Tell Brak ve Hamoukar: kuzeyde kentleşmenin erken izleri
Uzun süre, Mezopotamya'da kentlerin ilk kez güneyde, Sümer'de ortaya çıktığı ve kuzeyin bu gelişmeyi daha sonra, güneyden öğrenerek izlediği kabul edildi. Ders kitaplarında anlatılan hikâye buydu: Uruk, Eridu, Ur, önce kent oldu; kuzey, taşra olarak kaldı.
Ancak Suriye'nin kuzeydoğusunda, Habur ovasında yapılan kazılar, bu hikâyeyi karmaşıklaştırdı. Tell Brak ve Hamoukar adlı iki alan, kuzeyde de, güneyle aynı zamanlarda, hatta belki biraz daha erken, büyük yerleşimlerin oluştuğunu gösterdi. Ben bu bulguları, tarihin tek bir merkezden yayılmadığını hatırlatan önemli bir ders olarak görüyorum. Siz bir icadın tek bir yerde mi, yoksa farklı yerlerde aynı anda mı doğduğunu düşünürsünüz?
Tell Brak: Agatha Christie'nin kazısı
Tell Brak, Habur ovasının en büyük höyüklerinden biri. Yaklaşık kırk metre yüksekliğe ve geniş bir alana yayılan bu höyük, uzaktan bir tepe gibi görünüyor.
Brak'ta ilk büyük kazıyı, 1937-1938'de, İngiliz arkeolog Max Mallowan yaptı. Mallowan'ın eşi, ünlü polisiye yazarı Agatha Christie'ydi. Christie, kazılara katıldı, buluntuların fotoğraflarını çekti, eserleri temizledi ve kaydetti. Daha sonra, bu deneyimlerini, "Come, Tell Me How You Live" adlı anı kitabında, esprili bir dille anlattı. Kitap, o dönem Suriye'deki kazı hayatına dair canlı bir tanıklık sunuyor.
Mallowan'ın Brak'taki en ünlü buluntusu, "Göz Tapınağı" oldu.
Göz Tapınağı ve göz idolleri
Mallowan, Brak'ta, MÖ dördüncü binyılın sonlarına tarihlenen bir tapınak buldu. Tapınağın içinde ve altındaki dolgularda, binlerce küçük taş figürin vardı. Bu figürinlerin ortak özelliği, ince, yassı bir gövde üzerinde, iri, oyulmuş iki gözdü. Ağız, burun ya da kollar yoktu; yalnızca gözler.
Mallowan, bu figürinlere "göz idolleri" adını verdi ve tapınağı da "Göz Tapınağı" olarak adlandırdı. Bulunan figürin sayısı, kaynaklara göre farklılık gösterse de, binlerle ifade ediliyor. Bazı figürinlerin bir değil, iki çift gözü vardı; bazılarının başında küçük bir figür daha bulunuyordu. Bu çeşitlilik, figürinlerin farklı kişileri ya da aileleri temsil ettiğini düşündürüyor.
Göz idollerinin anlamı, bugün hâlâ tartışmalı. En yaygın yorum, bunların adak nesneleri olduğu: tapınağa gelen kişiler, kendilerini temsil eden bir figürini, tanrının önünde sürekli "bakmak", yani dua etmek için bırakıyordu. Bu, Gudea heykellerinin çok daha eski ve sade bir öncüsü gibi.
Başka bir yorum, gözlerin, tanrının her şeyi gören bakışını temsil ettiği. Bazı araştırmacılar ise, figürinlerin, kötü gözden korunmak için kullanılan muskalar olduğunu öne sürdü.
Oates ailesi ve uzun kazı
Mallowan'dan sonra, Brak'ta uzun süre kazı yapılmadı. 1976'dan itibaren, Cambridge Üniversitesi'nden David ve Joan Oates, Brak'ta yaklaşık otuz yıl süren bir kazı programı başlattı. Bu kazılar, höyüğün farklı dönemlerini ve çevresindeki yerleşimleri ayrıntılı olarak inceledi.
Oates çiftinin kazıları, Brak'ın, Akad döneminde önemli bir merkez olduğunu gösterdi. Burada, Akad kralı Naram-Sin'in adını taşıyan tuğlalarla inşa edilmiş büyük bir yapı bulundu. Bu yapı, bir saray ya da bir idari merkez olarak yorumlanıyor ve Akad'ın kuzeydeki hâkimiyetinin bir simgesi olarak görülüyor.
Brak'ın antik adı da bu dönemde netleşti: Nagar. Ebla ve Mari arşivlerinde, Nagar adlı güçlü bir kentten söz ediliyor. Bu kent, özellikle "kunga" adlı, eşek ile yaban eşeği melezi değerli hayvanların yetiştirildiği bir yer olarak biliniyordu. Kunga'lar, kraliyet arabalarını çekmek için kullanılıyor ve çok yüksek fiyatlarla satılıyordu.
Erken kentleşme: yeni bir bakış
Brak'taki asıl devrim, 2000'lerde yapılan çalışmalarla geldi. Joan Oates, Augusta McMahon ve meslektaşları, 2007'de, Science dergisinde, "Early Mesopotamian urbanism: a new view from the north" adlı bir makale yayımladı.
Bu makale, Brak'ın, MÖ beşinci binyılın sonlarından itibaren, yani yaklaşık MÖ 4200'den başlayarak, büyük bir yerleşim alanına dönüştüğünü gösterdi. Ana höyüğün çevresinde, birbirinden ayrı ama yakın küçük yerleşimler, zamanla birleşerek, yüz hektarı aşan bir kent oluşturdu. Bu tarih, Uruk'taki büyük kentleşmeyle aynı zamanlarda, belki de biraz daha erkendi.
Bu bulgu, kentleşmenin yalnızca güneyden yayılan bir olgu olmadığını, kuzeyde de bağımsız olarak geliştiğini düşündürdü. Araştırmacılar, Brak'ın kentleşme biçiminin de güneyden farklı olduğunu belirtti: Brak, merkezden dışarıya doğru değil, dış yerleşimlerin merkeze doğru birleşmesiyle büyümüştü.
Toplu mezarlar
Augusta McMahon'un yönettiği kazılarda, Brak'ın dışında, MÖ dördüncü binyılın başlarına tarihlenen toplu mezarlar bulundu. Bu mezarlarda, düzensiz biçimde gömülmüş, çok sayıda insan kalıntısı vardı. Bazı kalıntılarda, şiddet izleri görüldü.
Bu toplu mezarların ne anlama geldiği tartışmalı. Bazı araştırmacılar, bunları bir savaşın ya da çatışmanın sonucu olarak yorumladı. Diğerleri ise, kalıntıların, bir savaş sonrasında toplu bir ziyafet ve cenaze töreniyle ilgili olabileceğini öne sürdü. Kesin olan şu: erken kentleşme, barışçıl bir süreç olmayabilirdi.
Hamoukar: obsidyen ve erken kent
Brak'ın yaklaşık doksan kilometre doğusunda, Irak sınırına yakın bir yerde, Hamoukar adlı başka bir büyük alan var. Hamoukar'da, 1999'dan itibaren, Chicago Üniversitesi ve Suriye Eski Eserler Genel Müdürlüğü ortak kazılar yaptı. Kazıları, önce McGuire Gibson, ardından Clemens Reichel yönetti.
Hamoukar'ın güneyinde, Hirbet el-Fakhar adı verilen bir alanda, MÖ beşinci ve dördüncü binyıllara ait geniş bir yerleşim bulundu. Bu yerleşimde, binlerce obsidyen parçası ortaya çıktı. Obsidyen, volkanik bir cam; en yakın kaynakları, bugünkü Türkiye'nin doğusunda, Van Gölü ve Bingöl çevresindeydi. Hamoukar'daki atölyeler, bu ham obsidyeni işleyerek bıçaklar, kazıyıcılar ve başka aletler üretiyordu.
Bu bulgu, Hamoukar'ın, uzak bölgelerle ticaret yapan, uzmanlaşmış bir üretim merkezi olduğunu gösterdi. Ve bu, güneyden gelen etkilerden önce oldu. Yani kuzey, kendi ticaret ağını ve uzmanlaşmış ekonomisini zaten kurmuştu.
Hamoukar'ın sonraki tarihi, özellikle MÖ 3500 civarındaki şiddetli yıkımı, ayrı bir yazının konusu. O olay, Uruk genişlemesiyle ilgili tartışmanın kalbinde yer alıyor.
Tanrılar arasındaki ilişki: Nagar'ın Hanımı
Göz Tapınağı'nın hangi tanrıya adandığı bilinmiyor; o dönemden yazılı kayıt kalmadı. Ancak daha sonraki dönemlerde, Nagar, yani Brak, "Bēlet-Nagar", yani "Nagar'ın Hanımı" adlı bir tanrıçayla ilişkilendiriliyordu. Bu tanrıça, Habur bölgesinin en önemli tanrıçalarından biriydi.
Mari arşivlerinde ve sonraki Mittani dönemine ait belgelerde, Nagar'ın Hanımı'nın adı geçiyor. Bazı araştırmacılar, bu tanrıçanın, Hurri tanrıçası Şauşka ya da güneyin İnanna'sı ile özdeşleştirildiğini düşünüyor. Bu özdeşleştirmeler, kuzey ile güney arasındaki dinsel etkileşimi gösteriyor: aynı tanrıça, farklı kentlerde farklı adlarla tapınılıyor ve zamanla bu adlar birbirine bağlanıyordu.
Bir ek not: Brak'taki Göz Tapınağı'nın duvarları da, Uruk'taki gibi renkli kil konilerle ve taş rozetlerle süslenmişti. Bu süsleme, kuzey ile güney arasındaki bağın, en azından sanatta, çok erken kurulduğunu gösteriyor.
Akademik okuma
Akademisyenler, Brak ve Hamoukar'daki bulguları, Mezopotamya'da kentleşmenin çok merkezli olduğuna dair güçlü kanıtlar olarak görüyor. Kuzey ve güney, farklı yollardan, ama benzer zamanlarda, büyük yerleşimler oluşturdu. Uruk'un etkisi, daha sonra, bu yerel gelişmelerin üzerine eklendi.
Bu görüş, eski "güneyden yayılım" modelini tamamen reddetmiyor; ama onu daha karmaşık bir tabloya yerleştiriyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, kuzey Mezopotamya'ya, güneye kıyasla daha az ilgi gösterdi. Onun anlatısında, uygarlık, Anunnaki'nin güneyde kurduğu kentlerde, Eridu, Nippur, Şuruppak gibi yerlerde başlıyordu. Kuzey, bu merkezlerin etki alanında kalan bir bölgeydi.
Brak ve Hamoukar'daki bulgular, bu tek merkezli anlatıyla uyuşmuyor. Kentleşme, tek bir yerde başlayıp yayılmak yerine, birden fazla yerde, bağımsız olarak gelişmiş gibi görünüyor.
Forumlarda
Forumlarda Tell Brak, en çok göz idolleriyle anılıyor. Bazı kullanıcılar, iri gözlü bu figürinleri, "gri uzaylılar" ile karşılaştırıyor. Diğerleri ise, göz idollerinin, insanın kendini tanrı önünde temsil etme isteğinin sade bir ifadesi olduğunu ve uzaylılarla bir ilgisi olmadığını belirtiyor.
Agatha Christie bağlantısı da, bu alanı popüler kültürde tanınır kılıyor. Bazı başlıklarda, Christie'nin kazı deneyimlerinin romanlarına nasıl yansıdığı tartışılıyor; "Mezopotamya'da Cinayet" bunun en bilinen örneği.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Göz idolleri, bana bir topluluğun kolektif sesini hatırlatıyor. Binlerce küçük figürin, her biri bir kişiyi ya da aileyi temsil ediyor ve hepsi aynı tanrıya bakıyor. Bir tapınak, bir dua kalabalığıyla dolduruluyor.
Belki de erken kentlerin gücü, tam olarak buydu: insanları bir araya getiren ortak bir bakış. Kent, yalnızca evlerin ve sokakların toplamı değil, aynı yöne bakan gözlerin toplamıydı.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Göz idollerini görseniz, ilk aklınıza ne gelirdi? Sizce kentleşme tek bir yerde mi başladı, yoksa farklı yerlerde aynı anda mı? Yorumlarda yazın.
Giriş yap