerleştirildiğini gösteriyor.
Bu, Asur'un, fethettiği bölgelerde, yerel kültleri yok etmek yerine, onlara kendi tanrılarını ekleyerek, bir tür dinsel katmanlaşma yarattığını düşündürüyor.
Akademik okuma
Tell Tayinat kazılarının sonuçları, Timothy Harrison ve ekibi tarafından, çeşitli raporlarda yayınlandı. Tayinat antlaşma tableti, Jacob Lauinger tarafından, 2012'de, Journal of Cuneiform Studies dergisinde yayınlandı. Chicago ekibinin eski kazı sonuçları ise, Richard Haines'in Doğu Enstitüsü yayınlarında bulunuyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Tell Tayinat'tan söz etmedi. Ama Hatay, bazı Anunnaki yazarlarının kitaplarında, Anadolu ile Mezopotamya arasındaki bağlantıların bir kanıtı olarak anılıyor.
Ama Tayinat'ın hikâyesi, tanrıların değil, krallıkların, valilerin ve yeminlerin hikâyesi.
Forumlarda
Türk forumlarında, Tell Tayinat, nadiren tartışılıyor. 2023 depremlerinden sonra, Hatay'daki arkeolojik alanların durumu, bazı tartışmalarda gündeme geldi.
Bence Tell Tayinat, Türkiye'deki, en az bilinen ama en önemli Demir Çağı alanlarından biri.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Tayinat tabletinin, bir tapınakta sergilenmesi, Asur'un, yeminlerin gücüne, ne kadar inandığını gösteriyor. Vali, her gün, tapınağa girdiğinde, kendi yemininin karşısında duruyordu. Bu, bir hatırlatma değil, bir uyarıydı.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Tell Tayinat'ı, ziyaret ettiniz mi? Bir yemin metninin, tapınakta sergilenmesini, nasıl yorumluyorsunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap