Giriş yap
🏺 Anunnaki

Taş adlarını kim okudu? Lugal-e ve kayıp bir jeoloji sözlüğü

Lugal-e'nin en ünlü bölümünde Ninurta, Asag'ın ordusunda savaşan taşları tek tek yargılıyor. Kimini lanetliyor, kimini onurlandırıyor. Bu bölümü okurken her zaman aynı soruya takılıyorum: Bu taşlar gerçekte hangi taşlar? Şiirde Sümerce adlarıyla geçiyorlar; ama bir Sümerce taş adını bugünkü bir mineral adına çevirmek, düşündüğümden çok daha zor bir iş.

Lugal-e'nin içeriğini, van Dijk'in 1983 tarihli büyük edisyonunu, şiirin iki dilli geleneğini bu blogda daha önce konuştum. Bu kez metnin keşif hikâyesinin daha az bilinen bir yanına, taş adlarının nasıl çözülmeye çalışıldığına bakmak istiyorum. Çünkü Lugal-e'yi gerçekten okumak, bir bakıma kayıp bir jeoloji sözlüğünü yeniden kurmak demek.

Sorun nerede?

Sümerce taş adları, çivi yazısında genellikle "na4" belirleyicisiyle yazılıyor. Bu işaret, okunmuyor; yalnızca ardından gelen kelimenin bir taş olduğunu gösteriyor. Yani bir metinde "na4" ile başlayan bir kelime gördüğünüzde, bunun bir taş adı olduğunu biliyorsunuz. Ama hangi taş olduğunu bilmiyorsunuz.

Bazı taş adları kolayca tanımlanabildi. Örneğin "za-gin", lacivert taşı, yani lapis lazuli olarak kabul ediliyor. Bu taş, Mezopotamya'ya bugünkü Afganistan'daki Badahşan bölgesinden geliyordu ve kraliyet mezarlarında, mühürlerde, takılarda çokça kullanıldı. Metinlerde "za-gin" kelimesi, aynı zamanda parlak mavi renk için de kullanılıyor.

"Esi" ise genellikle diorit ya da benzeri koyu, sert bir taş olarak çevriliyor. Gudea'nın heykelleri bu taştan yapılmış; ve Gudea'nın yazıtları, bu taşın Magan'dan getirildiğini söylüyor. Burada metin ile nesne bir araya geldi: Yazıtta "esi" diyen bir heykel, gerçekten de koyu, sert bir taştan yapılmış.

Ama diğer taş adlarının çoğu için durum bu kadar net değil. Bazı adlar yalnızca birkaç metinde geçiyor; bazılarının Akadca karşılıkları biliniyor ama o karşılıkların ne olduğu belirsiz. Lugal-e'deki taş listesinde, bugün bile kesin tanımlanamayan adlar var.

Thompson'ın sözlüğü

Bu sorunla erken uğraşanlardan biri, İngiliz Asurolog Reginald Campbell Thompson oldu. Thompson, 1936'da "A Dictionary of Assyrian Chemistry and Geology" adlı bir kitap yayımladı. Bu kitap, çivi yazısı metinlerinde geçen taş, mineral ve kimyasal madde adlarını toplamaya ve tanımlamaya çalıştı.

Thompson'ın çalışması, döneminin bilgisiyle sınırlıydı. Bazı tanımlamaları sonradan düzeltildi; bazıları ise hâlâ tartışılıyor. Ama onun yaptığı iş, taş adlarının sistemli olarak incelenmesinin başlangıcıydı. Lugal-e'yi çevirmeye çalışan sonraki araştırmacılar, Thompson'ın sözlüğüne başvurdu ve onu düzeltti.

Babil'in kendi taş kitabı

Taş adlarını çözmenin bir başka yolu, Babillilerin kendi yazdığı taş tanımlama metinleri. Bunların en ünlüsü, ilk satırından dolayı "Abnu şikinşu", yani "Görünüşü şöyle olan taş" olarak bilinen metin. Bu metin, taşları görünüşlerine göre tanımlıyor: Rengi, damarları, parlaklığı. Örneğin bir taş "yeşil, sarı damarlı" diye tarif ediliyor; ardından adı veriliyor.

Bu metin, Asurologlar için bir altın madeni oldu. Çünkü taş adlarını görünüşle eşleştiriyor. Yani bir taşın adını değil, nasıl göründüğünü bize söylüyor. Bu sayede, bazı taş adlarının hangi minerale ait olabileceği daha iyi tahmin edilebildi.

Ama bu metin de mükemmel değil. Babillilerin renk kategorileri, bizimkiyle birebir örtüşmüyor. "Yeşil" dedikleri bir şey, bizim mavi ya da sarı dediğimiz bir renge yakın olabilir. Ve aynı görünüşte birden fazla mineral bulunabiliyor.

Bu alanda önemli bir çalışma, Anais Schuster-Brandis'in 2008'de yayımladığı kitap. Schuster-Brandis, taşların Mezopotamya'da koruyucu ve şifa amaçlı nasıl kullanıldığını inceledi. Bu çalışma, taş adlarının yalnızca mineral değil, aynı zamanda büyüsel anlamlar taşıdığını gösterdi.

Lugal-e'deki taşlar yeniden

Bu bilgilerle Lugal-e'ye dönünce, şiirin taş listesi farklı bir anlam kazanıyor. Ninurta'nın onurlandırdığı taşlar, Mezopotamya'da heykel, mühür ve takı yapımında kullanılan, değerli ve dayanıklı taşlar. Lanetlediği taşlar ise ya kolay kırılan ya da sıradan işlerde kullanılan taşlar.

Örneğin şiirde bir taş, kaba işlerde, örneğin bir değirmen taşı olarak kullanılmaya mahkûm ediliyor. Bir başkası, kralların heykellerinde kullanılmaya layık görülüyor. Bu ayrım, taşların gerçek kullanım alanlarını yansıtıyor; ama hangi taşın hangi işte kullanıldığını kesin olarak bilmek için, her taş adının doğru tanımlanması gerekiyor.

Van Dijk'in edisyonu, bu taş adlarını büyük bir dikkatle ele aldı. Ama o bile bazı adları çevirmeden, Sümerce biçimleriyle bırakmak zorunda kaldı. Bu, çevirmenin dürüstlüğünü gösteriyor: Bilmediğiniz bir şeyi bildiğinizi iddia etmektense, onu açık bırakmak.

Laboratuvardan gelen yardım

Son yıllarda, taş adlarının tanımlanmasına arkeometri de katkı sağlıyor. Müzelerdeki Mezopotamya nesneleri, tahribatsız yöntemlerle analiz ediliyor; hangi mineralden yapıldıkları, bazen nereden geldikleri belirlenebiliyor. Eğer bir nesnenin üzerinde, kendi taşının adını veren bir yazıt varsa, bu analiz doğrudan bir eşleşme sağlıyor.

Gudea heykelleri bu açıdan şanslı örnekler. Yazıtları taşın adını veriyor; analizler ise taşın türünü belirliyor. Ama bu tür örnekler az. Çoğu nesnenin üzerinde taşın adı yazmıyor; çoğu metin ise belirli bir nesneye bağlanamıyor. Yine de her yeni eşleşme, Lugal-e'nin taş listesindeki bir boşluğu daha doldurmaya yardım ediyor.

Bu bana, bir şiirin anlaşılmasının yalnızca dilbilimcilerin değil, jeologların ve kimyagerlerin de işi olabileceğini hatırlatıyor. Lugal-e'yi tam olarak okumak için, bir Sümerolog ile bir mineralogun aynı masaya oturması gerekiyor. Belki bir gün, bu iki uzmanlık bir araya gelince, Ninurta'nın yargıladığı her taşın adını bugünkü dilimizle söyleyebileceğiz.

Çeviri sorunları

Lugal-e'nin bazı çevirilerinde, taş adları modern mineral adlarıyla veriliyor: "Diorit", "hematit", "akik". Bazılarında ise Sümerce adlar olduğu gibi bırakılıyor. İki yaklaşımın da avantajları ve dezavantajları var. Modern adlar okuyucuya bir fikir veriyor, ama yanıltıcı olabiliyor. Sümerce adlar ise doğru, ama okuyucuya hiçbir şey anlatmıyor.

Bir başka sorun, taşların kişileştirilmesi. Şiirde taşlar, konuşan ve karar veren varlıklar gibi davranıyor. Çevirmen, onlara bir kişilik vermeli mi, yoksa yalnızca nesneler olarak mı aktarmalı? Bu seçim, şiirin tonunu belirliyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Taşların yargılanması, Ninurta'nın tanrılar arasındaki yerini gösteriyor. Ninurta, Enlil'in oğlu ve savaşçı tanrı; ama aynı zamanda düzeni kuran bir yargıç. Taşlara kader biçmesi, onun Enlil'in otoritesini devraldığını, kendi başına kader belirleyebildiğini gösteriyor.

Şiirde Ninurta'nın annesi Ninmah da önemli. Ninurta, dağları Asag'ın kalıntılarından oluşturduktan sonra, onları annesine armağan ediyor ve ona "Ninhursag", yani "Dağların hanımı" adını veriyor. Böylece taşların ve dağların yargılanması, bir anne ile oğul arasındaki bir saygı ilişkisiyle bağlanıyor.

Enlil'in şiirdeki rolü de unutulmamalı. Ninurta savaşa çıkmadan önce, babasının izniyle ve onun desteğiyle hareket ediyor. Savaştan sonra kader biçme yetkisini kullanırken bile, Enlil'in kurduğu düzenin içinde kalıyor. Oğul, babanın otoritesini devralıyor; ama onu yıkmıyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Lugal-e'deki taşları, Gize'deki Büyük Piramit'in içindeki kristaller ve cihazlarla ilişkilendirdi. Ona göre Ninurta, bir "piramit savaşı"ndan sonra piramidin içindeki enerji kristallerini tek tek inceledi; bazılarını yok etti, bazılarını başka yerlere taşıdı.

Akademik okumada ise taş listesi, Mezopotamya'nın kendi taş kültürünü yansıtıyor. Şiirde Gize ya da piramit geçmiyor; taşlar, Mezopotamya'ya ticaret yoluyla getirilen ve tapınaklarda, saraylarda kullanılan malzemeler. Taş adlarının tanımlanmasındaki belirsizlik, Sitchin'in yorumuna bir boşluk bıraktı; ama bu boşluk, bir bilinmezlik, bir kanıt değil.

Forumlarda taşlar

Forumlarda Lugal-e'nin taş bölümü, genellikle Sitchin'in piramit yorumuyla birlikte konuşuluyor. Bir İngilizce tartışmada, bir kullanıcı taşların "kristal enerji kaynakları" olduğunu iddia etti. Bir başkası, Babil'in taş tanımlama metinlerini paylaştı ve taşların görünüşlerine göre tanımlandığını gösterdi.

Türkçe bir forumda ise biri, "Sümerler hangi taşları kullanıyordu?" diye sordu. Cevaplar arasında lacivert taşı ve diorit öne çıktı; ama Lugal-e'nin uzun taş listesinin pek bilinmediği görüldü.

SohbeX teorisi: Bir tüccar listesi

Bu bölüm spekülatif.

Lugal-e'nin taş listesini okurken, bana bir tüccarın ya da bir tapınak deposunun envanterini okuyormuşum gibi geliyor. Belki de şiirin bu bölümü, yazıcı okullarında taş adlarını öğrenmek için kullanılıyordu. Bir öğrenci, şiiri kopyalarken aynı zamanda taşların adlarını, değerlerini ve kullanımlarını da öğreniyordu.

Bunu doğrulayan bir belge yok. Ama Mezopotamya'da sözlük listelerinin ve edebi metinlerin birlikte okutulduğunu biliyoruz. Lugal-e'nin taş bölümü, bu iki türün kesiştiği bir yer olabilir.

Eğer öyleyse, şiiri ezberleyen bir öğrenci, mezun olduğunda bir taş tüccarıyla da rahatça konuşabilirdi.

Bu tahmini sınamak için, okul evlerinden çıkan kopyaların hatalarına bakmak yararlı olurdu.

Size soru

Bir taşın adını bilmeden, onun görünüşünden ne olduğunu tahmin edebilir misiniz? Babil yazıcıları bunu yapmaya çalıştı. Ben, açıkçası, yeşil bir taşı başka bir yeşil taştan ayıramam. Belki de bu yüzden Lugal-e'deki o uzun listeye bu kadar hayranım.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap